Aslında tüm sorunların başı ideoloji – Ulus Irkad

0
128

ulus1989 yılında şimdi ye kadar savundukları tüm fikirleri reddedip devlet politikalarının suyuna girecekleri görüntüsü veren renk değişimiyle başladılar serüvenlerine. Verdilkleri mesaj şimdiye kadar hep çatışmayla gelmişler ve pek de hayırını görmemişlerdi. Kendi içlerinde ne gibi bir dönüşüm yaşadıkları pek bilinmiyordu ama söylentilere göre şimdiye kadar reddettikleri KKTC olayını da artık parti içinde self determinasyon olarak belirleyenler de vardı. Belli ki bu konularda kendi içlerinde de bir cebelleşme içindeydiler. Daha doğrusu öyle söyleniyordu. 1990 yılında girdikleri ilk seçimlerde sağa ilk göz kırpışları geliyordu ekranlara ve artık saklanacakları bir fedai daha vardı kendilerini paklayacak, o da YKP’ydi. Bir suçlama mı olacak veya “Siz ırkçı bir partisiniz çünkü siz Türkiyelileri istemiyorsunuz” dendiğinde veya sorulduğunda YKP gösterebeleceklerdi bir günah kleçisi olacaktı çünkü YKP taşınan nüfusa ve Kıbrıs’ta Kıbrıslıtürklerin kaderinin belirlenmesi nde sadece Kıbrıslıtürklerin oyunun belirgin olmasını istiyordu. Rahatlamışlardı çünkü bu suçlamalardan kurtulmuşlar ve YKP’yi bu aşırı talebinden ötürü hedef tahtasına da koydurup rahatlayabilirlerdi. Nihayet artık 1990’lara gelinmiş Türkiye’de Kürt Sorunu en doruk noktasına çıkmış ve çatışmalarda binlerce insanın ölümü mevzubahis olunca, Türkiye derin yetkilileri o hoşgörüsüz tavırlarını Kıbrıs’ta da göstermeye başlamıştı. Resmi ideoloji dışına çıkan kişiler veya partiler de bombalanmaktaydı. Tabi hedefin başında da Yeni Kıbrıs Partisi gelmekteydi. 1990 seçimlerinde YKP’nin AB üyeliği konusundaki talepleri ve seçim sloganları bayağı liderliğin ve de TC derin devletinin rahatsızlığına neden olduğu için, onlar bu saldırıdan pek de paylarını alamadıklarından rahattılar. Durduran’ın mikrofonlardan kırmızı pasaport göstermesini , olmayacak duaya amin dediği için alaylı bir gülümseyişle karşılamakta, artık onlara politik transformasyonlarından ötürü güven duyan liderlik onlara hükümet kapısını açacağı için rahatlıkla seçimlere girmekte ve hükümet olmakla sahip olacakları ayrıcalıkları düşünmekteydiler. Nihayet 1993 seçimleri sırasında koalisyon hükümetinin küçük ortağı olmuşlardı. UBP’den DP diye bir yavru doğmuş ve bu yavru da güya UBP’den ayrılarak demokrat olarak KKTC’yi demokratikleştirecekti. Nihayet beklenen de olmadı. Gerçi beş sene hükümetçilik oynadılar ama hükümet olmakla iktidar olunamayacağını en büyük deneyim olarak algılamaları gerekiyordu. Onu da anlayamamışlardı. Doğu Akdeniz Üniversitesi’nde Kürt öğrenciler sorgusuz sualsiz ülkelerine gönderilince ve de arkasından da Kutlu Adalı cinayeti ortaya çıknca, bu olayları da ellerinde olmayan nedenlerden dolayı engeleyemeyince, genel başkanları hükümetten istifa etmelerini istemiş, o direnince onu partiden tasfiye etmişlerdi. Beyler, hükümette kalacaklar ve bu alıştıkları yeni ortamı sonuna kadar kullanacaklardı. Devri iktidarları bittiğinde halka karşı ellerinde birşeyleri kalmamış, ülkede sadece seyirci durumunda olduklarını görmüşlerdi. Bir daha hükümet olmayı da 2003 sonrasındaki, halkın sokaklara çıkmasıyla göreceklerdi. O işi de maharetli bir şekilde kulalnıp halkı bir kere daha kandırdılar. Ama gene o inandıkları ideolojileri ve de mi,rasları, evrensel iflas olarak onların mahalli olarak iflaslarını da hazırlayacaktı. Hükümete gelip de bir iş başaramadıklarında gerçi onlar asıl sebeten kaçıyorlardı ama aslında kaybedişleri evrensel kaybedişlerinin bir yansımasıydı.

Burada verecekleri sınav da başarılı bir imtihan olmadı. Hükümetçilikleri de başarısızlıkla noktalanmış ve hükümeti tahtaravalli misali UBP’ye devretmişlerdi. Devri iktidarlarında da birçok olumsuzluğa imza atmışlar, memurların ve çalışanların maaşlarnı düşürme şampiyonluğunda başı çekmişlerdi. UBP’nin beş yıllık hükümeti ise halka gene bir sükut-u hayali getirmişti. Daha sonra tekrar şimdi de hükümetteler. Aynen yani baştaki gibi şu anda DP -UG ile koalisyon yapıyorlar ve koalisyonlarının daha ilk gününde elektriğe %30 zam yaparak halkın beline kazmayı indirmişlerdi.Peki bu parti niye Kıbrıstürk halkına bu yaşanılan olumsuzlukları yaşattı? Şu anda niye hüsranın batağında? Niye Mağusa veya Girne’deki partililer partinin aday gösterdiği Belediye Başkanına değil de oylarını sağcı adaylara fürtursuzca kaydırdılar? Bu yaşanılanlar size göre tesadüf mü? Değil, elbette. İdeolojik olarak geldikleri gelenek araştırmayı , herşeyin niçinine varmayı engelliyor ve genelde bu ideoloji gerçeklere varmamak için birbir çeşit dolaylı yol kullanır ama sonuında korktukları nokta veya kader hep onları takip eder ve yüzlerine sırıtır. Aşağıdaki alıntıları veren kitapları okusalar, tartışsalar ve de ders alsalardı aslında bugün belki de bu yanlışlara ve de kısır döngüye düşmeyeceklerdi:

“Tek ülkede sosyalizm teorisi ile birlikte, bürokrasi tarafından Bolşeviklikte, Merkez Komitesi’nin herşey, partinin ise hiçbirşey olduğuna dair bir teori de tedavüle girdi. Ne olursa olsun bu ikinci teori birincisine göre daha fazla başarıyla gerçekleşir. Lenin’in ölümünden yararlanan iktidar grubu bir “Leninist toplama”ya girişti. Her zaman titizlikle korunan partinin kapıları bu kez ardına kadar açıldı. İşçiler, memurlar, küçük yetkililer sürüler halinde katıldı. Bu manevranın siyasal amacı, devrimci öncüleri, tecrübesiz, bağımsızlıktan yoksun, ve bir o kadar da otoriteye boyun eğme alışkanlığına sahip olan bir insan hammaddesi içinde eritmekti. Plan başarılı oldu. Bürokrasiyi proleterya öncülerinin denetiminden kurtarma yoluyla “Leninist toplama”, Lenin’in partisine ölümcül bir darbe indirdi. Mekanizma gerekli bağımsızlığı kazanmıştı. Demokratik merkeziyetçiliğin yerini bürokratik merkeziyetçilik aldı. Parti mekanizmasının içinde şimdi, en yukardan an aşağı kadar köklü bir personel değişikliği gerçekleştirilmişti. Bir Bolşeviğin başlıca fazileti, itaat olarak belirlendi. Muhalefetle mücadele maskesi altında, devrimcilerin yerine profesyonel hükümet görevlileri getiren geniş bir operasyona girişildi. Bolşevik partisinin tarihi, onun hızla dejenerasyonunun tarihine dönüştü.”( İstanbul, Köz Yayınları, 1980, sf.81-82-83)

“Bir taraftan ilke düzeyindeki tutarsızlıklar, öte yandan ilkelerle uygulama alanında ortaya çıkan uyumsuzluklar Dünya devrimci mücadelesi için önemli bir talihsizlik olmuştur. Stalin’in bürokratik bir karşı devrimle iktidarı ele geçirmesiyle ve işçi sınıfının yerine bürokrasinin diktatörlüğünü koymasıyla zaten Komintern diye ayrı bir şey de kalmıyordu. Artık bundan sonra Komintern (III. Enternasyonal) Stalin’in elinde emperyalist devletlere karşı bir “pazarlık aracı”, bir “diplomatic araç” işlevi görecekti. Ne ki, Stalinist bürokrasinin ürettiği efsanelerden yakayı bir türlü kurtaramayanlar, uzun yıllar Stalin’in tüm karşıdevrimci politika ve uygulamalarını “devrimcilik”,”ilericilik” olarak görmeye devam ettiler…”(Ankara,Özgür Üniversite,2007,sf.115-116).

1917 devrimi sırasında yollarını Bolşeviklerden ayıran Anarşistler de şunları söylüyordu:

“Bolşeviklere yardımımız onların zaferinin başladığı noktada bitmelidir. Yeni bir cephe açmalıyız, çünkü ilerlemenin gereklerini yerine getirdik. Şimdiki savaş alanını terk edeceğiz. Artık Bolşeviklere eşlik etmeyeceğiz; çünkü onların “kurucu” çalışmaları başlamış, daima karşısında savaştığımız ve ilerleme için bir fren olan devleti güçlendirmeye yönelmiştir. Yok etmeye kararlı olduğumuz bir şeyi güçlendirmek bizim işimiz değil…”(İstanbul,Versus, Anarşizm,sf.438).

Yukarıdaki alıntıları sadece bu partiye üye olan gençleri biraz düşünceye garketmek için yazdım. Yapılan kendi içlerindeki tartışmaların ne kadar ideolojik nedenleri olduğunu ve yapılan yanlışların aslında şimdi başlamadığını temelinin çok eskilere dayandığını, eğer tartışılacaksa tarihsel geçmiş yanlışların da birlikte tartışılması gerektiğini belirtmek istiyorum…

Yorumunuzu ekleyin

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.