Yerel seçimler, anayasa referandumu ve akıl tutulması – Özkan Yıkıcı

0
166

Haziran ayını da noktalıyoruz. Önümüzdeki hafta sonu iki önemli konuda oy vereceğiz. Birisi yerel seçim, ötekisi adı kadar içeriği olmayan anayasa referandumu. Önemli sayılacak konular ile kamuoyuna onca çaba gösterilme hamlesine karşın; pek de ilgi görülmeyip oy kulanımı olacak bir dönemden geçiyoruz. Hele de adı kadar içerik ve ilginin olmadığı Anayasa referandumu, oldukça çarpık göstergelere sahiptir. Tabi çok önemli bir akıl tutulması da vardır! Her konuda olduğu gibi, bu konularda da sanki dünyanın en normal ülkesinde yaşıyormuşuk gibi, olayları konuşmaya çalışıyoruz. Kendi hiçsel koşulumuzu da “höşgörü” imajı ile de örterek, bunu beceriyoruz! İlhak koşullarını, dış müdahil dinamiğini, sistemsel yeni sömürge gerçeklerini; hepsini ötelendirip, dünyanın en “çağdaş demokrasi dersini” verditiliyoruz! Daha daraltacak olursak: Referandum konusu olan anayasa alanında dahi nasıl hukuk yapımızı hep gözden ısrarla kaçıştırırız. Ufak bir anımsatma: bizim Anayasamıza göre denize girmek bedavadır. Hatta son yapılan müracaat ile de yeniden alınan kararla bu kanıtlandı. Fakat deniz sahilerinin belirli yerlerini ele geçiren belirli kesimler; bu yazılı metni ve yeni karara karşın; sizi denize sokma değil; para alarak adeta haraçla kıyılara sokuyor. Kamusal alanlı kıyıların yasal gücü; yetkinin mutlak erkini aşamaz. Bunabenzer nice olay ile ülkemiz hukukunda yasal yetki dengesinin olmadığı; yetkinin mutlak ama yasaların ikincil olduğunu birçok kanıtla kolayca konuşulduğu zaman anlarız. Basit trafik cezasından, birçok konudaki torpil mekanizması ve nice kayırmacı ayrıştırmlar yasalarla değil; yetkinin mutlak kulanımı ile yasalaşır. Yazı değil yetkinin belirleyici olduğu bir hukuki duruma sahipiz.

Başka bir açıdan; yine takıldığımız demokratik lafı ile şunun da olması gerektiğini de pek bilmek istenmeyen kural oluyor. Kuvetler ayrımı ve yargının bağımsızlık ilkesi bizde temel değildir. Onun için yasa, yetki kulanan ve mahkeme birlikte ayrışmalarla denkli şekli ile işlemez. En ufak konuda dahi partili, yandaşlı ayrımlara bolca raslarız. Oysa tüm yazılı hukuk kuralalrında bu yasaktır. Hatta konulan temel ilke ile “eşitlik” zorunluluğu da yazılır. Ama işe girerken, işiniz olurken, trafikte ihlal yaparken ve nice konuda bunarla pek fazla raslamazsınız. Hele de onca anayasal ilkeye ve eşitlikci vurgulara karşın; bunları çiğneyen yasadan yetkiye bolca kanıt bulursunuz. Hatta sizi çıldırtacak şekli ile yüzleşirsiniz. Böylesi bir ortamda Aynayasa tartışması yapıyoruz. Bunu dahi yazılı metinlerle bile yapmıyoruz. Kulanılan en basit “demokratik” ilkesinin dahi ne olduğunu bilmeden, söylenip dururuz. Dedik ya; ülkenin ne olduğunu unuturuz. Önümüze konulan gündemi veya sunulan algı ile; bocalayıp kalırız. Hatta okumadan duyulan ile de fikir ileri sürmenin de kolaycılığına geliriz.

Birazda teori yapalım: Anayasalar genelikle tıkanan yapıda, ya ayarlamalarla imaj yapma, ya reforum ile iyleştirme, sorunalrı örtme ve kontrol altında baskılatılma dönüşümü yapma veya tıkanılan süreci dönüşüme uğratıp değiştirmek için baş vurulur. Saydığım bu birkaç kriterle bizim isimlendirmesini size brakıyorum. Yine; Anayasa olayında direk kaldırtmadan tutun yeniden dizayine veya birkaç değişiklik gibi çeşitli yöntemlere baş vurulur. Bunları belirleyen ise egemen siaysetin durumu ile halkın muhalefet değişim çizgisi etkiler. Devletin yönetilme hukuk yasal görünümü ile halk tepkileri bu kuralın gelişmesinde önemli rol alır. Genelikle sosyal muhalefetin değişim talebi olmayan yerlerde; tüm anaysal değişiklikler devlet içi ayarların ötesine geçmez. Sadece darbeler daha diktatör yasalar oluştururken; aşmazlarda kitlesel kontrol için; bazı kanunları şöylesine dokunulur. Özüne dokunulmadıkça ayni kuraların egemenlere göre işlediği ise Türkiye 12 Eylül anayasası ile olanlar bunun çok güzel göstergesidir.

Anayasa referandumunda ise sunuş karşısında toplumsal güçler denklemi önemli etkendir. Olayın yapılanış şekli ile duyulan tepkiler sonuçta “evet hayırı” etkiler. Anayasanın içeriği ve oluşturduğu tepkiye göre ayrışma belirlenir. Bunu bizim son durum ile belirleyelim. Aslında son anayasa olayı öyle yoğun toplumsal tepki talebi ile oluşmadı. Bunun son kanıtı ise tartışmalarda kamuoyunun katgısının hiç olmaması ve referandum sürecinde ilgisizliğin öne çıkmasıdır. Hala abartılı övgülü referandumda neyi değişeceğini bilmeyenelrin oranı çok! Hatta şu tuhaf olay normal gibi yaşandı. İçeriği boşaltılarak “meclise” giden basit ayarlar dahi; orda yine oldubitti ile silikleştirilerek tamamlandı. Olayı öne çıkaran kesimin önemsediği konular dahi metinden çıkarıldı. Yine de Anayasal değişimi daha da silikleştirenler değil, başlangıcını yapan “Tufan” gibi kişiler hayır nedeni ile ekranlara çıkıp savunmaya çalışıyorlar. Türkiyedeki AKP kopyası ile “yetmez ama eveti” işlemeye çalışıyorlar. Hani bazı kesimelr ısrarla hayır demeseler; kimse referandum olduğuna dayir konuşacak değildi!

Bukadar laftan sonra; hem içerik bakımından sığ olan; sistemin devamı için ufak ayarların olduğu bu referandum atlandırmaya aklı başında olan evet demezdi! Nitekim; meclis ortak kararına rağmen, duyarlı kesimelrin sesi yine de yükseldi. Enazından “neoluyor” sorusu ortaya çıktı. Yoksa konu yerel içinde kolayca bilmeden evetle oy yüksekliği ile geçip: “Biz çağdaş demokratik kitlesel destekle, anayasa reforumu yaptık” ballı sözleri diler dökecekti! Bu referandumda neyazık ki bilmeden oy kulacnacaklar veya ilgisizlerin belirleyici  olacağı bir koşul ile yapılıyor. Tabi pardi bağı ile çıkarcılık beklentisi de hesaba mutlaka katılmalıdır.

Bu tip Anayasa referandumlarda hayır sistemi ret etme, getirilen değişikliklerin yetersiz olma gibi ikilemli bir karşı duruş da oluşur. Sistemi sorgulayan ve değişim isteyen ile önüne konulanı yetersiz gören kesimelrin buluştuğu karşı itifakın sesi haline gelir. Bizde özelikle parlemento gerçeği ile biranlamda parlementer, yöentimsel ve yandaşların sistemsel buluşmasını da görüyoruz. Sonucu okurken bu ayrışmayı iyi bilelim. Ama sistem şikayeti ile değişimin ayni olmadığını da anlayarak sayısal sonucu değerlendirmemiz gerekir.****

Birazda yerel seçimlere değinecem: Genelikle tüm konu ile ilgili yazılarımda yazdığımı tekrarlayarak başlayacam. Sol dünyada hükümet ekseninde başarıları tartışılır olsa da yrel  düzeyde oldukça başarılıdrlar. Hatta en diktatör yönetimelrde belediyecilikte sol başarılar önemli örneklemlerdir. İnsanlara yakın olma ile sosyal politika uygulama şansı sonucu; Sosyalistler dünyada önemli belediyecilik örnekleri yaratılar. Hatta birçok ülkede Sosyalistlere genelde oy vermeyenler; belediye seçimlerinde yönetime getirdiği de görüldü. Avusturya ve bazı başka ülkeler; bunun son kanıtlarıdır. Birde merkezden uzak insana yakın olma durumu sonucu; belediyelerde çalışma olanakları ile kitlesel desteklenme durumu da vardır. Dünyada çoğu ülkede parlemento boykotu veya olanağı yokken; belediyesel yerel başarılar nedeni ile Sosyalist uygulamalar oldukça mevcutdur. Neoliebralizmin rantlaştırma ile kentsel pasta kavgası sonucu; sağ yerine solun tercihleşmesi de artı. Ketnsel çarpıklı; toplu taşımacılık, insana yönelik projeler, su gibi sosyal hakın kulanım olayları ile kültürel faliyetler sonucu kitlelerin katılımcı olmaları ile sol belediyecilikte önemli başarılar kazandı. Boşuna değil; Türkiye hala Fassa, dikili gibi örnekelri gösterme ihdiyacı oluyor.

Yerel seçimlerin yerel kadar, genel bazı refleksleri de vardır. Son Fransa olayında olduğu gibi; Sosyalistlerin belediyecilik başarısına rağmen; sırf hükümet ve başkana duyulan tepki ile sola değil; sağa oy vererek yerel seçim ile cezalandırma yapıldı. Sanırım Kıbrıs bunu iyi okuması gerekir. Tabi şu yanılgıya da düşülmeden: koltukta olanı cezalandırırken; öteki yanlışı da yükseltmemesi gerekir. Protesto ve cezalandırma genel oylama bazen bir yanlışa öteki yanlışı ekleme tehlikesi de her zaman vardır.

Yazı uzadığı için; bizdeki seçimlere fazla giremedim. Ama her şey ortada. Kentlinin kentli olamadığı, tüm hakalrının rantiye dönüşümüne uğradığı; kentin kent görünümünden dahi çıkıp, kalabalık insan akışkanlığına girdiği; nifusunun dahi bilinmediği ortmda sol adaylarda çıktı. Burda böylesi yapının nekadar kentli gözü ile baktığı da önemlidir. Sol burada bir sınav verecektir. Şimdiden sitemin güçleri “oy verirseniz, öteki kazanacak” probagandasına çoktan girdiler. Olayın nekadar antidemokratik olduğunun da öteki kanıtı budur.Nifusunun sayısı bilinmeden nasıl hizmet yapıalcak sorusu dahi sorulmayan bir seçime gidiliyor. Değişeni bilinmesin ve nifusu bilinmeden referandum ve yerel seçim! Galiba bizi “balık havızalı” zanediyorlar. Bakalım Kıbrıs temuz ayında bize bu gelişmelerin sonuçlarını nasıl yazdırtacak? Enazından seçenek olma ve değişim isteme adına sol sosyalist adaylara oy verilmesi önemli bir moral olacaktır. Ayni zamanda tepki varsa da bunun hakikaten değişime yönlenmesinin de sinyali alınacaktır.

Yorumunuzu ekleyin

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.