Amed’te Kürdistan konuşuldu – Ali Sarıtepe

0
155

TC Başbakanı Erdoğan ile Kürdistan Bölgesel Başkanı Mesut Barzani Kürt meselesinden bahisle aslında konuştukları Kürdistan’ın geleceği ve dolayısıyla Ortadoğu’ydu.

Amed beyanları tek tek kendi pencereleri noktasında yaptıkları açıklama gibi görünse de, aslında politikalarında bakış açılarının türdeşliğinden dolayı vizyon ortaklıklarının alenileştirilmiş olmasıdır.

Kürt sorununun esas itibariyle Kürdistan sorunu olduğunun altı çizilmiştir. Sorunun daha tam anlatılması meşrulaştırılmıştır.

Erdoğan Amed halkına ‘barış sürecine destek verin, sahip çıkın” söylemiyle vaad ettiklerini belediye başkanlığı seçim sonuçlarına rehin etmiştir. 2013 Newroz’unda ki iki milyon civarındaki katılım hiç olmamış gibi konuşarak görmezden gelmiştir. Sürecin tek aktörü sadece kendisiymiş gibi davranarak paydaşlığa Mesut Barzani’yi de katma hesabı içerisine girmiştir.

Batı Kürdistan’da/Rojova’da kurulmaya çalışılan otonom bölgelere Barzani karşı çıkarak, tanımıyacağız diyen Erdoğan’la örtüşme yaratmıştır.

Mesut Barzani’nin Rojva’ya yukardan bakarak ayar çekmek istemesi, Kürdistan Ulusal Kongresi toplantılarının fiili engelleyicisi olma haliyle yan yana gelince; geleceğin nasıl okunması gerektiğini durum yeterince açıklıyor olmaktadır.

Hakikatin yada hakikatlerin açıklanması ne kadar istismar amaçlı olursa olsun, o açıklandıktan hemen sonra, artık örtülemeyecek gerçeklik olur.

Bu anlamda, TC Başbakanı Erdoğan’ın Kürdistan demesi anından itibaren doksan yıllık yasaklanma sona ermiş demektir. Kürdistan coğrafi bir tanımlama olarak tekrar meşrutiyetini kazanmıştır.

Mesut Barzani’yi Amed’e Kürdistan Bölge Başkanı sıfatıyla davet ederek, TC politikalarının ısrarla üstünü örttükleri gerçekliğin üzerindeki şalı kaldırarak bilinene yüksek ses vermiştir.

Amed-Erbil/Hewler-Kamışlo ekseninden bahsederken Erdoğan; aynı zamanda Kürdistan sorununun bir Ortadoğu sorunu olduğu gerçeğine parmak basmıştır. (Kürdistan’da ki petrol ve doğal gaz rezervlerinin büyüklüğü dolayısıyla da aynı zamanda dünyadaki enerji sorunu olduğunu bir tarafa bırakarak.)

Amed’te mitingde yaptıkları konuşmanın belirleyici yanlarından bir tanesi de; Batı Kürdistan/Rojova’da YPG’nin etkinliği ve otonom bölgeler oluşturma kararlarının özellikle Erdoğan tarafından kabul edilemez olacağı ifadesi ve Mesut Barzani’nin PYD-YPG birlikteliğine ayar çekmek istemesidir.

Uluslar arası ilişkiler açısından böyle bir tavır Erdoğan’ı aşar.

Gelecekte oluşacak olan yeni Suriye devletini ilgilendiren bir sorundur, ilk olarak.

Mesut Barzani’nin PYD-YPG bileşen haline Esad’la işbirliği yapıyorsunuz, siz bu işbirliğinin sonucu olarak kazanımlara sahip oldunuz demesi; en başta, en başta Barzani’nin asla söylememesi gereken bir laftır.

Nedeni ne olursa olsun, ortaya çıkan vekaletli Suriye savaşında; her savaşta olduğu gibi bu savaşta savaşın tarafları vardır. Ve üstelik bu savaşın vekalet savaşı da olduğu hesaba katıldığı zaman taraf sayısının fazla olması hali de onun özgül yanı olmaktadır.

Savaşlar; çatışmaların açık hali olduğu gibi, bunun içinde olan/olma durumunda olan taraflarında kendilerine pozisyon vermeleri halini de kendisinde barındırmaktadır.

Misal: Türkiye tüm gövdesiyle içindeyken sadece TC şapkasını resmen savaşın içine sokmamış durumdayken, savaşın aktif bir tarafıyken; bu siyasi coğrafyanın asli unsurlarının da bu savaşta kendilerini konumlandırmalarını ya da bu savaşa karşı kendilerini korumaları, onların alacakları pratiklerdir.

YPG-PYD bu noktada kendilerine üçüncü yol çizdiklerini ve bu savaşa taraf olmayacaklarını, esas amaçlarının Batı Kürdistan topraklarını ve yaşayanlarını koruma pozisyonunda olacaklarını ve kendilerini sadece savunma konumunda tutacaklarını ifade ederlerken:

Türkiye, Suriye ile olan sınırını elek haline getirerek İslami savaşçılara her türlü imkanı sunarken, sınır ötesinde operasyon yaparken,

Mesut Barzani Güney Kürdistan’da, Kürdistan Bölgesel Yönetimi Rojova’ya olan sınır kapılarını kapatarak/işlemez hale getirerek kendisini konumlandırırken,  beyanlarda bulunmaları ; bire bir müdahale ettiklerinden başka ne anlama gelmektedir.

Bir parantez açmak Mesut Barzani’ye zorunluluk haline geldi.

Barzani soy isminin KDP ile birlikte anılması ve yine Barzani adının Kürt özgürlük tarihinde önemli bir karakter olması; Mesut Barzani’nin yaratmış olduğu bir şey değildir. Babası Molla Mustafa Barzani, amcası Ahmed i Barzani ve KDP’nin Kürt özgürlük mücadelesinde kendisine bıraktıkları mirastır.

Onlar bu haldelerken illa ki Mesut Barzani’den bahsedilecekse; TC devletiyle birlikte Kürt örgütlenmesi olan PKK’ya karşı nasıl savaştığı kendi tarihine bıraktığı nottur.

Yine o dönemler içerisinde Saddam güçleriyle birlikte YNK’ya Talabani liderliğindeki Kürdistan Yurtseverler Birliğine açtığı savaş tarihinde ki bir başka nottur.

Kürt Ulusal Kongresinin toplanmasına engel teşkil ederek, genel Kürt politikaları ve ilişkileri çerçevelerinin çizilmesini engellerken; PYD-YPG’ye ayar vermeye kalkması izah etmesi gereken bir davranış olacaktır.

Aynı amaç noktalı farklı örgütlenmelerin olmaları eşyanın tabiatına aykırı olan bir durum değildir. Amaç ortaklığını, bulundukları noktalardan okuma farklılıklarının getireceği farklı örgütlenmeler ve buna tekabül eden siyasi yürümeler olacaktır. Esas olan bu farklılıkları karşıdakini görmeme noktasına taşımamaktır.

Bugün, KDP; ulus devlet karakterli pratik adımlarını süreklilik haline getirmeye çalışırken, siyasetini ve siyaset ilişkilerini buna göre tasarlamaya çalışmaktadır.

Batı Kürdistan özgürlük mücadelesi egemen anlayışı da kendisini demokratik özerklik üzerinden düzenlemeye çalışmakta ve siyaset ilişkilerine de bunu egemen etmek istemektedir.

Tam da bu noktadıa:

Kürt Ulusal Kongresinin doğmadan öldürülmesiyle; etnik kongrenin kapsayıcılıktan uzak olacağı düşüncesiyle, Kürdistani Toplumlar Kongresinin vücuda getirilmesi ve bunun alt halleri olan Ulusal Kongrelerin yapılandırılmasının Kürdistan toprağının sesi ve dilinin tam hali olacaktır.

Mesut Barzani’nin Amed’te Kürt örgütlenmeleri tarafından karşılanmış haline merkez medyanın okumaları ise; Kürt özgürlük hareketini tamamen bilmemekten gelmektedir ya da istismara uğratılmak istenmektedir.

Gerek BDP (Barış ve Demokrasi Partisi), DTK (Demokratik Toplum Kongresi) olsun, gerekse de buna benzer örgütlenmeler olsun; kendi içlerinde farklılıkları koruyan, genel prensiplerde  paydaş olmalarında, başka noktalarda farklı düşünmelere kendilerini özellikle kapatmayan yapı hallerindeler. Onların bu hali, onlara zaaf yaratmamakta tam tersine güçlü olmalarına vesile olmaktadır.

Diğer yandan:

Mesut Barzani’nin Amed’e geliş biçimi, Rojava’da almış olduğu tutum ve Kürt Ulusal Kongresini engelleyici hali; DTK’yı Ahmet Türk, BDP’yi TBMM idare amiri Sırrı Sakık ve parlamenterler olarak Leyla Zana ve Ahmet Tan tarafından karşılanması temsiliyette tam, gönülde ise kırılgan olmanın ifadesi olarak algılandırmak isteniyor hali olması gerek.

Yorumunuzu ekleyin

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.