Son siyasal gelişmeler: Downer turda muhalefet ve Türkiye izleniyor

0
137

Kıbrıs Sorunu üzerinde çalışmalar uluslararası olarak arttırıldı. Ekonomik sorunları nedeniyle güneyin uzak durmak istemesi çözüm istemeyenler tarafından imaj çalışması için uygun bir ortam yarattığı için çözüm ister görünmek isteyenler de ortaya çıktılar.

Güneyde uzun süren oyunun içinde debelenmekten başka yol olmadığını sananlar Türkiye ve kuzeyde de bol bulunduğu gibi ayni yoldan gitmeye çalışıyor. Ekonomik olarak zayıf duruma düşünce taviz beklentisi olacağını bundan kurtulmak gerektiğini düşünüyorlar. Sanki ekonomik bakımdan kıskanılan durumda olduklarında çok etkili oluyorlar ve istediklerini alıyorlardı.

Masada taviz vermenin bir anlamı olmaması için paket antlaşma yapanlar da onlardı. Paket görüşme olmasa da anlaşılanlar gerçekleştirilse idi belki bir anlamı olurdu ama ekonomik kriz masaya yeni bir boyut ekleyecek değildi. Ekleyecek olsaydı çözüm sonrasında krize çare diye bazı öneriler de masaya konurdu. Çözüm modelinden hiç sapmadan doğal gaz ve petrol konusunda özel bir bahis açma niyeti krizden etkilenmediğini söyleyip duran Türk tarafı oldu. Ancak bu anayasal konu olarak enerji ve doğal kaynakları federal devlete bırakmak şeklinde uzlaşmaya konduğu halde buna aykırı olarak Türkiye’ye doğal kaynakların çoğunu terk eden antlaşmayı Türk tarafı imzalayıp ilan etti. Onun için bu konu da krizin bir fırsat değil sadece yeni kavga açma konusu olarak kaldı.

Dünyada hidrokarbon yatakları konusunun tarafları çıkarlarını düşünerek sorunu çözmeye ve sonuçta Türkiye üzerinden satışa sunulmasının kârını paylaşmayı düşünmeye özendireceğini iddia edenler oldu. Bu da akıl işidir ama akıllı insan davranışı Türk ve Yunan kültüründe az bulunur bir şeydir. Gerçek yaşamında üç kuruş için aldığı risklere bakarsak para hırsları çoktur. BM ambargosunu delip Suriye’ye silah ve mühimmat kaçırılmasına aracılık edecek diye yıkıcı patlamaya olanak verenler onlardandır. Sovyetlerin ve Yugoslavya’nın geçiş döneminde halkın servetlerini yurtdışına kaçıranlara çanak tutup servet yapmaya kalktığı için banka ve finans reformunu yapmayanlar ve finans krizine ve arkasından ekonomik krize ülkelerini duçar edenler de onlardandır. TC yardımları hatırına Türk lirasını resmi para yapıp para politikasız hale düşmeyi kabul eden o nedenle tüm sektörlerinin rekabet edebilirliğini sıfırla çarpan, bundan geçinen insanlarla nüfusunu bile kaybeden gene onlardandır.

Barışçı görünmek için yarışa giren ama barışa gidecek yolu tıkamak için elinden geleni esirgemeyenler de onlardandır.

Barışçı görünmek isteyen önce barışı olanaksızlaştıracak gelişmelere dur der. Bankalara tehditler savurup Rum mallarını da ipotek kabul edip kredi versinler, gençlere kırsal bölgede arsa dağıtma yarışını sürdürenler, tüm coğrafi isimleri değiştirme çabasında olanlar ve eski isimleri kullananlara Rumcu diyenler de onlardandır. Buna rağmen AB komisyonu genel sekreterliğinin AB’ye yunanca dedikleri coğrafi isimleri kullanma çağrısı yapmalarını Rum tarafını barışa giden yolu tıkamakla suçlamalarını anlamak da onların ve diğerlerinin kültürlerini hatırlarsak değerlendirebiliriz. Başka türlü saçma olur.

Muhalefet barışçılığı elden kaçırmamaya ve başka türlü konuşup da gerçekten barışı savunanlara fırsat vermemeye çalışmaktadır. Yoksa gerçekten barışçı olsaydı şimdi görüşmelere başarı şansı kazandırmak için önerilerini sıralamakla uğraşırdı.

Ortada bir sorun var ve paket görüşme yöntemiyle başarısızlığa uğranılmıştır. Önce pakete devam mı yoksa uzlaşılan noktalarda bir ara antlaşma yapıp uygulamaya koymaya çalışmak gerekmez mi? Karşı tarafa görüşmelerde tıkanmaya neden olan görüşülememiş konuları görüşmeye hazırız demek deyip o konularda görüşler ileri sürmek gerekmez mi?

Asker ve garantiler hakkında arada sırada görüşler ileri süren muhalefet şimdi neden susar? Etraftaki denizlerde Türkiye’ye aslan payını veren antlaşmaya karşı tarafın evet demeyeceği belli iken “haberimiz olmadı, bize bilgi verilmedi, meclise getirilmedi” gibi itirazlardan başka bu Kıbrıs’ın haklarını ihlal eder demek gerekmez mi?

Silahlı müdahale hakkını değiştirmek için bir hazırlık yapılmasını istemek şart değil mi? Garanti hakkının görüşülmesine katıldıktan sonra unutmak barışçılıkla bağdaşır mı?

AB iletişim genel müdürlüğünün Brüksel’deki toplantılara katılacak olanların Güney’den gitmesi direktifini bile sorun edip yazılar yazan Eroğlu’nun limanların kullanılması ile ilgili tek bir kararın olmadığını söylemesine rağmen ambargolardan söz etmesini politika sanıp destekliyorlarsa muhalefetin barışçılığı nerede kalır? Eroğlu ile henüz görüştüler her hangi bir itirazları varsa biye söylemiyorlar?

Türkiye’nin temsilcileri gibi onun hık deyicisi olarak hareket eden iktidar rolündekilerden farklı görüşleri varsa açıklamaları gerekir. Görüşme hemen başlasın derlermiş ama masaya davetlerine tek bir öneri ile katkıda bulunmadılar. İktidar katkıda bulunmadı da muhalefet bulundu mu? O da Kraliçe’nin sadık muhalefeti gibi masaya çağrı yaptı o kadar. AB başkanlığı Kıbrıs’a geçti diye görüşmeleri terk ettiklerini unutmamızı, bırakılan yerden görüşmelere devamın garanti edilmesini ve zaman yitirilmemesini hep bir ağızdan söylerlerken iktidar muhalefet sadece çözümsüzlüğün garantisi olan Türkiye’nin Rum tarafını zor duruma sokma çabasına destek olduklarını görmeyecek değiliz.

Bir yönetim sadece bir konuya saplanıp kalmaz. İş bölümü yönetimin ilk yapması gereken iştir. Hiçbir iş sıraya konup da bekletilemez, bekletilebilecek olanlar ilişkili olanlardır. Çok yönlü çalışma esastır. Yoksa Mali’deki patlama gibi sürprizler onları bekler.

Yoksa sen kredi beklerken önüne hidrokarbon garantisiyle düşük faizle kredi teklifini Türkiye üzerinden yollama projesine bağlı olarak koyarlar ve bunu çözmeye bak derler şaşa kalırsın.

Yorumunuzu ekleyin

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.