Sultan, dük, prens ve hallerimiz! – Yılmaz Parlan

0
168

2012’de ne olacak diye hayal kurmadan önce isterseniz 2011’ de neler oldu bir hatırlayalım… Hatırlayalım ki varacağımız limanın rotasını bulalım!

 

Has Odanın Sultanı Hürrem Sultan

Has Odanın Sultanı Hürrem Sultan: “İş yapıyoruz ki insanlar bizi seçiyor. Yılın en görkemli Genel Kurulunu yaptık, eylemler büyük ölçüde amacına ulaştı.” Sanırsınız ki Esnafın sorunları çözüldü ve Esnaf altın çağını yaşıyor. Tabii ki gerçek öyle değil. Esnaf, tarihinde olmadığı kadar Bankalara, Tüccara, Sermayeye ve Devlete bu denli ezdirilmedi.

Başardık dediği ise Esnaf ezilirken o bir kez daha Oda Başkanı oldu. Ona bir hatırlatma yapalım: Bu işler öyle ateş yakmakla olmuyor Ateşlerin Sultanı!

 

Keşke öyle büyüdük demekle olsaydı bu işler Mösye Tatar!

İşgal altındaki toprakların en tantanalı ve en şaşaalı Dükü, hayatı matematikten ibaret sanan Maliye Bakanımız “Kamu maliyesini düzelttik, büyüyoruz, herkes kriz yaşarken biz yatırım yapıyoruz” diye yerleri gökleri inletti. Yılbaşına sayılı günler kala maaşların ödenmeyeceğini bile bilmeyen ama mangalda kül bırakmayan sayın Bakanımız. Ekonominin çarklarının dönmesi için Esnaf’ın kusursuz saat gibi çalışması gerekirken verilecek 13’ üncü maaşın esnafa değil de bankalara gitmesi için “Lüks tüketimden kaçının” diye fetva veren Bakan. Demek istiyor ki, aslında sıkıntı yok ve biz çok iyi yönetiyoruz ama siz gereksiz harcamalarınızla bu durumlara düşüyorsunuz. Tereyağından kıl çeker gibi işin içinden sıyrılmak budur işte.

E Dük unvanını boşuna almamış! Soralım: “Ekonomi büyüyor yatırımlar devam ediyor da biz bu büyümenin neresindeyiz?”. Niye her ay maaş ödemelerinde sorun oluyor ve neden işsizlik had safhaya ulaşmış? Rekor sayıda işyerleri tek tek kapanıp esnafın havlu attığı küçücük bir ülkede 98,000 kişi dava edilmiş ve binlerce insan Kıbrıs’ın güneyine yerleşmiş. Tüm bunlar mı dediğiniz büyümenin eseri? Keşke öyle büyüdük demekle olsaydı bu işler Mösye Tatar!

 

Muhabiri mesai sonrası geç vakit ayağına çağırıp azarlayan Prens.

Prensimiz ise Reis-i Cumhurun biricik yaver Prens,i Ekonomiden sorumlu Enerjik Bakanımız ve Sarayımızın sadık kullarından, Yılbaşı öncesi elektriğe % 35’e varan zamları “Müdürü”ne yaptıran Prens. Onu açılışlarda gülücükler dağıtırken görebilirsiniz ama, zamdan haberi olmadığını söyler durur. Öyledir bu işler; işin içinden sıyrılmak buna derler zaten. O hiç zam yapar mı? Ancak da ekonomiyi büyütür! Dünya küçülürken, o büyüdüğümüzü müjdeler. Açılışlarda da en öndedir. Yaptığı icraatlar basında yeterince ön plana çıkmayınca, muhabiri mesai sonrası geç vakit ayağına çağırıp azarlar bu Prensimiz. E Prens ya! Havasını atacak ya! Aklı sıra gücünü gösterecek ya! Seni gidi seni! Ekonomi uzmanları % 3 büyümenin bile topluma ciddi bir refah sağlayacağını söylerken, toplum nasıl olur da bunu hissetmez?

 

Ekonomik örgütlerin adları var ama kendileri yok.

Ve bir de tabii ki ekonomik örgütlerimiz. Saraya ve düzene sıkı sıkıya bağlı olduklarından, üyeleri ticari tarihin en zor dönemlerinden birini yaşamasına rağmen, ezilmelerine seyirci kalan, esnafı büyük sermayeden koruyacak anti tekel anti damping yasalarının çıkması ve sözde var olan rekabet yasasının çalıştırılması için kılını bile kıpırdatmayan örgütler. Baksanıza Maraş’ın BM gözetiminde yasal sahiplerine devredilmesi konusu gündemde olup, toplumun % 63’ unun onay verdiği bir meselede ekonomide Big-Bang yaratacak barışın ve toplumun önünü açacak böylesi bir projede söyleyecek bir kelimeleri bile yok. Anlayacağınız adları var ama kendileri yok. Düzene bağlı olmak böyle bir şey işte!

 

“Sen kimsin be?”

Meclisteki siyasi partilerimizse yani rejimin neferleri ise toplumun sorunlarıyla pek ilgilendirmiyor. Mecliste zamanlarını çoğunlukla şovla geçiren, birbirlerini bile tanımayan, karşısındakine ikide birde “Sen kimsin be?” diye hitap eden yavru vekilciklerimiz. Sahi siz kimsiniz be?

 

Rejimin gondra sustası Çe-Te-Pe

Ana Muhalefet Partimiz ve rejimin gondra sustası Birlik-Mücadele- Dayanışma sloganının şampiyonu ve moderatörü, toplumun belini kıran tüm yasalarda mühürü olan siyasi partimiz Çe-Te-Pe. Son olarak 41’inci yıl resepsiyonunda konuklarla ilgilenmek yerine, mikrofonu kim eline aldıysa bu Birlik-Mücadele-Dayanışma lafını eveledi geveledi durdu. Ama bir kaç gün önce Meclisin ateşli vekillerinden TDP Başkanı Mehmet Çakıcı konuşma yapmak için çıktığı Meclis kürsüsünde yaka paça aşağıya indirilirken onlar sadece seyretti.

Yani boş laflar bunlar. Herkesin de karnı tok bu sloganlara. Ama CTP kurmayları o akşam gözden kaçmayan başka şeyler de söyledi. Neymiş; UBP’yi alaşağı etme zamanı gelmiş. Ba ba ba ba… Bak sen. Yani beyefendilerin sistemle bir sorunları yok. UBP gidince o koltucuklara kendileri oturacaklar. Türkçesi UBP’ nin işe aldıkları atılıp, yerlerine CTP’li sempatizanlar işe alınacak. Ne değişecek? Değişmediğini daha önce de gördük zaten. Rejimin yegane emniyet sübabı olmaya her koşulda devam ediyorlar. Baba usta Erdoğan’dan bir Aferin’i çoktan hak ettiler. Yaka paça Meclis kürsüsünden aşağıya indirilen Çakıcı’ya gelince, söyledikleri toplumu kahkahaya boğdu: “Güya dokunulmazlığımız var, ellenmedik yerimiz kalmadı”. A Mehmet Beyciğim, bu ülkede demokrasicilik oynamaya kalkarsan başına bunlar gelir. Yine de ucuz kurtulmuş sayılırsın. Elleyip bıraktılar seni! Meclis’te siyaset yapacan diye başka vekiller gibi pantolonunu da donunu da kaybedebilir bu kışın ayazında öylece kalabilirdin! Hele siyasette kaşarlanmış CTP’ye sırtını dayayıp politika yaparsan, haneden de olursun ona göre! Siyaseti oyunun kurallarına göre oynamazsanız Güneş bu ülkede daha çook parlar size de ondan korunmak için şemsiye tutmak kalır! Birlik Mücadele Dayanışma mı demiştiniz?

Ne terazi kaldı ne de arşın…

Medya rejimin motoru. İşte, Statüko dediğimiz şeyin 36 yılın sonunda dimdik ayakta olmasının sırrı da burada yatmaktadır. Demokratik ülkelerde adalet terazisinde önemli rol oynayan, 4’üncü güç olarak nitelenen basın burada maalesef halkın terazisinde değil rejimin terazisinde! Ne terazi kaldı ne de arşın…

 

Makata cop sokacak kadar da işleri maşallah ilerletmişler.

Polis rejimin gaz pedalı. Son günlerde karakollarda yaptıkları işkenceler ayyuka çıkmış durumda. Tutukladıkları kişilerin makatına cop sokacak kadar da işleri maşallah ilerletmişler. Ben söylemiyorum, Meclisin kurduğu Komisyon söylüyor. Sözde, toplumu korumak için kurulan karakollar, meğerse sade vatandaşı ite kaka istedikleri kalıba sokmak için kurulmuş!

 

“Büyüdük” ve “Birlik-Mücadele-Dayanışma” sloganları etrafı sarmış

Hükümet kanadında “Büyüdük” naraları sokaklarda yankılanırken, Ana muhalefet partisinin de kokteyl salonlarında Birlik-Mücadele-Dayanışma sloganları yankılanmakta. İşte bizim mandıradaki hallerimiz bunlar!

Sultanlar, Dükler ve Prenslere duyurulur!

Son olarak KKTC’de insan ömrü büyüyen ekonomi ile birlikte 72 yaşına yükselmiş. Önemli olan ne kadar uzun yaşadığınız değil, ne kadar mutlu yaşadığınızdır.

Ne kadar büyüdüğünüz değil, cebinizde ne kadar para olduğudur. Sultanlar, Dükler ve Prenslere duyurulur!

 

GÖZDEN KAÇMAYANLAR!

7 Temmuz 2007’de CTP- BG döneminde toplumun dibine darı eken Sosyal Güvenlik Yasa tasarısı geçirilirken bizzat Meclise gidip çalışma yapan Çe-Te-Pe’li Oda Başkanı Hürrem Tulga UBP’nin geçirdiği Sosyal Güvenlik Yasasına itiraz etti ve Reis-i Cumhurdan yasanın iade edilmesi için çağrıda bulundu. Öncekini ise hiç anmadı. Bir başka Çe-Te-Pe’li Mütahitler Birliği Başkanı Cafer Gür Cafer katıldığı bir programda Faize Faiz yasasını yerden yere vurup toplumun boynuna geçirilmiş bir ilmik olduğunu söyledi ama o yasanın CTP döneminde geçirildiğini o da unuttu ya da işine öyle geldi! Öyledir benim Çe-Te-Pe’li refiklerim önce sizi Bir evetle dünyaya bağlarlar, Baharda Çözüm sonra da Barışı Hayal Et derler ve sizi hayalle yaşatırlar. Bunları hatırlatanlara da kızarlar.

Yorumunuzu ekleyin

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.