Alpay Durduran

0
265

Yeni yılın sorusu yine ayni. Ne olacak halimiz? Yanıt verebilmek için Kıbrıs’ta her zaman çok menfaatin çatışması gerçeğidir. Onun için başımıza geleceği anlamak için başkalarının başına geleceklerin de değerlendirmesini yapmalıyız. Ancak o zaman da işlerin daha karmaşık hale geldiğini göreceğiz ve kestirme yapmak için zorlanacağız.

Şimdi AB’nin dönem başkanlığı işin içine karıştı ve şimdiden Kıbrıs AB savunma bakanı durumuna geldi. Gerçi çok da önemli bir makam değil ama onun başkanlığında olacak toplantı ve benzer etkinliklere Türkiye katılmayacak, o katılmadığı zaman NATO kaynaklarını kullanma planlarında kısıntı olabilecek. Sonra AB dönem başkanlığı Kıbrıs’a geçecek ve daha yoğunluklu etkinliklere sıra gelecek ve Türkiye gene işin içine girecek. Onun için bu durum Kıbrıs sorunu dolayısıyla AB’ye baş ağrısı olacak.

Denebilir ki bazı AB ülkeleri Türkiye’yi üye yapmak istemez ve bundan yararlanmaya kalkacak ama o istemeyenler bile Türkiye ile ilişkilerin devamında yanadır. Özel ilişki kurulmasını imtiyazlı ortaklık olarak tanımlayarak geliştirmek isterler onun için Kıbrıs sorununun çözülmemiş olması derttir. Yani çözüm için yeni bir faktör ortaya çıkmıştır. ABD de menfaatleri bakımından çözüm isteklerini dikkate almak zorundadır.

Kıbrıs’ta çözüm deyince çözümün ne olmasını istediklerini hesaba katmak isteyince de değişik durumlarla karşılaşırız. Onun için çözüm şekli de bir faktör olarak dikkate alınmalıdır.

Karmaşa içinde tahminlerde bulunmak birçok tahmin ortaya çıkarır.

Örneğin Kıbrıs’ın paylaşılması bazılarına göre çözüm olarak da görünebilir. Artık Acheson planı gibi paylaşım değil ama Türkiye’nin içine sindirebileceği daha az Türk bölgesi olan bir paylaşımla kuzeyin Türkiye’ye bağlanması gündeme gelebilir. Türkiye’nin ayrı bir Türk devleti isteyebileceğini düşünmek kolay değil. Onun yerine Kıbrıs’ta bir Türkiye bölgesi konu olabilir. Kıbrıs’ın tümünde garantörlük hakkını elinden kaçırmak istemeyeceği de düşünülebilir ama yutturması çok zor.

Bakın denizlerdeki haklarda Türklerin haklarını ileri sürerek Mısır’a kadar hak elde etmek Türkiye’nin ihtirası olarak ortaya çıktı. Türkiye, Yunanistan ve İngiltere arasındaki ittifak antlaşması bir paylaşmadan sonra ayakta kalacak gibi değil. İngiliz üslerinin tam verimle kullanılabilmesi için Türkiye ittifak antlaşması ile yükümlülük aldı. Paylaşma sırasında bunlar gündeme gelecek ve Annan planı görüşmelerinde olduğu gibi garantörler masaya çağrılacak. İngiltere masaya geldi ama üsler bölgesine denizin kapısını da açmak için geldi ve girişim yaptı.

Bir AB ülkesinde üye ülkeler ve bir adaylıktan çıkıp üyelik görüşmelerine başlamış ülke paylaşım kavgası verecek.

Kıbrıslı Türkler nerede derseniz, onu paylaşılanların arasında görürsünüz.

Eroğlu güya Kıbrıslı Türklerin lideridir ama bir laf etti Pir lafı etti. Anayasası da adı da değişir dedi. Ona göre oyun devam ettirilecek ama kendisine fazla bir söz hakkı verilmemiş. Sadece yeni emrivakiler telmih edilmiş. Evlendirseler umurunda değil. Aklınca postu koruyacak ve seçmen kandırma numaraları sürdürülecek. O benzerleri gelip gidecekler. Türkiye yardımlarını kim daha fazla alır kavgası yaparmış gibi zaman geçirecekler. Hâlbuki taşlar bir daha yerinden oynarsa nereye yuvarlanacağını kimse bilemez.

Uluslararası konjonktürde çözüm iki toplumun yeniden birleşmiş bir Kıbrıs’ta beraberce yaşamalarını görmek demektir. Yoksa eski usul paylaşma çözüm değil barışçı yöntemlerle çözüm bulmanın olanaksızlığını kabul ve ilanı demektir. Bir AB ülkesinde de paylaşma, hem de üye veya üyelik yolundaki bir uyuşmazlıkta yapılırsa bu bir diplomatik skandal olur.

AB aralarında savaş çıkmasını önleyecek bir ekonomik ortaklık ve otak bir ekonomik alan içinde Amerika karşısında eri kalmaya mahkûm oldukları bir statükodan çıkış için öngörülmüş bir devletler birliğidir. Bunların arasında “ben onların arsında yaşayamam” diyenlere yer olmaz. Birisinin daha az sayıda olanlara ayrım yapacağını peşinen kabul edip ona göre paylaşıma gitmeyi onaylamak görülebilecek şey değil. Kosova’nın Sırbistan’dan AB üyesi olduktan sonra ayrılmasını onaylayacak AB üyesi bulmak, Sırbistan üyelik kararından sonra olanaksızlaşacaksa Kıbrıs’ta paylaşıma da izin verilmeyecektir.

Bu Kıbrıs küçük de değil ama büyük de değil bir adadır ve görüyoruz ki boyundan çok etkiler yaratmaktadır. Bu etkileri nedeniyle de birçok ülke çözüm şekli ile etkilenecek haldedir. Onun için rahat duracak değillerdir. Hemen her yabancı ülkenin çıkarı yeniden birleşmenin sağlanmasındadır. Tabii çözüm olması halinde çıkarlarının kısa vadede olumsuz etkileneceğini düşünen ülke de vardır ama onun derdi çözüm bulmak değil rahatsız olanların rahatsızlıklarının devamını görmek istemesidir.

Bu durumda bizim çözüm isteğimizin çıkarlarımız açısından bir tahlilini milli dava olmanın ötesinde yapmak şarttır. Şahsen, çözümün hangi çözüm şeklinde nasıl çıkarlarımızı etkilediğini düşündüğünü samimi olarak ortaya sermeyen birini görüşmelerde tutmamak gerektiğini düşünürüm ama maalesef görüşme olsun da kavga olmasın diyenler olası hiçbir çözümü çıkarına görmediği için ağzını açmayan Eroğlu gibi insanların görüşme masasında bulunmasına ses çıkarmazlar.

Talat dostumuz bile erozyona uğrayan kimliğimizin tahlilini yaparken birleşik bir Kıbrıs’ın yararına bir kelime etmeyince aklıma hemen “Limnidi kapısından Rumlar yararlanacak, bana ne?” deyişi geldi. Bu anlayışla Kıbrıs’ın birleştirilmesini yararlı görmelerini beklemek ham hayaldir. Fransa ile Almanya Alsas-loren paylaşmasını bırakıp AB’de birleşmeyi yararlı gördüler ama Kıbrıs’ta bir birleşmeyi sadece paylaşmayı tamamlayamadıkları için kerhen kabul edenler iş başındadır. Ne zaman birleşmenin yararlarından bahsedecekler? Yarar görmüyorlarsa paylaşmadan maksimum parça koparmaktan başka peşinde koşacaklar?

Yeni yıla ayni kafayla giriyoruz ve aman konferans toplanamasın, Türk tarafı sıkışık durumda kalmasın ve KKTD veya KTD ilan edip tavan veya başka numaralar çekelim peşinde olanlara direnme yolları arıyoruz.

Yorumunuzu ekleyin

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.