Polis ve rahmetli! – Yılmaz Parlan

0
170

İşi sıkı tutuyordu;

Türkiye’de rüştünü ispatlamış,

Onca görevden sonra,

”Kıbrıs İşlerinden Sorumlu Bakan” olarak,

İlan edilmişti.

Ada’nın kuzeyinde uygulanacak Paketin fikir babalarından-dı!

Bizim Başbakan,

Pardon,

Kamuoyunun 7.5-8’lik diye bildiği başbakan Küçük,

Nüfus konusunda yorumda bulunup,

Biraz kalabalığız diye görüş belirtince,

O da “100 bin mi, 300 yüz bin mi, yoksa 1 milyon mu,

Nüfusunuz ne kadar?” diye dalga geçmeyi ihmal etmemiş,

”Ben Türkiye’de Yerel Yönetimlerden sorumlu iken,

Yerel otoriteler daha fazla para koparmak için,

Nüfusu şişiriyorlardı” demişti.

Bizi paragöz ilan etmiş,

”Napolyon gibisiniz” demeye getiriyordu:

Parra parra parrra…

Anlayacağınız Kıbrıs’a aktardıkları nüfusun,

Görünmemesi için takiyye yapıyor,

Takiyye’nin baş ustalarından olduğunu gösteriyordu.

Soyadı Çicek idi amma,

Dünya’ya barışın tohumlarını atan,

Çicek çocuklarından değildi.

Aksine Şahin kanadın motor gücü idi…

Bu konuda one minutun kahramanı Kasımpaşalıyı bile,

Teslim aldığı söyleniyordu.

Rüştünü ispatlamış,

Şahin olarak işler istediği hızda gitmeyince de:

”Kıbrıslıya iş yaptırmak çölde su bulmaya benziyor”,

Yakıştırması yaparak yüreklere korku salmak için de,

“KKTC Ekim’de batacak” kehanetinde bulunmuştu.

Son olarak kapağı Meclis Başkanlığına atmış,

Kasımpaşıladan sonra en etkili adam konumuna gelmişti.

Artık Kıbrıs işlerinden sorumlu değildi ama,

İşi sağlama almak istiyor, öldürücü darbeyi vurmak,

One minutun kahramanına sağlam bir tekmil vermek istiyordu.

”Meclis Başkanlığı” şapkası altında ka- ka-te-ce’ye gelmiş,

Altın vuruş öncesi son denetimleri yapıyordu.

Kıbrıs işlerinden sorumlu Bakan olan Beşir Atalay’ın,

Yapacağı ziyaret öncesinde,

Ölüm protokolunun sekteye uğramaması için,

Son talimatları veriyordu.

Beşir Atalay imzalar atılmadan adayı terketmeyecekti:

Gazetelere gerekirse 1 hafta kalacağı haberi sızdırılmış,

Kukla hükümete adeta bir gözdağı veriliyordu!

Adı Çicekti ama en sert genarelleri bile aratmıyordu:

Taşınan nüfun yasal konuma sokulması için gerekli yasaların,

Bir an önce yasalaşmasını istiyor,

Güneşin hükümetine sopayı gösteriyordu sopa.

”Yasa yoksa kullanım için para da yok” demeye getiriyordu…

Para falan verdikleri yoktu aslında ama,

Ehaliyi de öyle uyutup kafalıyorlardı işte.

Akdeniz’de Petrol kokusunu alınca,

Maraşı açmaktan Güzelyurtu vermekten vazgeçmişler,

N’apalım şartlar değişti demeye getiriyorlardı…

Aman Petrol canım petrol,

Artıksanasanasana,

Muhtacım petrol şarkısı,

Kulaklarda çınlıyordu.

Bize paragöz diyorlardı ama,

Sömürgeciliği pekiştirmek için,

Milli zenginliklerimize resmen göz dikmişlerdi.

Napolyon bu kez onlar için haykırıyordu:

Parra Parra Parrra…

Öncesinde Rumları askeri metodlarla tehdit etmişler,

Sökmeyince de Rumlar Akdeniz’de sondaja başlarsa,

Biz’de Akdeniz’de hem petrol hem gaz çıkarmak için

Çalışmalara başlayacağız’ı,

Hem söylemiş hem de bizim guklacıklara söylettirmişlerdi.

Petrol ve gaz bulurmuyuz bulmaz mıyız bilemem ama,

Bir yerlerimizden gaz çıkaracağımız kesin gibi!

Cemil Çiçek YKP’nin düzenlediği Çiçekli eylem ile,

Protesto edilmişti.

Bu eyleme ne kadar içerlediği ise,

Beşir Atalay’ın adaya gelmesi ve,

Aldırdığı tedbirlerle anlaşılacaktı…

 

TC’de büyük işlere el atan tele kulak işbaşında…

Beşir Atalay’ın Saraya yapacağı ziyaret öncesi şok bir eylem planlayan YKP Parti üyelerine bir sms’le çağrıda bulunmuş, sabah 9’ da Parti’ de olmalarını istiyordu. Sağolsunlar beni de unutmamışlar, basına ise haber verilmemiş, eylem duyurusu yapılmamıştı. Beşir Atalay’ın gelişini kendi kararınca bir protesto yapılacaktı. Fakat su uyusa da Polisimiz uyumuyordu. Ülkedeki kriminal olaylarda sınıfta kalan Polis teşkilatı, her nedense YKP’nin tüm faaliyetlerinden haberdar oluyordu.Sabahyola çıkarken meçhul bir oto tarafından Lefkoşa’ya parti binasına kadar kadar takip edildiğimi not etmek isterim. YKP parti merkezine vardığımda Polisin birer ikişer dükkanlarda konuşlandığına, köşe başlarında Ringolar gibi durduklarına şahitlik ettim. Halbuki düşündüğüm her şeyi yazıya döken bir insandım. YKP’de, ka-ka-te-ce’deki en şeffaf partilerden biriydi. Yukarıya çıkan arkadaşlardan birini durduran polis “Bugün yürütme kurulu ve parti meclisi toplantısı yok, niye toplanıyorsunuz?” diye sordu. Polisin bu tutumu tüm parti üyelerinin telefonlarının dinlendiğini ne de güzel gösteriyordu. TC’de büyük işlere el atan tele kulak bizde de full time işbaşında idi…

 

İleri demokrasi…

YKP Genel Sekreteri Murat Kanatlı bu sabah Kermiya kapısından beri sivil polisler tarafından takip edildiğini, Polisin aşağıdaki kitapçıda müşteri kılığında pusuya yattığını söylemişti. Kitapçı dükkanının sahibi Eda hanım ise Polise nazikçe “Buyrun, yardımcı olalım” dediğinde sivil polis kitap okumayı çok sevdiğini, bu yüzden baktığını söyledi. Hangi kitapları okuduğu sorulduğunda ise yanıt çook ironikti: “Son zamanlarda Polis teşkilatının sürekli alarmda olmasından dolayı vaktim yok,  hiç kitap okuyamıyorum”. Dükkan sahibi hafifçe tebessüm etti…

Yukarıda ise Kanatlı, Polisin son zamanlardaki tutumundan yakınıyor, kendilerini her yerde takip ettiklerini, yasal bir parti oan YKP’nin eylemlerine müdahale ettiğini söylüyordu. Baskılar doruk noktasında idi ama Başbakan Küçük ve siyasi partilerimiz ülkede demokrasicilik oyunu oynuyorlar, kendi aralarında top çeviyorlardı. Arada bir Polisin orantısız güç kullandığından yakınsalar da dostlar alışverişte görsün misali tepki koyuyorlardı. O kadarcık olsa da ne olmuştu yani; sonuçta polis amcalarımız bekaamız için vardı!

 

“Yasak, emir kuluyuz verilen talimatları uyguluyoruz”

Nihayet vakit geldi ve Murat Kanatlı tek tek aşağıya iniyoruz dedi ilk ben indim. Kapıdan çıkıp karşı kaldırıma geçtiğimde, polisler de saklandıkları dükkanlardan ve köşe başlarından birer ikişer çıkmaya başladılar. Sahne meşhur kovboy filmlerinin vuruşma öncesi sahnelerini aratmıyordu. Derken Saraydan da gruplar halinde bize doğru gelmeye başladılar. Toplamda 7 kişiydik ve bir de taşınan pankartımız vardı. “İsyanımız Kuklacılara!”.  Topluluk daha 10 adım atamadan 100’e yakın polis tarafindan önü kesildi. Tok bir ses “Yürüyüş yapamazsınız, Yasak” dedi. Kendilerine niye dayanarak siyasi bir partinin yürüyüşüne engel oluyorsunuz dendiğinde ise “Biz emir kuluyuz, verilen talimatları uyguluyoruz, bugün yürüyüş yapmak yasak” diye gürledi emir subayımız.

YKP’li grup yürümeyi denediğinde ise kısa süreli bir arbede yaşandı. Taşınan pankart zorla alınmak istendi ve ara sokaklardan da takviye polisler belirdi. Polis daha da sertleşti, neden sorularına ise bir kelime ile yanıt verdi: “Yasak”. Ka-ka-te-ce’de ilk kez bir siyasi partinin temsilcileri parti binasının önünde durduruluyor, polis ilk kez böyle bir yönteme başvuruyordu. Yolu kesen polis, arabaların ve diğer yayaların geçişine  izin verirken YKP’li gruba güvenlik nedeniyle müdahale ediyordu. YKP’liler pankartı bırakıp kaldırımda yaya olarak yürümek istediklerinde ise sonuç değişmemişti. Anlayacağınız “full kebab acılı demokrasi” devrede idi. Tayyip Erdoğan’ın ve TC’li yetkililerin kesin talimatları vard: Kendileri adada oldukları sürece pankart açılmayacak, yürüyüş yapılmayacaktı. Buna da ileri demokrasi diyorlardı!

 

“Bunlar rahmetliyi sıçırdılar!”

Gözden kaçmayan ise, Polis teşkilatının tüm brimleri orada idi. Narkotikten tutun da siyasi polis, sivil işler dairesi, trafik polisi, çevik kuvvet, ellerinde ne kadar birim varsa oraya göndermişlerdi. İngilizler bu tip durumlara “No wonder, they solve nothing” diyorlardı. Ülkede Mafia gazetecileri öldürmekle tehdit edip ticaret erbabını bile haraca bağlarken ve hırsızlar evlerde kolbastı oynarken, onlar tüm brimlerini küçücük siyasi bir partinin faaliyetlerini izlemek ve durdurmak için görevlendirmişlerdi! Vatandaşın malını, canını, namusunu korumakla görevli polis teşkilatının esas amacının bu ucube, kokuşmuş ve çürümüş yapıyı korumak için var olduğu görülüyordu. Bu noktada Polisin esas amacı YKP’li gurubu tahrik etmek, olay çıkarmak istediği açıkca görülüyordu. Amaç “Gerekirse siyasi parti yetkililerini bile tutuklarız” mesajını vermekti YKP’liler bu tuzağa düşmedi. Ülkede demokrasinin zerresi bulunmuyordu ama rejimin güvenlik halkalarını oluşturan siyasi particiklerimiz hükümet olmak için oyun oynuyorlar, yaşanan rezillikleri perdelemek ve gündemi değiştirmek için inanılmaz bir efor sarfediyorlardı! Başbakan Erdoğan’ın demokrasi otobüsü Arap yarımadasında gösteriye çıkarken, ka-ka-te-ce’ de Polis terörü kol geziyordu! Kitapçının üzerinde ise aylar öncesinden kitap tanıtımı için açılan pankart polisin müdahalesine maruz kalıyor, polis telsizlerinden ‘Amirim Pankart açtılar ve içeride Papaz kitabı satıyorlar, ne emredersiniz?” sözleri yankılanıyordu. Bu da Polisin içine düştüğü, düşürüldüğü ruh halini çok iyi yansıtıyordu. Tıp dilinde buna “Pankart fobisi” diyorlardı! Olaylara tanıklık etmiş, yoldan geçen yaşlı bir amcanın ise Polisin tutumu için şu ifadeyi kullanması dikkat çekiciydi: “Bunlar rahmetliyi sıçırdılar!”

Yorumunuzu ekleyin

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.