MARAŞ-MAĞUSA! (3) – Yılmaz Parlan

0
147

Ahmet Altan bir yazısında “insan bu ülkede kendisini bir tramvay biletçisi gibi hissediyor. Hep hareket halindesin ama gittiğin bir yer yok” demişti. Sanırım bu cümle en çok bizi tarif eder. Bize uyar. Bizi anlatır.

Siyasi partilerimiz, sivil toplum örgütlerimiz, insanımız neredeyse yarım asırdır Kıbrıs konusunda hareket halindeyiz ama vardığımız bir yer yok, dönüp dolaşıp aynı noktaya geri geliyoruz. Bir tramvay biletçisinin neler hissettiğini çok iyi anlıyor insan bu ülkede yaşarken…

Çözümsüzlüğün siyasi rantı çok tatlı

Maraş konusunun gündeme gelmesiyle birlikte siyasilerde yarattığı panik gözle görülürken ekonomik örgütlerin sessizliği de gözlerden kaçmıyor. Şimdilerde ise kendilerini kimsenin dikkate almadığını farketmiş olacaklar ki araya akademisyenler, sivil toplum örgütleri ve bilimum işbirlikçilerini koyup “Maraş açılırsa Kıbrıs’ta çözüm olmaz, sorun kalıcılaşır” söylemlerini üç öğün bize dinlettiriyorlar. İyi o zaman, bütün kapıları kapayalım ve hemencecik çözüme ulaşalım, var mı böyle bi şey yaa? Ne kadar absürd politikalar seslendirdiğinizin farkında mısınız? Kıbrıs’ın kuzeyinde Maraş’ın gündeme gelmesiyle birlikte rejimin kuklalarını bir panik sarmış ki sormayın! Son olarak Talat’a yakın isimlerden Özdil Nami, Maraş açılırsa Kıbrıs meselesinin çözülmeyip berhava olacağını söyledi. Ona soralım: Hangi çözüm a efendi, haçana bir bizi baharda çözüm, yıl sonunda çözüm var diye kandıracaksınız? Siz alemi kör sersem, kendinizi de akıllı mı sanıyorsunuz? Ömrümüz bu masallarla geçti; hani somut bir tarih verseniz size inanalım ama veremiyorsanız çözümsüzlüğün siyasi rantı cok tatlı geliyor derim!

Kuzuların sessizliği

Diğer taraftan BM’den yükselen tanıdık bir ses Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Başkanı olan  Hristofyas’ın “Ticaret yapmak istiyorsanız Maraş’ı verin” söylemi Elm Sokağı’nda yankılanıyor. İşte bu cümleye dikkat edin; Kıbrıs sorununun çözüm  anahtarı bu cümlede saklıdır. Ticaret erbabından gelen birisi olarak söylüyorum ki, ticaretin dünyada açamayacağı kapı yoktur. Siyasilerin neden karşı çıktığını iyi biliyoruz,  çünkü varlıkları Kıbrıs sorununun sürmesine bağlı. Bu konuda statüko ve rejimle paralel bir anlaşma içerisindeler ama bir ülkede kendisini sivil toplum örğütü olarak lanse eden ekonomik örgütlerin neden bu konuda tek bir laf etmedikleri ilginizi çekmez mi? Bu örgütler ne işe yarar? Kime hizmet ederler? Maraş’ın açılmasıyla birlikte oluşacak ekonomik değerle ilgili bir fikirleri yok mu?

Ekonomik örgütlerin temel amacı üyelerinin çıkarlarını korumak ve geliştirmek değil midir? O zaman “Kuzuların Sessizliği” filmini andıran bu sessizlik niye? Çözümsüzlüğün yarattığı krizden esnaf, tüccar, sanayici ve toplumun tüm katmanları inim inim inlerken, mevcut durumu pozitife çevirecek, çözümün kapılarını ardına kadar açacak ve bütün paradigmaları değiştirecek bir projeye niye bu kadar mesafali duruyorlar? Bir hikmeti olsa gerek! Annan Planı’nda ahaliyi sokağa döken bu örgütlerin yaşanan krize rağmen ağızlarını açmamaları neden? O zaman akla şu olasılık geliyor:  Bu örgütçüklerin yönetimini elinde tutanlar hükümetlerin dümen suyuna girerek teslim alınmışlardır ve karşılığında sus paylarını almaya devam etmektedir.

Ülkede yaşanan kriz Mağusa’yı hayalet şehre döndürüp Maraş’ın ruh ikizi yapmış

Mesela Lokmacı Barikatını açmakla övünen Esnaf ve Zanaatkarlar Odası, konu Derinya kapısının açılması ve Maraş-Mağusa’nın bütünleştirilmesi olunca neden dut yemiş bülbüle döner? Sanayi Odası’nı zaten geçin ama ya Ticaret Odası ? Annan Planı’nın her aşamasında aktif rol üstlenen bu örgüt, ne oldu da son yıllarda diğer ekonomik örgütlerle birlikte kuzuların sessizliğini oynamaya başladı? İşte bunlar hep cevaplanması gereken sorulardır. Üyelerinin çıkarlarını savunması gereken bu örgütler her nedense rejimle yatıp rejimle kalkıyor. Bu rejim üstelik diyet de değil semirten ve şişirten rejim; ama tabii ki yandaşlarını! Yoksa sizin işiniz üyelerden yıllık aidat toplayıp da onları yolduktan sonra yoluk tavuk gibi ortada mı bırakmaktır? Toplum açıkça tuzağa düşürülmüş, örgütlerdeki ibrikçibaşları tarafından esir alınmış. Ülkede yaşanan kriz Mağusa’yı hayalet şehre döndürüp Maraş’ın ruh ikizi yapmış.

Halbuki Freddy’e artık dur demek için bölünmüşlüğe son verme ve şehrimizi bütünleştirme zamanı gelmiş de geçmiş.

Şöyle ki; Maraş’ın yasal sahiplerine iadesi dünya kamuouyu önünde prestij ve saygınlığımızı artırmakla kalmayacak, bölünmüş kentin esaret zincirlerini de kıracak, maddi ve manevi anlamda bizi dünyayla bütünleştirecektir. Tabii ki dünyayla birleşmemizi sloganlarına sokan ama şimdi tersini söyleyip uygulayan “Barış Havarileri” ne kulak vermezsek!

Maraş-Mağusa ekseninin hayat bulmasıyla birlikte ekonomide bir big-bang olayı yaşanacak

Kentin dünyaya kapılarını açmasıyla birlikte Güney Kıbrıs’a gelen 3 milyon turistin en az 2 milyonunun basta Mağusa Suriçi’ndeki tarihi eserler olmak üzere, Salamis Harabeleri, St. Barnabas Manastırı, Kantara Kalesi ve Manastırlar diyarı Karpaz’ı ziyaret etme ve buralara ciddi paralar bırakma imkanını da birlikte getirecek. Sadece Maraş’ın imarı en az 2 milyar Euro’luk bir iş hacmi oluşturmayacak, 10 binlerce insana da iş imkanı sağlayacak. Maraş-Mağusa ekseninin hayat bulmasıyla birlikte ekonomide bir big-bang olayı yaşanacak ve Mağusa Limanı’na cruise gemilerinin gelmesine olanak verecek. Şehir 70’li yıllardaki canlılığına kavuşacak, kafeler dolacak, oteller pansiyonlar hayat bulacak, bölge esnafı “Züğürt Ağa”ları oynamaktan kurtulacak ve en önemlisi, toplum özgürleşecek!

Tüm bunlar bölünmüşlükten beslenen siyasi partilerin ve onların uydu örgütlerinin sonu demek! Tabii Freddy’nin de… Hiç isterler mi ya babacığım, isterler mi kontrolün kendi ellerinden kaçıp da bireylerin kendi ayakaları üzerinde durmasını? İşte sırf bu yüzdendir ki Maraş’ın açılmasını istemeyip, bir bütünlüklü çözüm masalı uydurmuşlar, bunu da solo ve koro şarkılar şeklinde yüksek sesle hep bir ağızdan seslendiriyorlar.

BUNLARI BİLİYORMUSUNUZ?

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM),  Kıbrıslı Rumların kapalı Maraştaki malları için Türkiye aleyhine açtıkları ve 1990’dan beridir beklemekte olan “Lordos ve diğer 12 başvuru” ismiyle bilinen davada Türkiye aleyhine karar verdi. AİHM’in dün açıkladığı kararla, ilgili başvuru sahiplerine 200 milyon euro’luk tazminat ödenmesinin söz konusu olduğu; davaya konu olan 150 civarındaki malın ise çoğunlukla Maraş’ta bulunduğu bildirildi. Kararda, Türkiye’nin kapalı bölge Maraş’taki taşınmazların çoğunluğunun Vakıflar İdaresi’ne ait olduğuna ilişkin tezinin AİHM tarafından reddedilmesi de var.

GÖZDEN KAÇMAYANLAR!

Çarşamba günü Trafik Eğitim Parkı’nda ilkokul öğrencilerine yönelik ilk eğitim vardı.  Etkinlikte Sayın Avcı konuştu. Akşam üzeri ise acı haber geldi ve tez yayıldı: 1 ölü ve 3 ağır yaralı. Meclisin gözde vekillerinden Serdar Denktaş, bir kez daha haklı çıktı: Avcı ne zaman konuşsa, akabinde gözyaşları sel oluyor…

Yorumunuzu ekleyin

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.