allem gallem, Mansura

YKP, KTHY’de yaşananları değerlendirdi

YKP Yürütme Kurulu Üyesi Alpay Durduran, geçen günkü açıklaması sonrası gelişmelerin devam ettiği KTHY’deki yaşananları yeniden değerlendirerek idareyi beceriksizlikle suçlayarak, kınadı. Konu ile ilgili bildirinin tamamı şöyle:

İhale kutusunu açıldıktan sonra alınan teklifin kasaya konularak kilitlenmesini bile aklına getirmeyen insanların eline düşen KTHY ne yazık ki büyük tehlike altındadır.

Hükümet ettiğini sananlar esas hükümet olan TC hükümetinin bir üyesi tarafından yeni bir talimatla karşı karşıyadır. Her yıl imzalanan protokollerle özelleştirilmesi kararlaştırılmış olan KTHY’ye bir ortak işletmeci “ama mal bizim yetki onun” bulunmasını fırsat olarak değerlendirdi.

Kıbrıslılar elli elli ortaklık ama yetki beşte üç Türkiyeli üyelerde olan modelle 1974’ten başlayarak idare etmeye alışmışsa neden Atlasjet’in idaresine de alışmasın diye düşünmüş olmalı. Hem Atlasjet karın yarısını da bizim sözde hükümete verecekmiş. Aklımıza kar edip etmeyeceği ve karın nasıl tespit edileceği gibi kuşkular gelmesinmiş çünkü şeffaf olacakmış. Herhalde vergi dairesinin de duymayacağı gizli hesaplar yapılabileceğini de düşünmüş olmalı.

Açılmamış ihale zarfını kasaya kilitlemeyi akıl edemeyecek kadar ipin ucunu tutamamış insanların elinde servetlerimiz pazarlığa açılmış bulunuyor.

Unutmamalı ki KTHY kadroları ile, yurtdışındaki ekibi ve yazıhaneleri ile, müşterileri ile, sattığı ve verdiği biletleri ile, parasını alıp almayıp ayırdığı yerleri ile ve Türkiye tarafından kendisine tahsis edilen sefer hakları ile bir servettir. Kendinin merkez binası ve havaalanı tesisleri ile de bir servettir. Kâr paylaşımı ile tam yetkiyi rakip bir ortağa devretmek aklın olacağı bir iş değildir. Borçlar halka kalacak ama kar paylaşımı ile KTHY adı yaşatılmış olacakmış. Buna hamaset denir, hamaset uğruna halkın servetlerinin peşkeş çekilmesi denir.

Borçlar alındığına göre geriye kalan servet değerlendirilmemiştir ki kimse konuşmuyor. Neden servet de değerlendirilip mevduat faizinin üstünde bir kâr garantisi istenmediği de anlaşılacak gibi değildir.

Şirket olan KTHY’nin azınlık hisselerini kim koruyacaktır belli değildir çünkü şimdiye kadar azınlık hisselerinin korunmasına yönelik başarılı bir tek girişim ve mahkeme kararı yoktur. Şirketler yasası İngiliz devri yasasıdır ama azınlık haklarının korunmasının örneği Türk devrine ulaşamamıştır.

Borçlar için ise bileşik faizle ne duruma geleceği hiç konuşulmamaktadır. Konut satın alan İngilizlerin bileşik faiz yüzünden batan şirketle battıklarının hikâyesi gazetelerdedir. İbretle okunmalı ve KTHY bu borç yüküne rağmen hala kalabildi ise kutlanmalıdır. Bundan sonra UBP maliyesi bizi borç batağından koruyabilecek midir?

Borçlar devralınsın KTHY zaten uçar.

Bu rezaleti şiddetle kınarız.

Suçlular affedilmemelidir

YKP Yürütme Kurulu Üyesi Alpay Durduran, hafta başında ilk kriz çıkığında konuyu değerlendirmiş ve 8 Haziran’da aşağıdaki açıklamayı yayınlamıştı. Konu ile ilgili bildirinin tamamı şöyle:

Bir yıl gibi uzun bir zaman geçmesine rağmen yeni hükümet eden UBP ve onu azınlığına rağmen orada tutanlar taş üstüne taş koymadılar. En ağır ekonomik krizin olduğu ülkelerde bile bir yönetimin altı ay içinde gerekli düzenlemeleri yapıp sonucunu alması gerektiği yoksa krizin sürüp gideceği öğrenilmiştir. Arjantin’de de başka ülkelerde de bu böyle olmuştur. Burada ise hiçbir şey değişmiş değildir.

KTHY hakkında da çok söz söylenmiş ama hiçbir şey yapılmamış sadece borçlarının artmasına ve nihayet uçaklarının rehin alınmasına sıra gelmiştir.

Bayrak taşıyıcı olmak gibi milliyetçi söylemlerle güya Türkiye tahrik edilecek ve yeni paralar bulunup uçurulacaktı ama arka arkaya aldatıldığı ve kapitalist önerileri reddedildiği için ondan da para alınamamıştır. KTYH ile ilgili bayrak taşıyıcı olmak gibi milliyetçi söylemi CTP gibi sol, ilerici iddialı partilerin de benimsemiş olması aslında üzerinde durulması gereken önemli bir konudur.

Bayrak taşıttırma kafasında olan eski yöneticiler de aslında KTHY’nin İstanbul’a kaydolarak Kıbrıs şirketi olmaktan bile çıktığını öğrenemeden dönemlerini tamamlamıştı.

KTHY şirketler yasasına göre kurulmuş KİT bile olamayan bir limitet ortaklıktır. Öyle devam etsin diye iki ayrı şirket de Türkiye’de kurularak milyonlar harcanmış ve THY’den %50 hissesini alarak sözde millileştirilmiş ama statüsü değişmemişti. Yasalara göre KTHY Kıbrıs’ta bir özel şirket ama ayni zamanda Türkiye yasalarına göre İstanbul’a kayıtlı bir Türkiye şirketidir.

KTHY, Kıbrıs yasalarına göre izinsiz yurtdışında genel kurul toplayarak alınan yasadışı kararlarla idare edilmiş, kendi hisselerini kendi parası ile satın alarak suç işlemiş, devletin bayrak taşıma emirlerini zararına yerine getirmiş, kültür asimilasyonu için zararına kargo taşımayı kabul etmiş, yetmemiş karar yerini devletten parti merkezlerine taşınmasına göz yummuş, genel kurulda seçilmesi gereken yönetim yerine koalisyon partilerinin atamasını tasdik etmiş ve hükümetteki partilerin seçmen taşıma işinin taşeronluğunu yapmış ve alacaklarının tahsili için de kılını kıpırdatmamıştır. Hizmet zararlarının karşılanması için de şikâyetçi olup halkın desteğini alabilmek için şeffaf davranmamıştır.

Sonunda da kendi uçaklarına uçan tabut demekten çekinmeyenlerin eline düşmüştür.

KTHY, uçaklarını özel şirket olduğu için kirayla alabilmiş ve uluslararası geçerliliği olan antlaşmalara bağlanmıştır. Uçakların sahipleri yönetimlerinin değişmesi halinde kendilerinin haklarının korunması için izin alınmasını sağlama yetkisine de sahiptirler. Bir kaç günlük ihalelerle başkalarıyla yapılan %50 kâr antlaşmasıyla yönetimlerinin devredilmesini kabul edip etmeyecekleri de belli değildir.

UBP ve yandaşlarının arasındaki mamayı kim yiyecek kavgası da üstüne tuz biber ekmiştir.

KTHY’nin müşterisi hazırdır, uçuş hakları Türkiye’nin kontenjanından elde edilmiştir, stratejik noktalarda kurulmuş ağları vardır ve acentelerle işbirliği sürmektedir. Yani hazır lokmadır. Sadece vurguncuların eline düşmüştür. Borçlarını halkın sırtında bırakacak, çalışanlarının çoğunu işten atacak ve merkezini de kapatacak ama şeffaf bir şekilde hesap verip kârın yarısını yönetimle paylaşacak bir işletme ortağı olacakmış diye masal anlatıyorlar. Borçlarından kurtarılmış ve personel reformu yapılmış bir KTHY’yi yeni hizmet zararları ile batırmadan işletmek Su İşleri Dairesini veya devlet hastanelerini işletmekten daha zor olamaz. Onları işletmeyenler KTHY’yi de işletemez diyen idarecileri duymak isteriz. O zaman da işletme ortağının hesaplarının şeffaf olarak verildiğini nasıl izleyeceklerdir? Biz kârın görüleceğini ve gargaraya gitmeyeceğini nereden bileceğiz?

Uçağın birinin bir bayrak öbürünün başka bayrak taşıyacağını, yönetimin ortağa geçeceğini gördüğümüze göre kâr nasıl belirlenecek ve paylaşılacaktır? Şimdiye kadar bu ortak ne kadar kâr göstermiştir? Vergi noksanlığı var mıdır?

Buram buram sat da kurtul anlamında bir operasyonla karşı karşıyayız. UBP idaresi iflas etmiştir. Halkın serveti yağmaya açılmıştır. Başta UBP üyeleri olmak üzere herkes servetimizin yağmasını önlemeye ve hesap sormaya azmetmelidir. Suçlular affedilmemelidir.

YKP, Synaspismos ve SDP Kongresine katıldı

Yeni Kıbrıs Partisi (YKP), Yunanistan Sol Hareketler ve Ekoloji İttifakı Partisi (Synaspismos) ve Sosyalist Demokrasi Partisi (SDP) Kongrelerine katıldı, Atina ve Ankara’da temaslar yaptı…

Yunanistan Sol Hareketler ve Ekoloji İttifakı Partisi (Synaspismos)’un Atina’da, 3-6 Haziran 2010 tarihlerindeki 3 günlük Olağanüstü Kongresinde Alexis Tsipras 1038 delegenin 785 oyunu alarak yeniden seçildi. Sosyalist Demokrasi Partisi (SDP) 4. Olağan Büyük Konferans/Kongresi ise 29-30 Mayıs 2010 tarihlerinde Ankara’da toplandı ve Kongrede SDP Genel Başkanlığına Rıdvan Turan yeniden seçildi. İki kongreye de YKP konuk olarak katıldı…

YKP yanında, Kıbrıs’tan SDP kongresine AKEL ve Synaspismos Kongresine AKEL ve BKP temsilcileri de konuk olarak katıldı…

Synaspismos Kongresi

Synaspismos’un Atina’da, 3-6 Haziran 2010 tarihlerindeki 3 günlük Olağanüstü Kongresi Paleo Faliro bölgesinde bulunan TAEK WO DO Spor Kompleksinde yapıldı… Perşembe günkü açılışta Yunanistan’daki partiler yanından dünyanın çeşitli yerlerindeki siyasi parti ve örgütlerin temsilcilerinin yer aldığı uluslararası delegasyon da katıldı. 5 Haziran’daki kapanışta ayrıca Avrupa Sol Partisi Başkanı Lotar Bisky de bir konuşma yaptı…

4 Haziran’da Synaspismos Kongresi devam ederken katılan uluslararası delegasyon üyeleri ile birlikte Filistin üzerine bir de toplantı gerçekleşti, toplantıdan sonrası ortak bir de deklarasyon yayınlandı. Filistin ile ilgili toplantı son yardım gemileri ile Gazze’ye gitmeye çalışan ve İsrail askerleri tarafından saldırıya uğrayan Synaspismos üyesi de olan Dimitris Yalelis’in gemide ve sonrasında yaşadıkları ile ilgili tanıklıklarını ortaya koyması ile başladı. Daha sonra Filistin Kurtuluş Örgütü temsilcisi de olan Filistin Elçiliği Basın sözcüsü Mustafa Ajouz ve Filistin’in Kurtuluşu için Demokratik Cephe (FKDC) Merkez Komite üyesi Mihiar Eqtami Filistin’de ve özellikle Gazze’de yaşananlarla ilgili bilgi verdiler. Daha sonra uluslararası delegasyon temsilcileri hem son dönemde Filistin topraklarında yaşananlar üzerine hem de İsrail’in son gemi saldırıları sonrası eylemler ve yapılabilecekler ilgili görüşlerini aktarması ile devam etti… Toplantıya Yunanistan’dan Radikal Sol Koalisyon Syriza içinde de yer alan Yeniden Komünist Ekolojist Sol Parti (AKOA) temsilcisi de katıldı…

Ortak deklarasyonda uluslararası sularda İsrail’in Gazze’ye insani yardım taşıyan gemilere yaptığı saldırı ‘İsrail devletin yeni suçu’ olarak tanımlanıp şiddetle kınandı. Ortak deklarasyonda adil ve şeffaf soruşturma da talep edildi. Deklarasyonda bir kez daha İsrail işgali kınanırken, 1967 sınırlarına geri dönülmesi de talep edildi. Ortak deklarasyonda İsrail’deki sol ve barış yanlısı güçlerin mücadelesi de selamlandı. Ortak deklarasyonda ayrıca Ortadoğu’nun nükleer ve diğer kitle imha silahlarından arındırılması ve nükleer silahların yayılmasını önleme anlaşması Non – Proliferation Treaty (NPT) Ortadoğu’daki tüm ülkeler tarafından imzalanması talep edildi…

Synaspismos Kongresine katılan uluslararası delegasyon temsilcileri ayrıca 5 Haziran’da Yunanistan’daki ekonomik kriz ile ilgili hükümetin aldığı tavrı protesto için sendikaların düzenlediği eyleme de katıldılar… Eylem Omonia meydanından başladı ve Yunanistan Parlamentosu önüne kadar devam etti… Eylem Yunanistan Parlamentosu önünde sona erdi…

Synaspismos Kongresine ve bu çerçevede düzenlenen çalışmalara YKP adına Yürütme Kurulu Sekreteri Murat Kanatlı katıldı. Kanatlı Yunanistan’da bulunduğu süre zarfında ayrıca haftalık Epohi gazetesine de röportaj verdi…

Kanatlı 5 Haziran günü diğer temaslar için İstanbul’a gitti ve 7 Haziran’da adaya geri döndü…

Ortak Deklarasyon

Sol partilerin Filistin hakkındaki uluslararası özel toplantısı

İsrail Hükümetinin yeni suçu hakkında Karar

SYNASPISMOS’un 6. Kongresi dolayısıyla Sol Partilerin özel uluslararası toplantısı 4 Haziran’da yapıldı ve aşağıdaki karar onaylandı:

İsrail hükümetinin uluslararası sularda Gazze’ye insani yardım götürmekte olanların katledilmelerine neden olan yeni suçunu şiddetle lanetliyoruz. Bu, Özgürlük Filosuna, dünya yurttaşlarının dayanışmasını ilerletmeye karşı bir saldırıdır.

Bu, ayni zamanda uluslararası toplumunun bir yenilgisidir, zamanında müdahale edip insani yardımın engelsiz yerine ulaşmasını temin etmeli ve eylemcilerin hayatlarını korumalı idi. Özel bir suçlama ABD yönetimi ve AB’ye insanlık dışı ve yasadışı ablukanın onların desteği ile devam etmekte olması nedeniyle yapılmalıdır.

Bu trajedinin sorumlularının örnek olacak şekilde cezalandırılması için her önlemin alınması dünya kamuoyunun acil bir isteğidir. İsrail hükümeti uluslararası adaletin önüne çıkarılmalıdır. Saldırıdan acı çeken eylemciler adına bu yönde hareketi destekleriz.

İsrail’in yeni suçu için BM gözetiminde adil ve şeffaf uluslararası koğuşturma talep ederiz.

Gazze’nin her gün sivillerin ve çocukların ölmesine neden olan barbar ablukasına derhal son verilmelidir.

Devletlere İsrail ile askeri işbirliği antlaşmalarını derhal iptal etmeleri çağrısını yaparız.

AB ve üye ülkelerine İsrail-AB birlik antlaşmasını dondurma çağrısı yaparız.

Filistin halkı ile ve onun özgürlük, bağımsızlık ve onur savaşımı ile tam ve koşulsuz dayanışmamızı ifade ederiz. Dayanışmamız BM kararlarının uygulanması ve İsrail işgalinin son bulması ve 1967 hudutları içinde başkenti Doğu Kudüs olan bağımsız Filistin devleti kurulması ve Filistinlilerin ülkelerine dönüş içindir de…

İsrail’in sürekli politikası olan topraklara el konulmasını ve 1967 işgal ettiği Filistin topraklarına, Doğu Kudüs dahil yerleşim yerleri yapılmasını ayni zamanda Batı Şeria’da ayrılıkçı duvarın yapılmasını lanetleriz.

Filistin halkına tüm politik güçlerinin ulusal uzlaşma ve birlik olmaları ve FKÖ ile başkalarıyla ilgili çalışmaları desteklemeleri özel başvurusunu yaparız.

İsrail’de çok zor koşullarda mücadele eden sol ve barış güçlerini selamlar, onların eylemlerine yapılan saldırıları lanetler ve onlarla her türlü olası yolla dayanışmamızı ilan ederiz.

Nükleer silahlardan ve diğer kitle imha silahlarından arınmış bir Ortadoğu kampanyamızı ileri götürmenin ve tüm devletlerin Kitle imha silahlarının yayılmasını önleme sözleşmesine uymalarının ortak amacımız olduğunu da açıklarız.

Filistin halkı ile Orta Doğu’da barış ve adalet için daha büyük dayanışma hareketi ile çabalarımızı yoğunlaştırmaya yeniden kendimizi adarız.

Atina, 4 Haziran 2010

SDP Kongresi

Sosyalist Demokrasi Partisi (SDP) 4. Olağan Büyük Konferans/Kongresi ise 29-30 Mayıs 2010 tarihlerinde Ankara’da toplandı. YKP adına YKP Yürütme Kurulu Sekreteri Murat Kanatlı kongreye katıldı…

SDP 4. Olağan Genel Kongresi, Ankara İnşaat Mühendisleri Odası Konferans Salonu’nda yapıldı. Kongre salonuna ‘Silahlar sussun halk konuşsun’, ‘Yaşasın barış, yaşasın halkların kardeşliği’ pankartları asıldı.

SDP Genel Başkanı Rıdvan Turan açılış konuşmasında Türkiye ve dış politikaya yönelik partinin görüşlerini ortaya koydu… Turan konuşması sırasında Kıbrıs’a da değindi ve bölgesel barışın önkoşullarını ortaya koyarken “garantör devletlere Kıbrıs’tan el çektirmek, Kıbrıs halklarının kendi siyasi geleceklerini demokratik ve özgür iradeleriyle belirlemeleri, iki bölgeli, iki kesimli, siyasi eşitliğe dayanan federal bir Kıbrıs’ın kurulması, adanın tamamının askersizleştirilmesini sağlamak bölgesel barışın ön koşuludur” dedi… Turan konuşmasında ayrıca “emperyalist tahakküme karşı eşitlik özgürlük ve demokrasi talepleriyle direnen Irak, İran, Filistin, Lübnan, Kürdistan ve Kıbrıs başta olmak üzere tüm Ortadoğu halklarını selamlıyor ve dayanışma duygularımı iletiyorum” da dedi…
(Konuşmanın tamamı: http://www.sdp.org.tr/duyuru/20100530a.htm)

Turan’ın açılış konuşmasından sonra Türkiye ve yurtdışından katılan konuklar da birer konuşma yaptı.

Kanatlı konuşmasında partinin çeşitli konulardaki görüşlerini ortaya koyarken ayrıca Türkiye’deki devrimcilerin ve ilericilerin Kıbrıs’ta süren işgale karşı daha fazla sorumluluk alması gerektiğinin altını bir kez daha çizdi… Kongreye AKEL temsilcisi de katıldı ve bir de konuşma yaptı…

SDP 4. Kongresinde yeni Parti Programı kabul edildi ve Parti Tüzüğünde değişiklikler yapıldı. Kongrede ayrıca bir dizi karar tasarısı kabul edildi.

Katılan tüm konuklar DEV-LİS tarafından 30 Mayıs’ta düzenlenen eyleme de katıldılar…

Kanatlı, Ankara’da bulunduğu süre içinde ÖDP başta olmak üzerine çeşitli parti, örgüt ve sendikalarla da temaslar yaptı. Kanatlı, 31 Mayıs’ta adaya geri döndü…

POSTACI GÖREVDE

YKP Yürütme Kurulu Sekreteri Murat Kanatlı Kıbrıs sorunundaki son gelişmeleri değerlendirdi. Konu ile ilgili açıklama şöyle:

İkili görüşmeler yeniden başladı…

Başlayan görüşme süreci üzerine çok şey söylenebilir ama öncelikle üstünde durulması gerek konu Eroğlu’nun tavrıdır.

Birkaç ay önce postacılık görevini üstlenen Eroğlu, daha görüşmeci ekibini kurmadan TC’nin dışişlerinin eline tutuşturduğu mektupları Hristofiyas’a ve BM genel sekreterine iletmesi ile postacılık görevinde ne kadar hızlı olduğunu ortaya koymuştu. “Sarayı açacam” laflarını unutup, buradakilerin görüşlerini almadan TC’dekilerle ‘uzun’ diye iddia edilen 3 saatlik toplantı ile yol haritasını çizdiklerini kamuoyuna açıklamıştı ama bugün oldu Kıbrıs’ın kuzeyinde çizilen yol haritasından da kimsenin haberi yok!

Sonra, Müzakere Heyeti ve Müzakere Danışma Kurulu üyeleri açıklandı. 2004’te Talat’la Bürgenstock’a giden ekibin 5’i Eroğlu’nun ekibinde de var. Dr. Kudret Özersay, Ergün Olgun, Osman Ertuğ, Seniha Birand, Gülfem Veziroğlu 2004 yılında Talat’la birlikte Bürgenstock gitmişler, görüşmeleri yürütmüşlerdi, şimdi Eroğlu ekibindedirler. Mustafa Kemal Gökeri ise 2006 yılında New York temsilciliğine Talat tarafından atanmıştı. Gökeri, Talat’la birlikte birçok toplantıya katılan, New York’taki birçok teması Talat adına yapan ve yürüten isimdi, şimdi o da Eroğlu ekibinde… İşin ilginci 1991 yılında da ayni görevin yardımcılığına Denktaş tarafından atanması hatta bundan da ilginci 1996-1998 yılları arasında zamanın Dışişleri Bakanı Taner Etkin’in Özel Kalem Müdürlüğü’nü yapmış olması.

Böylesi bir heyetin nasıl ve kimler tarafından oluşturulduğu açıktır, bu nedenle YKP postacılık tanımı bir kez daha yerli yerine oturmaktadır.

25 ve 26 Mayıs tarihlerindeki temaslarla da ikili görüşmeler yeniden başladı. Görüşmelerin şeffaflaşacağından bahsedenler bu sözlerini hızlı şekilde unuttular ve masaya otururken nasıl bir yol haritası ile oturduklarını açıklamadılar…

Diğer vaatleri de hatırlayıp bazı soruları burada yeniden sormakta yarar var; Ulusal Konsey veya komite kurup TC ile oluşturdukları görüşleri mi değiştirecekler, yoksa bu Konsey ya da Komite TC dışişlerinin görüşlerini pazarlama işlevi mi görecek? Dediğimiz gibi kapalı kapılar arkasında ne konuştuğu nelere karar verildiği açıklanmadı acaba TC dışişlerinin Eroğlu ve ekibine yaptığı önerilerin, çizdiği yol haritasının tümünü seçim döneminde vaat ettiği gibi halkla paylaşacak mı?!

Bunların cevabı elbette “hayır”dır ama kimse daha iki-üç ay önce verilen sözlerden dolayı Eroğlu’nu ciddi ciddi kınamayacaktır. Zaten Talat da bu yolu izlemiş, Denktaş da bu yoldan geçmişti. Asıl konu Türkiye otur derse masaya oturacaklar, kalk dersa kalkacaklar, ellerine tutuşturulan belgelerin de dağıtımını itina ile yapıp Türkiye’nin iyi bir hizmetkârı olduğunu ispatlayıp bundan kar elde etmeye çalışacaklar.

Kişilerle uğraşmakla, bir iki kişinin değişmesi ile statüko yıkılmayacağı gibi birkaç kişinin değişmesi ile karşı devrimin de olmayacağını çok derin solcuların anlaması gerekirdi. Belki anlamaktadırlar ama buna uygun hareket etmemektedirler ve hala Eroğlu üzerinden umutsuzluk pompalamaktadırlar…

YKP, sürecin gerçekten ilerlediğinin ortaya somut olarak konmasını talep etti, etmeye devam etmektedir. Bunun yolunu da daha önce ortaya koymuştuk. Bir kez daha altını çizerek tekrarlıyoruz ki bölgesel askersizleştirmeler, asker miktarının ve silahlanmanın azaltılması, yeni geçiş noktalarının hemen açılması, Maraş’ın iadesi, Maronitlerin evlerine hemen geri dönüşleri gibi konular turnusol kâğıdıdır ve bu güven artırıcı önlemlerin hayata geçirilmesi görüşme sürecinin seyrini ciddi şekilde etkileyecektir. Başka türlü bu sorun, görüşmek için görüşmeden öteye gitmeyecektir.

Görüşmelerin verimliliği açısından bir çerçeve antlaşması da gündeme alınmalıdır. Çerçeve antlaşması ve bunun uygulanması için uluslararası kurumlar tarafında güvencelendirilmiş yol haritası bizi bir çözüme taşıyabilir. Diğer türlü ucu açık, “her şeyde uzlaşılmadan hiçbir şeyde uzlaşılmamış sayılacak” ilkesine dayanan görüşme maratonlarının bizi gerçekten çözüme taşımasının olanağı yoktur.

YKP, Kıbrıs’ın ve Kıbrıslıların birleşmesi için mücadelesini sürdürmekte kararlıdır. Bunun için mücadelesini kişilerle değil rejimle yapmaktadır. Rejim içindeki değişikler, rejim değişikliği ile ayni anlamda değildir, bu nedenle YKP’nin temel mücadelesi olan rejime karşı mücadele de devam etmektedir.

Bu temel düşüncelerle yeni başlayan görüşme sürecindeki tavrımız geçen dönemin devamı olacak, yakından takip edip, gerek güven artırıcı önlemler gerekse de tartışılan konulara yönelik gerek yurtiçi gerekse yurtdışındaki örgütlere aktif olarak sürece müdahale edip, süreci hızlandırmaya çalışmaya devam edeceğiz, çünkü artık kaybedecek zamanımız kalmadı…

YKP: “Rejime karşı mücadelenin yükseltilmeli”

YKP Yürütme Kurulu Sekreteri Murat Kanatlı, son dönemde yaşananları değerlendirdi. Konu ile ilgili açıklamanın tamamı şöyle:


Kıbrıs’ın kuzeyindeki siyasetin seviyesizliği, yeni bir hanedanlığa giden süreç ve seçilenlerin Ankara’nın postacısı, acentası olmaktan öteye gidemeyişine yakından tanıklık etmekteyiz…

Denktaş ailesinin tüm bireyleri ile kendilerine ait hanedanlık kurması sonrası, Eroğlu ailesinin de kendi hanedanlığını geliştirmeye başlaması, öncelikle bu siyasi partiye üye olanların düşünmesi gereken bir konudur. Siyasette düşüncelerin, ideolojik yaklaşımların yarışması gerekirken kimin kızı-oğlu olduğun siyaseten sana avantajlar sağlamaya başlıyorsa bunun tek bir ismi vardır: HANEDANLIK!

Toplumsal eşitlikle ilgili kurumsal çalışma yapılmaya çalışıldığı koşullarda, Eroğlu’nun yeni makama otururkenden bu çalışmaları hemen bertaraf etmesi, kurulmaya çalışılan yapının elemanlarını hiçbir gerekçe göstermeden görevlerinden uzaklaştırmasına maalesef sessiz sedasız şahit olduk. Yine toplumsal eşitlik konusunda ‘Güzin abla’ (!) usulü sorunların çözülmesi, “kadın dediğin çay partisi yapar” gibi sığ yaklaşımların yeniden domine olarak hayatımıza girmesi bu siyasal seviyesizliklerin bir başka yönünü oluşturdu.

Seçim öncesi kurulduğu iddia edilen ama hiçbir ilke ve düşünceye göre değil, sadece koltuk hesabına dayanan ittifaklar sonrasında yaşananlar da bir başka siyasal seviyesizliktir… Her seçim öncesinde seçime 3-5 ay kala ittifaklar kurulduğu iddia edilmesi, buna katılmayanın siyaseten aforoz edilerek kınanmasına sürekli olarak şahit olmaktayız ama unutmayı ve unutturmayı gerekçe yapan ve kullanan benzer siyasiler, her seçim öncesi ayni tiyatroyu oynamaktadırlar… Bu kez de, Talat ve Eroğlu arkasında kümelenenlerin ilkeleri, siyasal düşüncelerini ikinci plana iterek kendi aralarındaki kavgasına, koltuk kavgalarına şahit olmaktayız. Bu da bir başka siyasal seviyesizliktir… Bu sığlığın başka bir yönü de Kıbrıs’ta başka söyleyip, Avrupa’da şaşanların halleridir. ÖP gibi partinin nasıl kurulduğunu, kimlerden oy almaya dayandığını, asıl oy depolarının Karpaz olduğunu bilmesine rağmen ittifak yapıp, seçim sonrası radyo-TV’lerde ittifak yapmayı sürdüreceğini açıklayan BKP liderliğinin Avrupa’da bu partiye oy verenlerden şikayetçi olmasıdır. Bir yandan ÖP liderliği ile kol kola, bu tabandaki oylara göz dikecen, diğer yandan da bu oyları AP içindeki bir toplantıda şikâyet konusu yapacan! Bu gibi yaklaşımlarla Kıbrıs’ın kuzeyindeki siyaset sığlaştırılmakta ve seviyesizleştirilmektedir.

Siyaseti sığlaştıran bir diğer konu ise, idarenin başındayken imzaladığın mali protokolleri sanki ilk defa duymuş gibi bugün muhalefet yapma girişimidir. Çok uzun zamandır TC yıkım paketleri hayatımızdadır ama toplumsal muhalefetin yükselmesi nedeniyle özellikle 90ların ortasından itibaren dayatılanlar akılda kaldı, hatırlanmaktadır. Bunlara imza atanlar bir kez olsun özeleştiri vermedikleri için ve işin komiği bunlar bir öncekinde yazılanların bir sonrakine kopyalayıp yapıştırma usulü ile iletildiği için aslında herkeste sorumluluk olmasından dolayı ciddi bir muhalefetin geliştirilememesini doğurmaktadır. Bugün konu edilen ve değiştirilmesi halinde bazı siyasi partilerin tarafından direnç gösterileceği söylenen tüm yasal düzenlemeler bir önceki dönemde hazırlanan ve komitelerde bekleyenlerdir. Bu nedenle bir önceki dönem hazırlanmasına katkı koyanların muhalefeti de bu nedenle kısıtlıdır, sınırlıdır. Buna rağmen ‘kim muhalefet ederse onunla birlikte olmak’ gerek anlayışı bizi sığlaştırmakta, toplumsal hareketin yükseltilmesinin önüne set çekmektedir.

Acentalarla uğraşmak, acentalara aday olanların ayak oyunlarında kaybolmak yerine rejime karşı mücadelenin yükseltilme gerekmektedir. Aksi takdirde gidebileceğimiz çok uzun yol yoktur. Buna rağmen acentaya aday olanların kavgasını gerçek siyasal mücadele sanan saflık ve siyasal sığlık süreklilik arz etmekte…

Benzer sığlık Kıbrıs sorunundaki gelişmelerde de yaşanmakta. Postacılık görevini üstlenen Eroğlu, daha görüşmeci ekibini kurmadan TC’nin dışişlerinin eline tutuşturduğu mektupları Hristofiyas’a ve BM genel sekreterine iletmesi ile postacılık görevinde ne kadar hızlı olduğunu ortaya koydu. “Sarayı açacam” laflarını unutup, buradakilerin görüşlerini almadan TC’dekilerle ‘uzun’ diye iddia edilen 3 saatlik toplantı ile yol haritasını çizdikleri kamuoyuna açıkladı. Bu açıklama ile aslında seçim dönemindeki tüm vaatlerini çiğneyeceğini deklare etmiş oldu. Ulusal Konsey kurup TC ile oluşturdukları görüşleri mi değiştirecekler, yoksa bu Konsey TC dışişlerinin görüşlerini pazarlama işlevi mi görecek?! Görüşmeler şeffaflaşacaktı, şimdiden kapalı devam ediyor, kapalı veya çok azının kamuoyu ile paylaşılacağı açık. Kapalı kapılar arkasında ne konuştuğu nelere karar verildiği açıklanmadı, acaba TC dışişlerinin kendisine yaptığı önerilerin tümünü seçim döneminde vaat ettiği gibi halkla paylaşacak mı?! Eğer hayırsa bunun hesabını biri sormayacak mı? Bu hesabın sorulamaması da siyasal seviyelerimizi düşürmektedir.

Seçim döneminde bizim yaklaşımlarımızı kıyasıya eleştiren dostlarımız bu acenta ve postacı ilişkilerinin bu kadar net devam ettiği böylesi bir dönemde bir özeleştiri verecekleri mi bilinmez ama YKP yola devam etmeye kararlıdır.

Hızla taksime, kalıcı bölünmeye doğru gittiğimiz bu koşullarda yapılması gereken Kıbrıslıların tribünlerden sahaya inmesidir.

YKP, bir kez daha bu yaşananların değiştirilebileceğine olan inancını vurgular.

YKP, yaşananların gerçek çözümünün rejime karşı mücadele olduğunun altını çizer.

Bu nedenle önümüzdeki süreçte toplumsal muhalefetin önündeki birinci görevin seçimlere seçim deme için mücadele olduğu gerçeği ile tüm örgütleri bu konuda tavır almaya çağırırız.

YKP’nin 10. Kurultayı toplandı

ykp_kurultay_04 ykp_kurultay_06Yeni Kıbrıs Partisi 10. Olağan Kurultayı, 7 Kasım, 2009 Cumartesi günü, Lefkoşa’daki KTOEÖS Lokalinde toplandı. Kurultaya, Kıbrıs’ın her iki yanından, Türkiye’den ve Fransa’dan çeşitli siyasi parti temsilcileri ile sivil toplum kuruluşları temsilcileri de katıldı.

KTOEÖS Lokalinde saat 15:00 da başlayan kurultaya, Türkiye’den DTP İstanbul Milletvekili, Dış İlişkilerden Sorumlu Eşbaşkan Yardımcısı Sabahat Tuncel ve Dış İlişkiler Bürosu Üyesi Evren Çevik, ÖDP Genel Başkan Yardımcısı Önder İşleyen ve Parti Meclisi Üyesi Yılmaz Eren, Sosyalist Parti Merkez Komite Üyesi Mahir Sayın, Kıbrıs’tan da AKEL, DISY, EDEK, Yeşiller, EDİ, TDP,KSP Sosyalist İnisiyatif, Yeni Kıbrıs Derneği, PEO, KTAMS, Sosyalist Söylem, Baraka Kültür Merkezi temsilcileri katıldı. Yunanistan’dan Synaspismos ise son seçim sürecini değerlendirmek için olağanüstü toplanan parti organları nedeniyle katılamadı ama mesaj gönderdi, Kurultay olamadıkları için üzüntülerini dile getirdi.

Kurultay Yürütme Kurulu üyesi Emir Taşçıoğlu’nun kısa konuşması ile açıldı. Kurultaya devrim şehitleri için saygı duruşu ile devam edildi. Daha sonra Divan oluşturularak Divan Başkanlığı’na Kutman Tayaz, sekreterliğine de Halil Paşa ve Layıka Bağzıbağlı seçildi. Divanın oluşumundan sonra Divan Başkanı Kutman Tayaz kısa bir açılış konuşmasını yaptı.

Kutman Tayaz’ın konuşmasının ardından Parti Yürütme Kurulu Sekreteri Murat Kanatlı bir konuşma yaptı. Kanatlı konuşmasına başlarken Kurultaya katılan herkese teşekkür etti ve ülke olarak çok zor zamanlardan geçtiğimizi belirtip, her şeye rağmen mücadeleye devam edeceklerini ve barışa ve sosyalizme doğru yürüyüşlerinin süreceğini ifade etti.

Kurultay sırasında “yaşasın devrim ve sosyalizm”,”gün gelecek, devran dönecek Ayşe evine dönecek”, yaşasın halkların kardeşliği”, isyanımız işgale, tek seçenek YKP”, “devrim yolunda, 20 yaşında, inadına barış ve sosyalizm” sloganları atıldı.

 

Kanatlı: “YKP’nin mücadelesi 20 yıldır sürüyor”

Parti Yürütme Kurulu Sekreteri Murat Kanatlı konuşmasında, YKP’nin mücadelesinin 20 yıldır sürdüğünü ve gelecek kuşaklara daha özgür ve demokratik bir ülke bırakmak için mücadeleye devam edeceklerini belirtti.

Murat Kanatlı’nın konuşmalarının ardından Kurultaya konuk olarak katılan DTP İstanbul Milletvekili, Sabahat Tuncel, ÖDP Genel Başkan Yardımcısı Önder İşleyen, Sosyalist Parti Merkez Komite Üyesi Mahir Sayın, Kıbrıs’tan da AKEL Merkez Komitesi Üyesi Yorgos Lukaidis, DİSİ Yakınlaşma Büro Sorumlusu Keti Klerides, EDEK Uluslararası İlişkiler Sekreter Yardımcısı Andreas Panayides, Kıbrıs Yeşiller Partisi Milletvekili Yorgos Perdikes’in konuşması, Birleşik Demokratlar 2. Başkan Yardımcısı Thoukis Thoukidides, TDP Başkanı Mehmet Çakıcı, KSP Genel Sekreteri Yusuf Alkım, Sosyalist İnisiyatif Takis Hadjidemetriou,TDP Genel Başkanı Mehmet Çakıcı, KSP Genel Sekreteri Yusuf Alkım ve Fransa’dan NPA (Nouveau Parti Anticapitaliste, Yeni Antikapitalist Parti) temsilcisi Emre Öngün birer konuşma yaptılar.

Konuşmaların ardından Kurultaya gönderilen DIKO, EMEP, SDP, Synaspismos, Pir Sultan Abdal Derneği, Baraka Kültür Merkezi, DAÜ-BİR-SEN’in mesajları okundu. Daha sonra konukların da ayrılmasına olanak vermek için Divan tarafından Kurultaya on dakika ara verildi. Aranın ardından gündemin diğer maddelerine geçildi.

Parti Meclisi Raporu ve Mali Rapor görüşülüp aklanmasından sonra Kurultay Kararları onaya sunuldu. Kadınlara ve gençlere çağrı başlıklı Kurultay Karar taslağının tümü, diğerlerinin başlıkları okunarak oy birliği ile kabul edildi.

“Ülke, toplum ve parti sorunları üzerinde genel görüşme” başlıklı gündem maddesinde ise Rasıh Keskiner ve Alpay Durduran birer konuşma yaptı.

Son olarak da Parti Meclisi Üyeleri’nin ve Yüksek Disiplin Kurulu Üyeleri’nin seçimi gerçekleştirildi.

Kurultay sonrasında Yeni Kıbrıs Partisi Parti Meclisi Üyeleri şu isimlerden oluştu; Adnan Ertay, Alpay Durduran, Celal Önen, Cevdet Beysoydan, Çağla Konuloğlu, Enver Ballı, Erdinç Selasiye, Ergün Emiroğulları, Gülay Kaşer, Halil Paşa, Halil Sayın, Hüseyin Ağlamaz, Kemal Aktunç, Kutman Tayaz, Murat Kanatlı, Nevzat Hami, Osman Ercüment, Özkan Varoğlu, Rasıh Keskiner, Refika Hoca, Serhan Gazioğlu, Sezer Kaşer, Yalkın Süreç, Yaşar Karakaş, Yılmaz Parlan.

Bu arada tüzük gereği İlçe Kongrelerinde seçilen İlçe Yönetimlerinin karar verdiği birlikte İlçe Sekreterleri Parti Meclisi üyesi olduğu için, Lefkoşa İlçe Sekreteri Ceyhun Hami, Mağusa İlçe Sekreteri Mustafa Noyan ve Girne İlçe Sekreteri Emir Taşçıoğlu da yeni dönemdeki diğer Parti Meclisi üyeleri oldu.

Yüksek Disiplin Kurulu ise şu isimlerden oluştu; Asil Üyeler; Engin Ekici, Gökhan Noyan, Mustafa Hami, Oğuz Özen, Salih Coşar; Yedek Üyeler; Layıka Bağzıbağlı, Mustafa Özser, Topel Arı

 

YKP Yürütme Kurulu Sekreteri Murat Kanatlı’nın, YKP Kurultay Olağan 10. Toplantısındaki konuşması

 

Değerli dostlar, yoldaşlar,

Değerli konuklar, medya emekçileri

 

Öncelikle bugün aramızda konuk olarak bulunan tüm dostlarımıza hoş geldiniz diyoruz…

Türkiye ve Yunanistan halklarının sıcak dayanışmasını getiren dostlarımız, hoş geldiniz!

Ayni gökyüzünü ve ayni coğrafyayı paylaştığımız farklı dillerde ayni sloganı, “Kıbrıs’ta çözüm hemen şimdi” “barış, hemen şimdi” sloganlarını attığımız anavatanımızın diğer yarısından gelen dostlarımız, hoş geldiniz!

Sıkıştırıldığımız anavatanımızın bu yanında, ayni dilde, birlikte çözüm, barış, demokratikleşme, sivilleşme ve emek mücadelesini birlikte verdiğimiz dostlarımız, hoş geldiniz!

Ağır koşullarda, çoğu zaman güvencesiz, çoğu zaman risk altında işini yapan, ekmeğini en zor koşullarda çalışarak sağlayan basın emekçileri, hoş geldiniz!

 

İmkânsızlıkların içinde, baskı ve zorbalığın her türlüsü yaşatılan

ama inadına özgürlük, ama inadına barış, ama inadına Kıbrıs’ın ve Kıbrıslıların birleşmesi için,

işgallere, yerli işbirlikçilerine, acentalarına, gönüllü tutsaklarına karşı,

TC’nin tüm yeraltı ve yerüstü teşkilatlarının sivil ve askeri bürokratlarına karşı

20 yıldır hiç durmadan partimizi destekleyen üyelerimiz, sempatizanlarımız, parti dostlarımız, yoldaşlarımız; hoş geldiniz!

Yüreğini bu kavgaya koyan, yaşamını bu kavgaya adayan dostlar, hoş geldiniz…

 

Çok zorlu dönemlerden geçiyoruz, hem parti, hem de ülke olarak çok zor zamanlardan geçiyoruz… Ama her şeye rağmen mücadelemiz, barışa ve sosyalizme doğru yürüyüşümüz sürüyor…

 

Nazım’ın dizeleri ile söylemek gerekirse;

Yürümek;

yürümeyenleri

arkanda boş sokaklar gibi bırakarak,

havaları boydan boya yarıp ikiye

bir mavzer gözü gibi

karanlığın gözüne bakarak

yürümek!…

 

Yürümek;

dost omuzbaşlarını

omuzlarının yanında duyup,

kelleni orta yere

yüreğini yumruklarının içine koyup

yürümek!..

 

Yürümek;

yolunda pusuya yattıklarını,

arkadan çelme attıklarını

bilerek

yürümek…

 

Yürümek;

yürekten

gülerekten

yürümek…

 

Değerli dostlar; Yeni Kıbrıs Partisi’nin 20 yıllık yürüyüşü devam ediyor…

20 yıldır bitmedi bu kavga, inadına, inatlarına,

yeryüzü, aşkın yüzü oluncaya kadar da sürecek bu kavga…

Bu mücadeleye katkı koyan emek koyan YKP’liler, yeniden hoş geldiniz!

 

Arkadaşlar,

YKP, 20 yıldır mücadelesi sürdürüyor… Bu mücadele gelecek kuşakların daha özgür ve demokratik bir ülkede yaşaması içindir… Bu mücadele, gelecek kuşaklara verdiğimiz sözün bir gereğidir de ayni zamanda…

Onlara, tel örgülerle bölünmüş, etrafı askeri kamplara çevrilmiş, şovenizm ve ırkçılığın her kilometre karesinde hissedildiği bir yurt bırakmak niyetinde değiliz… Bu nedenle bu mücadele sürüyor ve sürmeli…

 

Ama yalnız gelecek kuşaklara sözümüz yok…

Yola çıkarken yüzlerceydik… Ama yaşamın acı gerçeği, bizi de buldu. Her ölüm aslında erkendir, her zaman, birilerinin aramızdan erken ayrılmasıdır… Biz, onlar aramızdan ayrıldığı gün ve sonrasında, ölüm yıldönümlerindeki anmalarda hep tekrarladık, onlarla başladığımız, onlara da ait de olan bu kavgayı, onlar adına da sürdüreceğimizi hep söyledik…

Evet, sözümüz var Mehmet ASİ Göze’ye, Erbil Refik’e, Hüseyin Önen’e, Yüksel Kanatlı’ya, Reha Caner’e, Salih Altaylı’ya, Mustafa Ahmetoğluları’na, Ahmet Karaman’a, Necdet Turgay’a ve nicelerine kavgaları yarım kalmayacak, Kıbrıs’ın ve Kıbrıslıların birleştirilmesi mücadelesi, sosyalist Kıbrıs mücadelesi yarım kalmayacak, mücadele, mücadeleleri sürüyor, sürdüreceğiz…

Yani, sözümüz var dostlarımıza kavgaları kavgamızdır, onları, mücadelemizde,

mücadelelerini sokakta sürdüreceğiz…

 

Yükümüz ağır dostlar, çünkü yalnızca dostlarımıza verilmiş sözümüz yok…

Türkiye coğrafyasında 1970lerde öğrenim görürken öldürülen Mustafa Ertan, Özer Elmas, Mehmet Ömer, Muharrem Özdemir, Ercan Turgut ve Sadık Cemil de Kıbrıs’ın geleceği için mücadele ettiler, yalnızca Kıbrıs için değil, enternasyonalizmin en güzel örneğini vererek bulundukları coğrafyada, Türkiye halklarının mücadelesine omuz verdiler, bu mücadele sırasında yaşamlarını yitirdiler… Onların başlattıkları mücadele de, mücadelemizde sürüyor… Onların da mücadelesi yarım kalmayacak, onların da düşlerini, kavgalarını yarına taşıyacağız…

 

En karanlık günlerde, namlunun ucunda bir ömrün yaşandığı zamanlarda baskıya ve zorbalara teslim olmayarak Kıbrıs için mücadele ederken öldürülenlerin de düşleri ve mücadeleleri kavgamızda yaşıyor…

Derviş Ali Kavazoğlu ve Kostas Mişaulis 11 Nisan 1965’de ayni gün, ayni yerde yan yana; 24 Mayıs 1956’da Fazıl Önder ve Savvas Menikos ayni gün, ayrı ayrı yerlerde vuruldular ama hepsinin idealleri ortaktı ve yine tetiği çeken, çektirten de dini, dili farklı olsa da hep ayni zihniyet, ayni karanlık teşkilatlar oldu…

Mihalis Petru, Ahmet Yahya, İlias Tofaris, Ahmet İbrahim, Andreas Sakkas o dönemin teşkilatlarının milli dava uğruna katlettiği Kıbrıs’ın ilericileri, barışseverleriydiler ayni teşkilatların kurbanları oldular;

Cumhuriyet Gazetesi yazarları Ayhan Hikmet ve Muzaffer Gürkan, Yenidüzen yazarı Kutlu Adalı da ayni teşkilatların diğer kurbanları oldular…

Resmi / gayrı resmi örgütlerle, veya gayri nizami harbin yani özel harbin, kontrgerillanın taktikleri ile Kıbrıs’ı bölmek, ilericileri, demokratları susturmak, sindirmek için birçok kişi, öldürme hariç, kurşunlandığını, bombalandığını, dövüldüğü ama yine de her şeye rağmen direndiği biliyoruz…

Benzer düşünceler YKP’de yaşamaya devam ediyor, yaşamlarını bu idealler uğruna kaybedenlerin mücadelesi de elbette ki YKP mücadelesinde yaşıyor, bu nedenle onların da mücadelesi mücadelemizde sürüyor, sürecek…

 

Bu salondaki dostlarımızın birçoğunun çocuklarının adı birbirine benzer… Geçmişten geleceğe bazı isimleri taşımak önemlidir… Bunlar, bizler için semboldü ama yalnız isimleri değil idealleri de…

Bu nedenle mücadelemiz sürerken onları da unutmadık, onların da ideallerini yüklendik, kavgamıza kattık, onları mücadelemizde yaşatıyoruz…

Evet, Mahir olunmalı, Ulaş olunmalı. Evet, Deniz olunmalı, Hüseyin, Yusuf olunmalı. Evet, İbrahim Kaypakkaya olunmalı…

Ne Mahir Çayan’ı, ne Ulaş Bardakçı’yı, ne Deniz Gezmiş’i, ne Hüseyin İnan’ı, ne Yusuf Aslan’ı, ne İbrahim Kaypakkaya’yı unutmadık, unutturmayacağız…

Taylan Özgür’ü ve 17 yaşında idam sehpasına yürürken, cellatları onun boyun eğmeyişinde küçülürken, ölümü sloganları ile karşılayan Erdal Eren’i de unutmayacağız… Düşüncelerini ve her ne şart altında olursa olunsun teslim olmayışlarını mücadelemizin her aşamasında hatırlayacağız…

 

Sevgili dostlar,

Kıbrıs sorunu ile ilgili zor bir dönemden geçiyoruz…

Bölünmüşlüğe, taksime karşı diğerlerine göre daha kolay fark edilen şovenizme ve milliyetçiliğe karşı mücadele bu dönemde yeterli değildir. Sonuçları en az şovenizm kadar tehlikeli, taksim sürecine katkısı kolayca fark edilmeyen umutsuzluğa, karamsarlığa, “bu memlekette bir şey olmaz” vurdumduymazlığına karşı mücadele de gündemimizde önemli bir yer tutmalıdır…

Umutsuzluğun en çok pompalandığı bu dönemde, net olarak bilinmesi gereken şudur ki, umutsuzluk demek statükonun, işgalin devam etmesi demektir… “Bu memlekette bir şey olmaz” demek, mevcut durumu yani 40 bin TC askerini, binlerce ABD, İngiliz, Yunan ve diğer uluslardan askerleri, bir sürü üssü ve askeri teçhizatları kabüllenmek, sineye çekmektir…

Umutsuzluk demek, Türkiye’nin asker ve sivil bürokratları ile burada fink atması kabül etmek demektir…

Umutsuzluk, Kıbrıs’ın 82. il olmasının resmiyet kazanmasına onay vermek demektir…

Umutsuzluk, vilayetleştirme sürecindeki yolun asfaltlanma sürecidir…

Tam da bu nedenlerden dolayı YKPlilere en çok da umutlu olmak yakışır…

İnatlarına, Kıbrıs birleşeceği söylemek yakışır…

İnatlarına, bu adanın askersizleşeceğini söylemek yakışır…

Onlara güçlerinin de bir sınır olduğunu hatırlatmak, YKP’lilere yakışır…

Unuttularsa onlarca dev ordu ve savaş teknolojilerine rağmen yenilmeyen ve kimi bugün hala direnen Vietnamlıların, Afganların, Filistinlilerin, Kürtlerin ve diğer dünya halklarının mücadelesini, direnişlerini onlara hatırlatırız…

ABD’nin burnun dibinde her şeye rağmen ayakta kalmaya devam eden ve bugün 50. yaşını kutlayan Küba devrimini hatırlatırız…

Onlara bugünkü Latin Amerika’yı hatırlatırız…

Değişmeyecek tek şey değişimin ta kendisidir… Nice İmparatorluklar, saltanatlıklar vardı; yaşadıkları dönemlerinde hiçbir şeyin değişmeyeceğini söylediler, sonsuza kadar yaşayacaklarını iddia ettiler ama şimdi yokturlar… Marxistler değişimin ta kendisine, değişim dönüştürücülüğüne, evrim ve devrim süreçlerine inandılar ve bugüne kadar çok az yanıldılar…

Hatırlatırız ki, konjonktür, uluslararası diplomasi ve diğer manevraları da kendilerine kısıtlı hareket alanı sağlayabilir ama direnen halkların karşısında hiçbir işgalci güç kalıcı olmadı, olamadı, Kıbrıs’ta da olması bu nedenle mümkün değildir ama bunun sonuçlandırılması yolu mücadeleden geçer, bunun yolu direnişten geçer, bunun yolu Ankara’dan değil, sokaktan iktidara düşüncesini sahiplenmekten geçer, rejime karşı mücadeleyi yükseltmekten geçer, YKP bu yoldaki mücadelesini gelecek dönemde de sürdürmeye kararlıdır…

 

Taksime, kalıcı bölünmeye, vilayetleştirmeye umutsuzluk kadar ‘tek evet’li referandum sonuçları için mücadele de; – ve hatta – daha fazla katkıyı yapar. YKP, bu nedenle “bizim görevimiz kuzeyden evet çıkarmak” düşüncesine karşı da mücadeleyi önüne koyar. Bu kavgada “biz, Kıbrıslı Türkler” değil, “biz, Kıbrıslıları” ana düşünce olmalı, çözüme tüm Kıbrıslıların evet demesi için din, dil ayrımı yapmaksızın ülkenin her yanında mücadele edilmeli diyoruz ve gelecek dönemde bunun için daha fazla çalışacağımızın altını bir kez daha çiziyoruz…

 

Önümüzdeki süreçte Kıbrıs sorununun çözümü için daha fazla askersizleştirme için, demografik yapının değiştirilmesine karşı, ganimet yağmasının durdurulması amacıyla, toplumlar arası güveni artırıcı iş ve eylemler yapma görevi de önümüzde durmaktadır.

Bununla beraber yenilenen Parti kadrolarımızla daha aktif bir döneme gireceğimiz anlaşılmaktadır, bu nedenle statüko sevdalılarına; “titresinler YKP daha güçlü ve kararlı geliyor” diyoruz…

 

Gelecek dönem, yalnızca Kıbrıs sorunu ile ilgilenmeyeceğiz, Avrupa Sol Partisi gözlemci üyeliğimiz ile birlikte, yeni bir Avrupa’nın, emeğin Avrupa’sının inşasında da taraf olacağız. Anti-militarist, barışçı, ekolojiden yana, neo-liberal politikalara direnen bir Avrupa için ilerici, demokrat, sosyalist parti ve örgütlerle daha fazla dayanışacağımız ve mücadele edeceğimiz bu dönemde Avrupa Sol Partisi’nin görüşlerini bu coğrafyada yaymak, bu coğrafyadan da mücadeleye katkı yapmak bu dönemin yeni görevleri arasında olacak…

 

Bu dönemde emek mücadelesine de yoğunlaşmamız gerekiyor çünkü Kıbrıs’ın kuzeyindeki mevcut durum emekçiler için tam bir cehenneme dönmüş durumdadır. Haftalık 40 saat, örgütlü ve güvenceli çalışma hakkının çoktan gasp edilmiş olmasının yanına, ücretlerin de insanca yaşam seviyelerinin çok altına çekilmeye çalışılmasına çok daha sık tanık olmaktayız. Patronlar artık işçi değil köle aramaktadırlar ve kölelik düzenin devamı için nüfus taşınmasını desteklemeyi sürdürmektedirler… Üç beş patron kârından olmasın diye binlerce çalışana karşı hem şimdiki hem de bir önceki dönemdeki hükümettekilerin icraatları ile bugünler geldik. Bugün kriz var denerek yeni önlemleri masaya sürenlere karşı, krizin faturasını emekçiler değil patronlar ödesin diyerek gelecek dönemde daha aktif bir emek mücadelesi bizi beklemektedir.

Bizim için önümüzdeki dönem, uluslararası sözleşme ve antlaşmalara uygun güvenceli, sendikalı, ücretleri ve çalışma koşulları ile insan onuruna yakışır bir çalışma yaşamı için emek mücadelesi verenlerle daha fazla dayanışma, daha fazla mücadele dönemi olacak…

 

Kıbrıs’ta yaşanan ekolojik yıkım hızla sürmektedir. Bu yıkımda TAKSİMi, statükoyu kalıcılaştırma siyaseti de etkili oldu, Kıbrıslı Rumlar dönecek mal bulmasınlar diye özellikle 2004 sonrasında bizzat dönemin yöneticiler tarafında ülkenin dağı, taşı inşaat dolduruldu, çevre geri döndürülemeyecek şekilde tahrib edidi ama bize de ‘ekonomiye katkısı var’ diye yutturulmaya çalışıldı.

Demografik yapının daha da bozulması ile özellikle su sorunu, ormansızlaştırma daha kronik hale gelmekte, plansız yapılaşma tarım için verimli arazileri de yutmaktadır. Bu yıkım bugün de hala hızla sürmektedir ve yakın zamanda yapılacaklarla geri dönülmesi tamamen imkânsız daha büyük tahribatlar ortaya çıkacağı kesindir. Kıbrıs’ta eko sisteme verdiğimiz zararın faturasını gelecek kuşaklar çok acı çekerek yaşayacaklar, bu nedenle YKP bu bilinç ile ekoloji için gelecek dönemde daha da fazla mücadele etmeyi, mücadele edenlerle daha fazla birlikte olmayı önüne yeniden hedef koymaktadır.

 

Tüm bunların yanında kadınların, cinsel yöneliminden dolayı ayrımcılığa uğrayanların, mültecilerin, ırkçılığa ve ayrımcılığa uğrayanların insan hak ve özgürlüklerinin bu coğrafyada tam olarak sağlanması için de mücadelemizi daha da arttırarak sürdüreceğiz…

 

Tüm bu ve benzeri mücadeleleri dostlarımızla sürdürmeye kararlıyız… YKP olarak iş ve güç birliklerinde her zaman için tarafız ama taraf olmak demek bizim için, partinin görüşlerinden, partinin düşüncelerinden saparak ne olursa olsun birliktelikte olmak demek değildir…

Taraf olmak demek, kendi düşüncelerimizle, parti dökümanlarımızın çizdiği çerçevesinde her türlü iş ve güç birliğine gireriz, bunlar çerçevesinde çıkarız demektir… Bizimle uzun yol yürümek isteyenler, uzun birliktelik isteyenler taraf olmamızın ne demek olduğunu iyi anlamalıdırlar…

Bu anlayış ayrıca karşılıklı eleştirilere yansımalıdır. Kahve dedikodusundan öteye geçememiş, YKP’nin “Kıbrıslı milliyetçisi” olduğunu, “AB’ye girmeyi kurtuluş” gördüğünü, “göçmen düşmanı” olduğunu yazan onlarca yazı 20 yıldır dönüp dönüp bizi bulmaktadır. Tümü de bu iddialarını dayandıracak tek bir YKP dökümanını kanıt olarak göstermeksizin, “öyle görünüyorsunuz”, “imajınız öyle”, “öyle duydum” gibi kahve dedikodusu siyasetine dayandırmaktadır. YKP’nin tüm söyledikleri, tüm yazdıkları herkesin erişebileceği yerlerdedir, her konuda da söylediği bir sözü vardır, YKP’ye eleştirisi olanlar mış gibi eleştirilere, kahve dedikodularına sığınıp yapmasınlar, belgelere dayansınlar, tartışmaların düzeyini yükseltelim, yoksa bu tip davranışlar geçmişte iş ve güç birliklerine zarar verdi, devamı, vermeye de devam edecek…

Ayrıca YKP yola çıkarken ilkelerini ve ne için mücadele ettiğini çok net olarak ortaya koymuştu, 20 yıl önce başka başka yerlerde hatta Self Determinasyon Aydın Hareketi içinde olanların bugün bizi sınamaları da kabul edilemez bir davranıştır. Hala daha YKP’ye karşı öfkesini sürdüren bu çevreler seçimlerde, siyasal kampanya çerçevesinde YKP’nin hem katıldığında hem da, boykot ettiğinde tam tersi davranışlara giren çevreler olduğunu hatırlatırız… 98’de biz seçim kampanyası yaparken, boykot diyen; 2000’de karşımıza aday çıkaran, 2009’da da biz boykot derken bize saldırıp seçime katılanların iyi niyetten yoksun bu davranışlarını gelecek dönemde de aklımızda tutmaya devam edeceğiz…

Herşeye rağmen gerekirse riskler de alarak rejime karşı mücadelede, emek mücadelesinde, insan hak ve özgürlüklerinin geliştirilmesi mücadelesinde yürüyebileceklerimizle yürüyebileceğimiz yere kadar birlikte mücadele etmeye devam edeceğiz…

 

Kıbrıs’taki birçok yapı için sorun olan örgütlenme, YKP’yi de etkilemekte… Her şeye rağmen, bugün parti organlarına katılmak için önemli sayıda genç arkadaş başvuru yaptı, bu bizim için önemlidir. YKP önceki kuşakların tecrübesi, deneyimleri ile genç kuşakların dinamizmini birleştirebildiği oranda etkili bir siyasal güç olacaktır. Gelecek dönem bu bakımdan da önemlidir… Ama parti kadrolarının gençleşmesi yanından kadınların da siyasete katılması, aktif olması en az gençleştirme kadar önemlidir. Bu yönde de partinin önünde önemli görevler durmaktadır.

 

Değerli Dostlar,

Dediğimiz gibi, yurdumuzun yeniden birleştirilmesi için, rejime karşı ve işgalin ortadan kalkması için mücadeleye kararlılıkla devam ediyoruz…

 

Bu mücadeleye katılmak, katkı koymak isteyenlerle bir kez daha çağrı yapıyoruz…

 

Böylesi koşullar altında bir kez daha

  • Kıbrıs’ın ve Kıbrıslıların birleştirilmesi için mücadeleyi benimseyen,
  • Sınırsız, silahsız, garantörsüz bir Kıbrıs mümkün diyen,
  • “Eşitlikçi ve özgürlükçü bir sosyalizm, hemen şimdi” talebi olan,
  • Acentalara karşı sosyalist bir seçenek arayan,
  • Her taşın altından çıkan TC asker ve sivil bürokratlarının hegemonyasına karşı, “Kıbrıs Kıbrıslılarındır”, “bu memleket bizim, biz yöneteceğiz” diyenlere, her türlü sahte makamı ve ganimet ilişkisini reddeden,
  • Fetihçi bir zihniyetle, Kıbrıs’ın kuzeyini vilayetleştirmek ve Kıbrıslıları tamamen asimile etmek için Kıbrıs’ın kuzeyine nüfus taşınması politikasına karşı çıkan,
  • Başka bir dünya mümkün diyenlere; dünyanın merkezi Lefkoşa değil diyerek, neo liberal saldırganlığa karşı kürsel direnişçilerle birlikte mücadeleyi dünyanın her yerinde ve aynı zamanda Kıbrıs’ta yükseltme kararlılığında olan,
  • Sermayenin değil, emeğin Avrupa’sını savunan,
  • Bütün halklar kardeştir diyen

Dili, dini, rengini, cinsel yönelimi ne olursa olsun, kadınlara, gençlere, emekçilere, Yeni Kıbrıs Partisi’ne katılım çağrısı yapıyoruz…

Bir kez daha, gelin yeni bir Kıbrıs’ı, yeni bir Avrupa’yı kurmak için YKP’de birleşelim diyoruz…

 

Sevgili dostlar,

Defalarca dediğimiz gibi, gelecek kuşaklara sözümüz var; onlara, sınırsız, silahsız, garantörsüz, askersiz, sosyalist Kıbrıs bırakacağız, bu nedenle yolu yok, mücadele sürüyor, katkı koyanlara, yüreğini koyanlara yaşamını adayanlara bir kez daha teşekkür ediyoruz…

 

Ve dostlar, statükoya mahkum değiliz, umutsuz değiliz, statükoyu devirebileceğimize inanıyoruz, devirebiliriz diyoruz…

“Çözüm, hemen şimdi mümkün” diyoruz!

“Başka bir Kıbrıs mümkün” diyoruz…

Ve bunlar hayal değil, gerçekleştirilebileceğine dönük umutlarımız var!

Karanlığa karşı umudu büyütüyoruz…

Ve inadına, yarını şimdiden istiyoruz, ve alacağız! Çünkü seçeneklerimiz ya barbarlık düzeni ya da barış ve sosyalizm. Biz tercihimizi barış ve sosyalizmden yana yaptık, gelecekle sözleştik, yok oluşa karşı başkaldırıyı örgütlemeye ve geleceğimizi kazanmaya kararlıyız…

Ve elbette biz kazanacağız!

 

Kurultayımızın başarılı geçmesi dileklerimle, katılan herkese teşekkürler…

 

20.yılında;

Yaşasın mücadelemiz!

Yaşasın Yeni Kıbrıs Partisi!

 

Konuşmalar ve Mesajlar

 

AKEL Merkez Komitesi Üyesi Yorgos Lukaidis’in konuşması

Sevgili dostlar, ortak mücadele arkadaşlarımız,

Öncelikle kongrenize katılma ve hitap etme davetiniz için AKEL Merkez Komitesi adına size teşekkür etmek istiyorum. Vatanımız ve halkımız için kritik bir dönemde gerçekleştirilen kongrenizin çalışmalarında başarılar diliyoruz.

Partiniz ve AKEL arasındaki geleneksel çok iyi ilişkilerin daha da gelişmesinden ve derinleşmesinden duyduğumuz memnuniyeti ifade ediyoruz. Özellikle halkımızı ilgilendiren en önemli meselede, Kıbrıs sorununda iki partinin, AKEL ve YKP’nin görüşlerinin yakınlıklar arz etmesinden duyduğumuz memnuniyeti dile getiriyoruz. Kıbrıs sorunun bu kritik aşamasında iki toplumdaki partiler arasındaki bu görüş birlikleri özel bir önem kazanmaktadır.

İki toplumun liderleri arasındaki doğrudan görüşmeler sürecine tam desteğimizi bu kürsüden de ifade etmek istiyoruz. BM Güvenlik Konseyi’nin kararları tarafından belirlenen çözüm çerçevesinde olan tezler sunarak müzakere masasında gerçek siyasi irade gösterildiği takdirde kapsamlı ve üzerinde anlaşmaya varılan çözüme ulaşmak mümkündür.

BM Güvenlik Konseyi oylamalarında belirtildiği şekilde iki toplumun siyasi eşitliğinin olacağı iki bölgeli, iki toplumlu federasyon çözümü değişmez hedefimiz olmaya devam etmektedir. Çözüm özlü olarak ülkeyi, halkı, kurumları ve ekonomiyi yeniden birleştirmelidir. Kıbrıslıların tümünün temel özgürlüklerine ve insan haklarına saygılı olmalıdır. Yabancı vasilikler ve bağımlılıklar olmaksızın, Kıbrıslılar tarafından Kıbrıslılar için bir çözüm olmalıdır.

Bu yönde bütün gücümüzle mücadele etmeye devam edeceğimizi bir kez daha vurgulamak istiyoruz. Kıbrıslırumlar ve Kıbrıslıtürkler arasında yeniden yakınlaşmanın güçlenmesi için mücadele etmeye devam edeceğiz. Bütün Kıbrıslılar yeniden birleşmiş, federal ve refah içerindeki bir Kıbrıs’ta barış içerisinde yaşayana kadar mücadeleye devam edeceğiz.

Konuşmamı tamamlarken, kongre çalışmalarınızda size bir kez daha başarılar dileriz.

 

Birleşik Demokratlar 2. Başkan Yardımcısı Thoukis Thoukidides’in konuşması

YKP’li dostlar,

Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rum politikacılar,

Türkiye’den gelen değerli parti temsilcileri,

Sevgili yurttaşlar,

 

Birleşik Demokratlar adına 10. Kurultayı nedeniyle YKP’yi kutlamak isterim. Bu kurultaya siyasi yaşamdaki varlığınız ve engellerle dolu faaliyetlerinizle geldiniz. Sesiniz ve siyasi görüşleriniz Kıbrıslı her iki topluma da, belki de daha fazla güneydekilerine ulaştı.

Birleşik Demokratlar, şimdiki ve gelecek nesil tüm Kıbrıslıların yararına ortak ve güzel bir geleceğe doğru ileriye gitmeleri için tüm Kıbrıslıları ve iki toplum liderlerini cesaretlendirmek amaciyle YKP ve Kıbrıslı Türklerin diğer siyasi partileriyle işbirliği yapma fırsatını elde ettikleri için mutludurlar. Aynı zamanda, karşılıklı ziyaretler yoluyla yapılan iki partimiz arasındaki ikili görüş alışverisinden de memnunuz.

 

Sevgili dostlar,

50 yaşında bir kişi olarak babalarımızdan kalan önemli ve sürekli evrim içinde olan bir sorunun mirasçısı olan Kıbrıslılardanım ve bu sorunu çocuklarımıza devretmemek için yemin ettik.

Kıbrıslı siyasi liderlerin ve siyasi partilerin, gelecek nesil Kıbrıslılara, özgür, fakat acı dolu geçmişini unutmayan, bir ülke devretmeleri sorumluluklarını yerine getirmeleri zamanı şimdidir ki böylece çocuklarımız tüm Kıbrıslıların barışçıl işbirliği, hoşgörü, fırsat eşitliği ve refah içinde yaşayabilecekleri gerçek bir Avrupa ülkesi bulabilsinler. Şimdi, partiler arası ya da partiler içi politika yapma zamanı değildir.

Birleşik Demokratlar, tarihin kendilerine yüklediği sorumluluğa yanıt vererek Güvenlik Konseyi’nin ilgili kararlarında belirlendiği şekliyle siyasi eşitliği olan iki toplumlu ve iki kesimli bir federasyon temelinde Kıbrıs’ın yeniden birleştirilmesi yönünde cesaretle ve kararlılıkla ilerlemeleri için iki lidere çağrıda bulunur.

Hristofiyas ve Talat, uzun bir süreden beri devam eden siyasi bir sorunu çözme başarısı göstererek tarih yapma fırsatını ellerinde bulundurmaktadırlar. Bu fırsatı değerlendirmemeleri halinde, tarih onları, ülkelerinin siyasi sorununu çözme fırsatı kendilerine verilen, ancak bu fırsatı ellerinden kaçıran kişiler olarak kayda geçirecektir.

Aralık ayındaki değerlendirmelere bir gönderme yapacak olursak, Birleşik Demokratlar olarak hedefimizin Türkiye’yi cezalandırmak ya da sadece Türkiye limanlarının Kıbrıs gemilerine açılması olmaması görüşündeyiz. İleri görüşlülük Türkiye’nin komşularıyla sorunlarını çözmesine yardımcı olmaktır. Dahası, Kıbrıs’ın yeniden birleştirilmesi ve Türk-Yunan sorunlarının hızlı bir biçimde çözümlenmesi, Kıbrıs ve Yunanistan’ın, Doğu Akdeniz’de Türkiye’nin ekonomik ve siyasi ortakları olmaları yolunu açacak ve Avrupa ile bölge arasında köprü oluşturacaktır.

 

Sevgili dostlar, politikacılar ve YKP’li yurttaşlar,

Birleşik Demokratlar adına partinizin 10. kurultayı çalışmalarında ve ileriki çalışmalarınızda başarılar dilerim.

 

Kıbrıs Yeşiller Partisi Milletvekili Yorgos Perdikes’in konuşması

Yoldaşlar, Yurttaşlar

 

Yeni Kıbrıs Partisi’nin 10. kurultayına Kıbrıs Yeşiller Partisi’nin selamını iletme sorumluluğunu üstlendiğim için kendimi mutlu hissediyorum.

Bugün, bu salonda, tek bir halk olduğumuzu ve tek bir ülkemiz olduğunu gerçekten hissediyoruz. Aynı ananın, Kıbrıs’ın, çocuklarıyız, kardeşiz.

Bizler, Yeşiller Partisi olarak, ilk siyasi adımlarımızı atarken büyük bir vizyon sahibi Alpay Durduran ile tanışma ve onunla bağlantı kurma şansımız oldu. Onun siyasi düşüncesi, “tek ülke, tek halk” yönündeki vizyonu son 14 yıl içindeki yolumuzu aydınlattı. Halkımız için zor günlerdi, Kıbrıs’ı Avrupa Birliği’ne taşıyan günler, ancak o günler Kıbrıs sorununu çözemedi.   Tam tersine, adamızın değiştiğini, insanların daha da vahşileştiğini, değiştiğini gördük. Dağlarımızın ve tarlalarımızın yaralarla, hoşgörüsüzlüğü simgeleyen bayraklar ve anıtlarla dolu olduğunu görüyoruz. Etnik kökeni ne olursa olsun, tüm Kıbrıslıların insan haklarının çiğnendiğini görüyoruz. Hepimizin ölü ve kayıp kişileri, kardeşleri, yabancı askerler ve üslerle bölünmüş bir vatanımız ve bölünmüşlük ile yerleşimciler nedeniyle demografik yapının değişmesinden dolayı tehdit altında olan bir geleceğimiz vardır. Fakat hep birlikte, ümit edeceğiz ve mücadele edeceğiz.

“Yeni Kıbrıs” Partisiyle, kardeşimiz Kıbrıs Partisi ile, en fazla ortak yanlarımızın olduğuna inandığımız partiyle, sağlam ve kalıcı bir işbirliğimiz vardır. Ortak davalarımız ve inisiyatiflerimiz vardır. Akama ve Karpaz yarımadasının tahrip edilmekten kurtarılması, sakinlerinin Mağusa’ya, Maronit köylerine ve Dillirga bölgesine dönmeleri için mücadele ettik. Türkiye’de, Girne sahillerinin tam karşısında,  nükleer bir tesisin kurulmasına karşı, adamızda İngiliz üslerinin varlığına karşı protestolarımız vardır; Lefkoşa’nın ve tüm Kıbrıs’ın askersizleştirilmesi için mücadelemiz vardır. İşte görüyorsunuz; başka bir Kıbrıslı siyasi partiyle bu kadar derin ve sağlam bir işbirliğimiz olduğunu hiç sanmıyorum. Sizleri kardeşlerim ve yoldaşlarım olarak selamlarken bunu bir nezaketten ya da alışkanlıktan dolayı yapmıyorum. Sizlere gerçeği söylüyorum. Bu bizim gerçeğimizdir.

Ellerimizde bu gerçekle ve açık bir vizyonla, AB çerçevesinde, adalet ve dayanışmanın olduğu bir dünyada, yabancı askerlerin, üslerin ve garantilerin bulunmadığı, kurtarılmış, birleşik ve demokratik bir Kıbrıs’ta barış dolu yeşil bir geleceğe umutla bakmaktayız.

 

EDEK Uluslararası İlişkiler Sekreter Yardımcısı ve EDEK Merkez Komitesi Üyesi Andreas Panayides’in konuşması

Yeni Kıbrıs Partisi

  1. kurultayına hitaben

 

Sosyal Demokratlar Hareketi EDEK ve başkanı, Yiannakis Omirou adına, partinizin 10. kurultayına hitap etmek için aldığımız davetten dolayı sizlere teşekkür ederim.

Aynı zamanda varlığı ve 20 yıldır sürdürdüğü çabalardan dolayı partinizi kutlamak ve özellikle hem Kıbrıslı Türklerin yaşamını iyileştirmede ve hem de Kıbrıs sorununun çözümü yönündeki mücadelede olumlu ve yapıcı tutumlarından dolayı partinizi övmek isterim.

Bizler, EDEK ve sosyalistler olarak adil ve demokratik bir toplum, refah, dayanışma ve tutarlı bir toplum, yönündeki mücadelemizi sürdürüyoruz ve sürdürmeye devam edeceğiz.

EDEK olarak bizler, 1977 ve 1979 üst düzey anlaşmaları, BM Güvenlik Konseyi kararları ve Avrupa ile uluslararası insan hakları ve özgürlükleri konvansiyonları temelinde Kıbrıs sorununa adıl, işleyebilir ve yaşayabilir bir çözüm bulmak için Cumhurbaşkanı Dimitris Hristofiyas ve Kıbrıs Türk Lideri Mehmet Ali Talat arasında devam eden görüşmeleri destekliyoruz.

EDEK olarak biz, tek bir egemenliği, tek bir uluslararası statüsü ve tek kimliği olan Avrupalı birleşik bir Kıbrıs için, yabancı askerlerin ve garantörlerin olmadığı Kıbrıslılar için bir Kıbrıs, insan hakları ve özgürlüklerinin tüm Kıbrıslılar, Kıbrıslı Rumlar, Kıbrıslı Türkler, Ermeniler ve Maronitler için uygulanan demokratik bir Kıbrıs için çalışıyoruz ve çalışmaya devam edeceğiz.

Eminim ki mücadelemizde partinizin ve diğer ilerici Kıbrıslı Türklerin desteğini ve dayanışmasını alacağız.

 

Sevgili dostlar,

Bu düşüncelerle kurultayınıza başarılar dilerim.

Teşekkürler.

 

NPA (Nouveau Parti Anticapitaliste, Yeni Antikapitalist Parti) temsilcisi Emre Öngün

Değerli yoldaşlar,

 

Size Fransa’dan Yeni Antikapitalist Parti adına sesleniyorum. Partimiz genç bir parti, Şubat 2009 ayında kuruldu. Değişik çevre ve ufuklardan gelen militanlardan kurulu, kapitalizme ve her türlü toplumsal dışlamaya karşı mücadele eden, kapitalizmin aleti olmuş sosyal-demokrasiden bağımsız ve 21inci yüzyılın sosyalizmi için mücadele eden bir partidir.

İlk meşruluk sınavımızı, demokrasiden oldukça uzak olan Avrupa Parlamentosu seçimlerinde %4,5 skorumuzla verdik. Bu süreç boyunca tüm Avrupa’da Antikapitalist Solun inşası için emek verdik ve şunu tekrarladık “ Bu kriz kapitalizmin krizidir. Bedelini halklar ve emekçiler ödememeli.”. Bu söylemle Portekiz, Danimarka ve İrlanda’dan Avrupa Parlamentosuna 5 yoldaşımız seçildi.

Ancak derhal şunu belirtmek isterim: bizim için burjuva kurumların sınırlarında kalarak dünyayı değiştirmek mümkün değil temelimiz toplumsal mücadeleler olmalı ve bu eksende bir siyaset geliştirmeye çalıştık.

Kıbrıs’la ilgili olarak size her şeyden evvel partimizin dün yayınladığı basın açıklamayı iletmek isterim:

“29 ekim 2009 tarihinde, KKTC kamu çalışanları sosyal kazanımlarını derinden sarsacak bir yasa tasarısına karşı genel grev ve eylem düzenlediler.

Kamu sektörü Kıbrıs Türkler için en önemli mesleki imkandır: Kıbrıs’da 40 000 asker bulunduran siyasi hayatını kontrol eden Türkiye Cumhuriyeti KKTC’ye yönelik sömürgeci bir politika geliştirmekle kalmayıp kendisine bağımlılığı pekiştirmek için üretimin kaybolmasına ön ayak oldu.

Böylece, söz konusu yasa tasarısının sonucu sadece sosyal bir gerileme değil ama aynı anda Kıbrıs Türk halkının ortadan kaldırılmasının ve Türk devletinin adanın kuzeyinde ki emperyalizminin başarısı anlamına gelir.

29 ekim eyleminin baskısı mücadelenin önemine işaret ediyor: 16 militana haklarında polisinin görevini yapmasını engellemek suçlaması ile dava okunmuştur.

KKTC’nin gerici hükümeti ve Türkiye yöneticiler onları tehdit eden önemli bir toplumsal hareketin son vermek istiyorlar.

NPA toplumsal hareketin bastırılmasını ve 29 ekim eylemcilerine açılan davaları kınıyor. NPA kıbrıs türk kamu emekçileri hareketiyle ve adada birleşik, bağımsız ve sosyalist bir Kıbrıs için mücadele eden militanlarla dayanışmasını ilan ediyor.”

Bunun yanı sıra enternasyonalizmi somutlaştırmak adına iki davetimiz var:

  1. Uluslar arası BDS kampanyasına katılmak. BDS’in anlamı Boycott Disenvestment Sanction’dur. Amacı Filistin halkıyla dayanışmak için her ülkede İsrail sermayesine ve kurumlarına (üniversiteler ve kültürel olmak üzere) mücadele vermektir. Bu inisiyatifi Filistinli aktivistler almıştır ve enternasyonalizme somut bir temel sunmaktadır. Nitekim bu kampanya geniş kapsamlı olabilir.
  2. Partimiz 2010 yılında Marsilya’da Akdeniz Antikapitalist örgütler konferansı düzenleyecektir ve YKP davetlidir.

 

NPA adına kongrenizi selamlar ve çalışmalarınızda başarılar dilerim.

 

 

DİKO’nun mesajı

Sayın Alpay Durduran,

Sayın Murat Kanatlı,

Bu Kurultayın Sayın Katılımcıları,

Bayanlar ve baylar;

 

  1. 20. kuruluş yıl dönümünü kutlamakta olan Yeni Kıbrıs Partisi’nin 10. kurultayında sizlere bugün hitap etmekten büyük mutluluk duymaktayım.
  2. Ledra Palace’da Kıbrıslı Rum ve Kıbrıslı Türk siyasi partiler arasında yapılmakta olan aylık toplantılarından partinizin liderlerini tanımaktayız ve yakınlaşma yönündeki yapıcı rolünüze ve çabalarınıza, iki toplumlu, tek vatandaşlığı, uluslararası tek tanınmışlığı, tüm Kıbrıslı yurttaşların barış içinde ilerlemeden ve refahtan herkesin yararlanabileceği Avrupa Birliği üyesi birleşik bir ülkede, tüm vatandaşlarının insan haklarından yararlanabilecekleri ortak ülkemiz Kıbrıs’ın tek egemenliği ve iki kesimli federal bir hükümet şekli olması için gösterdiğiniz siyasi kararlılığa müteşşekiriz.
  3. Kurultayınızın başarılı geçmesini dileriz.

 

Emek Partisi Uluslararası İlişkiler Bürosu Üyesi Mehmet Özer’in mesajı

Partinizin 20. kuruluş yıldönümü nedeniyle düzenlediğiniz kurultaya davetiniz için teşekkür ederiz. Ancak kurultaya katılamayacağımızı üzüntüyle belirtmek istiyoruz.

Kurultayınıza ve partinize mücadelenizde başarılar diliyoruz.

 

 

Sosyalist Demokrasi Partisi Genel Başkanı Rıdvan Turan’ın mesajı

Değerli arkadaşlar sevgili yoldaşlar

 

Aranızda olmayı çık istememe rağmen yoğun programım nedeniyle aranızda olamıyorum…

Birleşik ve demokratik bir Kıbrıs ve özgür bir dünya mücadelenizin önemli bir dönemeci olan kongre çalışmalarınızda yoğun gündemlerimiz nedeniyle bulunamamış olmaktan dolayı üzgünüz.

Adanın Türk devletince işgal edilmiş olmasının, adanın siyasal, kültürel, demografik yapısını ve özeliklerini uluslararası anlaşmaları da ihlal edecek bir biçimde nasıl tahrip edildiğini yakından görüyoruz. Atılan demokrasi nutuklarına karşın, Türk devletince geliştirilmekte olan şovenist-militarist politikaların tüm ada halkının en demokratik hakkı olan barış içinde yaşama hakkını elinden aldığına üzülerek tanıklık ediyoruz. Buna karşın coğrafi olarak uzak olsak da, sizler Kıbrıs’ta bizler de Türkiye’de birleşik bir demokrasi mücadelesini farklı coğrafyalarda sürdürmekte oluşumuzu çok önemli görüyoruz. Ortak bir düşmana karşı verdiğimiz mücadelede sizleri siper yoldaşlarımız mücadelenizi de mücadelemiz görüyoruz.

kongrenizin başarılı geçmesini dilerken siz yoldaşlarımızın nezdinde tüm kıbrıs halklarına dayanışma duygularımızı iletiyoruz.

devrimci selamlarımızla.

yaşasın devrim ve sosyalizm

 

YKP’nin 9. Kurultayı toplandı

Yeni Kıbrıs Partisi Kurultayının 9. olağan toplantısı 5 Mayıs 2007, Cumartesi günü gerçekleşti.

Lefkoşa’da Arabahmet Kültür Merkezinde saat 14:30 de başlayan kurultaya Yunanistan’dan Synaspismos, Türkiye’den ÖDP ve SDP, Kıbrıs’tan EDİ, AKEL, EDEK, Yeşiller Partisi ile Sol Kanat, Yeni Kıbrıs Derneği, DAÜ-BİR-SEN, KTÖS kurultaya katıldı, DİSİ, CTP, BKP, KSP, KT Gazeteciler Birliği, Dev-İş de birer mesaj gönderdi.

Kurultaya Synaspismos Uluslararası İlişkiler Sekreteryası üyesi Spyros Apergıs; ÖDP Genel Başkan Yardımcısı Füsun Erol; SDP Genel Başkan Yardımcısı Mustafa Kahya; EDI Genel Başkan Yardımcısı Praxoula Antoniadou Kyriakou ile Yürütme Sekreteryası üyesi Spyros Xatzegregoriou; Yeşiller Partisi Politik Büro üyesi Savvas Filippou ile Politik Büro üyesi Theodosia Hadjiloe; AKELYannaki Kolokasides ile Aristos Damianu; Sosyaldemokrat Hareket EDEK Politik Büro üyesi ve Toplumlararası İlişkiler sekreteri Marios Karatzias ile Politik Büro üyesi Elias Ioakim; KTÖS Başkanı Güven Varoğlu; DAÜ-BİR-SEN Başkanı Tevfik Yoldaş; Sol Kanat Satiris Nachoi ile Panayiotis Panayatou; Yeni Kıbrıs Derneği Başkanı Thouki Thoukidides ile üye Jus Bayadas konuk olarak katıldı.

Kurultay Parti Yürütme Kurulu Sekreteri Rasıh Keskiner’in konuşması ile başladı. Keskiner’in konuşmasından sonra Keskiner “tüm dünyada ve Kıbrıs’ta barış ve demokrasi için emperyalizme ve faşizme karşı mücadele ederken yaşamlarını kaybedenler ve mücadeleye birlikte başladığımız ve süreç içinde hayatlarını kaybeden partili mücadele arkadaşlarımızın anısına bir dakikalık saygı duruşu yapılması” daveti ile saygı duruşu gerçekleştirildi. Daha sonra Divan oluşumuna gidildi. Yapılan önerilerle Oğuz Özen Divan Başkanlığına, Kutman Tayaz Yardımcılığına ve Kemal Aktunç da Sekreterliğe getirildi.

Divan oluşumu sonrası Parti Yürütme Kurulu adına Alpay Durduran açılış konuşması yaptı. Durduran’ın Kıbrıs ve dünyadaki gelişmeleri değerlendiği konuşması sonrası ÖDP, SDP ve Synaspismos temsilcilerinin konuşmasına geçildi.

Konuk konuşmacılardan ilk olarak konuşan Synaspismos Uluslararası İlişkiler Sekreteryası üyesi Spiros Apergis, Kıbrıs’ta her iki toplumun kabul edebileceği AB çerçevesinde bir çözüme ihtiyaç bulunduğunu kaydetti.

Kıbrıs’ın tekrar birleşmesi ve Kıbrıs sorununun çözülmesi gerektiğini dile getiren Apergis, zaman kaybedilmemesi ve Kıbrıs’ta uluslararası kurallara uygun bir çözümün gerçekleşmesi gerektiğini belirtti.

Özgürlük ve Dayanışma Partisi Genel Başkan Yardımcısı Füsun Erol, Türkiye’deki tüm devrimcilerden selamlar getirdiğini dile getirerek başladığı konuşmasında Türkiye’de son zamanlarda yaşanan gelişmeleri anlattı.

Kıbrıs sorununu dost partilerle dünyanın çeşitli ülkelerinde görüştüklerini anlatan Erol, Kıbrıs için iki toplumlu, iki bölgeli çözümün uygun olduğunu kaydetti. Şu andaki hükümetin halkla ilişkilerinde zayıflama olduğunu belirten Füsun Erol, Kıbrıs’ın tek sahibinin Kıbrıs halkı olduğunu vurguladı.

Kıbrıs hakkında kendilerinin sadece görüşlerini aktardıklarını söyleyen Erol, sorunun çözümünün devletle değil halkla yapılması gerektiğini kaydetti.

Sosyalist Demokrasi Partisi Genel Başkan Yardımcısı Mustafa Kâhya ise, Türkiye’nin izlediği Kıbrıs politikasının iflas ettiğini belirterek, bir çözümün ancak Kıbrıs’taki “işgalin kaldırılmasıyla” mümkün olacağını vurguladı. Bunu parti kararına dönüştürdüklerini ifade eden Kâhya, “adada başka ülkenin 40 bin askerinin varlığında çözüm üretmenin mümkün olamayacağını” söyledi. Adanın yazgısının Kıbrıs’ta yaşayan halkın kendi iradesi çizilebileceğini dile getiren Kâhya, Türkiye hükümetine eleştirilerde bulunarak, “Kurtulmak istedikleriniz, sizden kurtulmak istiyorlar” ifadelerine yer verdi.

Yapılan konuşmalardan sonra katılan konukların tanıtımı yapılarak gönderilen mesajlara atıfta bulunuldu, daha sonra 10 dakikalık ara verildi. Konukların ayrılması sonrası kurultayın diğer maddelerine geçildi.

Ülke ve toplum sorunları üzerine Alpay Durduran’ın ve Rasıh Keskiner’in konuşması sonrası parti raporları onayına geçildi. Raporlar konusunda söz alan Murat Kanatlı, üyelerden daha fazla örgütlülük ve Yeniçağa daha fazla katkı talep etti. Daha sonra geçilen oylamada, oy birliği ile parti meclisi raporu kabul edildi.

Onaylanan parti meclisi raporu, partinin son kurultayından bu yana geçen süre içindeki faaliyetlerini anlatmakta, ayrıca dünyada ve ülkemizdeki önemli siyasal gelişmeleri değerlendirmekte, tespit ve hedefler içermektedir. Ortadoğu, Latin Amerika ve Avrupa’daki sorunları, insanlığın üzerine çöken neo-liberal politikaların yarattığı yıkım ve felaketlerden çıkış yolunun anti-kapitalist mücadele ve sosyalist bir düzenin insanlığın kurtuluşu olduğu vurgulanmaktadır.

Rapor iç siyasal ve sosyal gelişmeleri de değerlendirmekte ve bu çerçevede Ankara’nın her alana müdahalelerinin sürdüğünü, buradaki yerel idarenin de tamamen Ankara’nın acentalığını yaptığını yinelemekte, YKP’nin gerçek iktidar mücadelesi için çalıştığını anlatmaktadır.

Raporda, partinin, solda işbirliği güç birliği ile ilgili tutumu da açık ve net olarak açıklanırken, demokratik bir seçim için alınması zorunlu tedbirleri sıralanmaktadır.

Ayrıca Raporun içerisinde, TC’den taşınan ve Kıbrıslının kat kat üstüne çıkarılan nüfusun bu ülkenin alt yapısını alt üst ettiğinin vurgulandığı raporda, Kıbrıslının iradesinin gasp edilmesi için bilinçli olarak gerçekleştirilen bu operasyonun sonucu Kıbrıs’ın kuzeyine taşınan nüfus ve yurttaşlıkları reddettiği, kimin yurttaş olup olmayacağının bir andlaşma sonrası bu memleketin gerçek sahipleri tarafından kararlaştırılacağı vurgulanmaktadır.

Parti Meclisi raporu sonrası Kurultaya sunulan altı karar tasarısını da görüşerek onayladı. Kurultay tarafından oy birliği ile onaylanan Kurultay Karar tasarıları şöyle: YKP Gelecektir; Kıbrıslıların yok oluşunu hazırlayan nüfus taşınmasını ve yurttaşlık dağıtılmasını reddediyoruz; Adanın tümünün askersizleştirilmesine ilk adım “Askersiz Lefkoşa”; Çevreye sahip çıkmak, kapitalizmle mücadeleden geçer; Çevre ve doğa korunmalıdır; Yerel yönetimler yeniden çağdaş şekilde ele alınmalıdır.

“YKP GELECEKTİR” adı altında toplanacak kurultayda 25 kişilik parti meclisi ile 5’i asil 8 kişilik yüksek disiplin kurulu seçildi.

YKP’nin yeni seçilen Parti Meclisi üyeleri şöyle: Alpay Durduran, Celal Devrim Önen, Cevdet Beysoydan, Çağla Konuloğlu, Dr. Mustafa Hami, Emir Taşçıoğlu, Enver Ballı, Erdinç Selasiye, Ergün Emiroğulları, Erhuz Akal, Ersin Hürdoğanoğlu, Halil Paşa, Halil Sayın, Kemal Aktunç, Kutman Tayaz, Mehmet Özyücekök, Murat Kanatlı, Özkan Varoğlu, Rasıh Keskiner, Remzi Yektaoğlu, Salih Uyguroğlu, Serhan Gazioğlu, Yaşar Karakaş, Yılmaz Parlan, Yılper İşçioğlu…

Yüksek Disiplin Kurulu üyeleri ve yedek üyeliğine de seçilenler şöyle: Adnan Ertay, Engin Ekici, Oğuz Özen, Soner Ersen, Ural Baltacı Ertan Kaşer, İbrahim Metbulut, Şenol Dereli

Parti organlarının yenilenmesinden sonra kurultay sona erdi.

 

Rasıh Keskiner’in açılış konuşması

Sayın misafirler, basın mensupları, YKP’nin değerli üyeleri,

Hepinizi şahsım ve Yeni Kıbrıs Partisi adına saygılarımla, sevgilerimle ve dostlukla selamlarım, hoş geldiniz.

Bu memleket bizim, talimatla yönetilmeye hayır,

Kıbrıs’ın ve Kıbrıslıların birleşmesi,

Kıbrıs’ta on bin yıllık geçmişi olan bizlerin yok edilmemesi,

Konuşulması tabu hiçbir şeyin kalmaması,

TC asker sivil Yönetmelerinin tüm alanlara olan müdahalelerinin ortadan kaldırılması,

Ve acenta değil gerçek bir iktidar olma mücadelesi yolunda

çeşitli baskı, tehdit, bombalama, ve kurşunlamalara rağmen geçen 18 yıllık mücadelede hiç tereddüt göstermeyen Rejime teslim olmayan YKP ve YKP’lilerin Kurultayının 9. toplantısını açıyorum.

Kurultayımızın çalışmaları hiç kuşkusuz, Tüm dünyada açlıkla ve çevre felaketleri ile boğuşan,

Emperyalizme, faşizme ve militarizme karşı direnen,

Demokrasi, insan hakları ve hukukun üstünlüğü için mücadele edenlere önemli bir destek ve katkı yapacaktır.

Kurultayımız, tüm dünya insanlığının kurtuluşu olan sosyalizm mücadelesine katkı yapacaktır.

Kurultayımız, Kıbrıs’ta bulunacak andlaşma ile Kıbrıs’ın ve Kıbrıslıların yeniden birleşmesi, Ülkemizin askerden tamamen arındırılması ve barışı, arzu eden değil, isteyen ve bu yolda mücadelede kararlı olanlara seçenek oluşturacaktır.

Kurultayımız, TC’nin acentalığı değil, halkın gerçek iktidarı için mücadelede istekli ve kararlı olanlara seçenek oluşturacaktır.

Kurultayımız, bu memlekette tüm sol değerleri ayaklar altına alan, renkten renge giren, geceleri takunyalılara gündüzleri postallılara alkış tutanlara; TC den taşınıp Kıbrıslı nüfusun 3 katı yurttaş yapılmasına ve Kıbrıslının iradesinin gasp edilmesine ses çıkarmayanlara; başta yurttaşlık sorunu, Türkiye asker-sivil Yönetimlerinin buraya müdahaleleri gibi pek çok tedbir alınmadan seçimi tek çare görenler ve gösterenlere de önemli mesaj verecektir.

Kongremize katıldığınız için sizlere bir kez daha teşekkür ederim. Kongremizi onurlandırdınız. Sizinle birlikte olmaktan son derece mutluyuz.

Yeni bir Kıbrıs, Yeni bir Avrupa ve Yeni bir dünya mümkün!

Teşekkür ederim.”

 

Alpay Durduran’ın konuşması

“Sn davetliler, basın mensupları, mücadele arkadaşlarımız ve üyelerimiz

Kurultayımızın olağan 9. toplantısına hoş geldiniz.

Kurultayımızı Adamızın hala daha uluslar arası Kıbrıs sorunu ile uğraştığı bir ortamda toplamak zorunda kaldık. Bir önceki toplantımızı AB içinde bir Kıbrıs olarak düzenlemiş ve kurallarımızı ve politikalarımızı ona göre saptamıştık. Lakin bugünkü toplantıyı uluslar arası bir sorun olarak Kıbrıs sorununu antlaşmaya bağlamış olarak düzenlemeyi isterdik. Çünkü Kıbrıs sorunu dolayısıyla AB müktesebatının dışında kaldık. AB üyesi olmanın olanaklarını tam olarak kullanmak şansını elde etmedik. Tam tersine Rum tarafının AB olanaklarını Türkiye aleyhine ve Kıbrıslı yurttaşları aleyhine kullanmak istemesi dolayısıyla Kıbrıs adı küçük düşürüldü. Ne yazık ki Kıbrıs, sorunu çözülmeden üye yapıldı diye AB içinde baş belası olmaya başladı. AB’nin güçlenmesi ve Dünya barışına katkı yapacak şekilde ABD saldırganlığına karşı çıkacak bir yola girmesi için gereken anayasa Kıbrıs sorununun da katkısı ile ertelendi. AB’nin Kıbrıs politikası başarısızlığa mahkum edildi ve Türkiye’nin Avrupalılaştıktan sonra üye yapılmasının karşısına uyum programlarında engel çıkarılarak AB’nin zamanı ve kaynakları boşuna harcandı.

AB anayasası AB’nin üye devletler üzerinde yetki sahibi olmasını sağlayacaktı ama ayni zamanda neo liberal politikaları üye devletlere dayatma aracı da olmaktaydı. Bu bakımdan solun bölünmesi doğaldı. Bir kısmı kendi ülkelerinde neo liberal politikaları önleyemezken AB anayasasıyla önlemeyi veya kendi ülkesinde neo liberalizmi yendiğinde AB’yi beklemeden değişik politikaları uygulama hakkını savunarak karşı çıktı, bir kısmı da kendi ülkesinde anayasadaki kuralları zorlayarak sol politikaları uygulayabileceğine inandı ve savundu. Sağ ise AB fikrine karşı çıkarak anayasayı reddetti. Buna Kıbrıs sorunun etki etmesi ve bahane olarak kullanılması bizim için çok büyük bir ayıp oldu. Hem de Kıbrıs adına anayasa onaylanmış olduğu halde reddine sebep olunması Kıbrıslıların anlayışsızlıklarının kanıtı oldu. Kendi aleyhine çalışmaktan kaçınamayan bir topluluk olduğumuz tekrar ortaya çıktı.

Kıbrıs AB içindedir ama Kuzey’de aquis communautaire askıdadır. Bu demek değildir ki Kıbrıs’ın Türkiye’nin işgalindeki bölgesi AB yurdu değildir. Bu demek değildir ki Kuzey AB dışında kalmıştır. Bu demektir ki Kuzey ve Güney AB yurdudur ama bölünmüşlük nedeniyle AB Kuzey ile özel olarak ilgilenecektir. Kuzey ne ise odur. Statükonun kabul edilmez olduğu AB tarafında gene tekrarlanmıştır. Değişmesini sağlamak görevidir. Bu görev yerine getirilinceye kadar da yurttaşlarına sahip çıkmak görevidir. Onun için Kuzey ve Kuzey’i elinde tutan Türkiye ile istişare halindedir. Yurttaşlarına sahip çıkmak için istişare halinde yeşil hat tüzüğü, mali yardım tüzüğü ve ticaret tüzüğü çıkarmıştır. Bunların tam uygulanması halinde AB yurttaşları statükonun ağırlığını hissetmeyecek ve statüko güçlenmeyecektir. Lakin Kuzey, Türkiye’nin açık baskısı ile bunlardan yurttaşların yararlanmasını önlemiştir. Yeşil hat tüzüğü güdük bırakılmıştır, mali tüzük hala çalışmamaktadır ve ticaret tüzüğü hiç kullanılamamıştır.

Geçmişi bıraksak bu olanlardan bile Türkiye’nin Kıbrıs’ı aldım vermem politikasını terk etmediğini görürüz.

Nüfus yapısının değişmesi hızlandırılmıştır, ülkede yatırım hamlesi diye Türkiye sermayesine imtiyazlar verilmiş ve Kıbrıslılara yasak bölgeler olacağına kuşku duyulamayacak bölgeler yaratılmaya başlanmıştır. Dünyada örneğine pek rastlanmayacak şekilde turist gelmeyen bir ülkeye dev turistik yatırımlar yapılmaya başlanmıştır. Turistik tesisler elektrik parasını verse batacaklarını ilan etmektedirler ama elektrik azlığına rağmen hızla dağ taş bina doldurulmaktadır. Bu iştaha Rum ders alsın diye yapılıyor diyen sözde barış yanlıları ülkenin kaynaklarını, kırsal alanı ve sahilleri yağmalatmaktadır. Sanki Kıbrıs Rumların malı bizim malımız değilmiş gibi Rum cezalansın diye ülkemiz mahvedilmektedir.

Halk Annan planına evet demiş ve sivil toplum örgütleri büyük etkinlik sergilemişlerdir mamafih şimdi suskunluk yaşanmaktadır. Demokrasiden bahsedenler utanmalıdırlar. Halkın Annan planında ifadesini bulan barış anlayışına ters bir yönetim sürmekte ama ona dur denilememektedir. Bu kabul edilebilecek şey değildir. Anlaşılan Türk askerinin tehdidi onlara mani olmakta, yönetim onları ekmekleriyle tehdit edip menfaatle satın almaktadır. Halkın iradesinin yansıması sağlanmadıktan sonra demokrasinin esas görevi olan azınlıkların etkili olmasına izin vermek de olanaksız olur ve demokrasiden söz edilemez. Nedeni halkımızın bir türlü farkına varıp da sağlama gayretine girmediği hukukun üstünlüğünü sağlayan kavramların içeriği ve kurumlarının gücüdür. Hukuk devleti olsaydı sivil toplum örgütleri susturulamazdı. O zaman hukuka dayanan bireyler de özgür bağımsız ve dokunulmaz olurlardı ve parti içi sultalar da kurulamazdı.

Türkiye’de bir cumhurbaşkanı seçimi yaşanmaktadır. Görülüyor ki kimse meclisin üzerinde hukuk vardır, sonra anayasa vardır ve sonra yasa vardır ve yasalar şekil hukuku da denilen usulüne uygun olarak yapılmak zorundadır dememektedir. Meclis’te çoğunluğu elde edersen dilediğini yaparsın, anayasa mahkemesine giden meclisin yani halk iradesinin yüceliğine karşı hareket etmiş olur diyorlar. Halbuki meclis ne kadar yüce ise anayasa mahkemesi de o kadar yücedir. Hepsinin de üstünde hukuk yani anayasa mahkemesi kararında belirtildiği gibi evrensel olarak kabul edilmiş hukuk ilkeleri vardır, sonra da anayasa vardır. Halkın iradesinin üzerinde de evrensel hukuk ilkeleri vardır. Dünyada yalnız yaşamadığımızın ifadesi de budur. Siyasi ve heyecanlı olaylar karşısında halkın aldatılmasına karşı evrensel hukukun güvencesi için halk iradesiyle hareket eden devletler BM başta bir sürü uluslar arası kuruluş ve bunlarla savunulan hukuk yaratmışlardır.

YKP bunları kabul ve takdir eder. Diler ki bizim ülkemizde de anlaşılsın halbuki mecliste olan biten bunun umursanmadığını göstermektedir. Usul hukuku hiç kale alınmamakta ve çoğunluğu bulan meclisi kuruluş gerekçelerini uygulayamaz hale getirmektedir. Halkımızın iyi bir örnek görmemiş olması ve siyasetin üzerinde bir devlet politikası olmasını doğal saymaya inandırılmış olması demokrasiyi işlemez hale getirmektedir. Halka kendi idaresi demek olan demokrasiyi aşağılık bir şey olarak görmesini öğretmektedir.

Meclisin emir kulları ile dolu olması, meclisin hükümeti denetlemesini olanaksızlaştırır. Emir kulu olmayanlar azınlıkta olan muhalefettir desek onlar denetleme organlarında çoğunlukta olmazlarsa hiç etkileri olmaz. Etkili olması için ne olması gerektiğini kafası çalışan her hangi bir kişi bilebilir. İngiliz bunu denetleyecek komiteye başkan olarak ana muhalefet başkanının atanmasını ve komite üyelerinin her türlü bilgiyi alma ve istediği kurum ve kişiye araştırıp bilgi verme emri vermesini sağlamakla halletti. Kıbrıslının kafası çalışmaz mı? Elbette çalışır ve böyle gelmiş böyle gider doğal olan budur demezse yolunu bulur.

Sayıştay usulsüzlük tespit eder ama gereği yerine getirilmez ve mecliste Sayıştay aşağılanırsa bağımsız kurumlar olmasının bir anlamı olmaz. Yargı yolsuzluklar karşısında eli kolu bağlı kalır, ona konuyu götürecek savcı veya polis olmazsa güçler ayrılığının anlamı budanır. Yargı kararlarını uygulamayan bakanlara uzaktan bakan bir yargının kuvvetler ayrılığı ilkesinde ifadesini bulan yargı olmadığı bellidir. Yargı denetlemek için baş vuran kişi ve kuruluşlara Meclise yetki vermek gerekir derse anayasanın gücü de sınırlanır. Halkın iradesinin seçimden seçime değil her an yansımasını sağlamak amacı yerine gelmemiş demektir. Kişileri devlete karşı ve topluma karşı koruma görevinde olan yargı gücünü partiler aracılığıyla birleştiren yasama ve yürütme karşısında boynunu bükerse halkın kendi başının çaresine bakma hakkı ve görevi ortaya çıkar. Onun için YKP halka iktidar sokaktan çıkacaktır demiştir.

Bunu ifade ederken hatırlattığı hususlar vardır.

Hukuk egemen olsaydı hayatta ve mal mülk sahibi olduğunu söyleyen insanları bildiği halde, onlara mallarına kullanma izni vermediği halde mallarını sahipsiz taşınmaz ilan eden bir rejime evet denilemezdi.

Halkın büyük tepkisine rağmen ve uluslar arası hukuka rağmen ülkesinde işgücünün değerini düşüren, geldikten sonra nüfus yapısını değiştirip kendisini azınlık durumuna düşüren ve Kıbrıs sorununda büyük bir yara açıp büyük zorluklar çıkaran bir nüfus aktarmasını gerçekleştirenler ardı ardına seçilirler, en sonunda bunlara karşı olduğunu söyleyip seçim kazananlar da onlardan başka bir şey yapamazlarsa sokaktan başka ne çare kalır. Dünyaya açılmak diye Kıbrıs’ta Rumları insandan sayan adil bir çözüm kastedilirdi, bunu kastedenlerin oylarıyla seçildiler IMF ve Dünya bankasının neo liberal politikalarıyla bütünleşmeyi anladıklarını gösterdiler. Sosyal sigortaları iyileştireceklerine yeni bir yasayla hakları gelecek kuşaklar için kısmaya kalktılar, sağlık sigortası kesintilerini yuttular, yutanları mecliste affettiler şimdi sağlık sigortası diye ayrı sigorta istiyorlar. Maaşları döviz dalavereleriyle artmış gibi yaptıkları enflasyonun altında tuttular.

Mamafih Türkiye ve diğer geri ülkelerde olduğu gibi her haltlarına IMF ve DB veya AB sebep oluyor gibi yapmaktan da kaçınmıyorlar. Sanki onların çok büyük güç ve etkileri var da başka çareleri yok gibi yapıyorlar. Halkların bunu anlamaları gerekir. Esas politik sorumlular yerli politikacılardır. Onları IMF ve DB ve AB içinde sol veya her neyse “halka biz başka yapardık ama onları bırakmadılar” dedikleri politikayı savunduklarını görmedikten sonra esas ve hatta tek sorumlu onlardır. Bizdekiler ne onun ne öbürünün üyesi değildirler ama onların uydusunun uydusu olmayı seçtiler ki sorumlulukları patronlarından az değildir. Solcuları milli sermayeyi korumaya yöneltenler hükümetlerini de IMF ve diğerlerine karşı korumaya yöneltmektedirler; YKP buna kanmamaktadır.

Halka kimi seçerse seçsin ayni şeylerin yeni seçim yokmuş gibi tekrar edip gitmesinin anlamını kavramak zorundadır. Hepsi de koalisyonlarda kendilerini göstermişlerdir. Eskinin tekrarı patronun ayni kalmasından ve seçilenlerin bunu hazmetme deneyinden geçmeden ne koalisyonla ne de tek başına hükümet olamamasının garanti edilmesindendir. Halk partisinden memnunsa partisine koşmalı ve sözlerinden sapmamalarını sağlamalıdır. Bunu yapamıyorsa tek seçenek YKP’dir.

Barış ancak barışçı politikalarla sağlanır. Karşı tarafın uzlaşmazlığı çözümsüzlüğün kesin olduğunu kanıtlamaz. Halkı buna göre hazırlama gayretleri patronları Türkiye’nin politikasının uydusu olmalarındandır ama o kadar da değil kendileri de barışçı politikalara bağlı değillerdir. Onun içindir ki pervasızca düşmanlığı körüklemektedirler. Rum bizim nefes almamamıza bile tahammül edemiyorsa halk nasıl hala daha barış isteyebilir? Onlara rağmen halkın barış yanlısı olduğunu gösteren anketler inandırıcı olmadıklarını göstermektedir. Türkiye AB’den kopsun, barış yapmaya devam etmeyeceğini göstersin göreceğiz ki halkı Rum’a düşman edemeyen bu beceriksizleri alaşağı edecektir.

YKP barışçı politikalar için Rum yurttaşa hitap etmenin gereğini yerine getirmek için askersizleştirme, ara bölgeyi iskan etme, Maraş’ı açma ve AB ile işbirliği içinde serbest ticaret ve eğitim kısıtlamalarını kaldırma gibi bir dizi öneriler yapmıştır ve Annan planının engel olarak karşımızda durmaması için Güney’deki herkesle işbirliğine hazır olmak gereğini ileri sürmektedir.

Solun enternasyonalizmini eksiksiz kabul eden YKP Kıbrıs sorununu çözülmez değil mutlaka çözülmesi gereken bir sorun olarak görür ve karşılıklı güvenin oluşması için güven ki güvenilebilesin anlayışındadır. Kıbrıs’ın dünyayı daha fazla meşgul etmemesi için fedakarlıklardan kaçınılmamasını ister. Dünya korumaya muhtaçtır ve ancak sol görüşler dünyayı denetleyecek kadar güçlü ve etkili yönetimler öngörmekte olduğu için dünya çapında sol dayanışma gereklidir; solcuların Kıbrıs sorunu yüzünden bölünmesi büyük bir kayıp olur. YKP Kıbrıs sorununun çözümünde uzlaşamadıklarıyla bile işbirliğinden yanadır.

Ufak bölgelerde sorunların dünya çağında bir dayanışmayı engellememesi şarttır. Filistin sorunu bölgesel bir sorundur ama yankılarının terörizme kaynaklık etmesi nedeniyle de İsrail gibi bir militarist bir devletin diğer politikalarıyla da evrensel bir sorun haline gelmiştir. Filistin’deki facia dikkatlerimizi barışa yönlendirmeli ve terörizmin kitle imha silahlarına da sahip olacağı tehlikesini düşünerek tarafları fedakarlığa razı etmeliyiz. İran’ın nükleer silah elde etmesi tehlikesi hepimizi korkutmaktadır ama nükleer silah elde etmenin hakkı olduğunu düşünüp elde edenler de bizi korkutmaktadır. Nükleer silahsızlanma ve dünya çapında silahsızlanmaya önem vermek şarttır. Kitle imha silahları uluslar arası yasaklamanın konusu olmalıdır. Hala daha hukukun üstünlüğünün gölgesinin bile düşmediği ülkelerde insanların tek başlarına olmayacakları evrensel bir düzen için var gücümüzle çalışmalıyız. Amma bunları silahla yapamayız. Uluslar arası dayanışma ile yapabiliriz.

 

Yeni bir dünya mümkündür,

Yeni bir AB mümkündür.

Yeni bir Kıbrıs mümkündür.

Gelecek sosyalizmdedir.

Gelecek YKP’dir.

 

Hepinizi YKP adına saygı ile selamlar bana YKP adına konuşma görevi veren yürütme kurulumuza teşekkürlerimi sunarım.”