“Kıbrıs sorunu nereye gidiyor?” açık oturumuna davet

Kıbrıs sorununda birçok tartışmanın yaşandığı bir dönemde konunun doğru tartışılması önemlidir.

25 Ocak, Çarşamba günü saat 18:30’da KTÖS lokalinde Michalis Papapetrou ve Alpay Durduran’ın konuşmacı olacağı “Kıbrıs sorunu nereye gidiyor?” başlıklı açık oturum gerçekleşecek, tüm halkımız davetlidir!

 

Michalis Papapetrou, 1985’de AKEL’den milletvekili seçildi; daha sonra AKEL’den ayrılarak Yeniden Demokratik Sosyalist Parti ADİSOK’un kurucuları arasında yer aldı; partinin başkan yardımcılığını daha sonra başkanlığını yaptı, ADISOK’tan da milletvekili seçildi, daha da sonra Vasiliou’nun kurduğu Özgür Demokratlarla ADİSOK’un birleşmesi ile oluşturulan Birleşik Demokratların da başkan yardımcılığını daha sonra başkanlığını yaptı, 1999 – 2003 yılları arasında da Klerides hükümetinde, hükümet sözcülüğü yaptı…

Alpay Durduran, 1976’da Toplumcu Kurtuluş Partisi (TKP) ve 1989 yılında da Yeni Kıbrıs Partisi kurucuları arasında yer aldı; 1976-1983 arasında TKP başkanlığı, 1989-1998 arasında da YKP başkanlığı yaptı; 1983 yılına kadar ana muhalefet başkanı, 1989-91 yılları arasında da YKP milletvekili olarak mecliste yer aldı, halen daha YKP Parti Meclisi üyesidir…

Garantilerin güvenlik ile ilgisi yok!

YKP Yürütme Kurulu üyesi Murat Kanatlı, Kıbrıs sorununda süren görüşmelerde sıcak başlıklardan olan garantiler konusunda değerlendirmede bulundu. Kanatlı, YKP’nin adanın tamamen askersizleştirilmesi ve garantilerin kaldırılması için mücadele ettiğinin altını çizdi. Askersizleştirmenin çok fazla uzun olmayacak bir zaman dilimi sonunda, adadaki İngiliz üsleri, ABD’nin dinleme tesisleri, Türkiye ve Yunanistan’ın her türlü askeri varlığı ve Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rum düzenli ordu veya milis veya yeraltı silahlı teşkilatlarını ve elbette BM’nin tüm silahlı yapısını kapsaması gerektiğini vurguladı. Adanın geleceğinde garantörlük sisteminin de yerinin olmadığını söyleyen Kanatlı, kamuoyunun yanıltılarak güvenlik ile garantiler arasında bağlantı kurulduğunu ama bunun doğru olmadığını söyledi.

Kanatlı, yakın zamanda Türkiye’de, ABD’de, Fransa’da, Almanya’da silahlı saldırılar, bombalamalar olduğunu hatırlattı ve yenilerinin de olma ihtimali olduğuna dikkat çekti. Kanatlı, “bu ülkeler önemli silahlı kuvvetler gücüne sahip ama buna rağmen saldırılar önlenemedi. İç güvenlik, emniyet konusu tek başına silahlı bir yapıyla çözülebilecek konu değildir. Bu nedenle Kıbrıs’taki iç güvenlik konusunu getirip garantilere bağlamak, garantiler sayesinde “Kıbrıslı Rumlar saldırırsa” diye başlayan cümlelerle sanki de iç güvenlikte koruma yaratılacakmış izlenimi yaratmak tam da bu nedenle yanlıştır. Kıbrıslı Türk veya Kıbrıslı Rum kişi, grup ve örgüt çözümden sonraki bir zamanda herhangi bir nedenle saldırı gerçekleştirebilir bunu ne garantörler, ne de herhangi bir silahlı tedbir tam anlamı ile önleyemez” dedi…

Kanatlı, Bosna Hersek’te ve Lübnan’da durumlar çok iyi olmadığını ama son dönemde siyasi sorunların çözümü için silah değil siyasi zeminlerin daha fazla kullanıldığını söyledi. Kanatlı, Kıbrıs sorununun çözümünde “garantiler, içi güvenliğimiz için önemli, sulandırılmasına karşıyız” diyen açıklamaların zeminsiz olduğunu söyledi, iç güvenlikle ilgili çarenin kurulacak olan yeni federal devletin kurumlarının yeraltı teşkilatlarına ve paramiliter örgütlenmelere karşı ortak, etkin, şeffaf mücadelesi olduğunun altını çizdi. Kanatlı, bunun için de “Ombudsman, Başsavcı, Sayıştay ve Yargıçların hukuk devleti ilkeleri çerçevesinde, bağımsız, etnik, dini ve başka yapıların etkisi altında kalmadan nasıl çalışacaklarını konuşmak iç güvenlik için çok daha yararlıdır” dedi…

Kanatlı garantiler yeni kurulacak devletin de garantisini veremeyeceğini de belirtti. Kanatlı şöyle devam etti: “şu veya bu nedenle Aralık 1963 yılında Kıbrıslı Türkler Kıbrıs Cumhuriyeti’nin organlarından çekildiler. Fiili olarak Kıbrıs Cumhuriyeti anayasası tıpkı garanti antlaşmasında yazıldığı gibi çalışamaz hale geldi ama 3 garantörden hiçbiri silahlı müdahalede bulunamadı. Tam 11 yıl sonra Temmuz 1974 yılında Yunan askeri darbesi gerekçesi ile Türkiye adaya silahlı müdahalede bulundu ama 11 yıl boyunca Kıbrıs Cumhuriyeti anayasası zaten fiili olarak tüm unsurları ile çalışmamaktaydı… Demek ki garantörlük, aslında, tek başına anayasanın uygulanmasını sağlayan yeterli bir araç da değildir. Bu nedenle yeni kurulacak federal cumhuriyetin anayasasını da garantörlük sisteminin koruması mümkün değildir.”

Kanatlı, ‘garantiler AB mevzuatına aykırıdır’ demenin de tam doğru olmadığını söyledi. Kanatlı şu hatırlatmayı da yaptı: “Garanti ve ittifak antlaşmaları Kıbrıs Cumhuriyetini kuran antlaşmanın ekleridir. Bu nedenle Kıbrıs Cumhuriyeti AB üyeliğine bu antlaşmalarla girdi… Yani AB, 2003 yılında bu antlaşmaları zaten kabül etti.” Kanatlı buna rağmen Kıbrıs’ın tümü AB toprağı olduğunun da altını çizerek, “bu nedenle pratikte, AB dışındaki bir ülkenin AB toprağına silahlı müdahalede bulunacak fikri de pratikte ne kadar mümkündür tartışmalıdır” dedi. Kanatlı sözlerine söyle devam etti, “bu nedenle isterseniz koyu ve altı çizili olarak ‘Türkiye’nin etkin ve fiili silahlı müdahale hakkı vardır’ yazın, eğer konjektür uygun değilse Türkiye’nin Kıbrıs’a yeniden bir silahlı müdahale etmesi pratikle mümkün değildir çünkü böylesi müdahale AB’yi kuran antlaşmalardaki ortak savunma ilkeleri çerçevesinde bir AB toprağına yani bizzat Brüksel’e karşı yapılmış askeri operasyon olacaktır.” Kanatlı, garantiler yeni federal sistemde olsa da olmasa da pratikte sürecin nasıl işleyeceğinin tamamen konjektürel olacağı altını çizerek, garantiler konusu üzerinden masada gerginlik çıkarmak iyi niyetli davranış olmadığını söyledi.

Kanatlı sözlerini söyle tamamladı: “Gelecekteki federal Kıbrıs’ın esas sigortası ve garantisi, Kıbrıslıların kendi içlerinde, yüreklerinde ve kafalarında bulacakları çözümlerdir, silahlı hiçbir tedbir bundan daha etkin koruma sağlayamaz, sağlar derseniz kafanızı çevirip Ortadoğu’ya bakın İsrail tepeden tırnağa silahlı ama güvenlik içinde değil…

BU BİR BAŞLANGIÇ NOKTASIDIR

YKP Parti Meclisi üyesi Alpay Durduran, Kıbrıs sorunundaki son gelişmeleri değerlendirdi. Açıklama şöyle:

BM genel sekreteri Guterres görüşmelerle ilgili olarak ilk değerlendirmesini yaptı ve “bu bir başlangıç noktasıdır” dedi. Burada ise hala son adım ne zaman atılacak diye çok kez sorular sorulup duruyor. Sorunun çözümü için en ısrarlı çabayı göstermekte olan YKP, çözümün bir an önce sağlanması ve barışın yerleşmesi için herkesten çok isteklidir ama gerçekleri de göz ardı etmesi beklenmemelidir. Daha ilk turlarda ‘ayrıntıyı bırakın, temel sorunları ele alıp ilkelere bağlayın ki gerisi hızla gelsin’ demişti. İlerleyen zamanda da sık sık ‘temel sorunları karara bağlamadan yapılan görüşmelerde, ayrıntılarda boğulmak kuşku vericidir’ açıklamalarını yapmıştı.

Ne yazık ki gelişmeler iyi görüntü verme yani iyi taraf olma oyunu oynama çabasına işaret etmekte idi. Çözümü arzuladığını bildiklerimiz ise bu oyunun teşhirine katılmamakta ve taraflara destek olma amaçlı eylemler yapmakta idi. Diledik ki haksız çıkalım. Ancak arada BM kaynakları da ‘ilerleme cesaret verici mamafih temel sorunlar kenarda duruyor’ demekte idi.

Barış yanlılarına destek belirtirken yolu aydınlatacak önerileri de ortaya koyun ve desteğin ne için verildiğini belirleyin dememize de katılma olmamıştı. BM yeni genel sekreteri de eskiler gibi “bu bir başlangıç” değerlendirmesiyle ilerlemelerin etkisizliğini açıklamış oldu. İlerlerler ama mesafe kat etmediler demektir.

Şimdi de durum, temel sorunların askıda olduğunu gösterir ve başta yapılması gerekenler sona bırakılmıştır.

Masadan diğer tarafı kaçırmak için yollar aranıyor ve ilk kaçacak olan kaybedecek iddiaları üzerinde spekülasyon yapılıyor.

Eleştirenler karşı tarafa paçayı kaptırdılar, durum tehlikeli gibi değerlendirme yapıyorlar. Anımsayalım, hep öyle olmuştur ama durum hiç değişmemiştir. Ne alan vardır, ne de veren…

Halkımız, AB üyesi bir ülkede yaşadığını anımsayarak, ‘aldı’, ‘verdi’ sözlerine itibar etmemeli, kendi adına, ‘o olmazsa bu olmaz’ gibi kırmızı çizgi çekilmesine izin vermemelidir.

Dünya barışına hizmet de edecek olan bir çözüm için, bu sürdürülemez olduğunu çözüm karşıtlarının bile itiraf ettiği duruma son vermek gerektiğinden cesaretle çözümü talep edilmelidir.

YKP’nin de katılacağı, Kıbrıs konusundaki son siyasal gelişmeler Atina’da konuşulacak

Kıbrıs konusundaki son siyasal gelişmeler, bugün (9 Ocak, Pazartesi) “Kıbrıs konusu: çözüm zamanı” başlığı ile YKP’nin de katılımı ile Atina’da Gazeteciler Birliği lokalinde konuşulacak…

Etkinliği Syriza’nın günlük gazetesi “Avgi” (Εφημερίδα “Η Αυγή”) ve haftalık yayın organı “Epohi” (Η εποχή) ile Avrupa Sol Partisi’nin teorik alandaki yayınlarda ortağı “Transform Europe” birlikte düzenliyor..

Etkinliğe YKP Yürütme Kurulu üyesi Murat Kanatlı, Kıbrıs Sosya-ekonomik Araştırma Vakfı (IKME) Başkanı Takis Hadjidimetriou ile Syriza milletvekilleri Sia Anagnostopoulou ve Nicos Filis konuşmacı olarak katılacak… Konuşmalardan sonra tartışma bölümü ile devam edecek…

http://www.facebook.com/events/1637924793178331/ 

TEHLİKENİN FARKINDAYIZ

YKP Yürütme Kurulu son dönemdeki gelişmeleri değerlendirdi. Açıklama şöyle:

Hala Sultan İlahiyat Koleji konusu ile başlayan, bazı Siyasal İslami örgüt ve Cemaatlerin sendikaları hedef göstererek açıklama ve eylemler yaptığı süreç, KTÖS’ün ajandasını da bahane ederek yeni bir boyut kazanmıştır. Bu kez sahnede Bertan Zaroğlu, Erhan Arıklı, Kenan Akın gibi isimler mevcuttur. Bu kişiler geçmişte sosyal medyada birçok kesimlerle ilgili hakaretler içeren paylaşımlar yapmışlar, işkence edilmesini istediklerini açıkça beyan etmişlerdi ama Başsavcılık bunlarla ilgili nedense suç unsuru bulamamıştı! Ancak geçen aylarda polis, sosyal medyadan bazı kişilere hakaret edildiği iddiası ile bazı ilerici demokrat kişilerin cep telefonlarına el koyup tahkikat yapabilmişti.

Son olarak da, herkesin esas nedenin sosyal medyadaki paylaşımlar olduğunu bildiği Barbaros Şansal’ın sınırdışı olayı yaşandı. Resmi açıklamada başka şeyler söylense de, esas nedeninin ne olduğunu tüm kamuoyu bilmektedir. Bu olayda da yukarda bahsedilenler başroldedir.

“Duyarlı vatandaşların”, din özgürlüğünü koruma, ulusal hassasiyetler gibi muğlak ifadeler arkasına sığınan kimi birey, grup, örgüt, cemaat, siyasi parti ve yapılar fiziki şiddeti de içerecek şekilde tıpkı Hitler Almanya’sında olduğu gibi kitle mobilizasyonu için sürekli faaliyet halindedirler. Yapılan kimi çalışmalar açıkça paramiliter örgütlenme şeklindedir de… Geçen aylarda Türkiye’de HDP başkanlarının, milletvekillerinin tutuklanması ile başlayan süreçte, dayanışma göstermeye çalışanlara karşı, sokakta şiddet talepleri ile eylem yapan Ülkü Ocakları ve benzeri örgütlerin bu faaliyetleri ayni çerçevededir…

Kıbrıs soruna bir çözüm bulma sürecinde tüm bunların tesadüf olmadığının da farkındayız… Eğer bir referandum olursa kimin ne yapacağı şimdiden bellidir. Ama esas tehdit eğer Kıbrıs sorunundaki görüşme süreci çökerse B planı diye bahsedilen süreçte nelerin olabileceğini de yukardaki hazırlıklardan anlamak pekala mümkün!

Yeni Kıbrıs Partisi olarak, tehlikenin farkındayız!

Bu nedenle bugün Barbaros Şansal’ın ve KTÖS’ün yanında olmak, yarın saldırı kime yapılırsa yapılsın, amasız onun yanında durmak, dayanışma göstermek yarınlarımız için önemlidir…

Tüm kesimleri barışı, demokrasiyi, insan hak ve özgürlüklerini korumak için, gericiliğine, faşist mobilizasyonlara karşı ortak harekete çağırırız…

İş Yasası ve ILO sözleşmelerine aykırı davranışlara son verilmelidir

YKP Yürütme Kurulu üyesi Murat Kanatlı, Başbakan Özgürgün’ün CAS çalışanlarının sendikalaşmasıyla ilgili açıklamasını değerlendirdi, ILO ve İş Yasasındaki ilgili maddeler konusunda hatırlatmalarda bulundu. Açıklama şöyle:

Yeni Kıbrıs Partisi olarak CAS çalışanların haklı mücadelesini bir süredir yakından takip etmekteyiz. Bu mücadele bizlere yasa tanımazlığın geldiği noktayı hatırlatması bakımında da önemli bilgiler sunmaktadır.

Hüseyin Özgürgün’ün “eğer bir sendikalaşmaya gidilir ve sendikal bir eylem görülürse” diye başlayan ve sendikal örgütlenmeyi tehdit eden açıklamasını geçen gün gazetelerden okuduk! Belli ki Özgürgün meclisin çıkardığı yasalardan haberdar olma veya onlara uyma niyetinde değildir… Bu durumda ‘emek düşmanı, yasa tanımaz’ ünvanını hak eden Özgürgün’e meclisin 12 Mart 1993 tarihli birleşiminde kabul edilen “Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (ILO) Sendika Özgürlüğü ve Örgütlenme Hakkının Korunmasına İlişkin 87 Numaralı Sözleşmesi (Onay) Yasası”nın Anayasa’nın 94(1) maddesi gereğince, Resmi Gazetede yayımlanmak sureytiyle ilân olduğu bir kez daha hatırlatırız.

İlgili ILO sözleşmesinin 11. Maddesinde “Uluslararası Çalışma Örgütü’nün bu Sözleşmeyi onaylayan her üyesi, işçilerin ve işverenlerin örgütlenme hakkını özgürce kullanmalarını sağlayacak her türlü gerekli ve uygun önlemleri almakla yükümlüdür” ve 3. Maddesinde de “kamu makamları, bu hakkı kısıtlayacak ya da bu hakkın yasal biçimle kullanılmasını engelleyecek her türlü müdahaleden kaçınacaktır” denmektedir. Özgürgün’ün açıklaması açık şekilde bu maddelerin ihlalidir…

Özgürgün’e İş Yasa madde 16’yı da hatırlatırız; “Aşağıdaki haller fesih nedeni değildir:

(1) İşçinin sendikaya üye olması;

(2) Çalıştığı işyerinde yasal bir eyleme katılması;

(3) İşçi temsilcisi olmak, işçi temsilcisi olarak hareket etmek veya işçi temsilcisi olarak hareket etmiş olmak”

Özgürgün, yasalar ve uluslararası sözleşmelerle garanti alıntına alınmış sendikalaşmaya ve sendikal mücadeleye karşı yasa tanımaz açıklamalar yapmak yerine, İş Yasası’nın 16. maddesi hilafına uygulama yapan CAS yönetim kuruluna karşı işten durdurmaların ilgili madde çerçevesinde yasadışı olduğundan dolayı yasal işlem başlatması gerekir.

YKP olarak, Özgürgün ve hükümeti, meclis tarafından onaylanmış ILO’nun 87 ve 98 numaralı sözleşmelerine ve 22/1992 sayılı İş Yasasına aykırı uygulamaları teşvik edecek açıklama ve davranışlara son vermeye ve yasadışılıkları hemen sonlandıracak işlemleri hayata geçirmeye çağırırız.

Bir kez daha direnen CAS çalışanları ile dayanışma halinde olduğumuzu da açıklarız…

Yeni Kıbrıs Partisi: CAS çalışanları ile dayanışma için sokakta olacağız

YKP Yürütme Kurulu üyesi Murat Kanatlı, CAS’ta yaşananları değerlendirdi, Perşembe günkü eyleme destek vereceklerini açıkladı. Konu ile ilgili açıklama şöyle:

“CAS çalışanları DEV-İŞ’e bağlı EMEK-İŞ sendikasında örgütlendikleri ve Toplu İŞ Sözleşmesi talebinde bulundukları için son bir aydır Hükümet ve CAS yönetim kurulunca faşizan baskılara maruz kalmaktadır. Hükümetin buyruğuna rağmen Sendikadan istifa etmek yerine, sendika toplantılarına katıldıklarından ötürü gayrı yasal olarak peyderpey işlerine son verilmeye başlanmıştır. Bugün için işine son verilen çalışan sayısı 31’e ulaşmıştır.”

DEV-İŞ’in bu açıklaması kaygı vericidir. ILO sözleşmelerini ve İnsan Hakları Evrensel Beyannamesini kabül ettiğini işine geldiğinde açıklayan idareciler, insan haklarından biri olan örgütlenme hakkının, en önemli emek haklarından sendikalı olmanın ciddi şekilde saldırıya uğradığı bu koşullarda sessizliği bürünmeleri, onların sermayeden yana taraf olan pozisyonlarını bir kez daha gözler önüne serdi.

Yeni Kıbrıs Partisi olarak, DEV-İŞ’e bağlı EMEK-İŞ Sendikasının 29 Aralık Perşembe saat 09.00 – 21.00 saatleri arasında Ercan havalimanında 12 saatlik uyarı grevi ve aynı gün sabah saat 11.00’de Meclis önünde kitlesel eylem yapma kararını desteklediğimizi, dayanışma için Meclis önünde olacağımızı belirtiriz.

CAS çalışanları ile dayanışma ve emeğin hakları için sokakta olacağız!

YKP’nin de katıldığı, Avrupa Sol Partisi 5. Kongresi gerçekleşti

YKP’nin de gözlemci üyesi olduğu Avrupa Sol Partisi’nin 16-18 Aralık tarihleri arasında Berlin’de 5. Kongresi yapıldı. YKP Yürütme Kurulu üyesi Murat Kanatlı YKP adına kongreye katıldı…

Avrupa’nın çeşitli yerlerinden 200’ün üzerinde delegenin katıldığı Avrupa Sol Parti 5. Kongresi 16 Aralık Cuma günü akşamüzeri başladı ve 18 Aralık, Pazar günü sona erdi. Ana sloganı “Dayanışmanın Avrupası için ittifaklar kuralım” olan kongrede gelecek üç yılın yol haritasını da içeren eylem, değerlendirme ve politik dokümanlar karara bağlandığı, birçok konuda önemli kongre kararları alındı, tüzük değişikliğinin yapıldı, yeni üye, gözlemci ve partner üyeliklerin onanmasına karar verildi.

Kongrede onaylanan politik dokümanda Kıbrıs üzerine şu tespitlere yer verildi:

“The Cyprus problem is in essence an international problem of invasion and illegal occupation, in violation of the fundamental principles of international law and the Charter of the UN, but also has an internal aspect, of restoring relations between the two communities of Cyprus, the Greek Cypriot and Turkish Cypriot. The negotiations between the leaders of the two communities in Cyprus, which take place under the auspices of the UN, are at a crucial juncture. The comprehensive peaceful solution of the Cyprus problem must be in accordance with the High- Level Agreements of 1977 and 1979, the UN Charter, international law and the EU acquis communautaire. It must comply with the agreed framework for a bicommunal, bizonal, federal state with a single sovereignty, a single international personality and a single citizenship, as it is prescribed in numerous UN Security Council Resolutions. Simultaneously it must provide for the political equality of the two communities within the framework of the federation as this was itself outlined by the resolutions of the UN.

The European Left supports the ongoing negotiations and recalls the decisive, supportive and constructive role of the left forces in defending the right of the Cypriot people, Greek Cypriots and Turkish Cypriots, to live in a reunited and free country. For this reason, the solution should provide for the withdrawal of the Turkish occupation troops and settlers, the termination of the anachronistic system of foreign guarantees and restore the unity and territorial integrity of the Republic of Cyprus. It should also restore and safeguard the human rights and fundamental freedoms of all Cypriots, including that of the right of return of the refugees to their homes and properties.”

15 Aralık’ta dönem içinde son kez toplanan olan Avrupa Sol Partisi Yürütme Kurulu, kongre dokümanı ve kongre karar taslaklarına son şeklini verdi…

Kongre dokümanı ve Kongre karar taslakları için oluşturulan özel komiteler 17 Aralık, Cumartesi geç saatte kadar toplantılar yaparak dökümanların son şeklini verdi.

Kongrenin sürdüğü 3 gün boyunca üye ve gözlemci üye parti delegeleri ile onlarca uluslararası konuk da konuşmalar yaptı. Kongrede YKP, BKP ve AKEL temsilcileri de birer konuşma yaptı… Kongrede Küba Komünist Partisinden Juan Valdés, Avrupa Yeşiller Partisinden Mar Garcia, Sinn Féin’den Declan Kearney, Yunanistan başbakanı ve Avrupa Sol Partisi’nin geçen dönemki başkan yardımcılarından Alexis Tsipras gibi önemli isimler de konuşma yaptı. Alexis Tsipras konuşmasında “Kıbrıs’ta, tüm Kıbrıs halkını en sonunda birlikte, yabancı askerler ve sömürge garantileri olamayan, en önemlisi korku olmayan bir çözüm” arzuladıklarını vurguladı.

Kongrenin son gününde Avrupa Sol Partisinin yeni başkanlık kurulu da seçildi… 3 yıllığına Gregor Gysi (Die Linke) başkan; Pierre Laurent (Fransız Komünist Partisi, PCF), Paolo Ferrero (Rifondazione Comunista), Maite Mola (İspanya Komünist Partisi), Margarita Mileva (Bulgaristan Sol Parti) ise eş başkanlığa seçildi. Ayrıca yeni Avrupa Sol Partisi Yürütme Kurulu da onaylandı…

Ayrıca 16 Aralık Cuma günü sabah ELfem kongresi gerçekleşti…

18 Aralık’ta Kongre bitimi toplanan yeni Avrupa Sol Partisi Yürütme Kurulu 2017 çalışma programını ve Kongre sürecini değerlendirdi. Yeni Yürütme Kurulu bundan sonraki ilk toplantısını 2017 çalışma programını netleştirmek ve Kongrede karar verilen geniş bir Avrupa Forumunun toplanmasının çalışmalarını başlatmak için Şubat ayında yapacak…

 

KANATLI

YKP Yürütme Kurulu üyesi Murat Kanatlı, Kongrede yaptığı konuşmada, Kıbrıs’taki gelişmeleri aktardı, adanın tamamen silahsızlandırılarak yeniden birleşmesi için mücadele ettiklerinin altını çizdi. Kanatlı, kritik bir süreçten geçildiğini ama Kıbrıs sorununa çözüm bulmak için yalnızca Kıbrıslıların çabalarının yeterli olmadığını söyledi. Kanatlı, AB-Türkiye ilişkilerinin, Suriye’deki ve Ortadoğu’daki gelişmelerin ve siyasi aktörlerin Kıbrıs sorununun çözüm sürecini etkilediğini belirtti. Kanatlı, AKP ve Erdoğan diktatörlüğüne güvenilemeyeceğini ama sürecin ileri taşınması için de ellerinden geleni yapacaklarını da söyledi. Kanatlı, “ama eğer başarısız olursak” diye soru sorarak görüşme sürecinin çökmesi halinde olası gelişmeleri de konuşmasında aktardı.

Kanatlı, 1974 yılından beri Türkiye’nin Kıbrıs’ın kuzeyini kolonize etmeye devam ettiğini, görüşme süreci çökerse bunun hızlanacağının, Türkiye’den nüfus taşınması sürecinin ivme kazanacağının Türkiye’nin kuklası hükümetin de yeni vatandaşlıklar vererek demografik yapının daha da bozulmasına sebep olunacağının altını çizdi.

Kanatlı, siyasal İslam temelinde oluşturulan örgütlerin dini okul talebi iddiası ile eylemler örgütlediklerini, yeni bir aşırı sağ siyasi partinin oluşturulduğunu ve bunların sol, ilerici örgüt ve sendikaları Türkiye karşıtı hareket eden hainler olarak işaret edip açıklamalar yaptıklarını konuşmasında aktardı. Kanatlı, görüşme sürecinin çökmesi durumda bu tip örgütlenmelerin paramiliter örgütler gibi hareket edip sol, sosyalist ilerici örgüt, siyasi parti ve sendikalara fiziki saldırmasının da beklenebileceğini de belirtti.

Bu nedenle YKP olarak, tüm mümkünlerin kıyısında olunduğunun tespitini yaptıklarını ve eğer görüşme süreci koparsa bunun tüm Kıbrıslılar için bir kabusa dönebileceğinin uyarısında da bulundu.

“Özellikle bu dönemde elimizden gelenin en iyisini yapmak zorundayız, özellikle Avrupa Sol Partisinin aktif dayanışması önemli” diyen Kanatlı konuşmasını şöyle bitirdi: “altını çizeriz ki Avrupa hala ayrım duvarı ile bölünmüş bir başkente sahiptir; gelin hep birlikte bu duvarı tıpkı 27 sene önce Berlin’de olduğu gibi birlikte yıkalım”

Yeni Kıbrıs Partisi sordu: Asgari ücret ne olacak?

YKP Yürütme Kurulu 1 Ocak itibari ile yeni asgari ücretin geçmişte belirlendiğini hatırlatıp, “asgari ücret ne oldu” diye sordu. Açıklama şöyle:

Kıbrıs’ın kuzeyinde birçok çalışanın asgari ücretin altında çalıştırılmasına göz yumulmaya devam ediliyor. Asgari ücret, haftalık 40 saat çalışmanın karşılığı ödenmesi gereken ücrettir. Buna rağmen haftasonu dâhi çalıştırılma yaygınlaştırıldı, bu şekli ile minimum çalışma süresi 50 saat ve üzerine çıkarıldı, buna rağmen ödemeler haftalık 40 saat baz alınarak verilmeye devam ediliyor yani özelde çalışan emekçiler, asgari ücretin altında aldıkları ücretleri ile hayatlarını devam ettirmek zorunda bırakılmaktadır!

DPÖ’nin kriterleri ile asgari ücretin yüzde 40 kusuru gıda için harcanması gereken rakamdır! DPÖ’nün kriterlerine dayanan rakamlarla yapılan analizler net şekilde göstermektedir ki Temmuz 2016’dan geçerli olacak şekilde 1.834 TL olarak tespit edilen aylık asgari ücret zaten açlık sınırının altında bir ücretti!

Aralık ortasında olunmasına rağmen TL’nin değer kaybını sürekli yaşandığı bugünlerde Asgari Ücret Tespit Komisyonu toplantıya dahi çağrılmadığı düşünüldüğünde asgari ücret ile yaşamaya mahkûm on binlerce özel sektör emekçisi için 2017 yılı da zor geçecek…

Zaten hükümet her zamanki gibi emekçinin değil sermayenin çıkarı için bütçe yaparak tarafını belli etmiştir. Mecliste tartışılan bütçe yalnızca sermayenin işine gelecek düzenlemeleri içinde barındırmaktadır.

Bir kez daha altını çizeriz ki orta vadede talebimiz tıpkı emek örgütlerinin de talebi gibi asgari ücretin belirlenme kriterlerinin yeniden, acilen düzenlenmesi ve DPÖ’nün de 1992’den beri açıklamadığı geçim endeksi rakamının hemen kamuoyu ile paylaşılmasıdır.

Güncel talebimiz ise en kısa sürede, asgari ücretin insanca, adil bir rakam olarak belirlenmesi için Asgari Ücret Tespit Komisyonu toplantıya çağrılmalıdır.

Bunun yanında asgari ücret ödemesinin 40 saatlik haftalık çalışma saati dikkate alınarak, çalışma saatleri artırılarak asgari ücret altında çalışmanın önüne geçilmesi için denetlemelerin ilgili bakanlık tarafından yapılması çağrısını yineliyoruz.

Yeni Kıbrıs Partisi, 2017 yılı içinde de, kölelik koşullarında çalıştırılmaya karşı mücadele eden emek örgütleriyle dayanışmasını sürdürecek, bunun büyütülmesi için kararlılıkla bu mücadelenin parçası olmaya devam edecektir.

Biliyoruz ki toplu sözleşmeli, iş güvenceli, sosyal güvenlikli, sendikalı, insanca, eşit ve adil ücretli, haftalık 40 saat iş HERKESİN HAKKIDIR! MÜCADELE İLE KAZANACAĞIZ!

Yeni Kıbrıs Partisi: Dağ yolundaki kaza politiktir

YKP Yürütme Kurulu yaptığı açıklama ile, dağ yolundaki kaza sonrası yapılan tartışmaları değerlendirdi, kazanın TC’nin dayatma politikaları olduğunun altını çizdi, bu nedenle politik mücadele verilmesi gerektiğini hatırlattı. Açıklama şöyle:

Geçen hafta Girne Dağ yolunda meydana gelen kazada yine canımız yandı. Kaza sonrası yetkili yetkisizlerin gene bir sürü açıklamasını dinliyoruz, okuyoruz ama ayni zamanda bunların kurumsal olarak bir şeyleri değiştirmeyeceğini de maalesef biliyoruz.

Yüksek tonajlı araçların kontrolünün yapılmamasından, yol güvenliğinin olmamasına bir sürü konu defalarca konuşuldu, bugün de konuşulmaktadır ama bunlara bugüne kadar önlem alınmadı, denetlemesi yapılmadı. Bunların üstüne bir de daha fazla kar hırsı ile çalıştırılan taş ocaklarının faaliyetleri de eklenince Girne Dağ Yolu tam bir ölüm tuzağına dönüşmüş durumdadır. Tüm bunlar yetmezmiş gibi, ileri saat uygulamasının değiştirilmemesi de elbette bu kazada ciddi bir etkendir…

Gelinen aşamada, diğer birçok kamu kurumunda olduğu gibi Karayolları Dairesinin de altı boşaltıldı, başına üçlü kararname ile daire ile ilgisi olmayan müdür atandı, Daire, temel fonksiyonlarını yerine getirebilmesi ihtiyacı olan teknik elemanlardan yoksun bırakıldı. Bu boşuna yapılmadı. Vurdumduymazlık, umursamazlık, ülkeye sahip çıkmama politikaları yanında ayrıca kadro anlamında yetersizleştirilen Karayolları Dairesi, burda TC’li firmalar tarafından sürdürülmekte olan Ankara’da ihalesine çıkan yollarla ilgili denetleme görevini tam anlamı ile yapamayacağı ortadır. TC’nin Karayolları Genel Müdürlüğü burda tam teşekküllü ofislerde, tüm denetimleri kendilerine göre yapmaktadır. Projelere de yön veren kendileridir. Ülkede birçok önemli bağlantı yolu kullanım ömrünü tamamlamasına rağmen, kuzey sahil şeridi yolu gibi, sırf yeni rant alanı yaratılsın, Türkiyeli turizmcilere peşkeş çekilacek deniz kenarı yeni araziler iskana açılması olanağı ortaya çıksın diye bir proje, Karpaz’a doğru yol almaktadır. Girne Dağ yolunun ne kadar kötü durumda olduğu da ortadayken, bunun yenilenmesine yoğunlaşamayan, bunun için proje hazırlamayan Karayolları Dairesi elbette bunu kendi tercihi olarak yapmamaktadır. TC’li kamu kurumları, tüm kamu kurumlarını ele geçirmiş durumdadır, elleri yakamızdadır, bu nedenle Ankara elini yakamızdan çekmeli ki kendi yollarımızı, kendi ihtiyaçlarımız doğrultusunda planlayıp, projelendirip, Kıbrıs’ın yol akışına teknik olarak uygun yolları hayata geçirebilelim…

TC elçiliği namı diğer valiliğin birçok konuda olduğu gibi, özellikle kaçak çalışanlarla ilgili de müdahil olduğu bilinmektedir. “Kendi” yurttaşlarını korumak için taraf olmaya devam etmektedir. Oluşan böylesi boşlukta, kaçak olarak çalışan biri Kıbrıs’ın kuzeyinde yasal olarak daha önce hiç kullanmadığı TIR’ın  direksiyonun başına geçme hakkını kendinde bulabilmektedir. Çalışma Dairesi ve Polis Genel Müdürlüğü ise Kıbrıs’ın kuzeyinde kaçak yaşamla ilgili etkin şekilde müdahil olamamaktadır. Daha 3-4 sene önce son kez denip yeni yasal düzenleme yapılan muhaceret konusunda geçen hafta yeniden son kez (!) af çıkarılmıştır. Ankara elini yakamızdan çekmesi gerekir ki, bu ülkedeki denetlemeleri yapabilelim, kaçak çalışma yaşamın önüne geçebilelim… Kaçak yaşam emek hırsızlığıdır da. Kaçak çalışanın ne sigortası yatırılır ne de iş yasasından kaynaklanan hakları verilir ama kaçak olduğu için patrona mahkumdur. Ama elçilik “kendi” yurttaşlarına gösterdiği bu imtiyaz sürdüğü sürece daha çok canlar yanacaktır…

Bu nedenle Girne Dağ yolunda kazanın Kıbrıs’ın kuzeyinde statüko ve TC’nin burdaki kurumlara dayatmaları nedeniyle politiktir, önlemler geliştirmek ise talimatla yönetilmeyi reddeden, bu memleket bizim biz yöneteceğiz diyen bir idare hayata geçmesi ile mümkün olacaktır.

YKP, bu nedenle mücadeleye bu zeminde destek vermeye devam edecektir…