YKP: SAVCILIK BİZİMLE DALGA MI GEÇİYOR, YARGISIZ İNFAZ MI?

121

baslik_ykpYKP Yürütme Kurulu, ardı ardına YKP üyelerine açılanan ve devam eden haksız davaları değerlendir. Konu ile ilgili açıklama şöyle:

reklam_sSon olarak 17 Kasım 2012 tarihinde Türkiye’de süren açlık grevleri ile dayanışma amacı ile Mağusa’da YKP İlçe Binasındaki etkinlikle Fasıl 50 Reklamların Teşhiri Yasasından YKP Yürütme Kurulu üyeleri Faika Deniz Paşa, Celal Devrim Önen ve Parti Meclisi üyesi Hamit Aygün’e dava açılması akla yalnızca savcıların bizlerle dalga geçtiğinden başka bir şeyi göstermemektedir.

19 Temmuz 2011’de KTHY merkez binası önünde onlarca kamera kaydı ile an ve an görüntülendiği gibi, polis kitleye vahşice saldırdığı ve önüne gelene şiddet uyguladığı koşullarda, YKP Yürütme Kurulu üyesi Nevzat Hami’nin de içinde olduğu 6 kişiye polisi darp ve görevinden menden dava okundu. 6 kişi aylardır mahkemeye getirilmekte ve mahkeme her defasında savcılığın sorumsuzluğuyla ertelenmektedir. Bu sorumsuzluk kastidir çünkü yapılan mahkeme süreci ile savcılık polis teşkilatı ile birlikte yargısız insaf yapmaktadır. Amaç mahkeme süreçlerini uzatarak sanıklar üzerinde psikolojik baskı yapmak, onların zamanlarını mahkeme koridorlarına hapsetmek ve kamuoyunun vicdanında eylemcilerle ilgili doğru olamayan suçluluk izlenimi bırakmaktır.

Benzer şekilde daha önce meclis önünde yaşanan olaylarla ilgili aralarında YKP Yürütme Kurulu üyesi Murat Kanatlı’nın da olduğu sanıklar bir yıldan fazla mahkemeye getirilmiş, daha sonra ise birçok sanık ekonomik nedenler ileri sürülerek sanık sayısı azaltılmıştı. Suçlanan kişiler hakkındaki kanıt olduğu iddia edilen bulguları ise polis hiçbir zaman kamuoyu ile paylaşmadı, haklarındaki davaları daha sonra da ileri götürmedi. Bu da amacın mahkemede birileri hakkında hüküm almak değil mahkeme süreçleri ile yargısız infaz yapmak olduğu anlaşılıyor.

Benzer şekilde YKP Yürütme Kurulu üyesi Murat Kanatlı hakkında olmadığı bir zamanda olmadığı bir yerde trafik cezası yazılmış, mahkeme süreci gene aylarca sürmüş, daha sonra Savcılık davayı geri çektiğini açıklamıştı. Ancak gazetecilerin savcılığa haber için başvurduklarında dosyanın yeniden düzenlenmesi için geri çektiklerini söylemesi bu davanın da savcılık ve polisin canı çektiğinde yeniden açabileceğini göstermektedir. Yani amacın burada da mahkeme süreçleri ile yargısız bir infaz gerçekleştirmek olduğu katidir…

Benzer şekilde YKP Yürütme Kurulu üyesi Nevzat Hami’ye 14 Ağustos 2010 tarihindeki Anti-militarist Barış Harekatı konseri için bildiri dağıtırken Dereboyu’nda afiş astığı için açılan dava için 2. kez, ilki 18 Ağustos 2010 diğeri de 15 Nisan 2013 tarihinde Kermiya sınır kapısından polis nezaretinde alınarak, Lefkoşa polis Müdürlüğü’ne götürülerek saatlerce bekletilip yeniden dava okunarak serbest bırakılmıştı.

17 Kasım 2012 tarihinde açılan dava bu nedenle anlamlıdır. YKP Mağusa İlçe Örgütü binası önüne pankart asıp, önünde basın açıklaması yaptıktan sonra pankartın indirilmesini Fasıl 50 Reklamların Teşhiri Yasasına aykırı bulup dava açmak ve Mağusa Mahkemesinin bunu kabul etmesi ve davayı Pazartesi günü başlatacak olmasına “saçmalıyorlar” demekten başka söyleyecek sözümüz yoktur.

Kamu ve özel radyo ve televizyonların kuruluş ve yayınları yasası madde 45 altında yapılan “reklam yayın ilkeleri, usulleri ve reklam geliri tüzüğü” tefsirinde Reklam tanımı yapılmaktadır. Burada aynen şu söylenmektedir:

“Reklam” Bir ürün veya hizmetin satılmasını, satın alınmasını veya kiralanmasını sağlamaya, bir düşünceyi yaymaya veya reklamcının istediği başka etkinlikleri oluşturmaya yönelik ücret karşılığı hareketli veya sabit ses ve görüntülü mesajların verilmesini anlatır.

Ege Üniversitesi İletişim Fakültesi Reklamcılık Bölümü’nde profesör olarak çalışan Müge Elden, hala daha Ege Üniversitesi İletişim Fakültesi Reklamcılık Bölümü ve Genel Reklamcılık Anabilim Dalı başkanıdır. Müge Elden muhtelif kitaplarda reklamcılığa ait özellikleri yazarken tümünde “reklam belirli bir ücret karşılı yapılır” demektedir. Zaten yukarıdaki tüzük maddesinin tefsiri de açıkça “ücret karşılığı” yapılan bir pazarlama iletişimi tekniğinden bahsedildiği bellidir.

Bir siyasi partinin önüne pankart asmanın reklam olduğu iddia etmek için savcıların hayal güçlerinin ya çok geniş olması ya da yukarda bahsettiğimiz gibi, “dava açalım, bir süre Mağusa mahkeme koridorlarında bunları süründürelim” amacından başka bir şey olmadığı anlaşılmaktadır.

Bağımsız bir kurumun üyeleri olması gereken savcıların, dıştan gelen emirlerle polislerin dosya taşıyıcısı gibi hareket etmelerinin kaygısını daha çok hissediyoruz. Polis teşkilatı, dava süreçlerini siyasi baskı mekanizmasına dönüştürmüş, savcılar ise polisin dosya taşıyıcısı gibi hareket etmekte ve mahkeme süreçleri birer yargısız infaz gerçekleşme mekanizmasına dönüşmüştür.

19 Temmuz olayları ile ilgili savcılığa yaptığımız şikâyetlerin sessiz kalması bu iddiamızı güçlendiren unsurdur.

Bu nedenle YKP, Türkiye aleyhine 13213/12 başvuru numarası ile AİHM’de dava dosyalamıştık, uluslararası girişimlerimizi ve polisin mahkemelerin bu baskılarını uluslararası alana taşımaya devam edeceğiz.

YKP olarak çağrımız, polis teşkilatının temel insan hak ve özgürleri hiçe sayarak haksız soruşturmaları ile yargısız infaz kurumuna dönüştürülen mahkeme süreçlerine karşı önce Yüksek Mahkeme Başkanlığı’na daha sonra da Barolar Birliği’ne taraf olması çağrısı yapıyoruz; “adalet, hukuk ağır yaralıdır, hukuk bir gün herkese lazım olacak” diyoruz…

Polis teşkilatı ve siyasi baskıyı uygulayan tüm otoritelere de yanıtımız, susmadık, susmayacağız…