Yeni Kıbrıs Partisi (YKP), Özgürlük ve Dayanışma Partisi (ÖDP) ve Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Ankara’da ortak ses verdi: Kıbrıs’ı Kıbrıslılar yönetsin

78
  • YKP, ÖDP ve HDK Bileşenleri 11 Haziran Pazartesi günü, Ankara’da Mülkiyeliler Birliği’nde basın toplantısı düzenledi. Yeni Kıbrıs Partisi (YKP), Özgürlük ve Dayanışma Partisi (ÖDP) ve Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Bileşenleri, ortak yayınladıkları metinle, Kıbrıs’ın acil olarak askersizleştirilmesi gerektiğini söylediler, “Kıbrıs’ı Kıbrıslılar yönetsin” çağrısında bulundular
  • YKP, Özgürlük ve Dayanışma Partisi’nin, 9-10 Haziran 2012 tarihlerinde toplanan 7.Büyük Konferans/Kongresine de uluslararası konuk olarak katıldı, kongrede selamlama konuşması yaptı

 

Yeni Kıbrıs Partisi (YKP), Özgürlük ve Dayanışma Partisi (ÖDP) ve Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Bileşenleri, ortak yayınladıkları metinle, Kıbrıs’ın acil olarak askersizleştirilmesi gerektiğini söylediler, “Kıbrıs’ı Kıbrıslılar yönetsin” çağrısında bulundular.

YKP, ÖDP ve HDK Bileşenleri 11 Haziran Pazartesi günü saat 11’de, Ankara’da Mülkiyeliler Birliği’nde basın toplantısı düzenledi.

YKP Yürütme Kurulu üyesi Murat Kanatlı, HDK Bileşenleri olarak Sosyalist Parti Genel Başkanı Mustafa Kahya, BDP Genel Başkan Yardımcısı Yüksel Mutlu, EMEP Genel Başkan Yardımcısı Fevzi Ayber, SDP PM Üyesi Burcugül Çubuk’un katıldığı basın toplantısında açıklamayı ÖDP Eş Başkanı Bilge Seçkin Çetinkaya okudu.

Kıbrıs’ta gerçek barışın ancak ada halkının iradesiyle mümkün olabileceğini kaydeden parti temsilcileri, Kıbrıs’taki çözümün “iki bölgeli siyasi eşitliğe dayanan federal bir Kıbrıs” olduğunun altını çizdiler.

 

AKP TAHAKKÜMÜ SÜRDÜRME PEŞİNDE

Ortak metni okuyan ÖDP Eş Genel Başkanı Bilge Seçkin Çetinkaya, Kıbrıslıların uzun yıllardır Ada üzerindeki emperyalist işgallerden kurtulamadığına dikkat çekti. Sorunun uzun bir çatışma tarihini içinde barındırdığını ifade eden Çetinkaya, AKP iktidarının da sözde demokratik bir tutum içine girmesine rağmen Kıbrıs üzerindeki tahakkümü koruma ve sürdürme peşinde olduğunu söyledi. 38 yıldır Ada halkı üzerinde bir Türkleştirme ve Sünni- Müslümanlaştırma politikası uygulandığını kaydeden Çetinkaya, bu politikayla Kıbrıs’ın kendine has kültürünün yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu belirtti.

 

“Kıbrıs’ı Kıbrıslılar Yönetsin”

Ortak basın açıklaması tam metni şöyle:

Kıbrıs sorunu, uzun bir çatışma tarihini içinde barındırmaktadır. Kıbrıslıların ortak vatanlarında yaşamları, milliyetçi kesimlerin “büyük”(!) düşlerinin, kapitalist toplumdaki klasik sınıf çelişkilerinin ve emperyalistlerce önemli sayılan coğrafyanın tutsaklığının dayatmalarından kurtulamadı.

Yaşanan süreçte Kıbrıslılar, ortasından tel örgüler geçen, coğrafyası kanla bölünmüş, halkı ve tüm yaşam alanları ikiye ayrılmış olarak hayatlarını sürdürmeye çalışıyor.

1974 yılında, bilinen gelişmeler neticesinde, Türkiye’nin askeri harekatı ve Ada’nın Kuzey’inin işgal edilmesi, işgalin fetih siyaseti sonucu kalıcılaşmasına neden oldu.

Bu fetih siyaseti sonucu, Türkiye sivil ve askeri bürokratları başta olmak üzere; Türkiye’nin derin ve sivil yönetimlerini uyguladıkları asimilasyon ve entegrasyon politikaları sonucunda Kıbrıs’ın kuzeyini Türkleştirme ve Sünni-Müslümanlaştırma gayretini ısrarla sürdürmektedirler. Bu anlayış, resmi olarak 1950’lerin ortasında TAKSİM tezi ile ifade edilirken ki o zamanda da ana hedef adanın tamamını geri almaktı, şimdi “ata toprağını geri alma ve Türkleştirme” diye de ifade edilebilecek istirdat (irredentist) siyaseti Kıbrıs’ın kuzeyi için günlük yaşamda öne çıkmaktadır. Bunun için; Kıbrıs’ın kuzeyinde bir valilik gibi çalışan elçilik kurumu oluşturulmuş, bu kurum aracılığı ile sosyal politikalara, siyasi alana açık ve kapalı müdahalelerde bulunulmuş, Kıbrıs’ın kuzeyindeki idarenin, Ankara’nın bir acentası gibi hareket etmesi sağlanmıştır. Askeri kurumların yanında, Kutlu Adalı’nın da öldürülmesinden de sorumlu tutulan, kendine ait radyosu ile her gün şoven ve milliyetçi yayınları çeşitli formatlarda kitlelere taşıyan, Kıbrıs’ın kuzeyini dev Türk bayraklarıyla donatan, yeraltı faaliyetlerinde paravan olarak kullanılan Sivil Savunma Teşkilatı’nın başında TC Genelkurmayı tarafından atanan askeri yetkililer bulunmaktadır.

AKP iktidarı da, klasik devlet politika ve söylemlerinden bir farklılaşma, sözde demokratik bir tutum içerisinde görünmesine rağmen Kıbrıs üzerindeki tahakkümünü korumanın ve sürdürmenin yollarını aramaktadır.

Egemen sınıflar bugün AKP eliyle, ‘yeni Osmanlıcılık’ söylemi ile Kıbrıs’ın kuzeyinin gerici tarikat yapıları eliyle fetihçi anlayışı sürdürmeye devam etmektedir. Diğer yandan da AKP eliyle gündeme getirilen ekonomi politikaları ile emekçilerin hakları ortadan kaldırılmaya çalışılmaktadır.

Son 38 yılda uygulanan entegrasyon-asimilasyonla, Türkleştirme ve Sünni-Müslümanlaştırma politikalarına uygun olarak taşınan nüfus sonucunda; 100 bin civarında kalan adanın kuzeyindeki Kıbrıslı nüfus azınlığa düşürülerek; 400 bin civarında Türkiye’nin çeşitli yerlerinden gelen/getirilen taşıma nüfusla, Kıbrıslıların özgür iradesi bloke edilmiştir. Bu, adanın kuzeyindeki Kıbrıslıyı yok etmeyi amaçlayan ve bu coğrafyayı Türkiye’nin bir vilayeti yapmaya çalışan mantalitenin Kıbrıslılar üzerinde en acı saldırı silahı olmuştur. Gelinen noktada, Kıbrıs’ın kendine has kültürü Türkiye Cumhuriyeti’ni yönetenlerin yayılmacı politikasıyla, adanın kuzeyinde yok olma tehlikesiyle karşı karşıyadır.

1-     Gerçek bir barış, Kıbrıslıların özgür iradesinin sonucu olacaktır. Kıbrıslılar kendi geleceklerini kendileri tayin etmelidir. Büyük güçlerin hegemonya ve güç mücadelesinin ve çıkar ilişkilerinin içinde kirletilmiş bir çözüm gerçek barışı sağlayamaz. Adada barış ve birlikte yaşam, Kıbrıslıların barış, demokrasi ve kardeşlik doğrultusunda toplumsal hayatın her alanında yürütecekleri mücadele ve birikimleri üzerinden gelişecektir.

2-     Kıbrıs’ta acil bir çözüme ihtiyaç var. Bu çözümün yolu, iki bölgeli, iki kesimli, siyasi eşitliğe dayanan federal bir Kıbrıs’tır. Böylesi bir gelişme, Kıbrıs sorununun çözüm sürecine yardımcı olacaktır. Kıbrıs sorununun çözümü, bölgede barış mücadelesine katkı sağlayacaktır. Ancak bölgede kalıcı barış hemen sağlanamayacaktır. Kıbrıs’ta, Ortadoğu’da ve Ege’de barış, bölge halklarının emperyalizme ve her tür tahakküme karşı ortak mücadelesi ile hayata geçecektir, bizler böylesi bir barış mücadelesinin parçası olarak mücadele ettik, etmeye devam edeceğiz.

3-     Çözüm için adanın tamamının askersizleştirilmesi sağlanmalıdır. Böylesi bir askersizleştirme adadaki İngiliz üslerini ve Amerikan dinleme tesislerini de kapsamalıdır.

4-     Kapsamlı askersizleştirmenin yanında, çözüm sürecine yardımcı olacak güven artırıcı önlemlerin de hayata geçirilmesi önemlidir. Bu nedenle bölgesel askersizleştirmeleri, dekonfrantasyon ve Türkiye’nin asker çekmeye başlamasını hemen şimdi talep ediyoruz.

5-     12 Ağustos 1949 tarihli Savaş Zamanı Sivil Halkın Korunması Hakkında Cenevre Konvansiyonu’nun 49. Maddesinde işgal edilmiş bölgelerdeki nüfusun taşınması ve demografik yapının değiştirilmesine yasaklanmıştı:

Korunmuş kimselerin işgalci güç tarafından işgal edilmiş bölgeden başka bir bölgeye, işgal edilmiş ülkeden başka bir ülkeye bireysel veya kitle halinde zoraki taşınmaları, kovulmaları, her hal ve karda ve şartta, hangi durumda olursa olsun yasaklanmıştır.(…) İşgalci güç, işgal etmiş olduğu bölgeye kendi sivil nüfusunu taşıyamaz

Türkiye yönetimleri etnik mühendislik çerçevesinde, Cenevre Konvansiyonu’na da aykırı olarak, 1974 yılından sonra, savaş sonrası işgal ettiği bölgeye kitlesel nüfus taşımıştır, taşımaya ve taşınmasına göz yummaya, bu süreci teşvik etmeye de devam etmektedir. Bunun yanında yüz binlerce Kıbrıslı 1974 yılındaki savaş sırasında yerlerinden edilmiş, bıraktıkları taşınır ve taşınmaz malları yağmalanmış, savaş ganimeti olarak diğer topluma dağıtılmıştır.

Türkiye askerinin mevcudiyeti ve Türkiye’den göç ettirilenler Kıbrıs sorununun en zor çözülecek parçalarıdır ve Kıbrıslıların iradesi yok sayılarak Kıbrıs’ın kuzeyinde yeni “yurttaş” yapılması ve yapılmaya devam edilmesi barışı zora sokmaktadır.

Özellikle 2004 yılındaki referandum sonrası oluşan göç hareketleri ile Kıbrıs’ın kuzeyindeki eğitim ve sağlık sisteminin de çökmesine neden olan bir nüfus yoğunluğu ortaya çıktı. Göç hareketi ile Kıbrıs’a gelenler devletin asimilasyon aracı olmakla birlikte Türkiye bu insanları sağlıklı yaşam koşullarından yoksun bir halde köle gibi kullanmaktadır. Su kaynaklarının kısıtlı olduğu bir coğrafyada böylesi bir nüfus yoğunluğu yakın bir gelecekte ciddi ekolojik sorunlara da neden olacaktır. Bu nedenlerle de nüfus taşıma işlemi durdurulmalıdır.

Zorla göç ettirilenlerden Türkiye’ye dönmek isteyenlerin, Sosyal Devlet ilkelerine uygun, insanca yaşam koşulları yaratılarak dönüşleri sağlanmalıdır.

Anlaşma ile birlikte insancıl konular gözetilerek iki tarafın da kabul edeceği miktarda kişi yeni federe devletin yurttaşlığını alacak, ülkenin sosyo-ekonomik yapısına göre de göçmen işçi kabul edilecektir. Bu nedenle, tarafların üzerinde daha önce uzlaşılan bu süreci ortadan kaldıracak hareketlerden uzak durması çağrısını da yapıyoruz.

6-     Kıbrıs’ta nüfusun önemli bir kısmı savaşla birlikte yer değiştirmiş, göçe zorlanmıştır. Bu nedenle bugünkü koşullarda bir insan hakkı olan özel mülk edinme hakkı silah zoru ile ihlal edilmiştir. Her türlü uluslararası hukuka aykırı ve anlaşmaları zora sokan inşaat faaliyetleri zorunlu bireysel olanlar hariç hemen durdurulmalıdır. Kıbrıslı Rumlara, Ermenilere, Maronitlere (Marunîler) ait arazilerin ticari metaya dönüştürülmesine karşı hemen moratoryum ilan edilmelidir. Bu çerçevede yıllardır kapalı tutulan Maraş hemen sahiplerine iade edilmeli, yeniden iskân edilmeleriyle ilgili çalışmalara olanak tanınmalıdır. Antlaşmanın amacına ulaşabilmesi ve gerçek bir barışın olabilmesi için Türkiye, İngiltere ve Yunanistan tarafından verilen zararlar da tazmin edilmelidir.

7-     Kıbrıs Türk liderliği ve Türkiye tarafından daha önce kabul edilen şekilde Omorfo’nun (Güzelyurt) alternatif yerleşim yerleriyle ilgili şehir planlaması ve alt yapı çalışmaları yapılmalıdır. İki büyük toplum dışındaki Kıbrıslı Maronitler (Marunîler)’in de Kıbrıs’ın kuzeyindeki 3 yerleşim yeri askeri kamp olarak kullanılmaktadır. Bu yerleşim yerlerindeki askeri işgal kaldırılarak, Maronitlerin (Marunîler) köylerine geri dönüş olanağı yaratılmalıdır.

 

Kıbrıs Türkiye için de yıllardır üzerine ‘kahramanlık’ hikâyelerinin anlatılarak milliyetçi/ırkçı anlayışlara güç taşıyan bir mit olmuştur. Bizler, Türkiye ve Kıbrıs’ı teslim almaya çalışan bu ‘fetihçi’ anlayışlar karşısında, halklar arasında barış ve kardeşliğin gelişmesi ve Kıbrıslıların kendi geleceklerini özgürce tayin etmeleri noktasında birlikte mücadele edeceğiz. Başka bir gelecek için Kıbrıs’ın gerçek acılarını, hayal kırıklıklarını, umutlarını içeren başka bir tarihi birlikte anlatarak, barışın dilini kurmaya kararlıyız.

 

Tüm bu tespitler çerçevesinde;

  • Kıbrıslıların kendi kendilerini yöneteceği bir çözüm için sürdürülen mücadeleyi destekliyoruz.
  • Ortadoğu’da ve Bölgede süren savaş haline karşı bizler tüm taraflara ateşkes çağrısı yapıyoruz, bölgedeki tüm yabancı orduların çekilmesi, bölgedeki bütün üslerin kapatılması için mücadeleyi yükseltmekte kararlı olduğumuzun altını çiziyoruz. Her türlü emperyalist askeri operasyona karşı olduğumuzu bir kez daha vurguluyoruz.
  • Bu düşüncelerle bizler Sonbahar’da Türkiye’de, Türkiye’deki diğer siyasi parti, sendika, demokratik kitle örgütlerinin de katılımı ile geniş katılımlı bir konferans organizasyonu için çalışma yapmayı önümüze hedef olarak koyuyoruz.

 

YKP, ÖDP’nin kongresine katıldı

Yeni Kıbrıs Partisi, Özgürlük ve Dayanışma Partisi’nin, 9-10 Haziran 2012 tarihlerinde toplanan 7.Büyük Konferans/Kongresine de katıldı…

Yeni Kıbrıs Partisi Yürütme Kurulu üyesi Murat Kanatlı’nın da uluslararası konuk olarak katıldığı kongre partinin eş başkanlarını, yetkili organlarını seçti.

10 Haziran Ankara’da Anadolu Gösteri Merkezinden yapılan ÖDP Büyük kongresinde bir de konuşma yapan Kanatlı, yeni seçilecek yetkili organlarla dayanışma ve işbirliğinin sürmesini dilediklerini söyledi.

Kongre’de Kanatlı’nın yaptığı konuşma şöyle:

Sevgili dostlar

Öncelikle ÖDP’nin 7. Kongresine başarı dileklerimizi ileterek başlamak istiyorum, YKP adına kongrenizi selamlıyoruz…

 

Sevgili dostlar, ÖDP ve YKP’nin çok uzun bir ilişki tarihi var, be nedenle de burda olmak, sizlerle bugün burada Kongrenizde olmak bizler açısından önemli…

Elbette yaygın medya açısından şu anda burada yavru vatandan gelen siyasi bir partiyiz ama eminiz ki ÖDP’li dostlar biliyor ki bizler yavru değil yarım vatandan geliyoruz. TC’nin 74’te işgal ettiği, bugün hala bu işgalin sürdüğü/ bu işgalin yarattığı bölünmüş bir coğrafyadan geliyoruz…

14 Ağustos 1974’te tatile çıkan Ayşe, uzatmalı tatiline devam ediyor…

TC’nin işgalinin, fetih politikaların her yanda sürdüğü Kıbrıs’ta, özelleştirmelere, cemaat ilişkilerinin dayatmalarına direnen ileri demokrat örgütler, sendikalar ve partiler de var.

Türkiyeli yoldaşlarımdan, dostlarımızdan bir kez daha isteğimiz, dünyadaki işgallere son derken bu işgaller kelimesi içine Kıbrıs’ı da daha fazla koymaları…

Bütün yabancı ordular evlerine dönsün derken, bunun Kıbrıs’ın kuzeyindeki 40 bin kişilik TC ordusunu da kapsamasına özen göstermesidir.

Dediğimiz gibi ÖDP ile, Yunanistan’da şimdi Syriza’nın ana lokomotiflerinden Synaspismos ile 90’lardan beri ortak birçok iş yaptık. Şimdi bu çabaları daha ileriye taşıma zamanıdır. Bu çerçevede yeni dönemde ÖDP yönetimleri ile dünyadaki, Ortadoğu’daki ve Kıbrıs’taki emperyalist dayatmalara, işgallere ve askeri müdahalelere karşı işbirliğinin arttığı dönem olmasını dileriz…

Bir kez daha ÖDP kongresini en devri duygularımızla selamlarız.

 

ÖDP: Türkiye’yi Yeniden Kuralım

Özgürlük ve Dayanışma Partisi, 7. Olağan Konferans/Kongresi 9-10 Haziran tarihlerinde Ankara’da toplandı.

ÖDP Kongresi Anadolu Gösteri Merkezinde gerçekleştirildi. 620 delegenin konukların katılımı ile gerçekleştirilen Kongre yapılan Divan seçimi ile başladı. Divana Erdal Bakkal olarak tanınan oyuncu Cengiz Bozkurt başkanlığında bir heyet seçildi.

Kongreye, TMMOB Genel Başkanı Mehmet Soğancı, KESK Genel Başkanı Lami Özgen,  DİSK Genel Sekreteri Adnan Serdaroğlu, Sosyal İş Genel Başkanı Metin Ebetürk, SES Genel Başkanı Çetin Erdolu, Eğitim Sen Genel Başkanı Ünsal Yıldız, EMEP Genel Başkanı Selma Gürkan, BDP Grup Başkan Vekili Hasip Kaplan, CHP Genel Başkan Yardımcısı Gökhan Günaydın, ESP Genel Başkanı Figen Yüksekdağ, Halkevleri Genel Başkanı İlknur Birol, SDP Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Taka, TİHV adına Metin Bakkalcı, Sosyalist Parti Genel Başkanı Mustafa Kahya, TKP MK üyesi Kemel Okuyan, EHP yöneticileri, Derelerin Kardeşliği Platformu Sözcüsü Ömer Şan, Samandağ Belediye Başkanı Mithat Nehir, Aknehir Belediye Başkanı Mehmet Mübarek de katıldı.

ÖDP Eş Genel Başkanı Alper Taş ve Bilge Seçkin Çetinkaya kongre açılış konuşmalarını yaptı.

Daha sonra kongreye katılan konuklar birer selamlama konuşması yaptılar. Konuşmalardan sonra Bandista’nın verdiği konserle çoşkunun arttığı kongre yapılan seçimle son buldu. ÖDP Konferans ve Kongresi sonucunda Eş Genel Başkanlar ile birlikte 31 kişilik Parti Meclisini ve 7 kişilik MDK seçti.

ÖDP Eş Genel Başkanı Alper Taş’ın Açılış Konuşması

ÖDP Eş Genel Başkanı Bilge Seçkin Çetinkaya’nın Açılış Konuşması