Turnusol

81
Kıbrıs’ta referandum sürecinde son dönemece girildi…
Heyecan dorukta ancak, maalesef umutsuzluk ve yılgınlık da dorukta…

Her şey birbirine girmiş durumda… Yaşanan süreç maalesef yalnızca milliyetçiliğin yükselmesine yardımcı olmakta, toplumların yeniden birleşmesinin en önemli unsuru olan karşılıklı güveni zedelemektedir.

Son ortaya çıkan AKEL’in tavrına duyulan hayal kırıklığı, milliyetçi, şoven bir düşünce yapısı ile değerlendirildiğinde ortaya çıkan sonuç bizi yalnızca ayrımcı politikalara sürükleyecektir…

AKEL’in tavrını politik değerlendirebilmemiz, AKEL’in içinde bulunduğu politik konumu analiz etmemiz gerekmektedir. Yıllardır muhafazakar politikalara pirim veren, popülist yaklaşımlarını yıllardır izlediğimizin AKEL’in bu tavrı aslında sürpriz de sayılmaz. Herşey, üç beş daha fazla oy almaya endekslendiğinde, güneyde yükselen milliyetçi dalganın önüne geçip sol/sosyalist değerlere sahip çıkma, yeniden yakınlaşmayı güçlendirme gibi kavramların ikinci plana itilmesi aslında çok da yeni bir şey değildir, süpriz de sayılmamalıdır.

Etnik ayrımcılığa karşı mücadele ettiğini söyleyip, planda da etnik ayrımcılık yapıldığını söyleyen partiler yalnızca güney coğrafyasına konuşunca, kuzey coğrafyasından yükselen seslerle çelişkiye düşmeleri aslında olanların kararlar alırken ne kadar etnik davrandıklarının ispatıdır. Madem bu plan etnik temele dayanıyor, bunu iddia eden parti, etnik bir tavır alarak yalnızca Kıbrıslı Rumlara değil, tüm Kıbrıslılara seslenerek öyle karar alması gerekirdi ama karar alma sürecinde etnik ayrımcılığın daniskası yapılarak kendi parti binalarında, kendi toplumları, yani ait oldukları etnik kimlikleri ön plana çıkarılarak kararlar verilince ortaya çıkan etnik ayrımcı plan eleştirisi yalnızca gülünç olmaktan öteye gidemiyor, inandırıcılığını yitiriyor…

Tüm Kıbrıslılara seslendiğini söyleyen ve teknik olarak tüm Kıbrıs Cumhuriyeti yurttaşlarının Cumhurbaşkanı olan Tasos Papadopulos’un konuşmasının bırakın Kıbrıslı Türklere üç beş kelime dışında bir şey söylememesini, Türkçe’ye bile doğru dürüst çevrilmemesinden aslında Yunanca konuşan yurttaşlarının cumhurbaşkanı olduğu, Türkçe konuşanları çok da önemsemediği rahatlıkla anlaşılmaktadır.

“Hayırcı” EDEK ve Yeşiller Partisi ise daha da üzgün olması gerekmektedir çünkü Kıbrıslı Türkler, kendilerine bu siyasi yapıları yakın bulmadıklarını aldıkları umursamaz tavırları ile ortaya koydular. EDEK ve Yeşiller bunu durup düşünmelidirler ve girdikleri bu etnik, yalnızca Yunanca konuşanların partisi olma durumundan nasıl kurtulacaklarını düşünmeye başlamalıdırlar çünkü üyesi oldukları AP gruplarında, hem yeşil hem de sosyalist grupta milliyetçiliğe karşı, ırkçılığa karşı ciddi bir mücadele vardır. Bu şe-kilde etnik yapılarını korursalar ileride yalnızca bize değil ayni zamanda Avrupalı yeşillere de, sosyalistlere de dertlerini anlatmakta zorluk çekecekler…

Şimdi ne yapmalıyız?

Yükselen milliyetçiliğe karşı cevap da milliyetçi düzlemde olursa bizi taşıyacağı yer çatışma ortamıdır. Güneyde yükselen milliyetçiliğin karşısında ‘Rumlara gösterelim’, ‘Rumlar cevap vereli’ gibi kaba şoven söylemlere çıkmak, yalnızca kuzeydeki milliyetçiliği yükseltir. Milliyetçiliğin tek alternatifi sosyalizmdir, sosyalist değerlerdir. Birileri hata yapıyor, birileri din, dil, ırk, cinsiyet ayrımcılığı yapıyor diye aynı ayrımcılıkları kendimiz de meşru sayıp bizim de bu milliyetçi dalga kapılmamızın bizleri götürebileceği yer pek da aydınlık değildir.

Kıbrıslıların aynı kültürden geldiklerini ve bölünemeyecek kadar küçük olan bu coğrafyada daha iyi yaşamanın koşulları çatışarak sağlayamayacaklarını anlamaları için mücadeleyi yükseltmemiz gerekmektedir.

Evet 24 Nisan’a az bir zaman kalmıştır. Ne tesadüftür ki bundan bir yıl önce Kıbrıslılar, kapılar kısıtlı da olsa ilk açıldığında kendi liderliklerini dinlemeyerek akın akın bir coğrafyadan diğerine akarken, belki de bir yıl sonra yeniden kendi liderliklerini dinlemeyerek anlaşmayı onaylayacaklardır. Ancak sonucun olumsuz olma ihtimalini de unutmamak gerekmektedir.

Böyle bir durumda yapılması gereken, yükselen şoven propagandalara inat, yılmadan,’evet’ oylarını en üst seviyeye çıkarmaktır çünkü bu oranlar referandumun tekrar edilmesi halinde tüm Kıbrıslılar için umudun yeni kaynağı olacak. Unutulmamalıdır ki açık farklı bir yenilgide yeniden birleşme hareketi ağır yara alacaktır.

Yeni bir yol ayrımındayız, şimdiki umutsuzluk yalnızca milliyetçiliği yükseltir, şimdiki suskunluk yalnızca şoven sloganlara yer açar…

Durma zamanı değil, her dilde umudun ve barışın şarkılarını daha yüksek söylemeliyiz. Kazanmaya ihtiyacımız var, ama yenilgide bile milliyetçiliğe kaptıramayacağımız bir yarınımız olduğunu da unutmamalıyız…

Sloganımız, ortak vatan için ortak mücadele ise, tüm Kıbrıslıların ortak vatanının yeniden birleştirmek için tüm Kıbrıslılara ihtiyacımız olduğunu unutmayalım…