Türkiye nereye koşuyor – Alpay Durduran

96

durduran2Osmanlı dönemi çok büyük bir coğrafyaya yayılan bir orta çağ devletinin tüm kaynaklarını geleneksel olarak sahip olduğu anlayışa göre komşu ülkeleri ya savaşla soymaya ya da tehdit edip haraca bağlamaya harcayan bir dönemdi. Savaş kazanmak için de halkının teknolojisini ilerletip daha iyi bir orduya sahip olmak için bile kaynaklarını artırmaya çalışmayı gerekli görmüyordu. Macar’ın yaptığı toplarla surlarını yıkıp İstanbul’u aldı ya daha ne isterdi?

Bırakın ekonomik kalkınma çabasını teknolojik gelişmenin sağlanması için bile çabalarına savaş teknolojisi olarak düşündü ve savaş teknolojisi ithaline yatırım yaptı. Coğrafyasında bulunan bazı teknolojilerin zaman içinde yok olmasına bile aldırmadı. Ünlü hikâye vardır. Şarlman’a Harun-ür-reşit bir guguklu saat hediye etmiş. Saatten çıkan bir kuş guguk dermiş. Öyle bir teknoloji görmeyen Batılı içinde şeytan mı var diye açıp bakmış. Ancak Osmanlı döneminde artık böyle teknolojinin kalmadığı görüldü.

Bir süre sonra ülkedeki üçüncü büyük güç olarak Sultan’a kafa tutabilen mollalar üniversitelerden fen bilgisini de çıkardılar ve teknolojiyi şeytan işi ilan ettiler. İslam’ın bilime katkısı olarak övünülen astronomi bile astroloji ile sınırlanmış ve müneccimlik baş tacı edilmişti. Rasathanenin yıkılması bunun işareti olarak anlatılır.

Lakin zaman durmadı. Macar ovalarında savaş edip ganimet toplamak isteyen ordu büyük zayiata uğrayınca Padişah’a bir saat zembereği gibi dönüp duran ve her döndüğünde doldurulmuş çakmaklı tüfekleriyle kendilerine ateş edebilen Avusturya askerlerini anlatan oldu. O günden sonra savaşın kaderinin değiştiği ve artık ya onlar gibi teknolojiyi satın alacaklar ve ona göre savaş düzenini öğrenecekler ya da kendileri daya teknik silahlar geliştireceklerdi.

Mollalar teknolojiyi yasaklatmışlardı. Loncalar yani ahilik örgütü tüm yeniliklere karşı idi. Daha üstün teknikle daha yeni veya daha ucuz üretimle kazanç sağlama günah ve Ahi şeyhinin otoritesine karşı gelmek oluyordu.

Büyük coğrafyada özellikle devlete vergi vermek için yaşayan insanlardan para toplama dışında etkinlik düşünülmeden savunmaya geçilmişti. Kan ve can vererek üç asır dayandı. Amma padişahlar ve üst kademe yenileşmeden tarihte yerini koruyamayacağını anlamıştı. Onun için Batıyı öğrenme gereği duydu. Tabii ki ilk baktığı savaş kazanmayı öğrenmek oldu ama öğrenmek için fenni yeniden keşfetmesi gerektiğini gördü. Yeni topları kullanmak için para bulmak yetmiyordu. Mühendisliği de ithal etmesi gerekiyordu.

İlk adımlar üniversite sahibi olmak için atıldı. Mollalara medreseleri bıraktılar ve mühendis mektebini kurdular.

Burada mollaların otoritesine tehdit ortaya çıktı.

Hikâye böyle devam eder. Sonunda “bu medeniyet sahte peygamberleri bünyenin virüsleri reddettiği gibi reddetmiş ve tarihin çöplüğüne atmıştır. İlmi bir sihir gibi efsunlama vasıtası olarak görenleri bu medeniyet hiç kabul etmemiştir, göreceksiniz yine kabul etmeyecektir” iddiası ortaya çıktı. Sahte peygamberler ve ilmi efsunlama aracı olarak görenler cumhuriyete doğru giden yolda tarihin çöplüğüne atılmak istenildi ve bu medeniyet denilen bugünkü Türkiye medeniyeti efsunlanmayı kabul etmedi. Bunu özellikle cumhuriyet dönemi her vesile ile tüm araçlarla ilan etti ve halkı ellerinden kurtarmaya çalıştı. Tırnak içindeki ifade aynen Erdoğan’ın ağzından çıktı.

Erdoğan ulemaya danışalım derken şimdi ulemanın ilmini efsunlama aracı olarak andı ve bunu yapamazsınız dedi. Gericiliğin sloganı haline gelen “egemenlik halkın değil Allah’ındır” iddiasını kullanan Erdoğan ve AKP üst kademesi Kuran’dan çıkarımlarla kendini eleştiren Gülencileri karşısına alırken cumhuriyetçilerin ve laiklerin dilini kullanmaya başladı.

Türkiye’de devlet hukuku da umursamayan bir hükümetin eline düştü. Menfaat çarklarını dilediği gibi kullanarak müşteri ilişkileri kurmayı geleneksel Türkiye politikacıları kullanarak kendilerini dönüp dönüp yeniden seçtirebilmişlerdi. Bunlar da ayni yoldan gidiyorlar. Halk değişmedi ise gene de seçtireceklerdir.

DP 1950’lerde kendini yeniden seçtirirken ülkeyi en yaşamsal gereksinimleri bile ithal edemeyecek hale getirdikleri halde yeniden seçilebilmişti. Askeri bir darbe ile iktidardan uzaklaştırılabilmişti. Arkasından AP devri başlamış ve kentlerdeki siyasi kültürü gelişmiş kesimlerin büyük şikâyetlerine rağmen kendini tekrar seçtirme başarısını göstermişti. Seçimlerin hükümetlerin yıpranmasına çare olacak yenileme niteliği kazanmadığı ortaya çıktı. Muhalefetin askeri darbelere destek vermesiyle bu zaaf ortaya çıktı.

Şimdi Türkiye’de AKP seçimle uzaklaştırılabilecek mi yoksa artık o gitse Gülenciler mi gelecek?

Komedi ne zaman sona erecek? Efsunlamaya karşı çıkan bir halk Türkiye’de egemen olacak mı yoksa Kuran’dan iz arayıp günün hukukuna ona göre karar verecek hükümetler mi göreceğiz.

AKP veya Gülen aslında benzer görüşlere bağlıdır. Laikliğe karşı cephe açamadılar ama İnsan hakkı diye bir şey yoktur Hak da Allah’a aittir çünkü hüküm de Allah’ındır diyerek her şeyi ufak bir kitap olan Kuran’da aramak düşüncesindedirler. Birisi Kuran’dan çıkarımların bazılarına inanırken diğeri başkalarına inanır. Biri Nakşibendi diğer Nurcu imiş! Çağdaş hukuk ve temel insan hak ve özgürlükleri onların dedi değildir.

Cumhuriyet seçimle iktidarın değişmesini sağlayacak demokratik bir ülkeyi amaçlamıştı. Bunca yıldan sonra hala müşteri ilişkileriyle oy alabilen hükümetlerin partilerini değiştirecek olgunluğa ulaşmamışsa Türkiye’nin işi zor.

“bu medeniyet sahte peygamberleri bünyenin virüsleri reddettiği gibi reddetmiş ve tarihin çöplüğüne atmıştır. İlmi bir sihir gibi efsunlama vasıtası olarak görenleri bu medeniyet hiç kabul etmemiştir, göreceksiniz yine kabul etmeyecektir”  diyen Recep Tayyip Erdoğan Osmanlıyı diriltmek için her şeyi tehlikeye atmaktan çekinmediğini gösterecek şekilde komşu ülkelere kardeşlerimiz diye sesleniyor ve saki Müslüman kardeşliği var da onlarla dayanışacakmış gibi hayallere kapıldığını gösteriyor. Onlara bakın biz seçimle laiklik iddiasındaki bir ülkede iktidar olduk ve seçimle elde ettiğimiz yetkilerle Müslüman devletini yaratıyoruz siz de öyle yapın deyince yola geleceklerini ve liderleri olacağını sanıyor. Yanılıyor. Müslümanlar paramparçadır. Her biri Kuran’ın kutsal kelamını kendine göre yorumlayıp ayrı yollar için yüzyılladır kan döküyorlar çünkü Allah’ın kelamını ileri götüren cennete gidecek ve uymayan cehennemlik olacakmış. Onlarda tolerans yoktur. Görüş ayrılığı müşrikliktir ve kellesini almak farzdır. Zaten yeri de cehennemdir.

Hangi molla müşriği Allah’a havale edip cihat açmaktan vazgeçilebileceğini söyleyebilecek? Dediklerine göre Gülen hocaları tolerans tavsiye edermiş ama şimdilik! Aralarında anlaşırlarsa zimmilere yani müşriklerden Müslümanlara  vergi vermeyi kabul edenlere hatır edecekler her halde!