Silahların gölgesinde barış olmaz

105
Kıbrıs’ta bu aralar herkes barışçı, herkes çözüm yanlısı…

Kime sorarsanız herkes çözümden bahsediyor, kime sorarsınız herkes Kıbrıs sorununun artık sonlandırılması gerektiğinden bahsediyor…
‘Ama’ diye süslenen cümlelerden net anlaşılan ise aslında kimsenin pek bir şey istemediğidir…
Eğer askeri tartışamıyorsak, eğer Türkiye’nin kuzeydeki etkinliğini tartışamıyorsak, eğer Kıbrıs’ın tümünde yaşanan insan hakları ihlallerini, ayrımcılıkları tartışamıyorsak aslında pek bir şey tartışmıyoruz demektir…
Eğer yağmanın, ganimetin üzerine bir barış inşa edebileceğimizi düşünüyorsak, çok yanılırız…
Eğer yaşanan acıları her gün kanatarak bir anlaşma gerçekleşebileceğine inanacak kadar saf olanımız varsa, hemen hayal kurmaktan vazgeçmelidir çünkü böylesi koşullarda barış bu mahalleye hiç uğramayacaktır..
Hala algılamadıysak söyleyeyim, sınırda elinde dolu tüfeklerle, düşmanca ve en düzeyde alarmda hala askerin beklediği koşullarda çözümün yakınından bile geçmiyoruz…
Eğer hala Lefkoşa sokaklarında yürüyen tanklar, üstünde uçan F16lar bize hiç bir şey anlatmıyorsa, sanırım biz sorunu hala anlamış değiliz…
Hala birileri Osmanlı kayıtlarını bahane ederek yağmaya, ganimete kılıf arıyorsa, hala Girne’nin kıyıları büyük bir şevkle talan ediliyorsa barışı beklemeyin, yakın zamanda gelmeyecek…
Hala Madrid Kriterlerinin çok uzağına düştüğümüz bugünlerde, en azından kendi yaşadığımız alanı planlayabilsek, bir yerden başlamış olacağız ama yaşam alanları içindeki askeri birlikler, askeri kamplar bize bu olanağı sağlamıyorsa ne yapmalı?
Her çeşidinden hakine rengi içindeki Mehmetlerle, Yorgolarla uğraşmadan bu sorunun üstesinden gelebileceğimizi düşünüyorsak sanırım algılamamız gerek, silahlar, sivillerin önünde diz çökmeden bu sorunu çözemeyeceğiz…
Ama olmuyor… Ayşe tatile çıkalı 30 yıldan fazla oluyor, bir misafirlikte bu kadar da uzun kalınmaz ki!
Tanklar ilk kez Lefkoşa sokaklarında yürüyeli 50 yılı geçti ve biz iddia ettik ki, bu sorunu silahsız methodlarla çözeceğiz ama bak gör ki sokaklarımızda hala daha tanklar yürümekte ve silahlar hala diğerine düşmanca çevrilmiş halde, yani barışa çok uzağız…
Yaşam alanları içindeki askeri birlikler yalnız yaşam alanının planlamasına sorun çıkarmıyor ayni zamanda demokrasiyi de zedeliyor. Üniformaları ile komutanlar kahve içmeye iniyor hala köy kahvesine ve hala vatana ihanet edenlerin olduğunu söylüyorlar… Akla İspanya geliyor, Madrid Kriterleri geliyor ama bu coğrafyada sivilleri tehdit eden komutanlara dokunmaya cesareti olanlar yok…
Yaşam alanları içindeki askeri birlikleri yalnız demokrasi değil, barışı da tehdit ediyorlar… Her yeni başlayan günde savaşı hatırlatan görüntüleri ile ‘savaşa davetiye’ çıkarıyorlar ve adına barışı korumak diyorlar…
Her silah öldürmek için yapılır, hiçbir askeri malzeme özünde savunmaya yönelik değildir. Hatta Kıbrıs’ta kullanılan, özellikle hafif silahlar, dünyada hızlı bir şekilde yaralamaya yönelik silahlara dönüşüm olsa da bizde hala G3 denilen öldürmeye yönelik piyade tüfekleri kullanılmakta ve G3 ile sınırda bekleyen hiç kimse savunma pozisyonunda değildir çünkü silahın kendisi hiçbir olasılık bırakmadan, zaten öldürmeyi hedeflemektedir…
Savaş başladığında kimin haklı olup olmadığı anlamını yitirir, savaş, ölümün, öldürmenin kendisidir, acıdır… Bu yüzden askerle mücadele etmeden bu ülkeye asla savaşa karşı barışı getiremeyiz…
Bunu bildikleri için yaşam alanları içindeki askeri birlikleri koruyorlar. Hatta incelerseniz, bu birlikler, yerel insanlardan da korumaya yönelik yapılmışlardır. Yani gücün ve şiddetin sembolleri bir anıt gibi yaşam alanlarında savaşa davetiye çıkardığı koşullarda, barış hala bu ülkeye çok uzaktır…
Sahte sosyalistlerin, sosyal demokratların açıklamaları hep yaparmış gibi yapmalara endeksli. Eğer ‘askerin çekilmesi güvenlik kaygıları göz önüne’ alınarak yapılacaksa, yani aslında hiç yapılmayacak demektir.
Eğer insanları silah zoru ile evlerinden atıp 30 yıl sonra vakıf malı diyerek dalga geçercesine bizimdir deyip savunursak, yani yağmanın üzerine barış kurmaya çalışıyorsak uzlaşmadan bile uzağız…
Bu nedenle bir yerden başlamalı, silahlar amasız ve koşulsuz sivillerin önünde diz çökmeli, yaşam alanlarını terk etmeli ve sınır güvenliği sivillere, polis güçlerine devredilmeli ki süreç başlasın…
Ayşe’nin tatili çok uzadı, tatilden dönmeye başlamadan çözüm bize daha çok uzak olmaya devam edecektir.
Bu yüzden her cinsinden hakine rengi içindeki Mehmetlerle, Yorgolarla kavga etmeden barışa ulaşamayacağımız için, söylenmesi gereken; ‘hakine rengi içindeki Mehmetler, Yorgolar hemen evlerine dönsünler’!!