Rejim karşı güçlü siyasal mesaj: BOYKOT

160

afis3YKP Boykot Eylem Komitesi üyesi Murat Kanatlı’nın açıklaması şöyle:

Kıbrıs’ın kuzeyinde statüko, yıllardır çözemediği ve varoluş nedeni olan Kıbrıs sorunu devam ettiği sürece de bazısını asla çözemeyeceği sorunları nedeni ile bugünlerde 1974 sonrası en ciddi siyasi krizlerinden birini yaşamaktadır.

Küskünlerin ve öfkelilerin sayısı ciddi bir noktaya ulaşmış durumdadır.

1974 sonrasında siyasal sahne, ganimet ve siyasi rüşvet, onun olmadığı koşullarda baskı ve şiddet yolu ile düzenlenme yoluna gidilmişti. Yıllarca bu yol ile hükümetçilik oynayanlar, 1990 sonraları itibari ile ganimet ve siyasi rüşvet imkânlarının daralmasıyla, zaten sürekli var olan ekonomik krizin yanında, bir de önemli siyasi krizler yaşamaya başladı. Bu süreçte rejim, 2000’lerde kendi içinde bir reform giderek Kıbrıs’ın kuzeyindeki fetih ve neo liberal politikaların sürdürülmesi görevini bir muhalif partiye verdi. Bir süre daha bununla idare edildi. Bugünlerde ise iki partili tahterevalli, biri iner, biri çıkar diğer ikisi de onlara yardım eder oyunu demokrasi diye takdim edilmeye çalışılmaktadır ama geniş kesimlerce benimsenmediği bellidir. Kimsenin turuncu yeşil kısır döngüsünden demokrasi çıkacağı beklentisi yoktur.

Kıbrıs’ın kuzeyindeki ganimet dağıtımı doğal olarak, 39 yıl sonra ciddi oranda azaldı, siyasi rüşvet dağıtımı da eskisi kadar rahat değil ama az ve kısıtlı da olsa hâlâ devam etmektedir. Bu kıtlık içinde ciddi küskünler yaratılmıştır. Siyasi sistemi bir şeyler dağıtma üzerine kuranlar, o şeyleri dağıtamayınca zora girdikleri açıkça belli olmaktadır.

Bu nedenle bazıları naftalin kokulu şovenist, savaş çığırtkanlığı yapan sloganlarını yeniden dolaptan çıkardı. Şovenizm ve militarizm yaparak ulusal duyguları yükseltip, tahterevallide kendisi üste kalsın diye uğraşmaktadır. Bu nedenle sağda, şovenist ve milliyetçi sloganlar yarışı vardır…

Kendini solda tanımlayanlar ise güzel slogan yarışındadır. İmaj devrinde photoshoplanmış yalnız fotoğraflar değil, reklamcıların eline teslim edilen seçim manifestoları da olunca seçim çalışmaları yavan bir slogan yarıştırma oyununa dönmektedir.

Tahterevallide güç dengesini gerçekten kuran ve her ihtiyacına göre yeniden düzenleyen TC sivil ve askeri bürokrasisini yok sayarak, bugün seçimleri iradenin açığa çıkacağı bir olay gibi sunmak halkı yanıltmaktan başka bir şey değildir.

Kendini solda tanımlayanların gerçekten yıkım paketlerine, neoliberal düzenlemelere, asimilasyon ve fetihçi politikalarına karşı ne yapacağı seçim manifestolarda sloganlar hariç aslında yoktur. Bunlara direnç yerinin, değişimin mümkün kılınacağı yerin sokak olduğu bellidir, örnekleri de çokça vardır. Ancak bugünlerde bir önceki sağ hükümetin yaptıklarına karşı öfkeyi bir kez daha parlamentarizmin içine sıkıştırıp orda boğma niyetinde olan merkez solun liderleri, gerçekten iktidar olma niyetinde olmadığı için imajlar üzerinden, güzel sloganlar ve dilekler yarıştırmaktadır. Geçici hükümet sürecinde de bir kez daha yaşadık, TC elçisi tam anlamı ile bir validir ve elinde tutuğu mali ve askeri imkânlarla gelecek her hükümeti TC’nin kendi politikalarını uygulaması için terbiye edecektir.

Türkiye’nin asker ve sivil bürokrasinin ve bugünkü siyasal yapı içinde AKP’nin Kıbrıs’ın kuzeyinde her şeyi düzenleyebileceğine, istediği kararı aldırtabileceğine de şüphe yoktur. 2004’te toplumsal muhalefetin güçlü olduğu koşullarda bile, bugün seçime giren 5 partinin liderliklerinin de altında imzası olan “Türkiye, Kıbrıs Cumhuriyetini tanımasın” karar tasarısı TC elçiliğinde yazılıp, böylesi meclisten oybirliği ile geçirebilmişti çünkü sorun mücadeleyi sokağa değil koltuklara güvenerek sürdürmenin kendisindeydi. AKP, bugün itibari ile seçim süreçlerini manipüle etme, meclis içinde istifalarla yeni parti kurma, vekil transfer etme, mali imkânlarının kullanılma şekli gibi son 10 yıldaki birçok örnekle desteklenebilecek uygulaması ile kuzeydeki iradeyi tam anlamı ile her yönü kontrolünde tutan pozisyonundadır. Siyasi irade, her yönü ile bugün itibari ile AKP’nin elindedir.

Buna karşı meclis içinden buna karşı hareket geliştirmek veya orayı muhalif kürsü olarak kullanma olanağı için de samimi bir zemin yoktur. Bugünkü seçimlerde 5 partinin “en muhalifinin lideri” (!) 2004 yılında “barışçı hükümeti düşürmem” diyerek o dönemdeki işbirlikçi hükümete koltuğu değneği olmuş, bir önceki cumhurbaşkanlığı seçimlerde de kapı kapı dolaşıp şimdi AKP’li yandaşı olmakla suçladığı aday için oy dilenmişti.

Bu nedenle meclis koltuğuna oturmuş 5 partinin liderliğinin, o koltukta otururken yaptıklarını hatırlayanların, bunca yıldır yaşananlara tanık olanların oluşturduğu geniş bir öfkeliler ve küskünler grubu vardır.

Öfkeliler ve küskünler grubu iradesinin gasp edilmesi, siyasal kirlenme, siyasal rüşvet, aldatılmış olmak ve daha benzer diğer tepkilerini sandığa gitmeyerek, karma yaparak ya da oyunu yakarak ortaya koyacağı bellidir. Bunun yüksek olacağına dair işaretler rejimin bekçilerini rahatsız etti ve koro halinde sandığa gitme çağrısına şimdi de “mühür vurun” nutukları da eklendi.

Rejimin temsilcileri gelişmelerden rahatsızdır, Kıbrıs’ın kuzeyindeki statüko ciddi şekilde itibarsızlaşmış durumdadır. Sonuçlar ne olursa olsun, rejim ortaya çıkan tablodan mutlu değildir, seçim sonrası da olmayacaktır…

Böylesi koşullarda rejim karşıtlarının görevi öfkeliler ve küskünler grubunu bu yıkılası rejimle barıştırmak, katılım oranının yükselterek sisteme itibar kazandırmaya çalışmak olmamalıdır.

Rejim karşıtlarının görevi, derinleşen bu çelişkilerin daha da fazla ortaya çıkması için mücadeleyi sokakta yükseltmek, statükocuları deşifre etmek, rejimi ortadan kaldırmak için örgütlenmektir.

Bu nedenle bu dönemde, güçlü bir boykot oranı, bu çelişkiler daha fazla derinleştirecek sonuç olacağı için, YKP tüm kesimleri boykot için daha fazla çalışmaya çağırır…

YKP, bir kez daha rejim karşı güçlü siyasal mesajın boykot olduğunun altını çizer…