Müslüman göçmenler Hristiyan ağırlıklı ülkeleri seçti – Alpay Durduran

78

durduran2İslam ülkelerinin IŞİD ve benzerlerinden gelen terör tehdidine karşı sığınılacak yer olarak görülmediği açık bir ders. Nasıl Kıbrıslı Türkler kendi ülkelerindeki durumu beğenmeyince Avustralya, Kanada, ABD ve İngiltere’ye göç etmeyi seçtilerse Arap ülkelerinden kaçmaya çalışanlar da Avrupa’yı seçtiler.

Biliyoruz ki zengin Arap ülkeleri olan Körfez devletçikleri onlara kapıları açmadı ama kapıya dayanmaya da çalışan olmadı. Kapıya dayansalardı kurnaz Avrupalı politikacılar onlara baskı yapmaya çalışırlar ve en azından bir miktarı kabul etmeleri sağlanırdı. Biz de onların Avrupa ve Amerika ile itişmelerini işitirdik.

Bunun anlaşılması ve kanlı savaşın aslında İslam’ın kendisi ile savaşının izlendiği ve bu arada bazılarının yakında bulunan Hristiyan ve diğer dinlere de saldırdığını gördüğümüzü düşünmeliyiz. Taliban ile IŞİD’in Afganistan ve başka yerlerde de savaşmalarının nedenlerini tam olarak anlayamasak da savaşın mahiyetini aklımızda tutmalıyız.

Adamın biri duvarına Atatürk’ün kalpaklı posterini astı idi, seçim geçti ve AKP tek başına iktidar oldu. Arkasından Davutoğlu’nun posterini de yanına astı. Davutoğlu 10 Kasım’da zulüm sona erdi diyenlerin partisindendir. Anlayacağınız insan aklı doğurgandır. İnançlarında tutarlılık olmayabilir. Terazisi bazen okka bazen kilo bazen de ons kullanarak ölçer tartar.

İngiltere’ye 1974’ten sonra ve hatta 15 Kasım 1983’ten sonra göç eden Kıbrıslıların diasporasının çözüm karşıtlığını düşünürseniz demek istediğimi anlayabilirsiniz.

Bu acıklı bir durumdur. İnsanların öteki dünya ve cennet için yaşamaları gerektiğini telkin eden çok büyük sayıda kafasını mürit toplamaya yoğunlaştırmış molla eğitim veriyor. Bu kişiler bir elleri yağda bir elleri balda yaşarken eğittiklerine yaşamlarını verecek kadar cihat fikri aşılıyorlar. Ortam uygun olunca da onlara olanak ve komut verecek insanlar bulunuyor. Taliban Afganistan’da Sovyet işgalinde yaşam buldu. Sovyetlere bela açmak için kapitalist dünya da destek verdi. Irak’ta ezilen Irak ordusunun komutanları savaştıracak askerler olarak onları buldu ve silahlar da hazırdı. Suriye’de zalim bir idarenin yaptığı zulme karşı ayaklanan ve demokrasi çağrıları yapanların açtığı kapıdan geçtiler.

İslam dininin birleştirici olduğunu iddia eden Türkiye’deki dincilerin İslam dünyasına liderlik veya gönül bağlarıyla oldukları dünyayla dayanışma rüyaları ve Cumhuriyet devrinde kaybedilen liderliğin yeniden kazanılması hülyaları şimdi bakan gözlerin görüşüne açıktır. Ne Irak’ta ne de Suriye’de din, birliği sağlayamadı. Tam tersine dinin parçaları olan mezhep, tarikat ve zaviyeler birbirlerine girdiler ve en vahşi cinayetleri işlemektedirler.

Davutoğlu AB ile zorlanan üyelik konularında eleştirel yaklaşımlara karşı gene gönül bağlı dünyayla birleşme iddialarını kullandı. Ona demokratikleşme, insan hak ve özgürlüklerinde, temel reformlarda, basın özgürlüğünde, polisin kullanılmasında ve yolsuzlukların saptanması ve önlenmesi mevzuatında gerileme var dediler, o da haksız eleştiri deyip İslam dünyasını öne sürdü. Seni bırakırım İslam dünyasına dönerim dedi.

Bugünün dünyasında gözler önünde olan İslam ülkelerindeki çatışmalardan ders almamış olabilir ama Arap dünyasının Osmanlıyı geri kalmışlığının sorumlusu saydığını olsun görmelidir. Sanıyorsa ki kendisi Türk olmayı önemsemez diye Arapların da Arap olmayı önemsemez yanılır; ama onlar Osmanlıya da Kölemen (memluk) devleti diye bakar. Onun için Osmanlıların geri gelmesini istemezler. Turist olarak dolaşsa bile bunları görür. İsterse Osmanlı gibi Arapları aziz soy saysın ve birinci sınıf muamelesi yapsın. Yemezler çünkü onlara göre Arap olmayanlar mevalilerdir ve onlardan halife olmaz.

O firavunları lanetlenmiş insanlar olarak görse de Mısırlılar Firavun mezarlarına atalarının mezarı olarak bakarlar ve dünyada pek çok ilke imza atan Mısır medeniyetinin geri kalmasının nedeni olarak Osmanlı Kölemenlerini gösterirler. Sosyolojinin ilk ortaya çıkışının Mısırda olduğunu iddia edip beni işaret ederek bunlar işgal edince geri kaldık dediydi de şaşıp kaldıydım.

İşler iyi gitmiyor. İslam birliği ham hayal.

Türkler İslam dünyasının dostluğunu kazanmalıdırlar ama liderliğini düşünmemelidirler. Zaten neden liderlik düşünürler, çıkarlarına uyar mı bilmem. Nasıl böyle şey hedeflerler? Bilmezler mi ki liderlik yüktür ve masraflıdır.

Bunları bırakıp her yerinden IŞİD yuvalarını bulup çıkarmaya çalışanların yuvaların nerelerde olmadığı da görmeleri gerekir.

Osmanlı ilk yenilgilerinin arkasından reform yapma gereğini duyunca Koçi Bey diye biri bir risale yazmıştı. Osmanlı devrinde yazılan ilk reform raporu diye bilinir. Orada padişaha güçlenmek için yapılması gerekenler anlatılır. Üç güç vardır. Bunları asla birlikte karşına alma öğüdünü yapar. Biri Yeniçeri ocağı, diğeri sipahiler ve üçüncüsü ulema diye sıralanır. Yeniçeriler yeni askeri disipline, sipahiler yağmadan geçindiği için savaş yapılmamasına ve ulema gericiliğin merkezi haline gelmesine göre tarihi yenilgiye uğradılar. Cumhuriyet hukukun üstünlüğüne ve demokrasiye yönelince eski güçlerden oraya buraya saklanmış molla sınıfı başını kaldırdı. Dini menkıbeleri anlatarak bedava hayat şamayı becerdiler, korumak ve güç elde etmek istiyorlar. Kanaat Önderleri diye unvan da kazandılar. Birlik olabildikleri kadar etkili olacaklar. Saldırıdadırlar. Saldıracaklar.

Ancak AKP yalnız onlar değildir. Uygarlığın yarattığı bilimden yararlanan ve eşitliksiz gelişme de olsa çok kişiye hoş görünen refah yarattılar. Benim yaşam tarzıma dokunmadıktan sonra ben de senden geçmem diyenler var. Kimdiler ve ne isterler değerlendirilmelidir.

AKP seçimden sonra eşit yurttaş, demokrasi ve hukuk güvenliğini vurgulamaya başladı. Çünkü onların desteğini korumak gerektiğini gördü. Sinsice yapacaklarını yapabilmek için pasif desteklerini korumalıdır diye durumu okudu. Kürtleri de İslam katıyla bölebilirse zenginlikten pay alanların desteğiyle gayret sarf edecek. Yeni kuşakları da dinci yetiştirebilirse aklındaki bölge liderliğine yürüyecek sanıyor.

Son sözleri çok önemlidir. Tek kimlik diyor ve refahtan pay ve eşit yurttaşlık vaadi yapıyor. O yolu çoktandır kullanmadığını biliyoruz ama doğrusunun da olduğunu da biz hatırlatalım. Kimlik merakı çok aşırı durumdaydı ve çok az erozyona uğradı. Esas olan insandır. Esas kimlik de odur. Elbette diğer kimlikler de hem özgürlük konusudur hem de insanın dokunulmazlık konusudur. Değerleri de korunmasında önem olan konudur. Ancak devlet yönetimi hukuk devlet niteliğini korumalı ve anayasada olan ayrım yapma yasağını eksiksiz uygulamalıdır. Ne millet, ne din, ne tarikat veya zaviye ve ne de dil eşitliğin üstünde ele alınmaya değecek önemde değildir. Bu seçim sonrası ilan edilen değerleri İslam devleti yaratmak için kullanmaya araç etmek değil gerçekten korumak gerekir.