Madrid kriterleri ve Lefkoşa

103
İki haftadır İspanya’daki gelişmeleri takip etmeye çalışıyorum.

Aslında öykü çok önce başlamıştı. İspanya’daki özerk yönetim, Katalonya, anayasa değişikliğine giderek, özerkliğini genişletmeye çalışıyor. Sosyalist Parti (sosyal demokrat) iki yönetimde de hükümette.. geçen haftaki BİANET’te yayınlanan yorum haberden bir hatırlatma notunu alıntı yapalım:
“İspanya hükümeti, Katalonya bölgesinin geniş çaplı özerklik planını parlamentonun gündemine getirmesine karşı çıkarak “askeri müdahale” diyen Kara Kuvvetleri Komutanı General Jose Mena Aguado’yu görevden aldı. Ardından, ülkede yayımlanan ABC gazetesi için bir makale yazan NATO’nun Brüksel’deki merkezinde görevli albay Fernando Abalo tutuklandı. Planın onayı olasılığına dair “uyarı yapma zorunluluğu” hissettiğini söyleyen Mena, “Katalan özerk statüsünün parlamentoda onayı, ciddi sonuçlar yaratır. Askerler olarak anayasayı savunmayı şeref meselesi olarak görürüz. Statü, anayasal sınırları aşarsa, müdahale zorunda kalınır” demişti. Albay Abalo da, yazısında General Mena’nın, Katalonya’nın özerklik statüsüyle ilgili sözlerinin “arkasında durmadığını söylemiş, bunu “utanç verici’” olarak nitelemişti.”
Evet, bu paragrafı okuyan onlarca kişinin ilk tepkisinin ‘n’olmuş yani konuştuysa?’ dediğini duyar gibiyim. Ne demek komutanı görevden almak, ne demek komutan tutuklamak, kimin haddine düşer ki?!
Uzun yıllar Franco askeri rejimi ile yönetilen İspanya bunun ne anlama geldiğini biliyor. Mena’nın askeri kökenleri Kuzey Afrika’daki Birliklerden, yani Franco’nun ki ile ayni yerden geldiği bilinci ile olaya hassas yaklaşıyorlar.
Askerin sivil bir konu ile ilgili açıklama yapması zaten müdahalenin kendisini oluşturur. İllaki askerin tankı ile, topu ile darbe yapması gerekmez. Askeri yetkililerin üniformaları ile iletişim organlarına çıkıp söz söylemesi bir müdahaledir. Savunma konularında bile, yetkili Bakanlığın taraf olması, gerekli olan durumlarda bu bakanlığa askeri yetkililerin bilgi vermesi gerekir ama bunun Kıbrıs’ta anlatılabilecek bir durumu yoktur…
Takılmış bir plak gibi ‘ateşkes koşulları’ deyip hikayeler anlatan yetkililerden, politikcılardan çok umudum yok da, ‘aydınlar’?
Geçen haftalarda askerliğini yeni bitirmiş gençlerin mektupları bazı gazete köşe yazarlarının sütunlarında okurlarla buluşmaya başlaması üzerine, Mücahitler Derneği ve bazı örgütler, ‘ordumuz göz bebeğimizdir’ diye açıklama yaptı. Yani yalnız üniformalılar değil, militarizm damarlarına işlemiş bazı kendinden görevliler de ‘askeri dikta yönetim’ meraklısı, peki sivil toplum örgütleri?
Son moda, cumhurbaşkanlığında ayrı, askeri kışlada ayrı tebrik törenlerinin düzenlenmesi ve bazıları bunu bize sivilleşme olarak sunabiliyor. Askeri üst düzey yetkililer kendileri ayrı tören düzenliyorlar ve sivil halkı davet edip, tebrik kabul ediyorlar, sanki ayrı, bağımsız otoriteymiş gibi, peki siyasi yapıların tepkisi?
Asker, Kıbrıs’ın kuzeyinde sanki bağımsız bir kurum gibi canı çektiğini yapabilmekte, canı çektiği alana müdahale edebilmektedir ve buna tepki gösteren de yoktur. Ve yetkilerinin kökü de burada değil!…
Askerlik yasası adında bir yasa varmış gibi yapılır ama alıp inceleyin bakalım içinde askerlikle ilgili bir şey bulabilirmisiniz? Bir süre öncesine kadar beni yakından ilgilendirdiği için inceledim, söyleyebilirim ki okursanız göreceksiniz ki GKK diye bir şey yoktur. Yasanın içinde, GKK diye sanki ayrı bir Daire veya Kurum var, ona nasıl dahil olunur ve sosyal hakları nelerdir gibi açıklamalar var. Yasada oluşturulan rütbeler bile sanaldır. Üniversite mezunları asteğmen yada çavuş olur denmekte ve sanki üniversite mezunlarına bir hak tanınmış olmaktadır. Ancak askerden içeri girdiğiniz anda sizi TC’nin askerlik yasaları kucaklamakta ve size ayrıcalık diye sunulan ‘çavuş’ rütbesinin, erbaş kategorisi olduğunu ve onun haklarına sahip olduğunuzu öğrenmeniz çok uzun sürmüyor. Eğer üstünüz daha önce Kıbrıs’ta görev yapan biriyse, şanslısınız ki, size kibar davranılacaktır ama ‘er ve erbaş’ kategorisinde olduğunuzun asla unutulmasına fırsat verilmeyecektir. Tüm yapacaklarınız ve size yapılacaklar aynen TC askerlik yasasında yazdığı gibi size uygulanmakta, Kıbrıs’ın kuzeyinde olmanıza ve TC yurttaşı olmamanıza rağmen. Yani daha Türkçesi ile TC Yurttaşı olmadan, bir yıl veya onbeş ay (eğer erseniz) Kıbrıs’ın kuzeyinde yaşamınızı TC yasaları altında yürütüyorsunuz. Tabi sosyal haklarınız ‘KKTC’ askerlik yasasına göre uygulanıyor. Yani askerlikle ilgili tüm yasal mevzuatın kökü TC yasalarındadır…
Kırk bin askerin olduğu bir coğrafyada bunun ekonomik yönü de çok fazladır, peki nasıl döner? Arada sırada sebze, meyve alımına yönelik ihale açıldığını duyarsınız, peki askerin diğer ihtiyaçları? Son dönemde gerek polis için gerekse de askeri personel için onlarca arabalar, minibüsler, araçlar alındı, ihalelerini duyan, takip edebilen var mı? Denetleyen var mı? Askerin diğer ihtiyaçları, jeneratörler, bilgisayarlar ve benzeri şeylerle ilgili alım methodlarını bilen var mı? Yani ekonomik olarak da büyük bir güç ve denetlenmesine müsaade edilmeyen bir ‘kurum’…
Madrid Kriterleri bize çok uzaktır. Kıbrıs’ın kuzeyinde askerlik kurumu apayrı bir şeydir ve bunu tartışmaya cesareti olanlar da azınlıkta olduğu sürece bu süreç devam edecektir.
Şimdi, bunu test etme zamanıdır. Yeni Kıbrıs Partisi’nin ‘askersiz Lefkoşa’ kampanyası bir turnusol kağıdı görevi görecek ve siyasi yapılarımızın militarist yapılanmaları ve meraklarını test edeceğiz. Demokrasinin nerde başladığını ve nereye kadar gidebileceğini göreceğiz.
Bizim tavrımız net, asker tüm yaşam alanlarından çekilsin, tüm yetkileri sivil otoriteye devredilsin ve Madrid Kriterler uygulansın. Bunun ‘amalı’ ekleri ancak militarizmin değişik şekillerde kutsanması anlamına gidecektir.
Bunun için amasız, hemen şimdi silahlar sivillerin önünde diz çöksün…