“Kıbrıslılar daha iyisini hak ettiğine inanmalı”

83

Alman Sosyalist Gençlik Hareketi’nin (SJD – Die Falken) Hannover şubesinin inisiyatifiyle 2007 yılında hayata geçen Alman-Kıbrıslı Gençlik Değişim Projesi’nin dördüncü ayağı 16 Temmuz-28 Temmuz 2010 tarihleri arasında Almanya’da yapıldı.

Kıbrıslı Türk, Rum ve Alman gençlerin katılımıyla gerçekleşen üç toplumlu proje kapsamında yapılan tartışmalar sonucunda seminere katılan Kıbrıslı Türk ve Rum gençlerin iki toplumlu, iki bölgeli siyasi anlamda eşit, tek vatandaşlığı ve tek uluslararası kimliği olan federal Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti’ni istediği ortaya çıktı.

Projeye katılan Emrah Günen ve Orestis Tringides düşüncelerini ve izlenimlerini Yenidüzen Gazetesinden Ömer Aşık Ülker’e anlattı.

Soru: Alman-Kıbrıslı Gençlik Değişim Projesi nedir?

Günen: Alman-Kıbrıslı Gençlik Değişim Projesi 2007 yılında Alman Sosyalist Gençlik Hareketinin (SJD – Die Falken) Hannover şubesinin inisiyatifiyle hayata geçmiş, Kıbrıslı Rum, Kıbrıslı Türk ve Almanların katılımıyla gerçekleşen üç toplumlu bir projedir. Kıbrıslı Rumları temsilen IKME vakfı, Kıbrıslı Türkleri temsilen BILBAN vakfı projede rol almaktadır. Projenin amacı Almanya’dan ve Kıbrıs’tan gençleri 3 toplumlu bir çerçeve içerisinde bir araya getirerek, atölye çalışmaları, birlikte seyahat ve sosyal aktiviteler aracılığı ile devamlı bir dostluk ve güven ilişkisi yaratıp birbirlerini anlamalarını sağlamaktır. Bu temel amacın yanı sıra, projenin diğer amaçlarından biri de Avrupa Birliği içerisindeki sivil toplum hareketlerinin gelişmesine katkı sağlamaktır. Proje, Friedrich-Ebert Vakfı, Gedenken und Frieden Vakfı – Volksbund Deutsche Kriegsgräberfürsorge Vakıfları tarafından fonlanmaktadır.

Projenin mimarı ve ana koordinatörü, halen Leibniz Hannover Üniversitesi’nde akademisyen olan, Kıbrıslı Türk olmasına rağmen hayatının büyük bir bölümünü Almanya da geçirmiş olan Coşkun Tözen’dir. Bunun yanında Alman, Kıbrıslı Rum ve Kıbrıslı Türk delegasyonlarını temsilen birer koordinatör bulunmaktadır. Proje, 2007 yılından beri bir yıl Almanya ertesi yıl Kıbrıs’ın her iki tarafında olmak kaydıyla, her yıl düzenli olarak gerçekleştirilmektedir.

“Hayatımdaki en keyifli ve en verimli projeydi”

Soru: Daha önce Kuzey ve Güney Kıbrıs’ta da seminerler yapılmıştı. Bu kez kaçıncısı yapıldı? Siz kaçıncı kez katıldınız? İlk kez katıldıysanız izlenimleriniz nelerdir?

Günen: Bu yıl 16 Temmuz-28 Temmuz tarihleri arasında, 6 gün Berlin 6 gün Hanover olmak üzere Almanya’da projenin dördüncü ayağı gerçekleştirildi. Bu yıl benim projedeki ilk yılımdı. Birçok iki toplumlu projeye katılmış bir insan olarak şunu açık yüreklilikle söyleyebilirim ki hayatımdaki en keyifli ve en verimli projeydi. Bunun nedenlerinden birtanesi projenin 3 toplumlu oluşuydu. Almanların da bize benzer tarihsel deneyimlerinin bulunması bizi anlamalarında ve bilgi paylaşımında ortak zemin oluşturdu. Ayrıca Alman katılımcıların genellikle tarih, sosyoloji ve siyaset bilimi gibi sosyal bölümlerde öğrenim gören öğrencilerden olmaları atölye çalışmalarının kalitesini artırırken, diğer katılımcılarında projeye hazır gelmesi çok üretken bir proje geçirmemize neden oldu.

Tringides: Ben daha önceki seminerlere de katılmıştım ve Emrah’a katılıyorum bugüne kadar katıldığım diğer iki toplumlu ve çok toplumlu projelere göre, bu proje kapsamında atölye çalışmalarında, işbirliğinde ve ekip olma konusunda zamanımızı en iyi şekilde değerlendirdik. Tabi ki eğlendik de…

“Almanya ve Kıbrıs’taki bölünmeyi uluslararası dinamiklerden ayırmak mümkün değil”

Soru: Almanya ve Kıbrıs’ın bölünmüşlüğü konusunda da bazı tartışmalar oldu. Ne gibi benzerlikler ve ayrılıklar olduğunu düşünüyorsunuz?

Günen: 1961- 1989 yılları arasında doğu ve batı olarak bölünen Almanya bildiğiniz gibi 1989’da Berlin Duvarı’nın yıkılmasıyla tekrardan birleşti ve sistem olarak da federalizmle yönetilmeye başlandı. Tabi ki Almanya’nın bölünmesinin nedeni Kıbrıs’tan farklı olarak ideolojikti. Doğuda sosyalist, batıda kapitalist sistemlerin hakim olması bölünmedeki temel etkendi. Kıbrıs’ın bölünmesindeki temel etkense kolonial süreçte bağımsızlık talebiyle ortaya çıkan Helen milliyetçiliği ve ona karşı oluşan, oluşturulan, Türk milliyetçiliğidir. Ayrıca iki bölünmeyi de uluslararası dinamiklerden ayırmak mümkün değil. Batı Almanya’da Fransa, ABD ve İngiltere, Doğu Almanya’da ise Sovyetler Birliği’nin etkisi çok büyüktü. Kıbrıs için de 3 garantörün yanısıra AB, ABD, Rusya gibi büyük güçlerin izledikleri politikalar Kıbrıs’ın geleceğinde belirleyici rol oynamaktadır. İlginç olan başka bir ortak nokta ise iki tarafın gerek eğitim gerek medya araçlarını kullanarak birbirlerine karşı uygulamaya çalıştığı ötekileştirme politikalarıdır.

Toplu mezarlar…

Almanya’nın bölünmeden önceki dönemlerinde de bizim için yararlı birkaç benzerlik bulabiliriz. Nazi döneminde yapılan toplu mezarları ziyaret etme fırsatı bulduk ki toplu mezarlar şu anda Kıbrıs’ın da gündemindedir. Farklı toplu mezar türleri gördük. Biri insanların kimliklerine, dinlerine saygı gösterilmeden yapılmış olan, yüzlerce kişinin aynı yere gömüldüğü Yahudi toplu mezarları, bir diğeri ise tutsak Sovyet askerlerinin yer aldığı mezarlık. Burada insanların tümünün Ortodoks olduğu varsıyımıyla hareket edilmiş ve her mezara Ortodoks sembolü konulmuştur. Bu örnekleri görünce toplu mezarlar konusunda, iki toplum arasında varolan hassas ilişkiyi güvene ve saygıya dönüştürmek için Almanların yaptıkları hataları yapmamamız gerektiği sonucunu çıkarabiliriz. Ayrıca Berlin duvarının bir bölümünün hatırlama ve hatırlatma kültürünü topluma yerleştirmek adına bırakılması, bizimde çözümden sonra tekrardan bölünmeyi engellemek için bu kültürün toplumlara yerleştirilmesinde çalışmalar yapmamız gerektiğini gösteriyor.

Göçmen işçilerin entegrasyonu…

Ayrıca diğer bir benzerlik de Almanya bölündükten sonra özellikle Batı Almanya’nın getirdiği göçmen işçilere karşı salt ekonomik motivasyonla bakması ve sosyal hayatlarını düşünmeden hareket etmesi şu an bile devam eden bir entegrasyon problemini gündeme getirmiştir. Adanın hem Güney’i hem de Kuzey’inde benzer bir durum söz konusudur. Almanların proje içerisinde de belirttiği gibi bu konuya hümaniter planlamalarla yaklaşılmadığı durumlarda ileride çok daha büyük problemler yaşayabileceğimiz açıktır.

Son olarak Almanya’nın tekrar birleşmesi, her ne kadar peresteroyka ve glasnotsun ardından beklenen birşey de olsa halk ayaklanmalarının ve Doğu Almanya’da gerçekleştirilen dev mitinglerin büyük rol oynadığını söylememiz gerekiyor.

“Kıbrıs’ta insanların daha iyisini hak ettiğine inanması gerekir”

Tringides: Seminerde Almanya ve Kıbrıs’ın bölünmüşlüğü konusunda değişik perspektiflerden tartışmalarımız oldu. Hem Kıbrıs hem de Almanya örneğinde değişim daha iyi bir gelecek hak ettiklerine inanan insanlardan, sivil toplumdan geldi. Emrah’ın da söylediği gibi hem bölünmüş Kıbrıs’ta, hem de bölünmüş Almanya’da birleşmeyi engelleyen güçlü kurumlar ve güçler vardı. Kıbrıs’ta iki taraftaki umutsuzluk ve inançsızlık geleceğimizi kendi ellerimizde tutmadığımız ve geleceğimizin Türkiye, NATO, AB gibi “güçler”in elinde olduğunu düşündüğümüzdendir. Almanya’da olduğu gibi Kıbrıs’ta da insanların daha iyisini hak ettiğine, birleşmeyi kendilerinin başarabileceğine ve Kıbrıslıların önceliklerle kendilerinin geleceklerinden, esenliklerinden ve refahlarından sorumlu olduğuna inanması gerekir.

“İnsanlar yeniden birleşmiş Kıbrıs’a hazırlanmalı”

Bölünmüş Almanya’da işler zordu, dış güçler yeniden birleşmeye asla izin vermeyecek gibi görünüyordu. Şimdi Kıbrıs’ta da durum aynıdır. Fark, Almanya’da, sivil toplum yeniden birleşme umudu için hazırlık yapıyordu, bu fikri yayıyor, kurumlar oluşturuyor ve insanlara umut veriyordu. Çok büyük ölçekli değildi, yapamıyorlardı ama insanları hazırladılar. Sonra sadece bir fırsatın gelmesi için beklediler. Doğu blokunun sert politikalarında bir çatlak oldu… Ve Almanlar fırsatı yakaladı, inanılmazı başardı: Yeniden birleşme… Ama insanlar hazır olmasaydı bu mümkün olamazdı. Kıbrıs’ta insanları yeniden birleşmiş Kıbrıs’a hazırlamak için, daha çok çalışmamız lazım. Yapay olarak yabancı bir planla yapılırsa ve insanlar da hazır değilse kurulan devlet sürdürülebilir olmayacaktır. Hazırlanmak da insanların sorumluluğudur.

Soru: Proje kapsamında bundan sonra neler yapılacak?

Günen: Önümüzdeki günlerde proje içerisinde gerçekleştirilen atölye çalışmaları sonucunda Kıbrıs sorununun çözümüne ve bu konudaki son gelişmelere ilişkin bir deklarasyon yayınlanacak. Ayrıca projenin beşinci ayağı seneye Kıbrıs’ta gerçekleştirilecek ve bunu en iyi şekilde gerçekleştirmek üzere şimdiden çalışmalara başlıyoruz. Umarım seneye proje Kıbrıs’ın iki tarafında değil de Birleşik Kıbrıs’ta olur.

Gençler ne istiyor?

Soru: Kıbrıs’ta yeni bir dönem başladı. Seminerlerde yapılan tartışmalarda yeni görüşme süreciyle ilgili neler ortaya konuldu? Kıbrıslı Türk ve Rum gençlerin yeni süreçle ilgili düşünceleri, beklentileri nelerdir?

Günen: Seminerlerde yeni görüşme sürecinden ziyade ideal çözüm konusunda ayrıntılı çalışmalar yaptık. Sonucunda iki toplumlu, iki bölgeli siyasi anlamda eşit, tek vatandaşlığı ve tek uluslarası kimliği olan federal Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti’nin her iki toplumun gençleri tarafından özlenen sonuç olduğu ortaya çıktı. Tabi ki bu sonucun içindeki her bir kavramı tek tek tartışarak ve temellendirerek bu noktaya geldik. Örnek vermek gerekirse politik eşitliğin ve sürüdürülebilir bir çözümün oluşabilmesi için güç paylaşımı, çapraz oylama, meclisteki temsiliyet oranları, adanın askersizleştirilmesi, federal polisin görevleri, su ve elektrik gibi hayati kaynakların mülkiyetinin oluşturucu mu yoksa merkezi devlette mi olması gerektiği ile ilgili tartışmalar yaptık. Federalizmin toplumlara yerleştirilmesinde ne gibi planlamalar yapılması gerektiğini konuştuk. Bu noktalarda federal bir sistemde yaşayan Alman arkadaşlarımız bize teoriyi somutlaştırabileceğimiz güzel pratikler sundular.

Tringides: Emrah’ın da dediği gibi yeni görüşme süreciyle ilgili derinlemesine bir tartışma yapmadık ama bu görüşme süreci dahil birleşik Kıbrıs’la sonuçlanacak her süreci ve inisiyatifi destekliyoruz. Politikacılar, Sayın Eroğlu ve Sayın Hristofyas veya görüşme sürecinde esas rol sahibi olan her kimse, demokrasinin ve insanların istediklerine ulaşmayı amaçlayacak. Eğer Kıbrıslılar çözüm için isteklerini ve farkındalıklarını oluştururlar ve bunu yüksek sesle seçilmiş liderlerine duyururlarsa, o zaman liderlerin de bunu yapması gerekir. Bu adanın gelecekteki kaderi adanın sakinlerinin eylemlerinin kümülatif sonucudur.

“Eroğlu göreve geldikten sonra görüşmelerle ilgili gençler olumsuz”

Genel olarak, apaçık ortadadır ki, özellikler Sayın Eroğlu göreve geldikten sonra onun birleşme karşıtı geçmişine bakıldığında bu görüşmelerin sonucuyla ilgili iki tarafın gençlerinin olumsuz bir eğilimi vardır. Ama iyimser bakarsanız ve çalışırsanız, iyi sonuçlar elde edersiniz. Eğer kötümserliğe takılır, hiçbirşey yapmadan oturup, kötü kaderinize üzülürseniz, o zaman iyi birşey olmasını nasıl bekleyebilirsiniz? Gençlik gelecekte bu ülkenin sahipleri olarak kendi sorumlulukları doğrultusunda ayağa kalkmalıdır.

Soru: Alman gençler dışarıdan bakan kişiler olarak görüşme süreci ve Kıbrıs’ın geleceği hakkında neler düşünüyorlar?

Günen: Orda hep birlikte yiyip içip çeşitli paylaşımlar içinde olduğumuzu görünce kesinlikle sorunun çözümü konusunda çok pozitif görüşler ortaya sundular. Ancak birbirimizi anlamada problemler yaşadığımızı düşünüyorlar. Birbirine güvenin oluşturulabilmesi için tartışma kültürünün geliştirilmesi ve düşüncelerin duygular katılmadan ortaya konması gerektiğini düşünüyorlar. İki toplumun geleceğini oluşturacak olan biz ilerici gençlerin misyonunun toplumların birlikte yaşama isteğinin artırılması ve barış kültürünün yayılması olması gerektiğini söylüyorlar. Bu noktada eğitimin iki toplumun birbirini anlaması ve rehabilitasyonu konusuda en önemli unsur olduğunu ortaya koydular. Ancak eğitimle ortak tarihin, iki toplumun dillerinin öğrenilip ulus ötesi bir bakışın yakalanabileceğini dile getirdiler.