Kanunların ruhu ne zaman cumhurbaşkanı oldu – Alpay Durduran

83

Kanunların yazılı olması şarttır. Ancak ne yapılırsa yapılsın ayrı anlamlandırmaya engel olunamaz. Esas olan anlamlandırmaya yasanın ruhuna uygun olmasıdır. Örneğin Erdoğan halkoyuyla cumhurbaşkanı seçildi. O kuşku yok. Doğal olarak seçimin koşulları demokratik ortamın olup olmadığıyla ilgili olarak eleştirilebilir. Ancak ne zaman cumhurbaşkanı olduğu tartışmalıdır. Çünkü anayasa seçilenin göreve başlaması ve seçildiği an için değişik ifadeler kullanmak zorunda idi.

Örneğin “seçilen (birisi)” seçim eylemi sırasında cumhurbaşkanlığı ile bağdaşmayan bir görevde ise o görevinden ayrılmak zorunda yani seçildiği makam ile bulunduğu makam veya merci arasında seçme yapmak durumundadır. Yani hemen ikisinden birisini seçmek veya bir an düşünmek veyahut bulunduğu merciden ayrılma koşullarına uygun davranmak durumundadır. Örneğin başbakan devri teslim yapmak zorunda kalmış olabilir ve devri teslim de bir yasanın kurallarıyla yapılması gereken bir iş olabilir.

Geri ülkelerde devri teslim için ameliye (süreç) yasalarda düşülmemiştir. Bizim sömürge dönemimiz için bir muhtar bile üç gün süren bir sürece bağlanmıştı. Şimdi ipleyen yok.

Yani Erdoğan seçildi ve hemen başbakanlığı düştü diye mesele yapmak doğru olmamıştır.

Seçilen ile seçilmiş olan seçildiği an gibi ifadeler farklıdır. Seçilen ifadesi zamanı ifade etmez. Genel ve geniş zamanlı bir ifadedir. Seçilmiş olan denilmediği için yasada seçilen ifadesinin örneğin bir antlaşmada Lozan antlaşmasında Batı Trakyalıların haklarını tartışma konusu yaptı. Hala tartışması sürüyor.

Yüksek seçim kurulunun seçimden sonra sayımı tamamlayıp resmen sonuçlarını yayımlamasından sonra Erdoğan’ın başbakanlığını sürdürmesi olanaksız olmuştur. Yüksek seçim kurulunun resmi sonuçları ilan etmesinin uzaması zorunluluk (mecbur sebepler) hukukunun alanına girer. Bundan bahseden olmadığına göre zorunluluk yoktur. O zaman bir sorun vardır. O sorun da açıkça ortaya çıkmıştır. Mecliste yemin etme ve Çankaya’da devir teslim töreni doğal süreçlerdir ve onlarda sıkıntı yoktur. Ancak AKP’de Erdoğan’ın denetiminde yeni genel başkan seçilmesi ve yeni başbakanın kim kararlaştırılması cumhurbaşkanının karışmaması gereken ve karışmadığının halk tarafında da görülmesi şart olan şeylerdir. Anayasa Erdoğan’ın partisi ile ilişkisinin seçildiği takdirde kesilmesini emretmiştir. Bu Erdoğan’ın elinden bir hakkı almak değildir. Tam tersine halkın iradesinin Erdoğan ve AKP tarafından çiğnenmesidir. Erdoğan halktan aldığı oylara dayanarak halın iradesini çiğneme olanağına kavuştuğu saptamış ve Yüksek seçim Kurulu’nun iradesini kurulun toplanıp karar vermesine fırsat vermeden memurlarının yolladığı resmi gazetenin o birimdeki memurlarına yasadığı emir vererek engellemiş ve yayımlatmamıştır.

durduran2İdari bakımdan geri olan ülkelere has bir şekilde yasadışı emir verilmiş ve memurlar da emir kulu gibi davranmıştır. Hukuk çiğnemiştir. Bu durum hukukun üstünlüğünün tanınmadığını ve hukuk dışı işlerin sözde yasalara uyulmuş gibi yapılarak kanunların ruhuna ters olarak yapılabildiğini göstermektedir. Putin’in hukuk devletinde de başka geri idarelerde de görülen bir hastalıktır. Memur yasayı değil emir verenin rütbesine göre davranabilmektedir. Yolsuzlukların üstünü örtmeyi ve dokunulmazlar yaratmayı da bu tür memurların anayasal güvencelere rağmen hukuk devletine yakışır şekilde davranmamaları yüzünden sürdürmektedirler.

Bu hastalık Erdoğan’a has bir şey değildir ve buna başvuranlar çok daha fazladır. Örnekte muhalifleri de ayni karakterde olduklarını Ekmelettin’i aday yaparken de göstermişlerdi. O karar partililerin aday belirleme hakkını ellerinden almıştı. Kanunların ruhu buna izin vermez ama yaptılar.

AKP’ye bakarsak en kötüsü gene odur. AKP’nin belalıları yani üst kademesinde gücü elinde tutan ve küstürülse AKP’ye sorun olacak olanları bertaraf etmek için iş aceleye getirilerek Erdoğan’ın karar verici olduğu durumu değiştirmeden, vakvakları ürkütmeden onun emrinde kalacağına güvenilen Davutoğlu’nu hemen tek aday olarak gösterip başkan yaptılar. Yangından mal kaçırdılar.

Erdoğan yasaklı olduğu halde tek seçici gibi hem parti başkanını hem de başbakanı seçti ve öyle cumhurbaşkanı oldu. Ekibini kendisinin seçmesi de parti tarafından kabul edildi. Hem de CHP’nin başkana ekibini seçme hakkı tanınması gibi!

Bizde de görülür ki parti meclisi başkana yürütme kurulunu (çalışma arkadaşlarını) seçmesi adı altında yetki verir.

Hâlbuki yasa ve tüzükler aday olmaya hakkı olanları tanımlamıştır. Kimsenin aday olma tanımına giren birisine aday olamazsın deme hakkına sahip değildir. Gene de derler.

İçine sindiremediği çağdaş hukuk içindeki örneklerden yararlanarak yasa veya tüzük yapılır ama Ortaçağlılara bul gelir. Kendilerine benzetirler.

Hukukun bekçisi halktır, ondan başkası yeterli değildir. Halk hukuku savunmazsa açıkgözlerin elinde oyuncak edilir.

Erdoğan’ın oyunu gizli değildir. Saraydan hükümeti denetlemenin yollarını inşa etmektedir. Zaten kendi gibi Osmanlı tip bir rejim ve dış ilişkiler düşleyen birini yani leb demeden leblebi dediğini anlayacak birini parti başkanı ve başbakan yaptı, başkaldırabilecek kişileri kenara attı ve başbakanı dahi tehdit edebilecek ve olasılıkla orduyu da başkomutan olarak kullanabileceği bir mevziiye yerleşti. Yargıyı da kaynaklarını sağlayan savcı ve polisi emir altına alıp güvence sağladı.

Bundan sonra hiçbir zaman çağdaş parlamenter sistemi yasal olarak değil ama eylemli olarak (fiilen) ortadan kaldırma sürecini başlatmış oldu.

Kanunların ruhundan bahsetmeye olanak bırakmadı. Adamları kendine saygılı oldukça ve seçim kazandıkça anayasayı değiştirmesine gerek olmadan tek adamlığı oynayacak.

Halk kızar da muhalefete güç verip onu sınırlandırır mı? AKP içinden aklı başında insanlar cesaret edip ayrılır mı? Yoksa kavga büyüyüp çatışmaya döner mi? Sorularına çok yerli ve yabancı kafa yoruyor.

Erdoğan’ın bu işleri kotarması açıkça anayasal düzeni tebdil ve tağyirdir. Bunu halk desteği ile yapmış olması da en korkutucu tarafıdır.

Erdoğan’a göre ilk kez halkoyu tarafından seçilmiş birisidir. Anayasa ne derse desin tarafsız cumhurbaşkanı olması beklenemez. Seçim ise anayasaya göre yapılmıştır. Kimin ne için seçileceği orada yazılıdır. Ancak hukuka saygının olmadığı yerde beni seçerseniz tarafsız olmayacağım diyen adamı seçersen Anayasayı değiştirmiş olursun.

Bizde de cumhurbaşkanını görüşmeci olarak seçiyorsunuz deyip Denktaş da meclisi bir kenara koymuyor muydu, Eroğlu da cumhurbaşkanından başkası görüşmeci olamaz demez mi?

Anası danası misali, al birini çal ötekine!

Şaşmak gerekmez. İyi idaresi olan bir ülkede adayın biri beni seçerseniz başka şey olacağım diyeni basın yayın alaya alır. Bizde ise basın yayın “artık halk tarafından doğrudan seçilen cumhurbaşkanı olacak ve daha güçlü olacak” diye normal gibi konuşmuyor mu?