Görüşme de görüşme – Alpay Durduran

77

durduran2Birçok kişi ki içtenlikle barış yanlısıdır, görüşmelerin kesilmiş olmasından çok rahatsız oldu.

Doğal olarak görüşme varsa barış umudu vardır ve görüşme sürdükçe ilişkiler gerginliği azaltır. Birçok sorun istemeyen ülke de görüşme görmek ister. Onun için onların sempatisini de kazanmak için görüşmelere önem verir görünmek zorunluluğu hissedilir ve ona göre hareket edilir. Bu arada da güven yaratıcı önlemler ileri sürülüp çözüm olmadan da insanları rahatlatma uygulamaları görülür.

AB kararları Türk toplumu için rahatlatıcı ve güç kazandırıcı uygulamaları destekler. Onun için o yönde de uygulamalar üzerinde durulur.

Bunlara bakıldığında görüşmelerin kesilmesi önemlidir. Yoksa görüşmelerden bir şey çıkmayacağı çoktan bellidir. Oyunun bir suçlama oyunu olduğunu “suçlama oyununa devam etmeyeceğim” açıklamasıyla Anastasiades’in de kabul ettiğini görürüz.

Onun için esas sorun görüşmelerin askıya alınmasının nedenini saptamak ve çare bulmaktır. Bunun için de önce çare aramaya başlanmasıdır. Gerçekten çare bulunması isteniyor mu?

Bir çözüm açıkça Türkiye ve Yunanistan’dan bağımsız bir Kıbrıs devletinin varlığını ilgililerin içlerine sindirmesi ile olasıdır. Birbirine düşman gibi bakan iki toplumun dıştan telkinlerle birbirlerinin aleyhine çalışacakları bir yapıyı yüklenmeleri 1960 devletini üç yıldan fazla yaşatmadı. Şimdi nasıl olup da yaşatacak?

Kabul etmeliyiz ki dünyanın merkezi bir değiliz. Onun için 1960’ta kuruluş antlaşmalarına razı olduk. Ancak neden amaçlarımıza ulaşamadığımızı görüp de boyumuzun ölçüsünü fark edip ona göre hareket etmedik.

Türkler fırsat bulup Türkiye’yi müdahaleye zorlamayı seçtiler. Rumlar ise kulağa hoş gelen ama gerçeklerle ters düşen hakları ileri sürüp zorla iş becermeye çalıştılar.

Sonuç ortadadır.

Buna rağmen akıllanmadık. Türkler devletlerine sahip çıkmadan federasyon halinde birleştiremeyeceklerini anlamıyorlar ve statükoyu sürdürüp ayrılığı meşrulaştıracaklarını sananların emrinde hareket ediyorlar. Muhalefetleri arzu beyanından öteye gidemiyor. Rumlar hala ütopik bir tavırla demokrasi, tek kişi tek oy, kişisel hakların ihyası ve savaşla kazanım olmaz gibi temel ilkelere dayanmaya çalışıyor. Bunun gerçeklerle ters düşmemesinin gerekliliğini kabul etmiyorlar. Tabii genelde öyle yoksa iki taraftan da barış isteği ve barış için fedakârlık gereği üzerinde anlaşanlar vardır.

Şimdi belki de çabalar genel siyasi görüşleri çerçevesinde hareket eden ve etnik düşünmemeyi becerenlerin “Kıbrıs bir devlettir ve iki toplumludur, bunu tartışmayı bırakıp Kıbrıs’ı birleştirmek ve sadece demokrasi, hukuk devleti ve evrensel hukuk kuralları ile yetinmeyi öncelik olarak kabul etmek gerekir” diyebilenleri toplamaya harcanmalıdır. Bunun yabancılar dışarda dursunlar, biz işimize bakalım ve onlara kendilerini ilgilendirdiği kadar söz hakkı bırakalım anlamında olduğunu kabul etmeliyiz.

İnanın ki kimse kimseyi kandıramaz. Kandırma olasıdır. Ama yabancılar başka çıkarlarını elde etmek için kanmış görünürler ve yardımlarını kendi çıkarları doğrultusunda yaparlar. Kıbrıs politikaları değişmez, sadece o sırada elde edebileceklerini alır ve sonra bildiklerini okurlar.

Bu aşamada birçok konu masada ele alınmış bulunuyor. Bular hakkında kararlar verilmiştir. Bunların bir federal yapı kurmaya yeter olduğu görülüyor. Oradan başlayıp gerisini kurulacak ortak yönetime bırakmak üzerinde durulmamış bir yöntemdir. Bunu denemek gerekir.

Kıbrıs’ı bir antlaşma ve yeniden birleştirmeden sonra bile elinde tutmak isteyen yeni yapı kurulmasına karşı çıkabilir, ertesinde de elinde bulundurmak için olanakları antlaşmaya çalışabilir. Ancak bu BM sürecine de AB’nin Kıbrıs politikasına da aykırı düştüğü için tepki çekmesi beklenir. Masada uzlaşmaz taraf olarak görülmesi mukadder olur. Onun için uluslararası destek ve zaman çeşitli biçimleri ortaya atılan uluslararası bir konferans toplayıp tarafları bağlayan bir çerçeve gerekir.

Kıbrıs tümüyle AB ülkesi olduğuna göre AB elini taşın altına koymalıdır. Rum Kıbrıslılar AB’den korkarlar ama onları ikna etmeye gücünün yeteceğini sanırım. Yeter ki Kıbrıs’ta bugünkü durumdan daha güvenli ve Kıbrıslı bir yöntemin gerçekleştirilmesinde kararlılık gösterilsin.

Zürih- Londra antlaşmasına gidilirken o zamanki hükümetin isabetli davrandığını ve Kıbrıs’ın başarılı bir şekilde savunulduğunu söyleyip bundan pay çıkaran AKP hükümeti bir uluslararası konferansa evet diyebilir ve AB çerçevesinde güvencelerle yola getirilebilir.

Bunu yaparken Kıbrıs’ta toprak pazarlığı açıp “beklediklerinden daha çok topak verip kuzeyi unutmalarını isteyen eski hükümet” politikası tekrarlanamaz.

“Görüşme de görüşme” diye tutturup görüşmenin sonuç vermemesini temin edip sonuç alınmamasını sağlamaya çalışanları masada toplamaya çalışmak yarar getirmez.

Artık zaman sonuçlar sağlama zamanıdır.

Hidrokarbon konusu Kıbrıs’ın aleyhine çalışan bir Kıbrıslı Türk tarafı gerçeğini ortaya sermiştir. Bu şekilde görüşmelerden sonuç almak mümkün değildir. Görüşmeler dış karışmayla gene gerginlikten kaçınmaya çağrılarak ikna edilen Rum tarafının masaya dönmesiyle devam edebilir. Ancak sonucun çıkmayacağı garantidir.

İnandırıcı olmak isterlerse İrlanda modeli gibi bir ortak yönetimi uzlaşmaları yürürlüğe koyacak bir antlaşmayla kalan sorunları ortak seçimlerde seçilecek yetkililere devretmek sağlanabilir. B una evet derlerse hidrokarbon sorunu da ortak Kıbrıs yönetimine kalır. Bazıları hidrokarbon sorununun çözümü kapsamlı çözümdedir der ya olsa tamam ama olmazsa çerçeve antlaşmasında da çözüm sağlanmış olur.

Bakalım hidrokarbon hesaplarında Kıbrıslı Türkler şimdiki iddiaların hangilerini destekleyecekler!