EROĞLU’NUN İTİRAFI – Alpay Durduran

49

Ne yazık ki Türkiye’nin saldığı korku olmasa siyaset ayrışacak ama korku miskin değilse bile insanları miskin eder onun için ayrışmıyor. Eskiden daha ayrışmış durumda idi.

Konu şu. Eroğlu görüşmeci oldu, cumhurbaşkanı oldu ve Türkiye ağzıyla güya Rum tarafı çözüme daha çok muhtaç diye lanse eder, hatta BM parametrelerine onay vermiştir ve BM güvenlik Konseyi kararlarına bağlıdır diye konuşur. Lakin arada gene de iki devletlilikten vazgeçilemez diye de nutuk atar. Çünkü dilin kemiği yok. Bu ne lahana turşusu diye biri karşı çıkarsa iki devlet ama iki devlet esasında iki kanat diye kıvırır.

Nüfus sayımı oldu ya ona göre hile yapmak isteselerdi nüfusu daha çok göstermeleri gerekirdi. Neden diye sorarsanız kendi bilir. Aslında çözümü isteyen taraf olsaydı nüfusu daha az göstermeye çalışıp Rum tarafını provoke etmek istememiş olması beklenir ama ona göre nüfusu çok göstermek kendisinden beklenmeli imiş ve bu iyi niyetinin ifadesi imiş. Nüfus çok artmamışsa Rum tarafının ezici bir türk nüfusu altında kalmayacağını kanıtlamak mümkün olacak ve Rum tarafına daha esnek davranıp antlaşmaya yanaşması için dıştan baskı yapmak olası olacaktır. Eroğlu ise hile yapmak istese idi nüfusu çok gösterip görüşmelerden umudun kesilmesini sağlayacakmış. Bunu yapmamış.

İnanırsanız Eroğlu’nun kendisini görüşmeleri çıkmaza sokmaya çalışmadığını düşünebilirsiniz ama neden ondan görüşmeleri çıkmaza sokmak için çalışmayı beklediklerini yorumlayabilirsiniz. Yani bazıları görüşmeleri Eroğlu’nun çıkmaza sokmaya çalıştığını düşünüyor ama kendisi aksini düşünüyor demek istiyor diyemezsiniz çünkü ben görüşmeleri çıkmaza sokmak istiyorum ve onun için nüfusu çok göstermem gerekir ama yapmadım, inanın nüfus ne ise odur, doğru dürüst saydık inanın diyor.

Haydi inanalım ama görüşmeleri çıkmaza sokması gerektiğine inanan bir görüşmeciye görüşmeler nasıl emanet edilir? Kediye ciğer, emanet etmek hangi akıllının işi? Yoksa Eroğlu çözüm diye Türkiye’nin tüm Ada üstündeki garantörlükten geldiğini iddia ettiği hakları devam ederken taksimi sağlamak amacı şimdiki BM parametrelerine uygun kabul edilip görüşmeleri sürdürmek dünya bıkıp usanıncaya kadar çıkmaz sokaklarda dolaşmak değil mi? Türkiye aksini düşünüyor masalını ve Türkiye istedikten sonra Eroğlu’nun esamisi okunmaz gerçeğini yan yana koyup ya sabır demek mi gerekir?

Görüşmelerin çıkmazda debelenip gitmesinin arkasındaki gerçek bu değil mi? Muhalefetin bunu görüp de Rum da çözüm istemez avutmasıyla görüşmeleri destekliyoruz nakaratına binaen susup yeni bir politikaya kapı açmaya çalışmaması kabul edilebilir mi?

Olmuyorsa olacak duaya geçmek ve anlaşılan konular tatbik edilmeye başlansın ve birleşik Kıbrıs’ın uzlaşılmış şekilde ortak organlarının çalışması sağlansın. Onlar geri kalan sorunları ele alsın ve ortak meclis ve hükümet iki toplumun ortak sesi olacağı için ortak çareler bulunsun demek niye zorlarına gidiyor.

Hristofias diyor ki türk tarafı ortak hükümete kendilerinin de ortak olacağını hiç düşünmeden rum hükümeti gibi bakıyor, onun için ortak hükümete verilecek yetkileri hep ellerinden alınmış gibi hareket ediyorlar. Bu anlayışı terk edip ortak hükümete kendilerinin de hükümeti olarak bakmaları gerekir diyor.

Doğrudur. Amma bakmasını bilen insanlar bu anlayışın doğru olmadığını ve antlaşmayla berber bir de Rum devletçiğinin kurulmasıyla iki devletçikli ortak bir hükümetin oluşacağını görür. Muhalefet bunu gördüğünü gösterecek şekilde rasyonel davranıp orak hükümetin ne kadar rum ise o kadar da türk olacağını kabul etmelidir.

Artık halkı bekletmeden ortak organları kurup işletmeye başlamanın zamanı gelmiştir. Uluslararası konferans bunu sağlamanın bir yoludur. Orada bir çerçeve antlaşması görüş birliği olan noktaları saptayıp oluşturulmalı ve görüş birliği sağlanmayan noktaları bir takvime bağlayıp ileride çözmeye bırakmalıdır.

Paket antlaşma deyip de görüş birliği sağlanmış noktaların bile görüşülmesine ve her manevrada tarafların, geri adım attı diye diğer tarafı suçlamasına olanak verilmemelidir. Paket antlaşma zaten manevra yapmaya olanak vermek için kararlaştırılmış bir yöntemdir ama bunlar birbirlerini suçlamak için kullandıklarına göre yararını göremedik. Sadece zikzaklarla zaman yitirilmesine ve güvensizliğin artmasına hizmet etmiştir.

Gene de süreçte uzlaşılan bol nokta ortaya çıkmıştır. Sorunları ortak devlete bırakmak için yeterince malzeme vardır.

Güven arttırıcı önlemler ve AB müktesebatının yeşil hat tüzüğü, mali tüzük ve AB’ye uyum başlıkları yönünde yapılan çalışmalar ile askıdan kısmen indirilmeye başlaması da büyük kazanımdır. AB’nin de ortak hükümetin işletilmeye başlamasında katkısını sağlamak ve müktesebatın indirilmeye başlaması sağlanmalıdır.

Çözüm isteniyorsa yol bulunur. Orak hükümete güven duyulmuyorsa ilerde nasıl duyulacak? Federasyon destekleniyorsa güven olduğunu kabul ediyorlar demektir. Eroğlu güven duymuyorsa yerini terk edebilir. Türkiye kabul ederse çare bulunur. Erdoğan’ın sesinden referanduma da artık ihtiyaç kalmamıştır dediğini dinledik. Eroğlu’nun referandumda hayır demekle kimseyi tehdit edemeyeceği bellidir.

Uluslar arası konferans fikri ilk değil. Şimdilik Hristofias korkusundan önce iç yönler çözülsün sonra konferans denilmesini sağlamış. Bizim muhalefet ise hala Eroğlu’nu eşleştirmekle meşgul. Şeffaflık derken mecliste Eroğlu’nun kendilerine ne dediğini değerlendirmeyi bile yapmadılar. Bakalım daha verimli olsun diye paket antlaşma yönetimini olsun terk etmeyi önermeyecekler mi? Hristofias’ı beğenmezler ama daha ne isterler açıklamazlar. Kıbrıs Türk milliyetçiliğinin avukatlığını yapan Talat’ın rum tarafında iki dilli okullara öğrenci göndermeyi bile kimlik erozyonu saymasını, Baraka’dan Yenidüzen gazetesine makale gönderilmesini eleştirmesini de görmezden gelirler. Milliyetçi değiller ama milliyetçi görüşlere çanak tutarlar. Vay benim kara bahtım.