Endüstriyel Besicilik – Ali Bülent Erdem

136
ABD-California’da 100 bin hayvanın yer aldığı bir çiftlik
ABD-California’da 100 bin hayvanın yer aldığı bir çiftlik

İklim değişikliği krizi, insan faaliyetleri sonucu bütün insanlığın kucağına bırakılmış krizlerden sadece biri.

İnsan türünün sonunu getirebilecek, insan eliyle yaratılmış bir kriz.

Yaşadığımız bayram, neredeyse bütün bir ülkenin et tükettiği günler. Böyle bir zamanda söylenenler ağzınızın tadını kaçıracak ama etkisi de daha güçlü olacak diye düşünüyorum. Kullanılan rakamlar Cengiz Aktar’ın bir köşe yazısından.

Küresel iklim değişikliğinde etkili olan sera gazı salınımlarının beşte biri besicilik faaliyetlerinin sonucu. Hesaplamayı yapan Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü, FAO.

Görüldüğü gibi sonuç; çok etkileyici, ürkütücü ve korkutucu.. Aslında bu sonucun ortaya çıkmasına neden olan “Hayvan Kentleri” diyebileceğimiz devasa işletmelerde cezaevi yaşamı yaşatılan hayvanlar; yani endüstriyel besicilik.

Oysa tarımsal üretim, bitkisel üretim ile hayvan yetiştiriciliğinin bir arada yapıldığı bir süreçtir. Yaşamın doğuşunun kaynağı, güneş enerjisini yakalama yeteneğine sahip tek canlı bitkidir. Bitkiler güneş ışığıyla fotosentez yaparak enerji elde ederler.

Biz insanlar ve beraberinde hayvanlar bitkileri tüketerek enerjimizi sağlarız. Bitki atıkları, insan ve hayvan dışkıları tekrar toprağa döner ve toprağı beslerler. Tarımın doğal döngüsü böyle işler. İnsanlar, hayvanlar ve bitkiler bir aradadır.

Tarımın doğal döngüsü kapitalizmin tarıma müdahalesiyle bozulur. Önce insanlar kentlere göç etmeye zorlanarak, daha sonra da hayvanlar endüstriyel hayvan işletmelerine taşınarak bitkisel üretimden koparılır. İnsan ve hayvan atıkları artık toprağa besleyici olarak değil kirletici olarak, zehir olarak dönmeye başlamıştır. Sadece toprağı değil havayı ve suyu da kirletir.

Sanayileşmenin, kalkınmanın kıstaslarından biri de, kişi başına düşen et tüketimi miktarının artırılması olarak görülmüştür. ‘Kalkınan her ülke’ et tüketimini artırmayı hedeflerinden biri olarak koymuştur. Tarımsal üretimde olduğu gibi hayvan yetiştiriciliğinin de her geçen gün daha büyük oranlarda şirketlerin denetimine geçmesi et tüketiminin artmasını teşvik etmektedir. Ülkelerin tarım politikalarının belirlenmesinde çokuluslu şirketlerinin daha büyük oranda belirleyici olması süreci daha da hızlandırmıştır. 1970 yılından bugüne et tüketimi ikiye katlanmıştır. Yapılan tahminlere göre et tüketimi 2050’ye kadar iki kat daha artacaktır.

Her kalkınan ülke et tüketimini artırmayı önüne hedef olarak koymaya devam ederse, her insan ete düşkün Avrupalı ve Amerikalı gibi et yemeğe kalkarsa 36 milyar besi hayvanına ihtiyaç vardır. Bu hayvanları beslemek için ise 70 milyon kilometrekare tarım alanı gerekli. Halbuki dünyada 19 milyar besi hayvanı ve tüm canlıları ihtiyacını karşılamak için 50 milyon kilometre kare tarım alanı mevcut.

Bugün dünya üzerinde 7 milyar insan yaşamaktadır. Bütün insanları doyurabilecek gıda üretiliyor olsa da 1 milyon insan eşitsiz paylaşım nedeniyle açlıkla boğuşmaktadır. Yetersiz beslenen insan sayısı daha da fazladır. Bir hayvan proteini elde etmek için sekiz bitkisel protein gerekmektedir. Yani et tüketimi arttıkça dünya da insanların beslenmesi için kullanılan arazilerin daha büyük kısmı besi hayvanlarının beslenmesi için ayrılacaktır. Daha fazla insan açlık ve yetersiz beslenme ile karşı karşıya kalacaktır.

Et yeme iştahının sera gazın salınımını daha da arttıracağı, küresel iklim değişikliğinde besiciliğin daha büyük bir rol oynayacağı açıktır.

Hükumetler arası İklim Değişikliği Paneli (HDİP) Başkanı Rajendra Paşauri diyor ki: “Her dünyalı et tüketimini azaltarak kendi hesabına iklim değişikliği ile mücadele edebilir.”

Aslında sorunun çözümü tarımın doğal döngüsünü tekrar oluşturabilmekle mümkün.. Dünyayı soğutmanın ve açlığı önlemenin tek yolu bu.. Tarımsal üretimi gerçek sahiplerine köylülere ve küçük çiftçilere devretmek.. Oysa hükumet tarımı şirketleştirecek politikaları uyguluyor. Daha fazla küçük çiftçi topraklarından koparılıyor. Meralar dâhil doğanın özelleştirilmesi yönünde kararlar alınıyor.

Her tüketici “Yemek yemenin politik bir eylem” olduğunu düşünerek hareket ederse, küçük çiftçilerin ve köylülerin mücadelesine destek vermiş olacaktır.

Kaynak: http://www.karasaban.net/endustriyel-besicilik-ali-bulent-erdem/