Ekoloji Forumu gerçekleşti

213

ekolojiforumu15_ (2) w ekolojiforumu15_ (1) w ekolojiforumu15_ (4)_w ekolojiforumu15_ (3) wYeni Kıbrıs Partisi’nin (YKP) katkılarıyla düzenlenen IV. Ekoloji Forum’u, 11-13 Eylül tarihleri arasında Dipkarpaz’da/Rizokarpaso Wooden Houses’da eko-sosyalizm ve eko-feminizm bakış açılarıyla doğa katliamlarına, neoliberal gıda politikalarına karşı pratik mücadelelerle ilgili konuları ve olası çözüm önerileri üzerine toplantılar gerçekleştirerek tamamlandı.

Kapitalizmin yarattığı doğa katliamlarının ve toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin ve ayrımcılığının giderilmesi için mücadeleyi güçlendirmek ve kampanyalar örmek, rejime karşı ekolojik mücadelenin nasıl olabileceğini tartışabilmek için çeşitli kesimlerden aktivistler IV. Ekoloji Forum’unda bir araya geldi.

Ekoloji Forumu, 11 Eylül, Cuma günü tanışma toplantısı ile başladı, daha sonra ise “Çöplük/Wasteland” belgesel gösterimi gerçekleşti…

Çekimi üç yıldan fazla süren “Çöplük/Wasteland” belgeseli, ünlü sanatçı Vik Muniz’i Brooklyn’deki evinden memleketi Brezilya’da Rio de Janeiro’nun dışında bulunan dünyanın en büyük çöplüğü Jardim Gramacho’ya kadar izliyor. Muniz, burada bir “catador” grubunun fotoğraflarını çekiyor. Muniz’in başlangıçtaki amacı çöplerle birlikte catadorları görüntülemektir. Ancak bu ilham verici karakterlerle yaptığı işbirliği ile onların hayatlarına dahil oluyor. Catadorlar kendilerine umut olan Muniz sayesinde yeniden hayal etmeye başlıyorlar. Yönetmen Lucy Walker yardımcılarıyla birlikte tüm süreç boyunca sanatın dönüştürücü gücü ve insan ruhunun simyasının etkileyici kanıtlarını ortaya koyuyorlar.

12 Eylül, Cumartesi günü sabah bölümünde teorik ve pratik ekoloji mücadelelerin sunumları yapıldı… İlk oturum “siyasal bir duruş olarak eko-sosyalizm” başlığı ile yapıldı… Murat Kanatlı, ekososyalizm temel yaklaşımları üzerine sunum gerçekleştirdi, daha sonra tartışma bölümü ile oturum tamamlandı. Daha sonra ise Danimarka Kızıl Yeşil İttifak Yürütme Kurulu üyesi Gitte Pedersen sunacağı “Eko-feminizm: Doğa, Ekonomi, Politika ve Cinsiyet üstünden ataerkil düşünceye eleştirel yaklaşım” başlıklı oturum gerçekleştirildi…

Cumartesi öğleden sonra ise “başka bir gıda mümkün” başlığı ile tarım ve hayvancılık alanında üretici ve tüketici ilişkileri, nasıl bir gıda politikası olması gerektiği üzerine çalıştay gerçekleştirildi. Tartışmaların sonunda mevcut tarım ve hayvancılık politikalarının paraya dair yaklaşımları, bunların insan üstündeki etkileri konuşuldu, organik tarım alanında gelişmeler değerlendirildi. Tartışmalarda kimyasallarla desteklenmeyen tarıma organik denerek aslında günlük, marketten alınanların organik, doğal olmadığının itiraf edildiğinin altı çizildi. Tartışmalar sonucunda doğal yollarla üretim yapanların bir listesi hazırlanarak, üretim tüketim ağı oluşturulmasında hem fikir olundu. Böylesi bir ağın nasıl işleyeceği üzerine toplantılara devam edilecek.

Cumartesi gecesi ise “Food inc/Gıda A.Ş” belgeselinin gösterimi yapıldı… Belgesel “Süpermarketlerden aldığımız ve ailelerimize sunduğumuz gıdalar hakkında gerçekten ne kadar bilgi sahibiyiz?” sorusunun cevaplarının peşine düşüyor. Food inc/Gıda A.Ş.’de Robert Kenner gıda endüstrisinin üzerindeki örtüyü kaldırıyor, Hükümetlerin izniyle uzun süredir müşterilerden saklanan mekanikleştirilmiş sistemi gözler önüne seriyor. Belgesel ne gibi gıdalarla beslendiğimiz, gıdalarımızın nasıl üretildiği, bu gıdaların sağlığımıza etkileri ve bu değişim dalgasının nasıl küresel gıda endüstrisini boydan boya etkilediği hakkında şaşırtıcı hatta şoke edici gerçekleri ortaya seriyor.

14 Eylül, Pazar günü taş ocaklarının durumu ve etkileri üzerine Nesil Bayraktar ve Erman Dolmacı’nın sunumu ile çalıştay gerçekleştirildi. Daha sonra Forumun sonuçlarının ve eylem planlarını değerlendirildiği oturum gerçekleşti.

Öğlen yemeği sonrası da, IV. Ekoloji Forumu sona erdi.

 

Ekoloji Kolektifi

Ekoloji Kolektifi de Forumu dayanışma mesajı gönderdi. Mesaj şöyle:

Sevgili Ekoloji Forumu Katılımcıları ve Bileşenleri,

Malesef ki, bugün sizleri insanların ölü bedenlerinin buzdolaplarında saklandığı yasaklı ve linç kokulu Türkiye sokaklarından selamlıyoruz. Malesef ki, Türk bayraklarına sarılı çocukların tabutlarını birer miting platformuna dönüştürmüş bir siyasal iktidarın, eş zamanlı olarak yaktığı ormanların, hapsettiği derelerin, ezip geçtiği dağların ve makineleştirdiği rüzgârların buz kesmiş coğrafyasından sizlere sesleniyoruz. Ve doğadan, insanlardan, türlerden koparan ve yarılmalar üzerinden kendisini var eden kapitalizmin, sömürü ve yıkım üzerine kurulu tarihsel denklemine bir kez daha tanıklık ediyoruz.

Ekolojik krizi böylesi sert bir savaşın ve mücadelenin sırtında karşılarken, “Ya Ekososyalizm Ya Barbarlık!” şiarımızsa bir kez daha zihnimizde canlanıyor.

Üçüncü dünya savaşının alt yapısının oluştuğu Kafkasya-Ortadoğu-Anadolu üçgeninde, savaşın ve dolayısıyla sınıfsal mücadelenin, ekolojik krizin şekillendiği enerji-su-gıda üzerinden biçimlenen “köleleştirme” düzenine karşı, toplumsal direnişin ve çözümlemelerin ölçeği, Dünya’yı yeniden yaratma noktasında bugün hiç olmadığı kadar birleşmeye devam ediyor.

Rusya, Çin ile AB ve ABD’nin üzerinde tepiştiği petrol ve doğalgaz kaynakları üzerinden biçimlen kapitalist uygarlığın yarattığı savaş ve barbarlık düzenine karşı sol ekolojist bir seçeneğin, bu paylaşım savaşının yorumcusu kalarak yaratılamayacağı gerçeği bizleri artık sadece söylemeye değil eylemeye de davet ediyor. Petrol ve doğalgaz paylaşımına dayanan kapitalist üretim tarzı için doğa ve emek sömürüsü, bu sistemin devamı için bir zorunluluk. Ve bu zorunluluğu sürdürmek için de tüm bu coğrafyalar bugün birbirine kaderlerini sadece boru hatlarıyla bağlamıyor. Aynı zamanda bu coğrafyada halkların kaderleri, sermaye bloğu karşısında, gıdayı, enerjiyi ve suyu hakça paylaşacağı bir toplumsal düzen kurma zorunluluğu ile de birbirine bağlanıyor.

Ekolojik kriz karşıtı bir mücadele tam da böylesi bir dönemde, tüm krizleri olağanlaştıran burjuva rasyonalitesinden sıyrılma ihtiyacıyla doğuyor. Bu ihtiyaç, halkın kendi kurumlarını ve dilini mücadelenin içinden oluşturabilmesi için, emeğin, doğanın ve cinslerin özgürleşmesi, toplumsal adalet, barış, kolektivizm, eşitlik, halkların kardeşliğine dayalı bir toplumun yaratılması çabası olarak vücut buluyor. Barbarlığa karşı pratik bir toplum alternatifi yaratabilmenin yolu, ekolojik krize karşı emek ve doğa sömürüsü ekseninde sınıf ile kimliğin eyleyiciliğinde özyönetimci bir mücadelenin inşasıyla bizi “Başka Bir Dünya”nın kıyılarına çıkarıyor.

Bu yolda gelişmiş ve gelişmemiş, kır ve kent, zengin ve fakir,  cinsiyet ve cinsel yönelim, insan ve tür arasındaki bütün uçurumları derinleştiren eşitsizlikleri sorunsallaştırmaksa bugün “BİZ”i, “BİZ” olmaya daha da yakın kılıyor. Dünyanın dört bucağını saran ekolojik krize karşı; emek ve doğa sömürüsünün ortadan kaldırıldığı; atıksız ve artıksız; eşit ve özgür bir dünya için çizilecek mücadele hattına katkıda bulunacak olan bu Forum’un tüm öznelerini sevgi ve dayanışmayla kucaklıyoruz.

Başarılar dileklerimizle.