DEVLET PARTİLERDEN ELİ ÇEKMELİDİR

84

Yeniçağ: Alışkanlık oldu ve eski yasa iptal edilip yenisi önerildi. Mecliste siyasi partiler yasa önerisi yapmak için çalışma sonucu UBP, CTP, DP ve ÖRP temsilcileri çalışmalarını mebuslara dağıttı. Ona göre eskisinin yerine yenisinin yapılması gerekli olmuş.

Onlara göre “ Tarihsel süreç içinde bakıldığında, kurumların ve siyasetin, hem paralel bir şekilde geliştiğini hem de diyalektik bir bütünü oluşturduğunu görmekte” imişiz. “İç içe geçen ve ayrıştırılması mümkün olmayan bir objeler bütünü görüntüsündeki kültürel siyasetimiz ve siyasete olan bakış açımız, aslında Kıbrıs Türk Halkının bir aynası niteliğini taşımakta” imiş. Yoksa kendileri değil de bu satırları komite memurları mı yazdı? Ancak altına kendiler imza attığına göre bu ayna eski kafayla devletin partilere müdahalesini gerek gören kafayı yansıtıyor ve yapılan sadece bir makyaj. Zaten eskinin devamı olan kültüre göre adınızı değiştirir başka bir şey olursunuz; Kıbrıs Türk Toplumu da Kıbrıs Türk Halkı olur! Kültürümüzde büyüklerimiz iyisini bilir.

O anlayışla partiler birbirlerine benzemeli ve ne yapıp yapamayacağı onlar tarafından belirlenmelidir. Gerçek kişilerin suçları ceza yasasında belirlidir, kişilerin işlerinden tüzel kişilerin nasıl sorumlu oldukları ve nasıl cezalandırılacakları ayrı bir yasa konusudur ve mahkemelerde bu konu başarıyla ele alınamamaktadır. Örgütlerin tüzel kişi olarak cezalandırılmaları hukuk sistemlerine göre farklar arz eder. Onun için partilerle ilgili ayrı usuller yaratmak uzun incelemeyi gerektirir. Lakin bunun tartışılmadığı apaçıktır. Siyasi ve şiddete dönmemiş örgütlenmelere genel tanımlamalarla yasaklar getirmek devleti yönetmeye aday partilere siyaset empoze etmekten başka anlam ifade etmez. Onun için siyasal partiler yasasına gerek yoktur.

Devlet en büyük parti olarak eline düştüğü partinin aracı olduktan sonra veya bizdeki Türkiye ile ilişkilere bağlı olarak yeraltının eline geçtikten sonra parti kursanız ne işe yarar!

O aynada birbirine benzeyen partiler görüntüsünün arkasında yatan gerçek bu değil mi?

Bu yasa iptal edilmeli ve partilerin dernek, kulüp veya ortaklık (Company Law) altında kurulmalarına izin verilmelidir. Parti adını almalarıyla ve siyaset yapmaya başlamaları halinde mali denetimleri ve devletin yardımları için yasalar yapılmalıdır.

Çağdaş devlet diye nitelendirilebilecek ülkelerde ve Kıbrıs’ta siyasal partiler yasası yok iken de partiler vardı ve Güney’de hala siyasi partiler yasası yoktur. Bizde de siyasi partiler kurulmuş kapanmış ve son olarak da CTP kurulmuş çalışıyorken böyle bir kuruluş yasası geçirilmiştir. Siyasi partilere ne olup ne olamayacaklarını söylemek ve devletin eline siyasi nedenlerle parti kapatma yetkisi verilmiştir.

Bu devletin kendisini idare edecek siyasi partilere hükmetmesini sağlamıştır. Her seçimde de devletin birilerini desteklediği birilerini de tehdit ve baskılarla susturmaya çalıştığını gördük. Meclis dahi müdahaleleri saptayıp ilan etmiştir. Müdahale eden devletti. Devletin Türkiye ile ilişkisi nedeniyle TC’nin müdahalesine buradaki “devlet” de destek sağlamıştır. Bombalama ve cinayetlerin hala kovuşturulmamasının kanıtladığı da bu gerçektir.

Siyasi partilerin kendilerine emir veren bir devleti sindirmesi ve altına imza atıp meclise önermesi de bunu hayatın gerçeği sanacak kadar içselleştirdiğini hazin bir şekilde ispat etmektedir.

Siyasi partilerin kamu görevlilerinin partilere katılmalarına ihtiyaç olduğunda hem fikir oldukları bilinen bir gerçektir ama şimdi onlar öneriyorlar. Kamu görevlisine siyaset yasağı devam edecektir.

Buna imza atanlar açıklama yapmadılar.

Onun yerine en genel değerlendirmeler ile siyasi partileri cenderede tutmanın siyasal felsefesinin yolunu açtılar. Eskiler başaramadı bunlar da başaramayacak.

Eskiden kafalarda olan cendere sürecek ve hayaller yazılara dökülecek ama eskiler aşağılanırken altına imza attıkları yozlaşmanın temsilcileri geleceğe ipotek koymanın saflığını da ifade ettiler.

İmza atan partiler (TDP imza artmamış ama reddettiğini de duymadık)”tüm siyasi parti kadrolarına baktığımız zaman, gerek eğitim gerek diğer nitelikler bakımından üst düzeyde bir portföy (cüzdan) oluşturmalarına rağmen, bu portföyün nitelikleri günlük siyasete yansıtılamamakta” imiş. Yani cüzdandaki efendiler imzaları ile niteliklerini günlük siyasete yansıtamadıklarını tasdik ediyorlar. Meclis komitesine de bunları onaylayarak yeni bir yasa yapma önerilerini kabul etmesini mesajını veriyorlar.

Böyle bir çalışma seçmen ve seçilen arasında bir sözleşme varmış. Dediği şu “Seçmen ve seçilen arasındaki sosyal sözleşme ve bunun pratik yaşama yansımaları, yasal açıdan da, bu sadakati demokratik seçimlerle dengeleyerek sürdürmeyi gerektirmekte” imiş. Bundan bir anlam çıkardılar ve “Bu değişiklikle, siyasi partilerin denetlenebilirliğini arttırmak; siyasal partilerin nicel değil niteliksel olarak büyümesi ve gelişmesini sağlama; yurttaş kavramını çağdaş ülke anayasalarına paralel bir şekilde ve insan haklarına da uygun hale getirmek; Anayasa’yı, tüm siyasal partiler açısından bir çerçeve ve esas olarak betimlemek amaçlanmış” imiş. Uzun lafın kısası “bir büyük” siyasal partileri daha çok denetleyip adam edecek ve sosyal sözleşme dediği bir sözleşmeye uydurup kalitelerini artıracakmış bu yasa!

Yasa yapmayı bilmeyenlere yasa önerisi hazırlama eğitimi yaptırmadan siyasal partiler gibi çok dikenli bir konuda yasa yapma görevi verdiler mi bilemeyiz ama “medeni hakları kullanma ehliyeti” diye bir deyimin kullanılması gerekir ki tefsir maddesine konsun. Öyle bir deyim varsa nereden çıktı bu deyim ve karar verecek buna diye karın ağrısı olması gerekir ki o zaman da ilgili yasaya atıf şarttır.

Partiler, Devlet düzenini ( ne ise) ve kamu faaliyetlerini (ne ise), seçim yolu ile ve belirli görüşleri yönünde yönetmek, denetlemek ve etkilemek için sürekli çalışma amacında olan ve programları açık olan kuruluşlardır diye tanımlanıyor ve bunu kendilerini denetleyecek devletin düzenini etkileyecek şekilde de yapabileceklerini söylüyor; ama komünist parti olamazlar çünkü bir sınıfa ayrıcalık tanıma düşüncesindedirler.

Gerisi daha da komiktir ama anlayana. Örneğin merkez disiplin organının hangi hallerde organların disiplin organları ile birlikte çalışacağını da tüzükle düzenlerlermiş diye hüküm var. O kadar garip ki acaba kısa yasa olursa önemini yansıtmaz diye mi düşünülüyor diye insan şüpheleniyor. Neden birlikte çalışsınlar ve sana ne yahu!

Bir parti merkez organını yeterli görüp meclisli, disiplin kurullu başka bölümler yaratmak istemezse aysa koyucuya ne? Sen ne karışırsın yahu?

Karışır tabii! Üye sayısı az olunca bunlar üye bulup dolduramazlar, onların sempatizanları da bizden birine oy vermeye mecbur olsun deyip beş ilçede de örgütlenmeyen seçime giremez diyebilmek için örgüt şemasının temelin de yasayla empoze etmek gerekli görülüyor.

Onlar bir bilirse siyasiler bin bilir. Onun için hemen dolanma yollarını bulup örgütlenmelerini tamamlamış görünmek için ahbaplarının hepsini de üye göstereceklerdir. Hayıf adabını muhafaza etmek isteyenlere olacaktır.

Bu ülkede 99 Mustafa bile parti kurup ful liste ile seçime girmedi mi? Uğraşın da çare bulacaksınız!

Partilerin disiplin deyip bir birini yiyen üyelerin kavgalarına şahit olmaması için hızlı yargılama yolu ile yargının denetimini getirmek ve disiplin kurullarının ve üyelerinin hizipler dışı kalmalarının sağlayıp adil yargılamanın temellerine uygun kara almalarını emretmek yeterli olacaktır. Savunma süresinin bile onlara bırakılması doğru olmaz, Common Law belirtir.

Demokratik çalışma denetimi de yargıya bırakılmalıdır ama mali denetimi bu işle ilgisiz olan Yüksek Mahkeme’ye bırakmak ipe un sermektir.