Çiçek getirene sopalı cevap, sol yanım hüzünlü

90

Bir süreci daha yaşadık.

Öyle böyle değil sol dediklerimizi de bir kez daha tanıdık, sağ dediklerimizi de…

Demokrasi savunucularını da tanıdık, barış istediğini söyleyen milliyetçileri de…

Nelere gördük, neler yaşadık anlatılası değil ama o en sıcak günde, dost merhabası ile güne başladığımız da gerçektir…

Neler gördük şu 3-5 günde, dostlarımızı da gördük, kağıt üstündeki demokrasi kaplanlarını da…

Ne adınızın içine demokrasi kelimesini almanızın, ne de tüzüklerinizin ve programlarınızın içine onlarca insan hak ve özgürlüklerine saygı kelimesini yazmanızın, yaşamda sınanmıyorsa, kelimelerle anlatılanın değeri olmuyor, bunu da çok net gördük…

Çok şey öğrendik bu 3-5 günde, CTP Gençlik Kolları eylem sonrası basın açıklaması yapıyor ve “bu eylem nedeni ile CTP Gençlik Kollarına çamur” atıldığını iddia ediyor. Nedeni basit, bu eylemin CTP Gençlik Kolları tarafından düzenlediği iddia edilmişti. Yani Türkçesi ile CTP için bu eylem bir çamur atma, yani…

Yanisi yok aslında, onlar bu eyleme nasıl baktıklarını açıkladılar, kim ne anlamak isterse anlar, Türkçe bilgisi olan da bu cümleden ne anlanması gerektiğini anlayabilir. Bir eylemi beğenmeme veya katılmama elbette herkesin hakkı ve bir eyleme birileri katılmıyorsa bunun eleştirisi de en az katılmama hakkı kadar doğaldır. Ama bazen öyle cümleler sarf edilir ki, hem katılmaz, hem de eyleme sözcüklerin oyunu ile saldırırsan, onu küçültmeye çalışırsan sonrasında sana gelecek eleştirileri de kaldırmak zorundasın ama CTP Gençlik Kollarından dostların buna da tahammülleri yok.

“CTP Gençlik Kolları olarak bizim ismimizi kullanarak akılları sıra CTP’yi kötülemeye çalışan söz konusu kuruluşların ve bunların CTP’yi toplumdan uzaklaştırmak için gece gündüz yalan ve hiçbir ahlaki ve basın değerine sığmayan, çirkin söylemlerini kınıyoruz”

Bu cümlede net aslında anlatılan, bu eylem aslında yapanı toplumdan uzaklaştırır diyor dostlar, o yüzden bizi bulaştırmayın, biz toplumdan uzaklaşmak istemiyoruz ve böylesi bir fena eylemle ismimizi anmayın ki partimiz kirlenmesin…

Varsın biz kirli kalalım, dostlar bu eyleme katılmayarak isimlerini de böylesi ‘kirli eylemlerden’ sakınarak korusunlar, varsın onlar da yeni bir Kıbrıs’ı kurmayı hayal etsinler, bizler de…

Biz kirlenerek böylesi eylemlerde yolumuza devam edeceğiz. Rejimin dayatmalarına karşı, uslu çocuk olup vitrinlerinde süs olmayı red ederek, yaramaz bir çocuk olarak kalacağız ve onları hep üzeceğiz.

Değişim mevcut durumla uzlaşarak değil, onunla çelişerek kendine yer açar ve kendini statükoya karşı dayatır, tarih boyunca bu böyle oldu ve bundan sonra da farklı olması beklenemez…

Sol yanım, en çok yaralı yanım…

Neler gördük şu 3-5 günde adına hem barışı hem de demokrasiyi alan Hareketçiler, ellerine sopalarını alıp Muratağa’da dövecek adam arayanları göremediler, tek satır açıklama yapma gereği bile duymadılar.

İçlerinde kimler yoktu ki…

En sosyalistleri vardı, gece gündüz bizleri rejimle işbirliği yapmakla suçlayan ve sosyalist mücadelenin nasıl verilmesi gerektiğini sayfalar dolusu anlatan, onlar da sustu…

En radikalleri de vardı ki alanlarda Kıbrıs Cumhuriyeti bayrağı açarak bunu ispatladıkları hayaline kapılanlar; gece gündüz işgal kelimesi geçen onlarca yazılar yazdılar, kendilerine en büyük muhalif ünvanını uygun da gördüler, ama onlar da sustu…

Bu ülkenin ana muhalefet partisiydiler, askerle takıştıklarını iddia ederek demokrasi havarisi kesildiler, ama onların da sopalılara söylecek sözü yoktu…

Herhalde, seçim zamanıydı, demokrasi ve özgürlük Aralıktan sonra bu mahalleye gelecekti, o yüzden boşuna aramayın, aranmayın demek istedi dostlar. Dostların böylesi demode kelimeler için mücadele etmesini beklemeyin, onların işi çok ciddi, ülkeyi kurtaracaklar…

Neler çektik ey halkım, kurtarandan kurtulabilmek için ama gene birileri çıkabiliyor kurtarıcı olarak. Aslında kurtarıcıdan sakınmak gerek ama neylersin birileri karar verdiyse, sana sormasına gerek yok, o seni senin adına elbette kurtaracaktır…

Neler gördük şu 3-5 günde…

Oturmuşlar çarşaf çarşaf, koca koca bayrakların ardına, ağızlarından tükrükler saçarak, çirkin ve insanlığı utandıran sözler söylüyorlar. Diğerinin acısına saygıları yok, diğerinin kaybettikleri için ‘geberilmiş’ diyebilmekteler…

Onlar bunları söylerken insanlığımız utandı, üzülemedik ama yalnızca utandık…

Toprak koyup diğer toprağı kirleteceğimizden söz ettiler, gene utandık, gene üzülemedik, biz öyle bir şey demedik diyemedik, ne diyebilirdik ki, toprağın toprakla kirleneceğini iddia edene…

Onlarca can verdik bu topraklara, savaşlara karar vermemiş, savaşlarda taraf olmamış onlarca sıradan binlerce Kıbrıslı’nın yaşamına mal oldu geçmişte yaşananlar. Bir kez daha olmasın diye Kıbrıslı Türklerle Rumların ortak girişimi ile çiçekler bırakmak istedik, Muratağa’da, Nazi Almanya’sından ödünç alınıp oraya monte edilmiş SS Subayları çıktı önümüze, Mussollini’nin İtalya’sından Kara Gömlekliler de vardı aralardı. Ellerinde sopaları, yumurtaları ile çiçek getirene kendi anlayışlarına uygun cevap vermek için dizilmişlerdi…

Utandık ama üzülemedik. Demek dünya savaşlarına neden olan faşizmin ruhu hala yaşıyor ve onlarca acıya rağmen hiçbirşey öğrenememiş olanların Muratağa nöbetlerini gözlerimiz dalarak izledik. Demek hala daha kinleri ile adam öldürebilecek olanlar var. Demek ki hala da çiçek getirene öfke ile sopalı karşılama töreni hazırlanıyorsa, barışa çok uzağız herhalde…

Aslında hiç de uzak değiliz, yalnızca 5-10 kişiydiler. Bu toplum onları sahiplenmemişti ama gene de utandık ama üzülemedik…

Utandık hem de çok utandık, Mağusa Kaymakamının Girişimin temsilcilerinin ailelerini arayarak bizzat tehdit etmesinden utandık, ellerine sopaları alıp oralara gidenlere hiçbir soruşturma açamayanlardan utandık, onlara destek verenlerden de utandık, demokratik ve çağdaş bir ülkede olsak böyle mi olurdu dedik kendi kendimize ve bir kez daha utandık…

Kimileri katıldıkları şoven savaş törenlerinden kafalarını uzatıp, şimdi zamanımıydı diye eleştiriler yaptı, kimi oturduğu koltuktan güzel eylem dedi amalı şekilde bitirdi köşeyazılarını, kimi orasını burasını, zamanını beğenmedi, olsun biz kucaklaşırken diğerinin acısı ile ve dini, dili, rengi ve ırkı ne olursa olsun bu ülkeyi ortak vatan sayanlarla bir kez daha olmasın diye ortak mücadele için sözleşirken yaptıklarımızla huzurluyduk…

Kucaklarken 15 yaşında savaşta öldürülen Vasilia Georgiu’nun ailesini, acılarına ve göz yaşlarına ortak olurken, isterdik ki kucaklayabilelim Muratağa’daki ailelerin acısını da ve onların gözlerinin içine bakarak bu acıları bir daha kimse yaşamasın diye en acı olanı sahiplendiğimizi ve kurmak için yeni bir Kıbrıs’ı kararlılığımızı anlatabilmek isterdik…

Anlatamadık ama devam edeceğiz…

Varsın birileri ürksün, varsın ‘sayı önemli değil, 3 oy 3 oydur’ diyen kurtarıcılar kaybetmemek için oycuklarını, yutkunarak seyreylesinler, birileri ‘kirli’ eylem diyerek katılmasın. Varsın birileri bu defaya da silahlanıp gelsin…

Sözümüz var yarınlara, o yüzden geri geleceğiz…