Beyaz mı, siyah mı? Gerçek ne?

118
Bir süredir at izi ile it izleri birbirine girdi…

Eskiden her şey çok daha kolaydı, sözü ve özü benzeşen liderlik vardı, en azından onunla mücadele ederken kara dediğinin yanlış olduğunu, doğrusunun beyaz olduğunu anlatmaya çalışırdık…
Bugün düpedüz siyahın beyaz olduğu iddiasındaki bir liderlikle mücadele etmeye çalışıyoruz. Yani, önce ne söylediklerini deşifre etme sona da yanlış olduğunu anlatma gibi gayet karmaşık bir sürecin içinden geçmekteyiz…
Daha önce yazdım, askersiz Lefkoşa’ya ilk tepki Soyer’den gelmişti diye ama, hükümet olduktan sonra askeri törenlerdeki CTP yetkililerinin tavırlarını hatırlatmayı unuttuğum aklıma geldi. Yapılan tatbikatlardan CTP yetkililerinin ne kadar mutlu ve gururlu ayrıldıklarını, askeri törenlerde mevcut ‘ordularımızla’ (!) ne kadar gurur duyduklarını bir bir çıkarmak geldi içimden ama kime ne, onlara kendilerine hala barışçı diyorlar, beyaz mı, siyah mı?
Unuttuk ki, mayın temizleme işlemleri kaç zaman önce başlamalıydı, bizim liderlik askerden aldığı emirle temizlik işlemini başlatmadı, hatta son CTP hükümetinde de mayınların temizlenmesi sözü verilmiş olmasına rağmen yapılamadı, buna rağmen BM, yalnız RMMO ile işbirliği yaparak tek taraflı süreci başlatmıştı. Son bir yıldır aniden asker izin vermeye karar verdi, GKK sürece dahil oldu ve mayın temizliği belli bir noktaya geldi ama sanki bu iş rutin bir süreç izlemiş gibi sunuldu kamuoyuna, ama emirle bizim tarafta mayın temizliğinin geçikmeli başlamasını unuttuk mu?
Sınırlardan gerçekten kim sorumlu? İnsan kaçakçılığı ile ilgili açıklamayı Abdullah Gül yaptığına göre, Türkiye… Ne demişti Gül, ‘Luricina’daki denetimleri artırdık’, peki bizim iç ve dış işlerinden sorumsuz bakanlıklardan açıklamaları? Ben dişe dokunur bir şey okuyamadım, okuyan varsa söylesin. Hatta benim şüphem, sanırım Kıbrıs’ın kuzeyindeki kimsenin bu konu ile ilgili bilgisi bile yok, o zaman bu memleket gerçekten bizim mi? Gerçekten biz mi yönetiyoruz? Hani talimatla yönetilmeye hayır demiştik, talimatla yönetilmiyormuyuz?
Çok çabuk unutup, tepki vermedik ama TC Başbakanı Erdoğan’ın Özgürgün’ü arayıp ricada bulunmasına niçin kimse doğru dürüst tepki vermedi hala anlamadım? Eskiden muhalefet liderleri bırakın telefonla aranmayı, medya aracılığı ile kendilerine dolaylı da olsa laf söylense ortalığı birbirine katarlardı. Şimdi ortalığı birbirine katanlar hükümet oldu diye, müdahaleler de mi etkisini yitirdi? Peki Erdoğan’ın ‘referandumda evet çıkarmak için çok çalıştım’ demesini niçin es geçtik? Hoşumuza giden müdahaleler tamam, hoşumuza gitmeyenler ise kötü mü?
AB kurumları bizi büyük de tuhaflıkla AB’ye katmaya çalışıyorlar, Avrupa Komisyonu Genişleme Komiserinin internet sitesine girerseniz, genişleme sayfasında bize de yer açıldığını görürsünüz, yani AB genişlediği ve kendi coğrafyasına kabul ettiği bir yeri yeniden genişleme sayfasına alıyor. Bunu algılamakta güçlük çekenlere şöyle anlatalım, bu, mesela o sayfaya Bask halkı, Batı Trakya halkı gibi ilavelerin yapılmasına denk gelir, hade uç da örnek verelim anlamak istemeyenler anlasınlar diye, Türkiye üye olduktan sonra genişleme sayfasına Kürt Toplumu diye bir de yer açılması demektir. AB bunu kimseye bugüne kadar yapmadı, bizim gibi 200 bin kişi için böylesi bir anomaliyi kabul etti, o zaman hala AB’ye niçin ‘sözünü yerine getirmedi’ diye bağırırız?
Komisyon, geçmiş yıllardan farklı olarak bizi AB Fon politikasına dahil etmeye çalışıyor yani bazı fon veya yardımlardan bir defalık değil, sürekli ve bütçeden ayrıldığı şekli ile yararlanacağız. Peki bu Fon sistemi nasıl çalışır? Çok basit, üyelik görüşmeleri sırasında ülkede olan veya kurulan yapıların fon sistemini yöneten mekanizmalarla bağlantılar kurularak, peki Kıbrıs’ın kuzeyinde böyle bir mekanizma var mı? Olmadığını bildiğimize göre ve böyle bir mekanizma kurulması için bir de yasal düzenleme yapılarak adına Mali Yardım Tüzüğü dendiğine göre, niçin en yetkili ağızlar bile 3 kelimelik başlığın yalnızca 2 kelimesine tekrarlayıp dururlar? En doğruyu sağcılar anladılar; evet, bu mekanizma çalışırsa Kıbrıs’ın kuzeyi de AB müktesebatının içine girmeye başlayacak, AB kurumları Kıbrıs’ın kuzeyinde de etkili olma methodlarını geliştirebilecekler. Yani AB üyesi Kıbrıs’ın bütün olarak AB coğrafyasına dahil olabilmesi süreci başlayacak. Anlamayanlara bir yani daha diyelim, ‘KKTC’ diye bir yapıdan resmen vazgeçtiğimizi deklere etmemizdir talep… Gerçekten karşı çıkılan budur da, bu kervanda CTP’nin ne işi var?
Peki, Mağusa Limanı, Limasol Limanı tartışması? Gümrük Birliği nedir? Yani İtalya hükümeti, İtalyanları kınarsa ki Fransız Limalarını kullanır diye nasıl bir görüntü ortaya çıkar? En ilkel hali ile ulus devlet argümanları ile siyaset üretenler mi çağdaş politikacılar? AB içinde ulus devletleri savunanların grubu, Le Penlerin, Haiderlerin olduğu siyasi gruptur acaba yakın bir gelecekte CTP bu gruba mı katılmayı düşünür? Siyasi literatüre Ecevitler soktu, şimdi temizleyemiyoruz, ulusal sol nasıl olabilir? Hem milliyetçilik hem de solculuk nasıl bir düşünce içinde erir anlaşılması güçtür ama birileri hala daha hem ulus devleti savunup, hem de çağdaş sol bir parti olduğunu iddia edebilmekte…
Karalar ve aklar birbirine girdi, net olan bu hükümetin TC’deki asker ve sivil bürokratlardan gelen emirleri harfi ile takip ettiği, AB ile çalışmak yerine ayrı devlet olgusunu ileriye götürmeye niyetli olduğudur. Ancak sorun, bunları tersinden sunarak yapmaları kafaları karıştırmaktadır.
Bizimle dalga geçer gibi en güzel giysilerini giydiğini iddia eden kral, müstehcen bir şekilde ortalıkta dolaşmakta. Birileri değil hep beraber ‘kral çıplak’ diye bağırmamız ve enayi olmadığımızı ortaya koymamız gerek çünkü sessizliğimizin memnuniyeti kralın suratından okunmakta…