7 NİSAN’DA, SOKAKTAYIZ

106

YKP Yürütme Kurulu Sekreteri Murat Kanatlı, 7 Nisan eylemi ve süreçteki gelişmeleri değerlendirerek YKP’nin 7 Nisan’da sokakta olacağını vurguladı.

Yapılan açıklamanın tamamı şöyle:

Sendikal Platform, 2011 girerken tüm bir yılı varoluş yılı ilan etmişti. Yani ‘uzun erimli bir sürece hazır ol’ mesajı verilmişti. 28 Ocak ve 2 Mart tarihlerinde kitlesel eylemler yapılmış ve sendikal platformun ilan ettiği 13 madde çerçevesinde mücadelenin süreceği ilan edilmişti ama daha dördüncü aydan bazı çevrelerin sürekli yaptıkları ya da yaptırdıkları açıklamalar nedeni ile kafaların karışması, umutsuzluk yaratılmaya çalışılması ve mücadeleyi bulanıklaştırma çabalarını anlamak mümkün değil.

Bazı siyasi odakların koltuk derdinin yeniden ortaya çıkması, koltuk kavgasının gözlerini karartıyor olması belki erken nüksetti ama beklenmeyen bir olay değildi. Aslında bir arada durmaları tuhaf olanlar, yani meclis için muhalefet adı altında bir araya gelenler Ankara’dan gelecek icazet ile düşecek hükümete talip olma derdine düşmeleri 2003 süreci ve sonrasının hiçbir şey öğretmediğinin çok açık ispatıdır. Ankara’dan değil, sokaktan iktidara gitmeden statükoyu değiştirmemiz imkânsızdır. Askerî vesayet rejimi ile yüzleşmeden de, hesaplaşmadan da statükoya karşı mücadele verilemez.

Buna rağmen “en büyük asker, bizim asker”,” en büyük anavatan”, “şükran anavatan” sloganları arasında gidebileceğimiz yer aslında bugünden bellidir. Bu kelimeleri bu şekilde kullanmadan ama eş anlamlıları ile kullanarak kurulacak sloganların ise bizi farklı yere götürmesi beklenemez…

Türkiye’nin hızla yeni (neo) Osmanlıcı bir çizgide tek parti diktoryasına doğru gittiği bir süreçte, bir dönem AKP’ye olumlu, pozitif bakanların, liberal aydınların bile hızla AKP’yi terk ettiği süreçte, hâlâ AKP’ten Kıbrıs sorununda partnerlik bekleyenlerin, AKP’nin Kıbrıs sorunu çözmek istediğine kendilerini hala daha inandırıyor olmasının iki ihtimali var ya çok saflar, ya da koltuk hırsı gözlerini karartmış durumdadır.

“Ergenekon davası ile derin devleti tasfiye ediyoruz” diye reklamı yapılan sürecin, ne 12 Eylül ve öncesindeki provokasyonlarla, ne de önceki derin devletin açığa çıktığı süreçlerle, yani Susurluklu ve diğerleri ile hesaplaşma niyetlerinin hâlâ olmaması ortada bir tasfiyeden çok derin devletin yeniden yapılandırılması olduğunu herkesin anlaması gerekiyor. Bu yeninden yapılanma sürecinde bir yerlere gelindiğine, AKP’nin özellikle kendine muhalif ama bunun yanında derin devlet yapılanmasına eleştirel yaklaşanlara karşı başlattığı tutuklama furyasından anlamaktayız. Ergenekon, Devrimci Karargâh ve KCK davaları adı altında birçok aydın, siyasetçi, seçilmiş siyasetçi tutuklanmış, tutuklu olarak yargılanmak için bazıları yılları bulmuş beklemektedir. AKP’den artık demokrasi çıkmayacağına herkes kani olmuştur. Son umut Kürt sorunu konusunda süren görüşmelerindir ama o noktada umutsuzluk had safhadadır. Buna rağmen Kıbrıs’ın kuzeyinde AKP’den umut bekleyenlere şaşmamak elde değildir. Hele de son olarak Kıbrıs’ta süren görüşme sürecini ortadan kaldırmaya yönelik tutumları yalnız Eroğlu’na bağlayıp Erdoğan’ın tutumunu görmemek bayağı yetenek ister. Eroğlu’nun derin devletin adamı olduğunu bilmeyen yoktur ama ayni zamanda iyi bir acentadır da, anadan gelen emri uygulayacak postacıya mektubu vereni görmeden yapılacak eleştiriler havada kalacaktır. Bu nedenle görmemiz gereken TC hükümeti Kıbrıs’taki görüşme masasını havaya uçurmaya karar vermiştir, maşa da Eroğlu’dur… Yedek güç olarak ise her boy Denktaşlar harekete geçti, masadan çekil çağrıları yapmaktadırlar…

TC’de yapılan tutuklamalarla, baskılarla oluşan kasvetli ortamın Kıbrıs’a yansımasının da farklı olmasını beklemek saflık olurdu. 28 Ocak eylemi sonrası AKP, buradaki yerli işbirlikçisini Kıbrıs’ın kuzeyinde de benzer uygulamalar için zorlamaktadır. Bunun için zemin hazırlanmaya çalışıldığı bellidir. Paramiliter ve eski askeri personel örgütlerine sıra ile açıklamalar yaptırılmaktadır. Bunun yanında hemşeri örgütlenmelerine de benzer açıklamalar yaptırılmaktadır. Bu açıklamalarda ilk hedef olarak KTÖS ve onun genel sekreterinin seçildiği bellidir. Bunun yanında tıpkı Türkiye’de olduğu gibi farklı düşünen herkese karşı farklı şekilde işletilen yaygın bir saldırı vardır. Bunun sonuçları da görülmeye başlanmıştır. Erdoğan’a yakınlığı ile bilinen ve bunu bir reklam aracı olarak kullanan bir medya patronu gazetesindeki bazı gazetecileri tıpkı Türkiye’de olduğu gibi muhalif oldukları için kapının önüne koyup hızla radikal sağ bir çizgiye doğru gazetesinin dümenini kırmış durumdadır. Diğer basın yayın kuruluşlarına da gerek reklam vermeme yolu ile gerekse diğer yollarla çeşitli baskılar uygulanmaktadır. Her kesime uygulanan bu baskılarla demokrasi ve özgürlükler açısından zaten karanlık bir coğrafya olan Kıbrıs’ın kuzeyi daha da kararmaktadır.

Böylesi bir ortamda TC asker-sivil bürokrasisinin kendisine ve emirerlerine karşı dayanışmayı büyütmek ve kavgayı sokakta geliştirmek için tek seçenek mücadeledir.

Böylesi bir ortamda YKP, başta KTÖS olmak üzerine saldırı altındaki tüm siyasi parti ve sendikalarla dayanışmasını açık şekilde bir kez daha dile getirir…

YKP, tüm bu nedenlerle uzun soluklu bir kavganın yeni bir adımı, bizi biraz daha hedefimize yaklaştıracak olan Sendikal Platformun 7 Nisan’daki eylemine kitlesel katılım çağrısı yapar…

Gün koltuğa sarılma günü değil, dayanış ve mücadeleyi yükseltme günüdür…

YKP, tüm üye, sempatizan ve parti dostlarını 7 Nisan, Perşembe günü saat 10’da YKP Genel Merkezi önünde buluşmaya çağırır.