Savrulan alamet de ben de varım! – Özkan Yıkıcı

0
8

Ben ada ile ilgili yazıları yazarken, mutlaka benim de K. Kıbrısta yaşadığımın da farkındayım. Buradan yapılan bilgilendirme veya yorumlarda aynen kendim de direk olarak etkilenmekten geri kalmıyorum. Bundandır ki zaman zaman bana ayit bilgiler de verirken, kendimi anlatmak değil, buradaki yaşam koşullarının nereye dek geldiğini anlamanız bakımından seçilmektedir. Örneğin son Sağlık makamlarının bana bildirdiği sonuç veya süreç içindeki gelişmeler, tipik K. Kıbrıs kurumsal insan yaklaşımının önemli örneği olmaya adaydır. Çünkü, kendilerinin dahi fazla bilmediği “belki de hiç bilmediği” Biyonik göz operasyonuma “acelesi yoktur” gerekçesiyle bana makamsal katgı dahi yapmanın gerekçesi haline sokuldu! Tabi, ben raporlar verirken, kurulda sık sık belgelerin kaybolma K. Kıbrıs geleneğini de yaşadım. Bundandır ki yazının başlığına Savurlan Alemetin içinde olduğunu belirten kelimeleri de eklemeği unutmadım…..

Dünyada gelişen Sosyal medya ağı sonucu, kitlelerde birçok önemli bilgilendirme olanağı sağladığı gibi, tam aksi deşarj olmaya da kolaylık getirdi. Giderek, Sosyal medya hem bilgilendirme, hem de normaleşip normalden kopma ve deşarj olma aracı haline de geldi. Bunu K. Kıbrısta hem sosyolojik, hem de siyasal olarak çok kolay anlamak mümkün. Örnek, siz Sosyal medya tepkilerine ve hat ta küfüre varan öfkeli cümlelere aldanmayın! Normal yaşamda, başta muhalefet veya sokakta bunun yansımasını görmezsiniz; tam aksine tanık olursunuz. Sosyal Medya resmen aldatıcı rolunu ve kitlesel deşarjla resmen muhalefeti yok eden esruman haline de geldi…. Bu elbet tümden değil, ülkesel koşullar ve kitlesel örgütlenme değerlerine de bağlıdır.

  1. Kıbrıstan ironik örneklerle buna devam edelim: B.M. Barış Gücü kararıyla alınan kararlar açıklandı. Normal ülkede olduğu gibi de dışişleri bakanı da yorumladı. Dışişleri bakanı demek, dış konulardaki en yetkili makamlardan biri demektir. Bizim yeni model Kutret Özarsay da yorumunu çaktı! Elbet, söyledikelri aslında resmi anlayış dışında değildi. Hele de hem çözümcü hem de Türkiyeci olan eklektik üst politik yapıya hiç ters gelmiyor. Fakat, bazılarının bir yerlerine dokunmuş olacak ki sokak veya medyada değil ve hat ta parlementoda da yapmayıp, kurtarıcı “Sosyal medyada” Kutreti eleştirdiler. En acayipi de bunu kişiseleştirdiler! Halbuki Kutretin dedikerline ne saraydaki horozlanıp öfkelenen sözcü veya çoktan “huzurun efkarına dalan “Akıncıdan “Katılmıyoruz” denmedi. Başbakan koltuğundan da hukuki veya imla eleştirisel sözler dahi söylenmedi. Ama, ayni kesimden birielri, partielrinde değil, sokakta değil de Sosyal medyada rahatsız olduklarını söylediler! Aslında, bunu başka partiler veya örgütler söylese, ayni kesim onları “Devrim mi sitiyorsunuz” diye alay edeceklerdi….

Başka bir konu da Afrika gazetesinin başına gelenlerdir. Önce Bursadan gelen fermanla 22 Ocak günü linç amaçlı saldırıya uğradılar. Ardından Meclis basılıp göndreine de bayrak çekildi. Bunlara belirli kesim destek verirken, başta saray ilgili gazeteye uğrayıp geçmişolsun dahi demedi. Olaylar elbet devam ivmesine girdi. Enson, ilkler denecek uygulama da oldu! Afrika gazetecilerinden ikisine Ankara savcılığı tarafından dava okutuldu! Bol hukuklu “hükümetimizden” tıs çıkmadı. Hep hukukculuklarıyla övülen şahıslar, makamda böylesi hukuki sıçramaya yorum veya yetki gücüyle tavır koymadılar! Ama, normal yurtaş doğal eleştirisine hep “hukukculuklarını” anımsatıyorlar. Ayni anda adanın kuzeyinde bolca Feytulahcı operasyonlarına da destek veya eleştiri mahiyetinde sesleri de çıkmadı. Sonra sıkılmadan “egemenlik” nutukları ile adanın çözümü yönünde de laf salataları doğruyorlar….

Yurtaş imgesine ise hiç değer vermiyorlar. Hele de ençok ihdiyacı olunan konumda! Sorgulanıp dava okutulan akademisyen için hiç hukuki veya insan haklı sözlü ifadeler makamlardan çıktımı! Sarayın huzur havasından, makamların hukuki sözcükleri incilerine bu sgandala ses diyen odlumu? Ama, iş söylemli eklektiklere gelince, bolca sözler alır başını gider. Geziler ise bir harika….

Aslında burada çok önemli siyasal veya sosyolojik önemli sonuç vardır! K. Kıbrısta birielri bilmek istemese de özellikle yetmişler ortasından KKTC ilanına dek önemli bir sistem değişimi talep eden insanlar ve çeşitli örgütler vardı. Yaşamın gerçekleri ile yeni yapılanmanın yanlışlarını ifade ederek mücadele eden kesimelr vardı. Dahası, iktidar blokundan kopan kimi birokratik siyasetciler de sırf oy hesabıyla bu sol kesime yaklaştı. CTP direk değişim söylerken Sovyet modeliyle harket ederken, TKP ise yeni örgütlü destek adına öteki sol kesimlere yaklaşıp Sosyalist jkelimesini dahi kulanıyordu. Fakat, solda özellikle hemen bir iktidar olunamayacı gerçeği ile örgütlenen yeni statiko yapısının darbeleri sonunda, direnme veya ayakta kalma yerine, giderek bu sağ partielrle ekleniyor veya CTP gibi görüşlerini değiştirip sağa teslim oluyordu. Özellikle KKTC ilanı ile önemli kavşak teslimiyeti gerçekleşti. Onca karşı çıkmalara karşın, sarayda evet denmesiyle aslında sol dosyasını boşaltmaya hızla girişti. İş Hükümet olmayla da bu teslimiyetin merkeze gelişi sağlandı.

Bunları eğer ömrüm yeterse bu sitede tefrika halinde veya yine yayınlanma garantisiyle kitaba çevirmeği de aklımda tutuyorum. Sonuçta eski sol çiggilerin şimdi sağlaşmasıyla garip bir paradoks oluştu. Özellikle, sol söylemlere karşı çıkmak, kendi denetimlerinde yapılanları konuşturtmama duruşları yayıldı. Öyle yayıldı ki yalan söylemelerine karşın yalanlarını söylemeğe kızacak dereceye geldiler. Bazı önemli gelişmelere ya sursak veya karşı çıkıp küçümseyerek karşılık veriyorlar. Çok basitini yazalım: Son dönemde hastanelere giden ve özellikle sağlık merkezlerine ulaşan hastaların birçok hastalığın artık ilacını bulamıyorlar! Fakat, bunu söyleyen olunca da ilgili makamlar hemen karşılık verip “ilaç eksikliği yok” diyerek, gerçeğin yaşanmışlığını örtmeye çalışıyorlar. Bazı üst birokratlar da sorun çözemediği için de sorunun konuşulduğu anda,”kim söyledi” araştırması ile baskı kurma yönüne gidiyorlar.

Eskiden sistemi değiştirecekelrini ve yanlışlarını sırlralayan kendine sol diyen ve hala onun etiketini kulananlar, şimdi, koltukta olmanın rantıyla ayni gerçeklerin söylenmesine karşı çok kızıyorlar. Eskiden karşı oldukları tutumları, şimdi daha da acayipini dedikodularla kendileri uygulamaya çalışıyorlar. Sol etiketlerine, sağdan ital edikleri kelimeleri koyup, baskılarıyla da gerçekleri gizleyerek yeni bir işbirlikci kültürel siyaseti de yarattılar.Hat ta karşı oldukları “özelleştirmeleri” bizat kendileri yaratmaya devam ediyorlar. Bir anlamda, sistemleşen işbirlikci bağımlı solun da düşünce modelini baskıyla birlikte oluşturdular. Sadece partiler değil elbet. Eskiden mesleki ve şöylesine olsa da demokratik örgütler de ayni çizgilere geldi. Ben bunu sağlık dosyası adıyla Ratyo Mayis ve ingernet televizyonu prokramında direk sorularımla yansıttım. İlaç yokluğunda dahi, ilgili derneğin veya sivil örgütün sırf bakanlıkla olan iyi ilişkisi nedeniyle eleştirmediğini çaktırmadan sorularımla tüm dinleyenlerin önlerine serdim.

İşbirlikci olmak değişimi de ret etmektir. Hat ta eski baştan beri olan işbirlikcilerden daha bir işbirlikci olunuyor. Dikat edin sonradan teslim olarak oluşan işbirikciler şu çıkışı da yapıyorlar: “Biz hazırlıyoruz” demeği hep yapıyorlar.Elbet, eskiden sağın baskıyla söyletmediklerini şimdi eskiden söyleyenler yaparsa, kitlesel umutsuzlukla değişen nifusal gelenlerin de hızıyla K. Kıbrısta artık alamet savruluyor. İçinde de bizler de varız. Ama birileri de sosyal medya ile nedenli muhalif tepki duyan insana raslarken, sokakta banbaşka dünya ile karşılaşmaktadır. Ben de bana “müracat yap da biraz katgı ederiz” diyen eski uBP müsteşarına uyup Biyonik Göz konusunda biraz katgı isterken; sonradan gelen CTP makamcılar ise hem de bolca ünvanlı birokratdan meslekciye dek şu tuhaf cümleyle ret ediliyordum: “Acelesi yoktu”! Ben hayatım boyunca UBP karşıtı olan kişi şimdi bilinçli olmasam, bu basit ama önemli konuda başıma gelenlerden sonra ne düşüncelere düşecektim?Acaba, imzası olan ve birçok bahane yanında “acelesiyeti yoktu” diyen meslekli, birokrat ve örgütcü kişilere şunu sorsam: Siz Biryonik göz operasyonu için hangi koşulların olması gerektiğini ve yaşın önemli oluşundan haberiniz varmı desem makamınıza biraz toz düşmezmi? Sormadan ve ünvanla yapılan dayatmalar hep eksiklik ve ardından kapanmaz bir sorgulama brakır. Birçok emsaline rağmen dizilen öteki gerekçeler se adeta alametin hikayesinden öte olmuyor. Ama konu sağlıktır. Kimse kolay kolay konuşamaz. Kamusalcının kliniğime veya özel hastaneye gel demesine dahi, çaresiz hasta karşı olsa da uyar. Eğitimin ve sağlığın kamusal olma önemi burada yatıyor. Kimse K. Kıbrısta sağlık veya eğitimin kamusal olduğunu savunamaz. Ama, bol hukukcu hükümetimizde yasalar diyor ki “Kamusaldır.

İşte, teslimiyetin onursuz yerleşiminin ürünleri böyle. İlaç yokturun dahi baskı ve öfke getirme gerçekleri veya Afrika gazetecilerine dava Ankaradan okunmasına başta koltuk hukukcuların ses çıkarmama aşamasına gelinmenin aynasıdır. Bunlar yarınların nerelere dek gideceğinin de acı mesajıdır.

Yorumunuzu ekleyin

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.