yazılariktibasYeni Kaledonya: Fransız sömürgeciliğine karşı Kanak ayaklanması - Rob Grams
diğer yazılar:

Yeni Kaledonya: Fransız sömürgeciliğine karşı Kanak ayaklanması – Rob Grams

Yeniçağ podcastını dinleyin

Orjinal yazının kaynağıfrustrationmagazine.fr
alıntı yapılan kaynakemrekose.substack.com

Yeni Kaledonya’da son zamanlarda yüksek yoğunluklu bir ayaklanma yaşanıyor; yağma, iş yerlerinin tahrip edilmesi, polise karşı silahlı mücadele (molotof kokteylleri, gerçek mermiler…), cezaevi ayaklanmaları… Fransa’nın herhangi bir bölgesinde olsaydı, bu manşet haber olurdu. Ancak Yeni Kaledonya, Fransa’nın herhangi bir bölgesi değil. Bir sömürge ve bu nedenle anakara Fransa’nın pek ilgisini çekmiyor, bu yüzden orada neler olduğunu anlamak güç. Bu gizemi çözmeye çalışalım.

Geçmişe bakış: Yeni Kaledonya’nın sömürgeleştirilmesi

Yeni Kaledonya, Okyanusya’da bir adalar grubu. 18. yüzyıla kadar Yeni Kaledonya’nın yerli halkları, Batı müdahalesi olmadan hayatını sürdürdü. Bu durum, 18. yüzyılın sonları ve 19. yüzyılın başlarında değişmeye başladı. 1820’lerde İngiliz tüccarlar, uluslararası ticareti teşvik etmek için stratejik olarak yerleştirilmiş yabancı yapılar olan “ticaret merkezleri” inşa etmeye başladılar. Yirmi yıl sonra misyonerler, şimdi Kanaklar olarak bilinen halkın yaşam biçimlerini değiştirme, inançlarını dönüştürme ve onları Hristiyanlığa döndürme fikriyle geldiler. Fakat evdeki hesap çarşıya uymadı ve 1847’de Kanaklar misyonlardan birine saldırarak Rahip Blaise Marmoiton’un başını kesti. Bir temel atılmıştı: Kanaklar sömürgeleştirmeye izin vermeyeceklerdi.

Yeni Kaledonya: Eski Fransız çalışma kampı

Batılıların Yeni Kaledonya’ya dönük emelleri, sonraki on yılda yeni bir boyut kazandı. III. Napolyon (1848’den 1870’e kadar iktidarda kalan), yeni ceza kolonileri inşa etmek için bir bölge arıyordu. Yeni Kaledonya, Eylül 1853’te resmen Fransa tarafından sömürgeleştirildi. Fransızlar, korkunç koşullarda çalışan mahkumlar için bir çalışma kampı olan bir bagne kurdular. Mahkumlar, sömürgeciliği teşvik etmek için cezalarını çektikten sonra kalmaya teşvik edildi.

Adi suçluların gönderildiği Yeni Kaledonya, daha sonra büyük ölçüde siyasi muhalifleri sürgün etmek için kullanıldı ve burası, gerçek bir “Fransız gulagına” dönüştürdü. 1830’daki Fransız sömürgeciliğine direnen Cezayirliler gibi, derhal idam edilmeyen Paris Komünü devrimcileri de kitleler halinde buraya sürüldü. Oraya sürülen Louise-Michel, “Kanak sorununa” değinenler arasındaydı. Hükümlüler, sömürge altyapısını inşa etmek için neredeyse bedava işgücü olarak kullanıldı. Nikel keşfedildikçe kapitalistler, bu koloniye giderek daha fazla ilgi duymaya başladı. Madencilik ve metalurji gelişti. Kanaklar, Fransız sömürgeciliğini asla pasif bir şekilde kabul etmeyeceklerdi.

1878’de, Kanak “büyük reisi” Aitaï, Fransız valisine kendini tanıttı, önüne bir çuval toprak attı ve “sahip olduğumuz şey bu” dedi. Sonra bir çuval taş döktü ve “bize bıraktığınız şey bu” dedi. Fransız yerleşimciler, yavaş yavaş ekilebilir arazileri tekelleştirerek Melanezya gıda ekonomisini istikrarsızlaştırdı ve yerlileri daha düşük kaliteli topraklarla baş başa bıraktı. Ataï, diğer kabile reisleriyle iş birliği içinde Nouméa’yı (Yeni Kaledonya’nın şu anki başkenti) ele geçirmeyi planlamaya başladı. Fakat 1878’in haziran ayında yerleşimci bir ailenin öldürülmesinin ardından işler hızlandı: Sömürge yönetimi on kabile reisini hapse attı. Hazirandan ağustosa kadar Kanaklar planlarını değiştirdiler ve büyük çaplı saldırılar başlatarak yaklaşık 200 jandarma ve sömürgeciyi öldürdüler.

Ayaklanma sonunda Fransa tarafından bastırıldı ve baskı son derece kanlıydı: Ataï’nin başı kesildi ve ilaca yatırılan kellesi, Paris’e bir ödül olarak gönderildi. Diğer Kanak reisleri yargılanmadan idam edildi ve Melanezyalıların neredeyse yüzde 5’i (yaklaşık 2 bin kişi) öldürüldü. Fransız sömürgeciliğinin sadist barbarlığı hafızalara böyle kazındı.

Birinci Dünya Savaşı sırasında, Kanak askerleri kendilerini onlarla hiçbir ilgisi olmayan bir savaşta silah altında buldular. Bunun da ötesinde Fransız sömürgeciler, artan tedarik ihtiyacını karşılamak için daha da fazla toprak ele geçirdiler. 1917’de, Tiamou kabilesinin reisi Noël’in etrafında bir gerilla savaşı örgütlendi. Bu, bir yıl sonra bastırıldı. Noël’in de başı kesildi ve altmış kadar ayaklanmacı daha yargılandı. Bu yeni ayaklanmanın ardından Fransız sömürgeciler yeni bir yaklaşım denediler. Maksat, direniş ruhunu içeriden çökertecek bir “Kanak cumhuriyetçi eliti” yetiştirmekti.

1931’de Kanaklar, Paris’teki Sömürge Sergisi’nde hayvanmış gibi sergilendi. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Yeni Kaledonya’nın statüsü değişti. Artık resmi olarak bir sömürge olarak kabul edilmiyordu ve Kanaklara Fransız vatandaşlığı verildi. Nüfus, 1957’de oy kullanma hakkını elde etti. Yeni Kaledonya, dünyanın en büyük üçüncü nikel üreticisi oldu ve Fransız makamları, yerleşimi teşvik etti. Bu yerleşimci akını, 1970’lerin ilk yarısında nüfusu yüzde 20 artırdı.

Aynı zamanda, bağımsızlık yanlısı fikirler gelişiyor ve 1980’lerde yeni bir anti-kolonyal ayaklanma döneminin —Fransa’nın les événements (olaylar) dediği şey— yoluna taş döşüyordu.

“Olaylar”

1960’larda, Kanak milliyetçilerinin talepleri daha resmi hale geldi. 68 Mayısına katılan solcu öğrenciler Yeni Kaledonya’ya döndüler. Aşırı solcu aktivist Nidoïsh Naisseline, “Kızıl Fularlılar” anlamına gelen Foulards Rouges’u kurarken, 1971’de diğer bağımsızlık yanlısı aktivistler Groupe 1878’i (o yılki ayaklanmaya atıfta bulunarak) kurdular. Toprakların iadesini talep ettiler ve kimliklerini korumak istediler. 1975’te Kanak Kurtuluş Partisi’ni kurmak üzere birleştiler. 1979’da Parti indépendantiste gibi başkaları da onları takip etti.

Bir öğretmen ve bağımsızlık destekçisi olan Pierre Declercq, Eylül 1981’de evinde öldürüldü. Katilleri asla bulunamadı. Gösteriler patlak verdi ve barikatlar kuruldu. Jandarmaların öldürülmesiyle birlikte durum Temmuz 1983’te daha da kötüleşti.

1989’da kendi kaderini tayin konusunda bir referandum planlandı, ancak bağımsızlık yanlısı hareket, seçmenlerin sınırlı olmasını istedi, böylece oy kullanacak olanlar sömürgeciler değil, yerli halklar olacaktı. Bu talep başta reddedildi. 1984’te Kanak bağımsızlık aktivistleri, askeri eğitim için Kaddafi’nin Libya’sına gitti. Bağımsızlıkçı Cephe, Kanak ve Sosyalist Ulusal Kurtuluş Cephesi (FLNKS) haline geldi ve ikincisi, gayri meşru olarak gördükleri bu seçim kuralı nedeniyle 1984 yerel seçimlerini boykot etmeye çağırdı. Bağımsızlık yanlısı liderlerden Eloi Machoro, boykotu sembolize etmek için bir oy sandığını parçaladı. Bu, ayaklanmanın başlangıcı sayılırdı.

FLNKS bir kez daha, sömürgecilerin de Kanaklarla aynı şekilde oy kullanabilmesi halinde referanduma katılmayacağını açıkladı. Bu, bağlantısızlar hareketi, yani ABD ya da Sovyetler Birliği’ne boyun eğmeyi reddeden ülkeler tarafından desteklendi. BM Genel Kurulu, “Yeni Kaledonya halkının kendi kaderini tayin etme ve bağımsızlık konusundaki vazgeçilmez hakkını” teyit eden bir karar aldı ve Yeni Kaledonya’yı BM’nin Özerk Olmayan Bölgeler listesine, yani “nüfusları henüz tam özyönetime sahip olmayan” sömürgeleştirilmemiş bölgelere dahil etti.

Referandum bağımsızlık hareketi tarafından boykot edildi ve Eylül 1987’de bu “kendi kaderini tayin hakkı” şaşırtıcı olmayan bir şekilde reddedildi. Ayrıca devlet başkanlığı ve bölgesel seçimleri de boykot etme sözü verdiler. Ekim ayında, 1984 yılında on bağımsızlık liderinin öldürüldüğü bir pusunun faillerinin tamamı Avrupalı bir jüri tarafından beraat ettirildi ve bu da Kanakların öfkesini tetikledi.

1988’deki devlet başkanlığı seçimlerinden iki gün önce FLNKS militanları yeni bir saldırı —Ouvéa rehine krizi— başlattı. Yaklaşık altmış bağımsızlıkçı Ouvéa’daki bir polis karakoluna saldırdı ve yirmi jandarmayı rehin aldı (dördü saldırı sırasında öldürüldü). Rehinelerin yarısı kısa sürede serbest bırakılırken, diğerleri bir mağaraya götürüldü.

Fransız hükümeti adayı askeri bölge ilan etti ve yayın yasağı getirdi. Fransız askerleri bayram etti; çocuklar istismar edildi ve ailelerinin gözleri önünde kulübelere bağlandı.

Jandarmalar kaçıranlar tarafından iyi muamele görürken, Chirac General Vidal ile konuştu ve ona İsraillilerin ve Thatcher’ın böyle bir durumda ne yapacağını sordu. General bir “müdahale” başlatacaklarını söyleyince Chirac da bunu yapma yönünde karar aldı.

5 Mayıs 1988’de saldırı başladı ve Kanaklar rehinelere zarar vermeden kaçmalarına izin verdi. Resmî açıklama basitti: 18 fidyeci çatışmada öldürülmüştü. Ancak bunlardan 12’sinin diğer yaralarına ek olarak kafalarında da mermi bulundu. Kısacası, bunlar yargısız infazlardı. Haziran ayında çıkarılan af yasası bu hadiseyle ilgili tüm hakikatlerin ortaya çıkmasını ve gerçekte ne olduğunun soruşturulmasını engelledi. Michel Rocard da bunu teyit etti: “Ouvea mağarası hadisenin sonunda yaralanan Kanaklar vardı ve bu yaralılardan ikisi, aralarında bir subayın da bulunduğu Fransız askerleri tarafından botlarla öldürüldü […] Bunu ortaya çıkarmak gerekiyordu ve bu nedenle bunun da afla güvence altına alınması gerekiyordu”.

Asayişi yeniden tesis etmek için, özellikle FLNKS tarafından kabul edilen Matignon Anlaşmaları imzalandı. Anlaşmalar, Yeni Kaledonya’da kendi kaderini tayin konusunda yapılan ve evet oyuyla sonuçlanan bir referandumla onaylandı. Anlaşma, on yıl sonra bağımsızlık için bir referandum yapılmasını öngörüyordu.

Tartışmalı 2021 referandumu

Bu dönemde Fransız hükümetleri fabrikaların ve altyapının inşasını teşvik etti. Takımadalardaki eşitsizlikler oldukça ciddi olmaya devam etti. 1998 yılında Nouméa Anlaşması, başlangıçta o yıl yapılması planlanan bağımsızlık referandumunu on yıl daha erteledi.

2018’in kasım ayında gerçekleştirilen referandumda sadece Kanak ve Caldoche (uzun süredir yerleşik olan sömürgecilerin ve hükümlülerin torunları) ahalisi oy kullandı. Bağımsızlığa “hayır” diyenler yüzde 56,4 oranında oy aldı. Yasalara göre Kanaklar iki referandum daha düzenleyebilir.

Bağımsızlık konusunda yeni bir referandumun 2020’de yapılması planlanıyordu. Bu, Kovid-19 pandemisi nedeniyle bir miktar ertelendi. Bağımsızlık yanlısı oylar güç kazandı ancak yine kaybetti ve “hayır” oyları yüzde 53,2 ile kazandı.

2021’de üçüncü bir referandum yapıldı, ancak bu kez bağımsızlık hareketi tarafından boykot edildi. Fransız hükümeti, pandemi nedeniyle talep edildiği gibi referandumu ertelemeyi reddetti. Bağımsızlık yanlıları oy kullanmadığı için, referandum şaşırtıcı olmayan bir şekilde bağımsızlığı reddedenlere yüzde 96 ile son derece büyük bir zafer kazandırdı.

Mayıs 2024: Anayasa reformuna karşı ayaklanma

Fransız hükümeti, anayasal kuralları değiştirmek ve gelecekteki bağımsızlık ihtimalini sınırlamak adına bağımsızlık hareketinin yenilgisinden istifade etmeye çalışıyor. En az on yıldır bölgede yaşayan tüm Yeni Kaledonya sakinlerine oy hakkı tanımak istiyor ki bu da Kanakları giderek azınlığa düşürecek.

Fransa2da milletvekilleri 13 Mayıs Pazartesi günü bu yasayı görüşmeye başladı. Bu durum büyük bir ayaklanmaya yol açtı; araçlar ateşe verildi, mağazalar yağmalandı, onlarca işyeri ve fabrika yakıldı, polisle çatışmalar yaşandı, barikatlar kuruldu ve cezaevlerinde ayaklanmalar çıktı.

France Insoumise (Boyun eğmeyen Fransa, parlamentodaki sol partilerden biri) tasarının geri çekilmesi çağrısında bulundu ama sokağa çıkma yasağı ilan edilmesine ve hükümetin on beş GIGN [özel kuvvet] takviyesi göndermesine rağmen oylama hala planlanıyor.

Yeni Kaledonya’daki yüksek yoğunluklu ayaklanmanın arka planında, bu huzursuzluğun derin köklerini anlamak oldukça önemli. Yeni Kaledonya’nın sömürgeleştirilmesi toplum üzerinde derin izler bıraktı, onlarca yıl süren baskı, yerli toprakların mülksüzleştirilmesi ve acımasız baskı ile karakterize oldu. İlk yerleşimci saldırılarından 1980’lerdeki sömürge karşıtı ayaklanmalara kadar, Yeni Kaledonya’nın tarihi özgürlük ve kendi kaderini tayin için verilen sürekli bir mücadelenin tarihi.

1988’de imzalanan Matignon Anlaşması gerilimi azaltmış gibi görünse de dengesiz ekonomi ve göze batan sosyal eşitsizlikler nedeniyle eşitsizlikler devam ediyor. Bağımsızlık konusunda yapılan referandumlara rağmen, sonuçların birbirine yakın olması ve Yeni Kaledonya’nın nasıl bir yol izleyeceği konusunda devam eden tartışmalar nedeniyle tansiyon hala yüksek. Fransız hükümetinin son anayasal reform teşebbüsü protestoları yeniden alevlendirdi ve benzeri görülmemiş bir isyan hareketini körükledi. Yangınlar, yağmalar ve polisle çatışmalar, bir kez daha dışlanmış ve ihanete uğramış hisseden bir hüsranını ve öfkesini yansıtıyor. Macron’un Fransa’sı acımasız bir baskı riski taşırken, Kanak halkının kendi kaderini tayin etme yönündeki meşru isteklerinin tanınması büyük önem taşıyor.

- Advertisement -spot_img
- Advertisement -spot_img
5,999BeğenenlerBeğen
796TakipçilerTakip Et
1,253TakipçilerTakip Et
259AboneAbone Ol

yazılar

Yeniçağ Podcastını dinleyin