Kıbrıs iktibasSevgül UludağKıbrıs’ta kadın barış hareketinin kısa tarihçesi - Sevgül Uludağ
diğer yazılar:

Kıbrıs’ta kadın barış hareketinin kısa tarihçesi – Sevgül Uludağ

Yeniçağ podcastını dinleyin

Orjinal yazının kaynağıyeniduzen.com

Kıbrıs’ta kadınlar yalnızca çatışmaların ve savaşın kurbanları olmadı, aynı zamanda aktif biçimde barış hareketinin parçası oldular, kendi örgütlenmelerini oluşturarak çeşitli çevrelerin büyük oranda görmezden gelmesine karşın kadın barış hareketini her zaman bu topraklarda var ettiler…

Bu araştırmamızda, yakın geçmişimizden başlayarak Kıbrıs’ta kadın barış hareketinin kısa tarihçesini ele almaya çalıştık. Aslında bu çalışmayı, Birleşmiş Milletler Kıbrıs Barış Gücü’nün bundan sekiz yıl önce düzenlemiş olduğu bir etkinlik için hazırlamaya girişmiştik ve Lefkoşa’da Yeşil Hat üzerinde, ara bölgedeki Dayanışma Evi’nde geniş bir sunum yapmıştık. Bu sunumla, görünmez olanı görünür kılmaya çalışmıştık… Bugün bu sunumdan kısa bir özet paylaşmak istiyorum… Dünya Emekçi Kadınlar Günü vesilesiyle, Kıbrıs’ta kadın barış hareketinin kısa tarihçesini ve bu harekete gönüllü olarak katkıda bulunmuş olanları anmak istiyorum… Elbette arada gözden kaçan örgütlenmeler ve isimler olabilir ancak onları da okurlarımızın yardımlarıyla ekleyebiliriz…

YURTSEVER KADINLAR BİRLİĞİ…

Kıbrıs’ta kadınların yakın geçmişteki barış talepleri 1970’li yıllarda Yurtsever Kadınlar Birliği’nin eylemleriyle ortaya çıkıyor… Yurtsever Kadınlar Birliği, ilerici kadınların oluşturduğu, CTP’ye yakın kadınlardan oluşan bir dernek… Nükleer savaşa karşı, Kıbrıs’taki İngiliz üslerinin Ortadoğu halklarına karşı kullanılmasına karşı çıkan, Kıbrıs’ta iki toplumlu, iki bölgeli bir federal çözüm için eylemler, açıklamalar yapan ve barış talebini yüksek sesle dile getiren Yurtsever Kadınlar Birliği, 70’li ve 80’li yıllarda oldukça dinamik bir yapıya sahipti… 1 Mayıs yürüyüşlerine katılıyordu, 1 Eylül yürüyüşlerine katılıyordu ve kadınların eşitlik, özgürlük ve barış taleplerini görünür kılmaya çalışıyordu… Bu hareketin öncü isimleri arasında Dudu Sabit Soyer, Oya Talat, Özay Kalyoncu, Yücel Özser, Tülin Murat, Güzin İnce, Güzin Okutan, Zühre Civa, Emel Tel, Emine Soley, Fatma Ekenoğlu gibi isimler bulunmaktaydı…

BARIŞ VE FEDERAL ÇÖZÜM İÇİN KADIN HAREKETİ…

1980’li yıllara geldiğimizde, Barış ve Federal Çözüm İçin Kadın Hareketi’nin kuruluşuna tanık oluyoruz…  Barış ve Federal Çözüm için Kadın Hareketi gibi bir örgütlenmenin kurulmasına ilham veren şey benim için Moskova’da 23-27 Haziran 1987’de yapılan Dünya Kadınlar Kongresi idi. Bu kongre “Nükleer silahlardan arındırılmış, barış, eşitlik ve kalkınmayla 2000’e doğru” sloganıyla yapılmıştı. 154 ülkeden 2,800 kadın delege katılmıştık bu kongreye – 800 ulusal, 73 uluslararası sivil toplum örgütü ve 15 de BM kuruluşu katılmıştı kongreye.

Ben bu kongreye, Kıbrıs’tan YENİDÜZEN gazetesinde her hafta “Kadın” başlıklı bir sayfa hazırlayan araştırmacı bir gazeteci ve bir barış aktivisti olarak katıldıydım. Bu “Kadın” sayfası, yemek tarifleri, çocuk bakımına ilişkin tavsiyeler gibi konuları değil, dünyada kadınların nasıl örgütlendiği, ne tür mücadelelere giriştikleri, geçmişte ve günümüzde kadınların eşitlik, barış ve demokrasi için neler yapmakta oldukları konusunda yazılarımın ve araştırmalarımın yer aldığı Kıbrıs Türk basınında son derece özgün “ilk” kadın sayfalarından biriydi… “Kadın” sayfası, YENİDÜZEN’de yayımlanmaktaydı ve Dünya Kadınlar Kongresi’ne katıldığımda, bu sayfada öykülerine yer vermiş olduğum hareketlerden canlı tanıkları bulmak, benim için inanılmaz bir fırsat olacaktı… Dünyayla gerçek bir bağ kuruyordum ve bunun etkilerini de Kıbrıs’taki kadın hareketine taşıyacaktım…

Benimle birlikte Dünya Kadınlar Kongresi’ne Yurtsever Kadınlar Birliği’nden YKB Başkanı Dudu Sabit Soyer ve hatırladığım kadarıyla YKB yönetim kurulu üyelerinden Yücel Özser arkadaşlarımız katılmıştı… Kıbrıs’ın güneyinden de çeşitli siyasi partilerin kadın örgütlenmelerinden temsilciler bu kongreye katılıyordu. POGO’dan Hristina Valanidu arkadaşımızla Moskova’da buluşmuştuk – bana bir çift küpe getirmişti bakır renkli… O dönem POGO’da çok aktifti Hristina ve POGO lideri Hristina Dimitriadu idi…

Moskova’daki kongre, kadın hareketinden bir gazeteci olarak önümde geniş ufuklar açıyordu… YENİDÜZEN’deki “Kadın” başlıklı sayfamda kaleme aldığım yazıların kahramanları karşımdaydı işte: Greenham Common’dan kadınlar, Filistin’den Gazze Şeridi ve Batı Şeria’dan kadınlar, İran’dan, Irak’tan, İrlanda’dan, İngiltere’den, Japonya’dan kadınlar… ABD’den Barış için Büyükanneler örgütünden kadınlar… Tüm bu kadınların eylemleri hakkında sayfamda yazılar yazmıştım ve işte şimdi onları kanlı canlı karşımda buluyor, onlarla konuşup dostluklar kuruyordum ve bu deneyim benim gelecekteki adımlarımda önemli bir köşe taşı olacaktı…

En fazla etkilenmiş olduğum kadın barış hareketi, Greenham Common barış hareketiydi… Greenham Common, ABD’nin Pershing ve Cruise nükleer füzelerini İngiltere’de yerleştirmiş olduğu bir askeri üstü. Bu üssün dışında toplanan İngiltere’den kadın barışseverler, Greenham Common kadın barış hareketini oluşturmuşlardı. Burada Amerikan Cruise ve Pershing füzelerine karşı direniş örgütlüyorlardı. Ancak bana son derece ilginç gelen onların örgütlenme biçimiydi. İngiltere’de Thatcher yönetimi, kadınların üstüne atlı polislerini saldırtıyordu… Ancak Thatcher yanlısı “liberal” basın, Greenham Common’daki kadın barış hareketini hedef göstermekle birlikte, saldıracak tek bir “lider” bulamıyordu. Çünkü öyle bir “lider” yoktu. “Liderlik” paylaşılmıştı. Beni büyüleyen de bu olmuştu. Greenham Common kadın barış hareketinin liderliği sürekli değişiyordu. Kadınlar sırayla liderlik yapıyordu. Basın açıklaması yazmayı, bunları medya önünde okumayı öğreniyorlardı sırayla. Dönüşümlü biçimde bunu yapıyorlardı – bu yüzden İngiltere medyası, saldıracak tek bir “lider” bulamıyordu… Bir yandan kadınlar bu “liderlik” rollerinde kendilerini bu şekilde dönüşümlü biçimde eğitiyor, öbür yandan daha önce hiç yapmamış oldukları işleri yapmayı öğreniyor ve deneyim kazanıyorlardı. Bir tür okul oluyordu hareketin ta kendisi… Bunun Kıbrıs’ta da uygulanması gerektiğini düşünüyordum.

Aslında Kıbrıs’ın kuzeyinde böylesi bir kadın barış hareketine ihtiyaç vardı… Kıbrıs’ın güneyinde kadınlar “Eve dönüş hareketi” başlatmışlardı ancak bu hareket, Kıbrıslıtürk ilerici harekete karşı kullanılmaktaydı dönemin Kıbrıslıtürk rejimi tarafından… Kıbrıslırum kadınlar, “Eve dönüş hareketi”nde yalnızca “mülk”ü, “toprağı” hedeflemişlerdi, gündemlerinde Kıbrıslıtürk kadınlarla iletişim pek yoktu ya da esas hedefleri bu değildi… Bu hareketin eylemlerini kullanan Kıbrıslıtürk liderliği, “Bakınız Rumlar geliyor, sizi evlerinizden atmak, yerinizden etmek istiyor” diyordu… Kıbrıs’ın güneyindeki bu kadın hareketiyle temas kurmak, onlarla bir diyalog başlatmak, onlara yaptıklarının aslında Kıbrıs’ın kuzeyindeki ilerici harekete karşı kullanılmakta olduğunu, oysa esas olanın iki toplumdan kadınların diyaloğu ve birlikte etkinlikleri olması gerektiğini anlatmak istiyordum… Moskova’daki Dünya Kadınlar Kongresi’ndeyken orada eğitim görmekte olan gazeteci arkadaşımız Andreas Paraskos’la tanışmıştık. Bu konuda Paraskos bize yardım edecekti ve “Eve dönüş hareketi”nden bazı Kıbrıslırum ve İngiliz kadınlarla buluşmamızı ayarlayacaktı. Onlara da düşüncelerimi aktarmıştım ve ilgiyle dinlemişlerdi… Kıbrıs’ta kadınların barışa ve karşılıklı anlayışa hizmet edecek ortak etkinlikler düzenlemeleri gerektiği konusunu düşünmelerini istemiştim… (Nihayetinde Kıbrıslırum kadınların “Eve dönüş hareketi”yle hiçbir Kıbrıslıtürk kadın örgütü, hiçbir zaman herhangi bir işbirliği yapamadı…)

1987’deki Dünya Kadınlar Kongresi’nden Kıbrıs’a döndüğümde kolları sıvadım… Yakın arkadaşım Şefika Yaşar’la birlikte bu konuya kafa yormaya başlamıştık. Yurtsever Kadınlar Birliği’nden bazı kadın arkadaşlarla da bu konuyu konuşuyorduk… CTP’den saygı duyduğumuz MYK’dan bazı arkadaşlarla da görüşlerimizi birkaç kez paylaştık…

Aklımızdaki model aslında geniş bir kadın barış hareketiydi – ille de “partili” olmayan kadınların da dahil olacağı bir hareket… Örneğin kadın şairlerin, kadın ressamların, kadın sanatçıların, kadın gazetecilerin dahil olacağı bir hareket…

Böylece işe giriştik ve geniş katılımlı bir toplantı çağrısı yaptık… Toplantı KTÖS’te gerçekleşmişti – toplantıya çok sayıda CTP’li kadın üyenin yanısıra, CTP üyesi olmayan kadınlar da katılmıştı…

“Barış ve Federal Çözüm için Kadın Hareketi” böylece oluşacaktı – sanırım 1988 yılında tam olarak faaliyete geçmiştik. Greenham Common kadın hareketinin uyguladığı modeli de başlangıçta kadınlar benimsemişlerdi. Dönüşümlü liderlik olacaktı bu harekette ve her ay bu liderlik değişecek, kadınlarımız sırayla bildiri yazmayı, bunu basına dağıtmayı, eylem örgütlemeyi vs. öğrenecekti bu harekette…

jj-066.jpg

“KARILAR DA YÜRÜDÜ…”

Barış ve Federal Çözüm için Kadın Hareketi, sokakta bildiri dağıttığında ve barış çağrısı yaptığında, Kıbrıslıtürk liderliğinin emrindeki sağcı medyanın saldırılarına uğrayacak, “Karılar da yürüdü” gibi manşetler atılacaktı…

Barış ve Federal Çözüm için Kadın Hareketi, 1980’li yılların sonunda özgün bir kadın barış hareketi olarak kendi pankartlarını kendi hazırlayacak, ressam Nilgün Güney öncülüğünde kendi kartpostallarının baskılarını yapacak, barış için çeşitli etkinlikler düzenleyecekti. Kıbrıslırum kadınlarla buluşmanın mümkünatı yoktu o günlerde çünkü barikatlar sımsıkı kapalıydı henüz… Aynı anda, aynı saatte, bölünmüş Lefkoşa’nın iki tarafında aynı bildiriyi Türkçe ve Rumca olarak dağıtmayı başaracaktık buluşmamız engellense dahi… Bunu POGO’yla birlikte başaracaktık…

Barış ve Federal Çözüm için Kadın Hareketi’nde maalesef “paylaşılmış liderlik” konsepti bir süre sonra çöpe atıldı… “Biz bir çekirdek kadro oluşturduk, liderler hep bu çekirdek kadrodan çıkacak” dendi ve nihayetinde, başlangıçtaki amaçtan uzağa düşülerek geniş tabanlı, farklı görüşlerden kadınları kucaklayan bir hareket yerine dar bir kadroyla işler kotarılmaya çalışıldı…

Bu harekette emeği geçenler arasında Canan Öztoprak, Ünsal Çağda, Seval Nalbantoğlu, Vesile Usar gibi isimler vardı…

KADIN ARAŞTIRMALARI MERKEZİ…

1990’lı yılların başlarında değerli araştırmacı-yazar, şair Neriman Cahit’le birlikte Kadın Araştırmaları Merkezi’ni oluşturduk ve Kıbrıs’ın kuzeyinde kadınların durumuna ilişkin veriler toplamaya çalışarak bunları Birleşmiş Milletler’de Kadınlara Karşı Her Türlü Ayırımcılığın Ortadan Kaldırılması Konvansiyonu’nu izleme komitesinde dağıtmayı başardık. Çeşitli etkinlikler düzenledik. BM Kadınlara Karşı Her Türlü Ayırımcılığın Ortadan Kaldırılması Konvansiyonu’nu Türkçe’ye çevirerek dönemin Meclis Başkanı Hakkı Atun’a sunduk, kadınların eşitlik mücadelesinde bir köşetaşı niteliğindeki bu konvansiyonu Meclis’in kabul ederek varolan Aile Yasası, Miras Yasası gibi yasalarda bu konvansiyonun öngördükleri doğrultusunda değişiklik yapmasını talep ettik. Selma Bolayır arkadaşımız da bize katılarak çeşitli araştırmalar yürüttü… 1990’lı yılların başlarında Kıbrıslıtürk toplumunda “aile içi şiddet” kavramını ilk tartıştıran da Kadın Araştırmaları Merkezi olmuştu. Bu dönem KTÖS lokalinde düzenlenen bir seminerde, ilk kez bir Kıbrıslırum kadın konuşmacı, değerli arkaşımız Mary Pyrgos, Kıbrıs’ın güneyinde aile içi şiddet konusunda yapılan çalışmaları Kıbrıslıtürkler’e aktarmıştı. Mary Pyrgos, “Eşit Haklar, Eşit Sorumluluklar” başlıklı bir örgütün kurucusuydu ve bu örgüt, bir “Alo Şiddet” hattı oluşturmuş, aile içi şiddete maruz kalan kadınlara yardım ediyor, Mary Pyrgos da polis akademisinde, Kıbrıslırum polislere “aile içi şiddet” konusunda eğitim veriyordu. Sonraki yıllarda “aile içi şiddet” konusunu ele almaya devam etti kadın hareketimiz ve bu konuda çeşitli kampanyalar düzenledik, Kadın Platformu sürecinde de o dönem Kadın Birimi Başkanı olan İnci Tüccaroğlu’yla birlikte devletin bir “alo şiddet” hattı oluşturması, kadın sığınma evi açılması gibi konularda yoğun çalışmalar yaptık.

ÇATIŞMALARIN ÇÖZÜM SÜRECİ…

1990’lı yılların bir diğer önemli gelişmesi de, Kıbrıs’ta çatışmaların çözüm sürecinin başlatılması oldu. Fulbright’ın şemsiyesi altında başlatılan bu çalışmalara katılan kadınlar, Birleşmiş Milletler Dördüncü Dünya Kadınlar Konferansı’na katılacak ve iki toplumlu çatışmaların çözümü kadın eğitmenler grubu olarak Çin’de sunum yapacaktı. Bu süreçte öncülük barış aktivisti, yazar, eczacı Fatma Azgın ablamız ve akademisyen-barış aktivisti Maria Hacıbavlu’daydı. Biz de (Neşe Yaşın, Keti Ekonomidu, Gül Öztek, Mine Küfi vs.) Çin’de sunum yapan grubun üyeleriydik. Bu sürecin sonunda, o dönem Kıbrıs Türk Üniversiteli Kadınlar Derneği Başkanı olan Mine Küfi önderliğinde Kadın Platformu kurulacaktı. Sene 1995 idi…

KADIN PLATFORMU…

Kadın Platformu, beş kadın örgütünün katılımıyla 1995’te kuruldu. Maksat, Birleşmiş Milletler Kadınlara Karşı Her Türlü Ayırımcılığın Ortadan Kaldırılması Konvansiyonu’nun Kıbrıs’ın kuzeyinde Meclis tarafından kabul edilmesi ve artık çağdışı kalmış olan 1950’lerin Aile Yasası’nın değiştirilmesiydi.

Kadın Platformu’nu Kıbrıs Türk Üniversiteli Kadınlar Derneği, Kadın Araştırmaları Merkezi, Barış ve Federal Çözüm için Kadın Hareketi, Yurtsever Kadınlar Birliği ve Kıbrıs Türk Kadınlar Birliği oluşturdu. Sonradan bu harekete üç dernek daha katılacaktı: Kıbrıs Türk Kadınlar Konseyi, KAYAD ve Çalışan Kadınlar Birliği… Kadın Platformu hiçbir yerden herhangi bir fon almaksızın, tümüyle gönüllülük temelinde çalışmalarını yürütecekti.

Kadın Platformu kararları konsensüsle alıyor, “paylaşılmış liderlik” konseptini hayata geçiriyordu. Basın bildirilerini her defasında farklı bir kadın örgüt temsilcisi okuyor veya imzalıyordu… Böylece roller de paylaşılıyordu. Bu sürece gönüllü olarak en fazla emek verenler arasında Mine Küfi, Canan Öztoprak, Nuray Alioğlu, Oya Talat, Özay Kalyoncu ve ben vardık. Bu çalışmalara Neriman Cahit, Gülten Feridun, Layık Topcan, Hasibe Şahoğlu, Sunakan Lama, Sümer Erkmen, Ayten Gürkan gibi arkadaşlarımız da zaman zaman katılıyor ve çabalara destek veriyordu…

Kadın Platformu, Kıbrıs’ta kadın hareketinde son derece özgün bir deneyim oldu. Varlığını sürdürdüğü ve son derece dinamik ve aktif olduğu 1995-2000 yılları arasında Meclis’in BM Kadınlara Karşı Her Türlü Ayırımcılığın Ortadan Kaldırılması Konvansiyonu’nu (CEDAW) oybirliğiyle kabul etmesini sağladı, çağdışı kalmış Aile Yasası’nın değiştirilmesini ve daha çağdaş hale getirilmesini sağladı. Aile Yasası’nın değiştirilebilmesi için geniş katılımlı atölye çalışmalarında değiştirilmesi gereken maddeler ele alındı. Bu süreçte Çin’den getirmiş olduğumuz farklı ülkelerin Aile Yasaları’nı da inceleme fırsatı ve bunları atölye çalışmalarına katılanlarla paylaşma fırsatı bulmuştuk. Aile Yasası’nın değiştirilebilmesi için UBP Milletvekili Ruhsan Tuğyan değişiklik önerilerini Meclis’e sunarken, avukat Boysan Boyra da tüm bilgi ve deneyimlerini kadın hareketi lehine atölye çalışmalarında, yasa değişikliklerinin hazırlanmasında ve Meclis komitelerinde paylaşarak daha düzgün bir yasa çıkmasına katkıda bulundu.

Kadın Platformu, üç geniş atölye çalışmasıyla “kadın ve politika”yı da ele aldı. Bu önemli atölye çalışmalarını bizzat yürüttüm – çatışmaların çözüm sürecinde öğrendiklerimi, kadınların toplumsal cinsiyet eşitliğini ileri götürmeleri için kullandım. Tarihimizde ilk kez sağ ve sol partilerden kadınları bir araya getirmeyi başardık: Milletvekilleri, eskiden milletvekili olanlar, siyasi partilerin kadın kolları temsilcileri, sendikalardan kadınlar, sivil toplum örgütlerinden kadınlar bir araya gelerek, kadınların politikada nasıl daha etkili olabileceği konusunda kafa patlatıyor, somut düşünceler ve eylem planları üretiyorlardı. Kadın Platformu, kadınlara yüzde 30 kota için kampanya yürüterek tek tek tüm siyasi partileri ve gazeteleri ziyaret etti, gazetelerden atölye çalışmalarında üretilmiş çeşitli sloganları sayfalarında yayımlamalarını istirham etti, Seçim ve Halkoylaması Yasası’nın değiştirilerek yüzde 30 kotanın yasallaşması için imza kampanyası yaparak topladığı imzaları Meclis’e sundu…

Nihayetinde Kadın Platformu’nun kampanyaları sonucunda bir tabu yıkıldı ve “politika erkek işidir” konsepti aşındırılmaya başlandı, pek çok kadın milletvekilliğine kendi seçtikleri partilerden aday oldular. Radyo ve televizyon programlarına katıldılar. Kadınlara yardımcı olmak için kaleme aldığım ve Kadın Araştırmaları Merkezi Yayınları arasında yer alan “Kadınlar için politikada strateji ve planlama” başlıklı elkitabım da bu programlarda kadın adaylar tarafından kendi argümanlarını ortaya koymak için bol bol kullanılmaktaydı.

Kadın Platformu atölye çalışmalarından görünüm…

sayfa-16-kadin-platformunun-aile-yasasiyla-ilgili-atolye-calismalarindan-birinden-gorunum-001.jpgKadın Platformu’nun Aile Yasası’yla ilgili atölye çalışmalarından birinden görünüm…

sayfa-16-pogo-uyesi-kibrislirum-kadinlar-ykbnin-davetlisi-olarak-sacakli-evde-barikatlar-henuz-acilmadan-onceki-bir-ziyarette.jpg POGO üyesi Kıbrıslırum kadınlar, YKB’nin davetlisi olarak Saçaklı Ev’de, barikatlar henüz açılmadan önceki bir ziyarette…

sayfa-16-ykb-lideri-oya-talat-ile-pogo-lideri-hristina-demetriadis-1992de-pogo-kongresinde.jpgYKB lideri Oya Talat ile POGO lideri Hristina Demetriadis 1992’de POGO kongresinde…

sayfa-17-kadin-platformunun-aile-yasasiyla-ilgili-atolye-calismalarindan-gorunum.jpgKadın Platformu’nun Aile Yasası’yla ilgili atölye çalışmalarından görünüm…

sayfa-17-kadin-platformunun-kadin-ve-politika-konulu-atolye-calismalarindan-gorunum.jpgKadın Platformu’nun kadın ve politika konulu atölye çalışmalarından görünüm…

sayfa-17-kibrislirum-kadinlarin-barikatlar-acilmadan-once-magusa-ziyaretinde-ykb-liderlerinden-dudu-soyer-konusma-yaparken.jpgKıbrıslırum kadınların barikatlar açılmadan önce Mağusa ziyaretinde YKB liderlerinden Dudu Soyer konuşma yaparken…

sayfa-17-pogo-ile-ykbnin-barikatlar-acilmadan-once-karsilikli-ziyaretleri-kadinlari-cok-etkiliyordu.jpgPOGO ile YKB’nin barikatlar açılmadan önce karşılıklı ziyaretleri, kadınları çok etkiliyordu...

SAĞ VE SOL ARASINDA İLK KEZ KONSENSÜS

İlk kez sağdan ve soldan kadın örgütlerinin toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda bir konsensüs sağlamış olması, toplumsal cinsiyet eşitliği hakkında bilinçlendirme kampanyaları yürütmesi, toplumsal cinsiyet eşitliği, kadın ve barış, kadın ve politika, çatışmaların çözümü temel becerileri ve örütlenme becerileri hakkında gerek kırsal, gerekse kentsel alanlarda atölye çalışmaları yürütmesi ve en az 500-1000 civarında kadını bu konularda eğitmesi, kayda değerdi…

Kadın Platformu, Ledra Palas Oteli’nde çeşitli atölye çalışmalarında Kıbrıslırum kadın örgütleriyle de bir araya gelmeye başlamıştı – Amerikan Elçiliği’nin ve Fulbright’ın barikatı geçebilmek için izinler konusunda yardımcı olmasıyla birlikte, Kıbrıslı kadınların sorunları ve karşılaştıkları engeller, iki toplumdan kadın örgütlerince tartışılmaya başlanmıştı.

Elbette bu süreçten rahatsız olan çevreler vardı ve Kadın Platformu’na dıştan müdahaleler gecikmeyecekti… 2000 yılına geldiğimizde artık Kadın Platformu’nun bu dış müdahalelerle ayakta kalması imkansız hale gelince, kendiliğinden bu süreç de noktalanmış oldu. Ancak kadın hareketi tarihimizde en önemli yere sahip olan çok özgün bir deneyim ve çok ciddi kazanımlarla ve herhangi bir fona başvurmaksızın, tümüyle gönüllü olarak ne kadar çok iş yapılabileceğini de kanıtlayarak noktalandı.

KADINLARIN BARIŞ İÇİN SİVİL GİRİŞİMİ…

Kadın Platformu’nun etkinlikleri dış müdahaleler sonucunda sona ererken, 2000 yılında üç kadın örgütünün oluşturduğu Kadınların Barış için Sivil Girişimi ortay açıkacaktı. Yurtsever Kadınlar Birliği, Barış ve Federal Çözüm için Kadın Hareketi ve Kadın Araştırmaları Merkezi’nin birlikte oluşturduğu bu girişim, “kadın ve barış” konusunda çalışmalar yapacaktı. Kuzey İrlanda Kadınlar Koalisyonu’yla temas kurarak Kuzey İrlanda’nın barışa giden yoldaki deneyimlerini, yaşadıkları zorlukları ve neler yaptıklarını aktaran atölye çalışmaları düzenleyecek, Türkiye ve Yunanistan’dan kadın örgütlerinin oluşturduğu WINPEACE ile temaslarını geliştirecekti. Kadın ve barış konulu atölye çalışmaları düzenleyecekti Kadınların Barış İçin Sivil Girişimi…

SINIRI AŞAN ELLER…

2001 yılında ise çok değerli arkadaşım, iki toplumlu çatışmaların çözümü eğitmenler grubumuzdan Keti Ekonomidu’yla birlikte yeni bir sürece başlayacaktık… 1998-1999-2000-2001 yıllarında Keti’yle birlikte gerek Kıbrıs’ta, gerekse yurtdışında çeşitli buluşmalarımızda uzun uzun konuşuyor ve “iki toplumlu bir grup” değil de ortak bir kadın örgütü kurmanın düşünü kuruyorduk. 1997’de çatışmaların çözümü gruplarının Ledra Palas buluşmalarına Türk tarafı izin vermemeye başlamıştı… Bu yüzden bazı gruplar Pile’de buluşmaya başlamıştı fakat bu da son derece zahmetliydi ve bazı sol çevreler de Pile buluşmalarına o kadar sıcak bakmıyordu… Bu süreçte Kıbrıslırum işadamı Dinos Lordos, Pile’de bir bina kiralayarak, iki toplumlu buluşmaların bu binada yapılabilmesi için olanak yaratmaya çalışmıştı… Bazı gruplar bu binada toplanabiliyordu. Ancak Pile buluşmaları sürekli taciz altındaydı… Rejimin tetikçisi medya da Pile buluşmalarına vargücüyle saldırmaktaydı…

Keti ve benim düşümüz iki toplumlu bir grup kurmak değildi – tek bir ortak örgütlenmeydi. Bu konularda çalışmalar yapmış olan çok değerli bir arkadaşımız vardı: Cynthia Cockburn… Cynthia, dünyanın çatışma bölgelerinde işbirliği yapan kadın örgütlenmeleriyle çalışmış ve haklarında kitap yazmış bir akademisyen/gazeteci/yazardı… Bir barış aktivistiydi… Keti’yle birlikte Londra’da onu birlikte ziyaret ettik ve aklımızda ortak bir kadın örgütü kurmanın bulunduğunu ona aktardık. Ondan yardım istedik. Cynthia, Londra’daki “Women in Black” (“Siyahlı Kadınlar”) aktivist grubunun da parçasıydı. İrlanda ve Kuzey İrlanda’da, Bosna-Hersek ve Balkanlar’da, İsrail ve Filistin’de kadın örgütleriyle birlikte olmuş, onları dinlemiş, onların deneyimlerini aktardığı kitap ve makaleler kaleme almıştı. Ondan yardım istedik. O da bizi kırmadı. Kıbrıs’taki British Council’la temasa geçerek “Bölünmüş toplumlarda iletişim: Kadınlar ne yapabilir” başlıklı bir konferans düzenlemek için girişim başlattı. Bu girişimde Kadınların Barış için Sivil Girişimi de vardı başlangıçta, konferans sürecinde… Ancak sonradan, kendiliğinden bu girişim bu harekette yer almayacaktı…

İki günlük konferansın bir günü güneyde, bir günü kuzeyde yapılacaktı. Cynthia, yurtdışından daha önce birlikte çalışmış olduğu çatışma bölgelerinden kadınları bu konferansa konuşmacı olarak getirecekti… Konferansa kadın hareketinin deneyimli simalarını – örneğin Oya Talat, Canan Öztoprak gibi – da davet edecektik, herhangi bir deneyimi olmayan, yeni yüzleri de… 60 kişi davet etmeyi hedefliyorduk – bunlardan 30-40 kadarının ilerleyen dönemde kopup gideceklerini ancak birlikte çalışabileceğimiz 20 kadar kadının kalabileceğini hesaplıyorduk. Nitekim öyle de olacaktı kabaca… İki günlük konferans – barikatların kapalı olduğu dönemden bahesediyoruz – binbir zorluk ve engelle karşılaşılarak gerçekleştirildi. Türk tarafı, konferans için Kıbrıs’ın güneyine ancak 10 Kıbrılsıtürk’ün geçebileceğini, aynı şekilde kuzeydeki konferansa da ancak 10 Kıbrıslırum’un katılabileceğini belirterek geçişlere engellemeler çıkarmıştı. Güneyde ise sağcılar çok öfkelenmiş ve medyada saldırıya geçmişlerdi. Bu sağcı güruh, konferansa katılacak kadınların tıpkı Kuzey İrlanda’da hainlere yapıldığı gibi, saçlarının traş edilerek kel bırakılmalarını, kısacası “hain” ilan edilmelerini istiyordu ve bunu yazarak korku ve kuşku yaratmaya çalışıyorlardı.

Herşeye rağmen konferansımızı yaptık ve tam da beklediğimiz gibi oldu sonuç… Bazı kadınlar, çeşitli gerekçelerle aramızdan ayrıldılar konferans sonrası ancak hesapladığımız gibi bazıları bizimle kaldı ve böylece Pile’de düzenleyeceğimiz bir dizi atölye çalışmasıyla Sınırı Aşan Eller (Hands Across the Divide) kadın örgütünü kuracaktık. Tarihimizde ilk kez Kıbrıslıtürk ve Kıbrıslırum kadınlar aynı örgütteydi Kıbrıs’ta. Barikatlara ve Lefkoşa’da buluşma engellerine rağmen, Pile’de yoğun çalışmalar yapıyorduk. Pile’deki çalışmalarımız nedeniyle Pile’deyken ve Pile’den dönerken tacize varan müdahelelerle karşılaşıyorduk… Ama yılmadık ve Sınırı Aşan Eller iki toplumlu kadın örgütü kuruldu. 2002 yılında İngiltere’de tescil edildi çünkü Kıbrıs’ta iki toplumlu bir örgütü ne kuzeyde, ne güneyde tescil etmenin mümkünatı yoktu o günlerde. Pile’de atölye çalışmalarını Fatma Azgın ablamız yönetiyordu, Selma Bolayır, Tina Adamidu, Nana Ahilleas, Gülay Kaşer, Neşe Yaşın, Ferah Kaya, Destine Devecioğlu gibi arkadaşlarımız da aktif olarak bu örgütte yer alanlar arasındaydı…

İki taraf arasında geçişler olmadığı ve son derece sınırlı biçimde olduğu için bu örgütte en önemli rol elektronik yöneticideydi. Bir kadınlar grubu vardı elektronik ortamda ve onu yönetip yanlış anlamaları önlemek bu yöneticiye bağlıydı. Bu konuda Güney Afrika’da yetişmiş Kıbrıslırum arkadaşımız Magda Zenon becerilerini ortaya oydu ve Sınırı Aşan Eller, yüzyüze görüşmelerin yapılamayacağı ortamlarda oy vererek seçimler yapıyor, konuları tartışıyor ve kararlar alabiliyordu. Bu da önemli bir deneyimdi… İnternetin gündelik hayatta bugünkü gibi rahat kullanılmadığı bir ortamdan söz ediyoruz…

Sınırı Aşan Eller kadın örgütü, barikatların kapalı olduğu ortamda liderlerin müzakere öncesi buluşmalarında sokak eylemleriyle barış istencini ortaya koyuyordu.

2003 yılında barikatlar açıldıktan sonra atölye çalışmalarıyla Annan Planı’nı toplumsal cinsiyet eşitliği temelinde ele alarak kendi alternatif barış planını önerileriyle birlikte ortaya koyan Sınırı Aşan Eller kadın örgütü, bu değerlendirmelerini BM yetkililerine ve tüm ilgili taraflara göndermiş, dijital ortamda da bu değerli belgeyi toplumlarımızla paylaşmıştı…  Rahmetlik Cynthia Cockburn de ortak örgütümüz Sınırı Aşan Eller hakkında bir kitap yazacaktı: “Hat” (“The Line”) adını verdiği bu kitapta Kıbrıslıtürk ve Kıbrıslırum kadınların barış hareketini, örgütümüzü nasıl kurduğumuzu, neler yaptığımızı ve yaşadığımız sorunlarla aldığımız tehditleri dile getirecekti… Cynthia’yı birkaç yıl önce kaybettik, ışıklarda olsun değerli arkadaşımız…

sayfa-16-1995-2000-yillarinda-faaliyet-yuruten-kadin-platformunun-bir-toplantisi.jpg

1995-2000 yıllarında faaliyet yürüten Kadın Platformu’nun bir toplantısı…

sayfa-17-birlesmis-milletler-dorduncu-dunya-kadinlar-konferansina-katilan-kibrisli-kadinlar-bir-arada.jpg

Birleşmiş Milletler Dördüncü Dünya Kadınlar Konferansı’na katılan Kıbrıslı kadınlar bir arada…

KADINLARIN BARIŞ OTOBÜSLERİ VE SOKAK EYLEMLERİ…

2000’li yıllarda Annan Planı sürecinin ortaya çıkmasıyla birlikte, kadınlar ilk kez “Women in Black” (“Siyahlı Kadınlar”) örgütünün dünyanın çeşitli yerlerinde düzenledikleri sokak eylemlerine benzer sokak eylemlerini başlattılar. Kadınların Barış İçin Sivil Girişimi, sendikaların kadın büroları, Sınırı Aşan Eller kadın örgütünü oluşturacak olan ekipten kadınlar, Yeni Kıbrıs Partisi’nin militan kadınlarından Gülay Kaşer, Nihal Kaşer, rahmetlik Sezer Kaşer gibi kadın üyelerinin katılımıyla ve sendikaların önde gelen kadın aktivistleriyle (Emel Ulaş, Umure Örs, Emel Tel gibi) sokak eylemleri düzenleniyordu. Bu eylemlerde kadınların barış talebi, AB’ye Kıbrıs’ın bir bütün olarak girmesi talebi vardı – başlangıçta bazı çevrelerin tepki gösterdiği, bazı çevrelerin de alkışladığı bu eylemler o kadar etkili olmuştu ki, bir süre sonra kadınların yaptığına benzer biçimde herkes kendi pankartını yazıp bağzına asarak sokak eylemleri yapmaya başlamıştı. Bir süre sonra bu tarz eylemler, “kültürün parçası” haline gelecek ve “normalleşecek”ti…

Kıbrıs’ın Avrupa Birliği’ne üyelik süreci ve Annan Planı döneminde kadınların barış otobüsleri de ortaya çıkacaktı. Kıbrıs’ın kuzeyinde Annan Planı’nın kabul edilmesi ve adanın bir barışa ulaşabilmesi için Oya Talat, Özay Kalyoncu, Canan Öztoprak, Fatma Ekenoğlu, Hatice Düzgün, Güzin Okutan, Zühre Civa, Zehra Ulubatlı, Naciye Candan gibi YKB kökenli kadınlarımızın başını çektiği grup, köy köy, kasaba kasaba dolaşarak barış mesajı verecek, insanlarla bir araya gelerek onları dinleyecek ve kendi görüşlerini ortaya koyacaktı. Çok canlı bir dönemdi bu, barış ateşleri yakılıyor ve kadınların barış otobüsü de bu barış ateşlerinde yerini alıyordu.

Sınırı Aşan Eller kadın örgütünün de barış otobüsü vardı ancak bu Annan Planı’ndan çok, iki toplumu yakınlaştırma çabaları içindi… Sınırı Aşan Eller Kadın Örgütü çeşitli köylere giderek ziyaretlerde bulunuyor ve bu köylerin belediye başkanları veya muhtarlarıyla, orada yaşayan kadınlarla bir araya geliyor, köylere zeytin fidanları dikiyor ve her iki toplumdan da kadınların ve daha önce o köylerde yaşamış olan sakinlerinin katılımıyla barış mesajını ileriye götürmeye çalışıyordu. Dali, Bodamya, Köfünye, Lurucina, Lisi, Kondea, Akçay gibi köy ziyaretleri oldukça etkileyiciydi…

“BİRLİKTE BAŞARABİLİRİZ”…

İki toplumlu kayıp yakınları ve savaş mağdurlarının ortak örgütü “Birlikte Başarabiliriz” 2005-2006’da kuruldu. Bu bir kadın örgütü değildir ancak yakınlarını kaybetmiş olan ve birlikte çalışmalar yürüten Kıbrıslıtürk ve Kıbrıslırum kadınlar, birer barış sembolü, birer barış elçisi gibi bu örgütte her zaman görünür oldular ve öncülük yaptılar. Annesi ve babasını 1964’te kaybeden Sevilay Berk ile annesi, babası, erkek ve kızkardeşini 1974’te kaybeden Maria Yeorgiadu’nun yakın dostluğu bir barış sembolüne dönüştü… Aynı şekilde Leyla Kıralp ile Hristina Pavlu Solomi Patça’nın birer kayıp yakını olmalarına karşın birbirlerini kucaklamaları, Kıbrıs’ta “kayıplar” için tek ortak anıt-mezarı yaptıran Leyla Kıralp’ın bu anlamlı gününde Hristina’nın da anıt-mezar açılışına katılıp konuşma yapması, birlikte beyaz güvercin uçurup barış mesajı vermeleri, yurdumuz tarihinde bir “ilk” oldu…

FEMA’NIN KURULUŞU…

Feminist bir örgütlenme olarak FEMA’nın kuruluşu ve Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Mekanizması TOCEM üzerinde etkili çalışmalar yapması da 2007-2008 yıllarında gerçekleşti. FEMA her yıl “kızkardeşlerimiz” diye nitelendirdiği Kıbrıslırum kadın barış aktivistlerini Kıbrıs’ın kuzeyinde ağırlamaya, Kıbrıslıtürk ve Kıbrıslırum kadınlar arasında diyaloğu diri tutmaya özel bir özen gösterdi… FEMA lideri Doğuş Derya’nın CTP’den Milletvekili seçilmesi ve ardından CTP Kadın Örgütü Başkanı olmasıyla birlikte FEMA’nın çalışmaları belki biraz gerilemiş gibi görünüyor ancak CTP Kadın Örgütü, POGO’yla geleneksel bağlarını güçlendirerek önemli ortak etkinliklere imza attı… Bu süreçte kadın örgütlerinin 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nde ortak etkinliklerini de kayda geçmek gerekir: POGO, PEO ve CTP Kadın Örgütü’nün yanısıra KTÖS, KTAMS, KTOEÖS gibi sendikalarımızın kadın bürolarının ısrarlı çabaları sonucunda, her 8 Mart’ta – barikatlar da artık açık olduğu ve buluşmalar kolaylaştığı için – iki taraftan kadınlar sokak eylemleri ve yürüyüşler yapıyor ve ara bölgede, daha çok Dayanışma Evi’nin önünde bir araya geliyorlar… Bu, barikatların sımsıkı kapalı olduğu günlerde düşünü kurduğumuz birşeydi: Ortak kutlamalar, ortak mücadele, sorunlarımızın ortaklaşa ele alınması, karşılıklı anlayış ve bu topraklarda bir barış kültürü yaratmak… Bu önemli ortak etkinliklerde Sıla Usar, Doğuş Derya, Aslı Murat, Selma Eylem, Emel Tel, Ülfet Kral gibi arkadaşlarımızın büyük emeği bulunuyor…

DEV-İŞ VE PEO KADIN BÜROLARININ ETKİNLİKLERİ…

Devrimci İşçi Sendikaları Federasyonu DEV-İŞ ile Kıbrıs’ın güneyinde en büyük sendikal örgütlenmelerden biri olan PEO’nun kadın büroları da özellikle barikatlar açıldıktan yani 2003 yılından sonra düzenli etkinlikler yapmaya giriştiler.

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü çerçevesinde, o hafta içerisinde sendikaların örgütlü olduğu işyerlerine karşılıklı ziyaretler düzenleyen DEV-İŞ ve PEO kadın büroları, 1 Eylül Dünya Barış Günü çerçevesinde de yıllar boyunca PEO’ya ait Pervolya tatil köyünde kadınlar ve ailelerinin bir araya getirildiği sosyal etkinliklere imza attılar. Dünya Sendikalar Federasyonu WFTU üyesi Kıbrıs’tan diğer sendikaların kadın bürolarının da katılımıyla (DEV-İŞ, PEO, KTAMS, KTÖS, KTOEÖS, BES, KOOP-SEN ve DAÜ-SEN, Dünya Sendikalar Federasyonu’na Kıbrıs’tan üye olan sendikalardır) bu etkinlikler devam ediyor ve iki toplumdan kadınların bir araya geldiği, barış özlemlerini dile getirdikleri, görüşlerini birbirlerine aktardıkları ortamlar yaratılmaya çalışılıyor.

İKİ TOPLUMLU ETKİNLİKLER SÜRECİ…

1980’li yıllarda barikatlar kapalıyken ve Kıbrıs’ın kuzeyi ve güneyi arasında geçişlere henüz “izin” verilmezken, “izin” almanın son derece zor olduğu koşullarda, kadınlar uluslararası konferanslarda buluşuyor, Kıbrıs sorununun çözümü ve barış isteklerini dile getirdikleri ortak deklerasyonlar ve açıklamalara imza atıyorlardı. 1990’lı yıllara geldiğimizde POGO ile birlikte Yurtsever Kadınlar Birliği, Kadın Araştırmaları Merkezi, Barış ve Federal Çözüm için Kadın Hareketi’nin ortak etkinliklerine tanık olmaya başlıyorduk.

1990’lı yıllar ayrıca çatışmaların çözümü (conflict resolution) sürecine kadınların ciddi katılımına da tanık olduk. Kıbrıs İki Toplumlu Çatışmaların Çözümü Kadınlar Grubu’nun faaliyetleri, Kıbrıslıtürk ve Kıbrıslırum kadın sivil toplum örgütlerinin toplantıları yine bu döneme rastlıyor. 1990’lı yıllarda “aile içi şiddet” kavramı da Kadın Araştırmaları Merkezi’nin çabalarıyla, ardından Kadın Platformu girişimleriyle yoğun biçimde ele alınmaya başlanmıştı. Bu konuda Kıbrıslıtürk ve Kıbrıslırum kadın örgütlenmeleri arasında diyalog ve işbirliğine de tanık oluyoruz… “Eşit Haklar, Eşit Sorumluluklar” örgütünden Mary Pyrgos’un yanısıra Aile içi Şiddete karşı kadın örgütünün liderleri Aliki Hacıyeorgiu’yla da bu konuda kadın örgütlerinin işbirliğine tanık oluyoruz. İlerleyen yıllarda KAYAD bu konuda özellikle Mine Yücel, Meral Birinci, Derya Beyatlı ve Mine Atlı gibi kadın öncülerin rehberliğinde çok değerli çalışmalar yaparak Kıbrıs’ın güneyindeki çeşitli kurum ve örgütlenmelerle ortak çabalara imza atacaktı… Mine Yücel, PROLOGUE adlı bir araştırma şirketi kurarak bir adım daha ileri gidecek ve “insan/kadın ticareti” konusunda bir “ilk” olacak araştırmalar yaparak çok değerli çalışmalara imza atacaktı…

1990’lı yıllarda yine Brüksel Kadınlar Grubu’nun kuruluşu ve bu çerçevede Kıbrıslıtürk ve Kıbrıslırum kadınlarının barış konusundaki çabalarına tanık olduk…

1997’de Harvard Üniversitesi öğretim görevlilerinden Swanee Hunt’ın  “Women Waging Peace” yani “Kadınlar Barış İçin Mücadele Ediyor” Global Ağı’nı kurmasına tanık olduk – bu ağda Kıbrıslıtürk ve Kıbrıslırum kadınlar da yer alacaktı. Çatışma bölgelerinden kadınlar arasında bu global ağın kurulması için Swanee Hunt’ı ikna eden değerli arkadaşımız Keti Ekonomidu olmuştu. Bu global ağ için 10 çatışma bölgesinden 100 kadının bir araya getirilmesini önermişti Keti arkadaşımız Swanee Hunt’a… Swanee Hunt, ABD’nin Viyana Büyükelçisi iken bir etkinlikte Keti ile tanışmıştı. Ve Keti’nin fikrini uygulanabilir bularak ABD’ye döndükten sonra kolları sıvamıştı. 10 farklı çatışma/anlaşmazlık bölgesinden kadınlar Boston’a, Swanee Hunt’un ders vermekte olduğu Harvard Üniversitesi’ne gitmiştik – Boston’da düzenlenen atölye çalışmalarına katılmıştık… Keti ve diğer Kıbrıslırum kadınların yanısıra, ben, Mine Yücel, Bahire Korel, Sülen Karabacak, Gülden Plümer Küçük gibi isimler vardı bu “Women Waging Peace” global ağında. Fulbright’tan ise o dönem Fulbright’ta çalışmakta olan Canan Volkan Boston’a gelmişti…

Aynı yıllarda Johns Hopkins Üniversitesi kadın grupları, işkadınlarının oluşturduğu gruplar ve “Cypriot Women in Dialogue” yani “Kıbrıslı Kadınlar Diyalog Grubu” da ortaya çıkacaktı. 2001 yılı Hands Across the Divide yani Sınırı Aşan Eller kadın örgütü için çalışmalar başlayacak ve ilerleyen dönemde örgüt faaliyete geçecekti.

2009’da “Gender Advisory Team” yani “Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Danışma Ekibi” oluşturulacaktı… Kısa adıyla “GAT”, Olga Dimitriu, Maria Hacıbavlu, Umut Bozkurt, Magda Zenon, Biran Mertan, Doğuş Derya gibi isimlerden oluşuyordu – maksat liderlere varılacak herhangi bir anlaşmada “toplumsal cinsiyet eşitliği”nin nasıl gözetileceği konusunda danışmanlık yapmalarıydı.

2015 yılında “Cyprus Dialogue Forum” yani “Kıbrıs Diyalog Forumu”nun kurulduğunu ve bu forumda kadınların da aktif biçimde yer aldığını görüyoruz. Yine aynı yıl Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Teknik Komitesi de iki toplumlu olarak kurularak faaliyete geçecekti. Ancak son derece sınırlı bir alan verilecekti bu teknik komiteye, bu yüzden yapmak istedikleri “sınırlandırılmış” ve dolayısıyla da etki alanı da “sınırlandırılmış” olacaktı…

sayfa-16-annan-plani-doneminde-kadinlarin-bir-sokak-eylemi.jpg

Annan Planı döneminde kadınların bir sokak eylemi…

sayfa-16-kadinlarin-bir-baris-eyleminden-gorunum.jpg

Kadınların bir barış eyleminden görünüm…

- Advertisement -spot_img
- Advertisement -spot_img
5,999BeğenenlerBeğen
796TakipçilerTakip Et
1,253TakipçilerTakip Et
233AboneAbone Ol

yazılar

Yeniçağ Podcastını dinleyin