iktibasGözde BedeloğluAda ve ‘Ana’ kara arasında sıkışan hayatlar - Gözde Bedeloğlu
diğer yazılar:

Ada ve ‘Ana’ kara arasında sıkışan hayatlar – Gözde Bedeloğlu

Yeniçağ podcastını dinleyin

Orjinal yazının kaynağıbirgun.net

Voleybol turnuvası için geldikleri Adıyaman’da, kaldıkları İsias Otel’in yıkılması sonucu hayatını kaybeden Kıbrıslı Türk Maarif Koleji öğrencileri ve onlara eşlik eden veli ve öğretmenler depremin birinci yılında Mağusa’da anıldı. Çocukları ölen ana babalar, artık hayattan kendileri için bekledikleri bir şey olmadığını söylüyor. Tek istedikleri adalet. Ailelerle birlikte yas tutan ada halkı için bu herkesin ortak davası.

***

35’i Kıbrıslı toplam 72 kişinin öldüğü İsias Otel ile ilgili açılan davanın ilk duruşması 4-7 Ocak tarihleri arasında görüldü.

Aralarında otel sahibi Ahmet Bozkurt’un da bulunduğu 5’i tutuklu 11 sanık hakkında ‘bilinçli taksirle birden fazla kişinin ölümüne ve yaralanmasına neden olma’ suçundan 2 yıldan 22 yıla kadar hapis cezası isteniyor. İddianamede yer alan bilgiye göre İsias Otel’e 1993 yılında verilen ‘konut’ ruhsatı, 2001 yılında ‘otel’ olarak yenilendi. 2016 yılında ise otele ruhsatsız bir kat eklenerek kat sayısı 10’a çıkarıldı. Bu katın binanın taşıyıcı sistemine ek yük bindirdiği tespit edildi. Ayrıca yapılan bilirkişi incelemesinde yapının beton kalitesinin de düşük olduğu ifade edildi. Bir sonraki duruşma 26 Nisan’da görülecek.

***

Depremin birinci yıl döneminde Türk Ajansı Kıbrıs’a konuşan ailelerden, ölen Asya Tülek’in babası Mehmet Tülek, davada çok fazla somut suç unsuru olduğunu ve bunları mahkeme salonunda tekrar tekrar anlatmak zorunda kalmanın kendileri için çok acı verici olduğunu anlattı. Tüm açık kanıtlara rağmen sanıkların ifadelerindeki yalanlara ve laubali tavırlara katlanmakta çok zorlanmışlar. Otel sahibi Ahmet Bozkurt savunmasında çok sağlam bir bina yaptırdığını, malzemeden kaçınılmadığını, kaçak kat ve kolon kesilmesi gibi iddiaların doğru olmadığını söyledi. Bozkurt’a göre deprem bu kadar şiddetli olmasaydı onun oteli de ayakta kalacaktı, sonuçta asrın felaketi yaşanmıştı ve diğer binalar nasıl yıkıldıysa onunki de öyle yıkılmıştı.

***

Kıbrıslı aileler çocuklarını öldürenin deprem değil, saniyeler içinde kum dağına dönen oteli yapanlar ve buna izin verenler olduğunu söylüyor. Mevzuata uyulmadan inşa edildiği bilirkişi raporlarıyla ortaya konan İsias Otel sanıklarının ‘bilinçli taksir’ değil ‘olası kasıt’ ile yargılanıp ceza alması gerektiğini savunan avukatlar, davanın diğer deprem davaları için de emsal olması gerektiğini belirtiyor. Adana’da 14 katlı Alpargün Apartmanı yıkılmış ve 96 kişi ölmüştü. Depremin ertesi günü Kıbrıs’a kaçan müteahhit Hasan Alpargün yakalanıp Türkiye’ye getirilmiş ve gazetecilerin ölümlerle ilgili sorusuna “mukadderat” diye cevap vermişti. O da yargılanan diğer meslektaşlarıyla benzer bir savunma yaptı ve yıkımın sorumlusunun depremin şiddeti olduğunu söyledi. Apartmanda yakınlarını kaybedenlerin ifadelerine göre binanın enkazı tıpkı İsias Otel’inki gibi un ufaktı, cenazelerin ağızları burunları kumla doluydu. Savcılığın ‘bilinçli taksir’den açtığı davanın ‘olası kast’ ile değiştirilmesini isteyen davacılar Alpargün ile birlikte binayı denetleyen memurların, belediyenin ve bakanlığın da yargılanmasını talep ediyor.

***

Anma töreninde konuşan KKTC Milli Eğitim Bakanı Nazım Çavuşoğlu, İsias katillerinin ömür boyu hapis cezası almalarını umut ettiğini, adalet için hep birlikte çalışacaklarını söyledi. Diğer yandan Çavuşoğlu ve hükümet, Kıbrıs Türk Öğretmenler Sendikası (KTÖS) tarafından Kıbrıs’taki okulların güvenliği konusunda yetersiz kalmakla eleştiriliyor. KTÖS Genel Sekreteri Burak Maviş, ülkedeki eğitim binalarında, mühendislerin görüşleri dikkate alınmayarak, yıkım yerine güçlendirme yoluna gidilmesinin öğrenci ve öğretmenleri riske attığını vurguluyor. Törende konuşan Cumhurbaşkanı Ersin Tatar ise, ülke gençlerinin izolasyon ve ambargolar nedeniyle ‘Anavatan Türkiye’den başka hiçbir yerde spor yapamadığını söyledi. Çocukların o gün orada ölmesinin sebebinin Güney Kıbrıs’ın kısıtlayıcı zihniyeti olduğunu ekledi.

***

Büyük bir acının yaşandığı günün yıldönümünde Ersin Tatar’ın konuşmasına kattığı bu politik vurgu üzerine elbette söylenmesi gerekenler var. Öncelikle dünyanın neresinde bayrağı, meclisi, cumhurbaşkanı olup da başka bir ülkeye ‘Anam’ diye hitap eden bağımsız ya da bağımsız olduğunu iddia eden bir ülke var? Duydunuz mu böyle bir şey? ‘Yavruluk’, özgür ya da özgür olmayı hedefleyen herhangi bir ülkenin kabul edebileceği bir unvan mıdır? Tatar’ın benimsediği bu kavramlar, mensubu olduğu Büyük Birlik Partisi’nin sırtını Türkiye’ye dayayarak statükonun sürmesini isteyen siyasetine ait ve bu bölünme yanlısı tutum, dünyada kabul gören, barışı tesis eden kalıcı bir çözüme de bugüne kadar hiçbir katkı sunmadı. Günün sonunda Kıbrıslı Türkler için yaşam ada ve ‘ana’ kara arasına sıkıştı kaldı.

***

Ülkenin gençleri ve çocuklarının hayatını kimin, nasıl kısıtladığı sorusuna dönecek olursak, cevabı bugün resmi davetle hiçbir ülkeye gidemeyen Tatar ve statüko yanlılarındadır. Derler ki, fazla tevazu göstermenin sonu vasattan nasihat dinlemekmiş. Fazla ‘Anacılığın’ sonu da tüm diplomatik kuralları bir yana bırakarak toprağında AKP propagandası yapan bir T.C büyükelçisini ağırlama mecburiyetidir. Türkiye Barolar Birliği Başkanlığı seçimini kaybettikten sonra Türkiye’nin Lefkoşa Büyükelçisi olarak atanan Metin Feyzioğlu, Kıbrıslı ailelere Cumhurbaşkanı Erdoğan liderliğinde, Türkiye’yi yeni baştan daha sağlam yaparak kentsel dönüşümü sağlayacaklarını ve suçlulardan Türk adaleti eliyle hesap sorulacağını söyledi. İsias dahil, hiçbir dava dosyasında kamu görevlileri sanık sıfatıyla yer almıyor. Ama Feyzioğlu metin olsun; İsias davası, yerine seçilen TBB başkanı Erinç Sağkan’ın yakın takibi altında.

- Advertisement -spot_img
- Advertisement -spot_img
5,999BeğenenlerBeğen
796TakipçilerTakip Et
1,253TakipçilerTakip Et
261AboneAbone Ol

yazılar

Yeniçağ Podcastını dinleyin