yazılariktibasCovid-19 ve aşılarında son bulgular/kanıtlar - Prof. Dr. Esin Davutoğlu Şenol
diğer yazılar:

Covid-19 ve aşılarında son bulgular/kanıtlar – Prof. Dr. Esin Davutoğlu Şenol

Yeniçağ podcastını dinleyin

Orjinal yazının kaynağıbirgun.net

Pandemi ilanından sonraki dördüncü ilk aşının uygulanmasından itibaren ise üçüncü yıl doldu. Son yapılan değerlendirmelere göre salgın yine yeni ve dikkate değer bir varyantın hâkim olmaya başladığı yeni bir evrede, yeni bir dalga ile kırılgan ve ileri yaştakileri sağlık bakımına gereksinim duyacak kadar hastalandırıyor. Vaka kayıtlarının ve testlerin azaldığı son iki yılda radarları hala açık ve kanalizasyon taramaları yapan ülkelerdeki bildirimlerle izlenebilen pandemik süreç için şunlar söylenilebilir.

Öncelikle hala benzeyeceğini umduğumuz gripten iki kat daha ölümcül, hala mevsimsel değil, sürekli yeni alt türler gelişiyor, yayılma potansiyeli yüksek olan yeni türler bir öncekini bastırarak, artık daha iyi kontrol edilebilen yeni dalgalara yol açıyor. Yaz ve kış tüm mevsimler boyunca, hasta izleyen hekimlerin farkında olduğu ve uluslararası verilerden de teyit edilen yılda üç ya da dört dalgaya yol açıyor.

Aşılar geliştirilmemiş olsa, geliştirildiği ve yeni ufuklar da açacak mRNA teknolojisi ile hazırlanılan aşılar bu kadar etkili ve güvenli olmasa ya büyük ölümlere yol açacak ya Çin’de olduğu gibi yaşam sürekli kapalı kalarak ekonomik, sosyal ve bireysel kırılganlıkları artıracaktı. Yalnızca 2021 yılında ve toplumsal hayat tamamen açıkken, modelleme çalışmalarıyla aşıların 20 milyon hayat kurtardığı verisi ortaya konuldu.

Aşıların geliştirildiği teknoloji, insanlığa katkıları, milyonlarca ölümün önlenmesi ve başarısı nedeniyle bu yıl Nobel Tıp ödülü aldı. Uygulanan aşı sayısı 14 milyar doza yakın ve artık üç yılı tamamladı. Dünya nüfusunun üçte ikisi belki de daha fazlası infeksiyonun kendisiyle karşılaşma ya da aşılanma yoluyla bağışık. Biz güçlendikçe virüsün gücü azalmasa da hastalandırıcılığı azalıyor.  Ancak bağışıklıkları kırılgan olanlarda hala çok hastalandırıcı hatta öldürücü.

Yalnızca kayıt tutan ve paylaşan ülke verilerine göre her hafta 1000-2000 kişiyi doğrudan öldüren bir solunum yolu virüsünün hastalandırma gücünün azaldığından da söz edilemez zaten.  Uygulanan aşı dozları büyük oranda, piyasaya verildikten sonra belirli aralıklarla güvenlik izlemi sözü veren ve yakın izlem altındaki mRNA aşılarıyla yapıldı. Milyarlarca doz ve üç yıldır uygulanan mRNA aşılarının son güncellenen verileri aşıların pıhtı, inme, kalp krizleri artan zona sıklığı ile ilişkili olmadığını, çocuklarda ve gebelerde de güvenli olduğunu kanıtlıyor.

Covid-19 mutasyonla çoğalan bir RNA virüsü ve sürekli dolaşımda yani sürekli bulaşıyor. Bu da kaçınılmaz olarak yeni varyantların gelişmesi ve aşı ile kazandığımız bağışıklıklarımızın yetersizleşmesi anlamına geliyor. 2021 yılı sonundan itibaren Omikron türü ve türevleri hâkim olduğu için, başlangıçta hazırlanmış olan aşının yerini yeni/güncellenmiş varyant aşıları aldı. Yapılan çalışmalar özellikle 60 yaş ve üzerindekilerle, kırılgan olanların aşılarla geliştirdikleri koruyucu düzeylerin 3-6 ayda azaldığını gösteriyor.

Yeni varyantları daha az tanıyan ve kişisel olarak eksilen bir bağışıklık denklemi, bu verilere uygun şekilde yüksek riskli kişilere hatırlatma dozları yapılması gerektiği sonucuna çıkıyor.

Geliştirildiği söylenilen Turkovac adlı yerli aşı ile ilişkili yeterli yazılı veri olmamasına karşın ilgi görmüş bazı çevrelerce beklenilmiş ve uygulamaya sokulmuştu. Uygulama sonrası etki ve güvenlik verileri yayınlanmadığı gibi neden toplatıldığına ilişkin bilgimiz de yok. Bu aşıdan vazgeçilmiş olduğu anlaşılıyor. Büyük bir emek ve yatırım israfı elbette. Ama Türkiye yüksek orandaki kırılgan ve yaşlı nüfusuna, zorlayıcı yaşam koşullarına karşın, akademi ve ilgili kuruluşların kanıta dayalı önerilerine rağmen güncellenmiş aşıyı getirmiyor.

Hastalığı şiddetli geçirme riski olanlarda ölümü önleyen altın standart birinci basamak antiviral ilaç da getirilmiyor. Aşılar kurtardıkları milyonlarca yaşama, başarılı ve güvenli oluşlarına karşın bilim karşıtı safsatacı grupların hedefinde. Bilimin soğuk, mesafeli diline karşı düşünmeyi gerektirmeyen basit, kolay yayılan önermeleriyle çok ses getiriyor, umulmayacak kadar sağduyulu ve akılcı kişilerde dahi tereddüt yaratıyorlar. Aşılarla ilişkili karşıt hipotezleri yetmeyince bilim insanlarına zorbalık yapmaları konusunda da hiç tereddütleri yok. Otorite yalnızca seyretmiyor, müsamaha ediyor hatta getiremediği aşının faturasını omuzlarımıza yıkarak, yan etki verilerini açmayarak, şüpheleri gidermeyerek de hedef haline getiriyor.

Grip ve ondan da fazla COVID-19 “ solunumsal kış ölümleri”nin yarıdan fazlasından sorumluyken, aşıların pıhtı ve kalp krizi yapmadığını hatta önlemekteki önemini ise nedense söylemiyor. Oysa bunca doz ve hiçbir tıbbi müdahelede olmadığı kadar yakın izleme karşın, başlangıçta olduğunu kayıtladığımız ciddi bazı yan etkiler de aklanıyor. Daha sık genç erkeklerde ve daha sık mRNA aşılarıyla ilişkilendiren “miyokardit” (kalp kası iltihabı) ile aşı ilişkisi doğrulanmadı mesela. 2017 yılındaki miyokardit sıklığı, aşıdan sonra bildirilenden daha fazla bu da aşı ile miyokardit ilişkisinin abartıldığını düşündürüyor. Üstelik aşılanmış olmak COVID-19’un 15.7 kat artırdığı miyokardit sıklığını yarı yarıya azaltıyor.

Bu afetli ve salgınlı bir yüzyıl. Bilim ve aklı terk eden coğrafyalarda felaketlerin eksilmeyeceği, Akılsızlığın ölümcül olacağı bir yüzyıl.

(https://www.who.int/groups/global-advisory-committee-on-vaccine-safety/topics/covid-19-vaccines/subcommittee)

- Advertisement -spot_img
- Advertisement -spot_img
5,999BeğenenlerBeğen
796TakipçilerTakip Et
1,253TakipçilerTakip Et
204AboneAbone Ol

yazılar

Yeniçağ Podcastını dinleyin