yaklaşımlarÖzkan YıkıcıAcı gerçeklerde yaşarken ki kaçış ikilemleri tehlikesi - Özkan Yıkıcı
yazarın tüm yazıları:

Acı gerçeklerde yaşarken ki kaçış ikilemleri tehlikesi – Özkan Yıkıcı

Yeniçağ podcastını dinleyin

Türkiyede Altı Şubat depremi oldu. Bu deprem, K. Kıbrısta umulandan fazla etki yaptı. Daha öncekilerde bukadar yoğun konuşulmadı. Çünkü, Altı Şubat depreminde Adiyamanda otel altında öğrenci sporcu kafilesi kaldı. Hataya giden turis ve hastalardan da ölüm bilgileri geldi. Bunun sonucu da K. Kıbrısta öteki Türkiye doğa afetlerinden daha fazla acı ve gündemleşme yaşandı. Yetmezmiş gibi deprem döneminde olan yıkımlar ve en bastan kurtarma anındaki yanlışlar eksiklikler, olayın daha derinlere dek işlemesine katgı yaptı. Fakat, nedense hala net olayın yaşandığı ve yaşatılmasına karşın, Türkiye gerçeği ile bütünseleştirilip değerlendirilmemesidir.

Acı yaşayan kesimler elbet sarsıldı. Fakat, acıdır, bazı siyasi kesimler de fırsatdan acıdan dahi hamaset yapıp kendilerine yontmaya uğraştılar. Bol bol konuşmalar oldu. Kesintiler yapıldı: fakat sonucu hala sır gibi gidiyor. Ta baştan olan güvensizlik, yapılacak yardımların yönetimin eline verilmemesi endişesi bol bol vurgulandı. Yine de kesintilerle epey fonda para birikmesi gerekir. İlerde bu konu yine oldukça tartışılacağı kesin. Önceki deneyimleriniz zaten bunun sürpriz olmadığını da anımsatıyor.

Zaman aktı. Herkes en azından yargılamaya odaklandı. Bol laflar yapıldı. Arada acıları da incitmeme adına konuya fazla girmek istemedim. Sadece kimisine “Türkiyedeki yargı sistemini de izleyerek konuşun” uyarılarım oldu. Zaten, olayın duygusallığını en yakınen bildiğim kişilerin kaybettikleri evlatları durumundan anlamaktayım. Onlara dahi olayla alakalı fazla lafazanlık etmek istemiyorum.

Sonuçta Altı şubat depremi ile alakalı gelişmeler ve yargı süreçlrini de takip etmeğe çalıştım. Hala karşımızda Hatay gibi önemli gerçek var. Onun için beklenti ile olacak ikilem denklemine dikat etmek önemlidir. Hele Türkiyenin devlet işleyişi ile yargının durumu da hergün krizlerle zaten karşımıza geliyor. Handikap şu: nedense onca Türkiyeleşmeğe karşın hala Türkiye gerçeği ile konuşmama kaçışına devam edilmesidir. Altı şubat depremi konusunda zaten kadercilikle başlayıp devamında olayın önemli yanlışlarının örtülme idolojik hamleleri başlatıldıydı. Yine Türkiyede her doğa afeti sonrası açığa çıkan ama sırf iktidarı koruma adına konuşturulmayan, yargıya taşınmayan imar izinleri ve denetimsizlik kuralları da gerçektir. Nitekim, son deprem konusunda da hukuki terimler bir yana, Adiyaman çöken ötel konusunda da önemli demokratik örgütlerin de nedenseleştirmesine rağmen, imar afının katgısı ve denetimi yapmayan belediyeden öteki kesime laf yok. Öteki depremler gibi iş mütahitler ve hukuki terimlerle yumuşatma sistemiyle konu yapılmış derecesinde yürütlmektedir. Bizde acının da ötesinde bol bol takipçisiyiz diyen makamcıların tutup da “neden imar afı yok, neden başta belediyeler bu binaya göz yumdu” soruları soracak ne aklı nede cesaretleri var.

İlk idiyanlame durumunda ilk sorulan tıpkı öteki deprem faciyalarında da olduğu gibi, imar afının sonucu ve belediyelerin denetimsizliği yoktur. Bu nedenli sorgulanır bilmem. Şimdilik günlük Avrupa gazetesi dışında da yazan yok.

Kısaca, altı Şubat depremi K. Kıbrısta da etkili sonuçlar oluşturdu. Ama süreç Türkiye tipi yol ile ilerliyor. Olayın olduğu yeri de düşünerek, konuya bakışlarına yaklaşımı da değerlendirerek sorunu ele almak şart. Şimdilik onca lafa ve ne yazık acıyı kulanım politiği dışında başlangıçtan başlayan kurtarma eksiklikleri, şimdi de yargı sürecinde en başta imar afı etkisi yok sayılarak devam ediyor. Bunu K. Kıbrısta kaçı konuşur bilmem. Ama, ben bildiğimi de yazarak, en azından az okuyucumla hatırlatma adına görevimi yaparak gerçeklerden kaçmadan deyerlendirme yaptım.

****

İkinci bir konu daha var: eski dönemde en azından Kıbrıs Cumhuriyeti ve belirli Kuzey Kıbrıstaki sol çevreler, Filistin konusuna daha gerçekçi yaklaşmaya çalışırdı. Salt dar bilgilerle kalınmazdı. Hele de üstler kulanılınca da hep ses verilirdi. Kıbrısın yeni sömürge gerçekliğini sosyalistler değerlendirmelerine koyuyordu. Şimdi de durum ayni. İngilterenin Ağrotur üstünden israile silah gönderildiği bilgilri epey yayılmaya başladı. Ama, yönetimlerde ses yok. Acı olan buna da muhalefet de eden pek yok. aAma, haberlerde İsrail eksenli ile araya Filistinli çocuk dramı sosu katılarak haberleştirme sunulmaktadır.

Yeri gelmişken, eskiden bazı bilgileri RİK kanalından alırdık. Gerek Kuzeyde olan gelişmeler gerekse başka durumların haberlerini RİK Türkçe yayınında verirdi. Annan planı sonrası RİK bu özelliğini sıfırladı. Kıbrıs cumhurieyti ise AB süreci sonrası özellikle birkaç yıldır İsrail eksenli yerine oturdu. AB politikasının da direk etkisidir.

Kıyas yapacak olursak, AB süreci sonrası gelişmeler daha bir batılı eksene oturdu. Günü kurtarma adına demeç dahi verilmiyor. Ek olarak gaz pazarlıkları da eklenince, israilin daha rahat at koşturma meydanı bulduğu kesin.

Anlayacağınız: Ağroturdan silah yüklü Amerikan ve İngiltere uçaklarının israile uçtuğu haberleri dolaşıyor. Tepki pek yok. Acı ama gerçek. Ne diyelim: yaşamakta olduklarımızın resmi de bu. Sosyalistlerin eksikliği yeniden her olayda tekrardan sırıtmaya devam ediyor.

- Advertisement -spot_img
- Advertisement -spot_img
5,999BeğenenlerBeğen
796TakipçilerTakip Et
1,253TakipçilerTakip Et
204AboneAbone Ol

yazılar

Yeniçağ Podcastını dinleyin