yaklaşımlarHare YakulaEmzirme ve kadın bedeni üzerindeki denetim - Hare Yakula
yazarın tüm yazıları:

Emzirme ve kadın bedeni üzerindeki denetim – Hare Yakula

Yeniçağ podcastını dinleyin

İ.Ö. 1200 olarak tarihlendirilen Asur Yasası kadınların peçe kullanımıyla ilgili uygulamaları içermektedir. Varlıklı “bey”lerin karılarının mutlaka peçe takması gerekmekteydi. Fahişe ve köle kadınlar ise peçe takmaları durumunda cezalandırılırdı. Peçe, herkesin kullanımına açık olan kadınlarla yani “fahişelerle”, “korunması”-“sayılması” gereken kadınları birbirinden ayırmaya hizmet etmekteydi. Kadınları kategorize eden bir semboldü.

Kadının ikincilliğini doğallaştırarak bedeni hakkında söz sahibi olan erkek iktidar tarih boyunca kadın bedenini denetleyici birçok kural koymuşturlar. Emzirmek ve sütannelik birçok kurala tabi tutulmuştur. Emzirmenin kökenine yani Neandertallere kadar geriye gidecek olursak kalıntılar bize kadınların dört buçuk yaşına kadar emzirdikleri bulgusunu sunar. Yaşam koşullarını düşünecek olursak kolay erişilebilir ve tehlikesiz olan anne sütüydü. Haliyle emzirme kutsaldı. Sümerliler emzirmeyi önemsediklerinden olsa gerek anne sütünü nasıl artırabildiklerine dair yorumlarda bulundular. Hammurabi Yasalarında ise ilk kez sütannelerle ve sütanne işveren ilişkisini resmileştiren kanunlarla karşılaşırız. Daha sonraları bu kültür aktarılmış olmalı ki Roma’da da sütanneler kabul görüyordu. Aristo ise dönemin algısının tersine, sütanneliğe karşıydı. Emzirmenin anne tarafından gerçekleştirilmesi gerektiğini savunuyordu. Kuran’da emzirme, 2 yıl önerilmekte ve süt “beyaz kan” betimlemesiyle kutsallaştırılmaktadır. Kuran, sütanneye karşı olmamakla birlikte karşılığının verilmesi gerektiğini buyur eder. Hintlilerde 6 aylık yani ilk dişini çıkacağı süreye kadar bazen de hamile kalana kadar emzirmeden bahsedilir. Çinliler daha ileriye giderek yazıtlarında beslenmeye dikkat edilmesi ve alkol tüketilmemesi ifadelerine yer vermiştir. Çin’de hükümdarların çocukları için 40 sütanne görevlendirildiği olmuştur. Orta Çağ Avrupası’na doğru ilerleyince varlıklı ailelerin çocuklarını, karşılığı verilmek kaydıyla yoksul sütanneler emzirmekteydi. Emziren kadınların sütünün kalitesi düşer gerekçesiyle seks yapması yasaktı ve kurallara uymayanlar cezalandırılırdı.

Sütannelik 18. ve 19. yy. Fransa’da endüstriydi denilebilir. Berthe Morisot’nun 1879 yılına ait Sütanne ve Julie(Nourrice et bébé) tablosunda kendi bebeğini emziren sütanneyi resmetmiştir. Buradaki sütanne, bebeği doğal bir emzirme içgüdüsüyle değil gelişmekte olan bir endüstrinin üyesi olarak ücret karşılığında emzirmektedir. Sütanneleri kâr amacıyla ve müşterisinin tatmini için bedenini veya bedeninin ürününü satıyor olması hasebiyle “fahişeye” benzetmek pek de yanlış değildir. Fakat sütannelikte sömürüyle ilgili herhangi bir söylem geliştirilmemiştir. Bunun nedeni sütannenin bedenini toplum tarafından erdemli sayılan bir davranış için satıyor olmasıdır. Sütannelik yoksul köylü kadınların görece iyi para kazanabilecekleri yoldu. Günümüzde ise karşılığını alan sütannelerin yerini taşıyıcı anneler almıştır.

Berthe Morisot’nun çizmiş olduğu tablo Fransa’da sütanne bulma ofisi

 

Peçe kullanımında olduğu gibi emzirmede de kadınlar kategorize edilip ayrıştırıldı. “İnek gibi emzirmeyen”, emzirmeyeceği için korse giyebilen, seks yasağı olmadığı için “bey”ini memnun edebilen varlıklı kadınlar ve ötekinin ötekisi sütanneler! Emzirmek kadınlar arasında ayrışmayı derinleştiriyordu. Varlıklı kadınlar bu ayrışmayla birlikte birçok toplumsal kabul ve inanışı sorgulamadan içselleştirmiş olmalılar ki o yıllarda kendi çocuğunu emzirmeyi utanılacak bir eylem olarak görüyorlardı. Peki bugün sorgulamadan içselleştirdiklerimiz nelerdir? Bunun için Hannah Arendt’in dediği gibi düşünmek gerekir.

Aristoteles Politika adlı eserinde, erkeğin hükmedici, kadının ise boyun eğici karaktere sahip olduğunu savunur. Kadınlar için yücelttiği erdemler, uyumluluk ve sessizliktir. Yüzyıllar sonra İmam Gazali, Müslümanların kaçması gereken kadın tipinin çok konuşan kadın olduğunu söyleyerek, Aristoteles’in düşüncesini devam ettirir. Görüldüğü gibi, birçok toplumsal kabul ve inanış gücü elinde bulunduran iktidardaki erkekler tarafından saptanmaktadır. Erkeğin belirlediği kurallarla kadınlar sürekli hizaya sokulur. Ataerkil gelenek kadınları sessizliğe ve edilgenliğe mahkûm ettikten sonra ehlileştirerek topluma dahil eder. Aksi halde uyumlaşmayıp kendi doğası ve arzularına göre hareket eden kadınların bedenleri üzerindeki denetimi kaybedeceklerini bilirler.

- Advertisement -spot_img
- Advertisement -spot_img
5,999BeğenenlerBeğen
796TakipçilerTakip Et
1,253TakipçilerTakip Et
248AboneAbone Ol

yazılar

Yeniçağ Podcastını dinleyin