Kıbrıs sorunu hükümetin oyuncağı oldu

YKP Yürütme Kurulu Kıbrıs sorunundaki son gelişmeleri değerlendirdi. Konu ile ilgili açıklama şöyle:

Kıbrıs sorunu esaslı konularda karar alınmadan sürdürüldüğü için yine iyi niyet gösterisi şeklinde sürdü ve nihayet hükümetin karşı tarafı suçlarken aslında görevli cumhurbaşkanını suçlamasına dönüştü. İki taraf da resmi olarak ilerleme kaydedildiği iddia eder ve 2016 amacına işaret eder ama Özgürgün açıkça tersini söyleyip Kıbrıslı Rum lidere zaman kazandırılmamasını beklemediğini söyledi. Çözüme muhtaç olmadığını söyledi ve statüko (mevcut durum) sürdürülemez denilmesine karşı olduğunu belirtti. Böylece Türk tarafını zamana oynanmasına yardımcı olmakla itham etti.

Muhalefet partisi gibi açıklamalar yapan hükümet sürekli görüşmelerden haberdar edildiği halde sorumsuzca çözüm karşıtlarını kışkırtmaktan da uzak durmadı. Böylece gayrı ciddi bir yönetime sahip olduğumuz gene ortaya çıktı.

Görüşmelerin esaslı konularda uzlaşma sağlanmadan dış baskıları göğüslemek amacıyla sürdürüldüğü tekrar kanıtlanmış oldu. Önemli konular ele alınma sırasına gelince işin gene yokuşa süreceği bellidir. Son dakika mucize gibi Türkiye ve diğer ilgililerin beşli veya çoklu bir toplantıda kilidi çözeceklerini ancak olağanüstü bir şeyler olursa bekleyebileceğimizi gösteriyor.

YKP çözüm ister ve bunu yalnız Kıbrıs için değil dünya barışı için ister. Ban’ın Kıbrıs’ın konuşulduğu toplantının ardından Kıbrıs’tan çok Ortadoğu’yu anlatması ders olmalıdır. Devletlerin BM kararlarına aykırı politika gütmeleri ve çok daha büyük sorunlara gebe olan yerel sorunları çözmeye katkı yapmamaları çok büyük tehlikeler yaratmaktadır, bunu bize olaylar anlatıyor.

Görüşmeler sürdürülmeli ve taraflar yandaşlarıyla görüşerek kırmızıçizgilerde yakınlaşmaya izin vermelidirler.

Hayvancılar mavi dil hastalığına karşı önlem istemektedirler ama Kıbrıs küçük bir yerdir ve iki tarafın yardımlaşması esastır. Yoksa daha önce yapıldığı gibi anlamsız önlemler alınacak ve hastalığın kuş gribinde olduğu gibi yayılmamasını dileyecektir. Yoksa sineklerin dolaşmasına da çare mi bulacaklarını sanıyorlar? Kıbrıs sorunu çözülmelidir. Engelleyenler insanlarına ve dünya barışına ihanet etmiş olur.

Hakemlik ve takvim istemezler ama BM’nin daha çok müdahil olmasını isterler. AB’nin karışmasını dilediler ama onun da işe karışmasına razı değildirler. Anlaşamıyorlar ama statükoyu da kendileri ayakta tutamıyorlar. Statükoyu ayakta tutmak için gene uluslararası desteğe muhtaçtırlar.

Bunu onurla sona erdirmek için birbirlerinden çok ilgili devletlerle konuşmaya gereksinimleri olduğu anlaşılmaktadır.

Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Platformu, 8 Mart için taleplerini ortaya koydu, sokağa çağırdı

12791089_605491079615402_777537236611506253_nToplumsal Cinsiyet Eşitliği Platformu 2 Mart Çarşamba günü saat 11:00’de Tabipler Birliği Odasında basın toplantısı düzenlendi. Basın toplantısında Mesarya Kadınları İnisiyatifi’nden Hare Yakula tarafından okunan açıklama:

8 Mart programıDeğerli Basın Emekçileri, hepiniz hoşgeldiniz.

Bizler son 7 yıldır,(2009 yılından beri) kadın hakları ve toplumsal cinsiyet eşitliği için birlikte mücadele eden örgütler olarak, bugüne dek uzun ve meşakkatli bir yol yürüdük. Geçmiş yıllarda 8 Mart Organize komitesi adıyla başlayan birlikteliğimiz, her yıl 8 Mart ve 25 Kasım yürüyüşlerimiz ile büyüdü, Ceza Yasası ve Aile Yasası değişmeli kampanyaları ile geniş bir tabana yayıldı. Hem şehirlerde, hem de köylerde artan kadın örgütlülüğümüz ile beraber bugüne dek 8 Mart Organize Komitesi adıyla ortaya koyduğumuz eylem birlikteliğini Eylül 2015 te feshedip TOPLUMSAL CİNSİYET EŞİTLİĞİ PLATFORMU çatısı altında birleştirdik.

Daha önce 8 Mart Organize komitesini oluşturan örgütler olarak bundan sonraki süreçte Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Platformu çatısı altında dayanışma ve ittifakımızı daim kılacağımızı kamuoyunun bilgisine getiririz.

Basına ve kamuoyuna:

Biz, ortasından bölünmüş adada yaşayan kadınlar olarak;

Biz, bu bölünme sırasında tecavüze uğradığı konuşturulmayan kadınlar olarak;

Biz, militarizmin kuşattığı şehir, sokak, okul ve zihniyetlere direnen vicdani retçi kadınlar olarak;

Biz, bugün savaşlarda öldürülmemek, tecavüze uğramamak, tutsak alınmamak, köleleştirilmemek için zorunlu yolculuklarımız sonucu burada olan mülteci kadınlar olarak;

Biz, kendi cinsel kimlik ve yönelimleriyle var olamayan lezbiyenler, biseksüeller, translar ve interseks bireyler olarak;

Biz, evde ve iş yerinde emeği sömürülen emekçi kadınlar olarak;

Biz, gece kulüplerinde ekonomik, cinsel, psikolojik ve fiziksel şiddete maruz kalan, dolaşım özgürlüğü dahi çok görülen, bu koşullar sonucu hayatını kaybeden ve hayatta kalmaya direnen, kaçan ve kaçamayan seks kölesi kadınlar olarak;

Yani biz, toplumsal cinsiyet eşitliği platformu bileşenleri olarak;

Kendimiz, kız kardeşlerimiz ve erkek egemen sistemin tüm ezilenleri için barış, emekten yana bir düzen, özgürlük, adalet, savaşsız, silahsız, sürgünsüz bir Kıbrıs ve dünya istiyoruz. Bu dünyada kendi kimliklerimizle var olmak istiyoruz. Hangi ulustan, etnik kökenden, rütbeden veya aileden olursa olsun kimsenin utancı, elinin kiri, namusu, bacısı, fahişesi, kölesi olmadığımızı ve olmayacağımızı yineliyoruz.

Bu yıl bir kez daha, 8 Mart’ta, Salı günü saat 18:00’de, eski Suitex’in önünde buluşup, Dereboyu caddesi boyunca eski Pronto Çemberine, 18:30’da oradan da Meclise ve Kuğulu Park’a yürüyoruz. Bir kez daha patriarkal kapitalizme, erkek devlete, devletin militarizmine, kocanın ve patronun şiddetine karşı yüzyıllardır süren kadın direnişini sahipleniyor, sürdürüyoruz.

Bu topraklara gerçek anlamda barış gelene, bedenimize, emeğimize ve kimliğimize yönelik saldırılar görünür kılınıncaya ve son buluncaya dek direneceğimizin altını çiziyoruz.

Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Platformu

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü Talepleri:

 

  • Kadınların güvencesiz ve sendikasız çalışma şartları altında sömürülmesini engelleyecek yasal ve kurumsal düzenlemelerin yapılması,
  • Ebeveyn izninin hem özel hem de kamu sektöründe bir an önce yürürlüğe konulması,
  • Kadın kooperatifçiliğinin teşvik edilmesi ve toplumsal cinsiyete duyarlı bütçeleme politikalarının devlet politikası haline gelmesi,
  • Bedava kreşlerin açılması ve yaşlı bakım evleri/ huzur evlerinin çoğaltılması
  • Tek ebeveynli çocuklar ve bekâr anneler için gerekli olan sosyal yardımların iyileştirilmesi,
  • Seks köleliliği ve insan ticaretinin sonlandırılması için gerekli mekanizmaların derhal oluşturulması,
  • Eğitim müfredatlarının toplumsal cinsiyet eşitliği gözetilerek yeniden düzenlenmesi ve toplumsal cinsiyet eşitliği derslerinin müfredatlara dâhil edilmesi,
  • Aile Yasası’nda ifade edilen Adli Yardım tüzüğünün derhal çıkarılıp uygulamaya konulması,
  • TOCED’in hemen yürürlüğe girmesi ve TOCED Yasası’nda belirtilen Sığınma Evi, Alo İmdat Hattı, Şiddete Müdahale Birimlerinin bir an önce hizmet vermeye başlaması,

 

  • Kadın dostu belediyecilik anlayışının yerel yönetimlerde bir an önce yürürlüğe girmesi
  • Toplumsal Cinsiyet Bakışının müzakere masasına yansıtılması ve yeni kurulacak Federal Devletin yasa ve kurumlarının toplumsal cinsiyet bakışını içeren bir şekilde düzenlenmesi.

Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Platformu: KTÖS, Feminist Atölye, Feminist Öğretmen İnisiyatifi, YKP-fem, Kuir Kıbrıs, Envision Diversity, Mesarya Kadınları İnisiyatifi, Kıbrıs Dem Genç Kadın, CTP Kadın Örgütü, TDP Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Komisyonu, BKP Kadın Meclisi, Kıbrıs Pir Sultan Abdal Kültür Derneği, Mülteci Hakları Derneği, MAGEM, MAKAMER, DAÜ-SEN, Daü-Bir-Sen, Kıbrıs Türk Tabipleri Odası, Tabipler Birliği, Kıbrıslı Türk İnsan Hakları Vakfı, KTAMS, Doğu ve Güneydoğulular Kültür Derneği, Lefkoşa Emekçi İnisiyatifi

YKP-fem: Kadın cinayetleri politiktir

ykpfemKadın cinayetleri politiktir

Kadın cinayetleri politiktir çünkü sistem tarafından kadınlara ve erkeklere “verilen” ve uygun görülen güç alanları eşit değildir. Kadınların politik, sosyal ve ekonomik olarak sistematik olarak erkek cinsinden geriye tutulmaya çalışılması, erkeklere, şiddet kullanımı da dahil, adaletsiz araçlar sunmaktadır. Coğrafyamızdaki kadın cinayetlerinde görülebilen ve kendini her defasında tekrar eden motif bunu kanıtlar niteliktedir. Erkek şiddeti, kadınların eşitsiz bir güç ilişkisi içerisinde konumlandıkları en yakınları ve patronları tarafından uygulanmaktadır. Erkek şiddeti Olesya Kupriyanova’yı öldürdü, Aşkın Şevketoğlu’nu öldürdü, Judy Nafwele’yi öldürdü, Marianna Cojocaru’yu öldürdü, Siham Benchargui’yi öldürdü, Nejla Çağdaşoğluları’nı öldürdü, Nilgün Urhan’ı öldürdü, Şükran Sadrazam’ı öldürdü ve daha birçok kız kardeşimizi öldürdü. Katiller belli, maktüller belli. Burada kendini tekrar ettiren devamlılığı görmemek ancak da körlük olur. Ve maalesef bu cinayetlerin önüne geçilmemesi, bu cinayetlerin unutulması siyasi iradenin bu konudaki körlüğünün göstergesidir.

 

YKPfem3Cinayetler yapısal sebeplerden

Toplumsal cinsiyet eşitliği temelinde bir sistem inşa edebilen bir ülke olsaydık, bu yoğunlukta cinsiyet temelli cinayetlere rastlamaz, sokaklarda korkarak yürümez, evlerimizde korku içerisinde yaşamazdık. İçerisinde bir birey olarak var olabileceğimiz ilişkilerimiz, topluma her alanda eşit katılımımız norm olurdu. Böylesi bir cinayet de toplumsal hafızalara kazınır, toplum ayaklanır ve ağır ve caydırıcı cezalar verilirdi. Böylesi bir ütopyada zaten insanlar kemikleşmiş militarist bir sosyal eğitimden geçmeye zorlanmaz ve şiddete daha eleştirel bakabilirdi, böylesi bir cinayetin kişisel, bir defalık bir vaka olmadığını ve yapısal sebeplerden kaynaklandığını anlayıp gereken iyileştirmeleri yapmaya dört elle sarılırdı.

 

“öldürülüyoruz, lütfen gündeminize alın” noktasındayız

Bu gibi temel gereksinimlerle ilgili bu aşamada hala daha taleplerimizin oluyor olması bile içinde yaşamaya zorlandığımız koşulların vahametini göstermektedir. Toplumsal hafızamızın seçiciliğinin ve zayıflığının tadını çıkaran yetkililer bu konularda umut veren açıklamalar yapıp, daha sonra da erkek şiddeti konusunu ikincil bir konu olarak kabul edip günü geçiştirmektedir. Bizim şu anda kadın sığınma evi gibi altyapılara sahip olup, militarizm gibi şiddetin yapısal nedenlerine karşı mücadele etmemiz gerekirken, hala daha “öldürülüyoruz, lütfen gündeminize alın” noktasında hapsediliyoruz. Ülkemizdeki eril tahakküm temelli siyasi yapının en çarpıcı örneği de kadın cinayetlerinin ciddiye alınmamasında kendini gösteriyor. Bu konuya asılınmamasının sebebini de, erkeklerin haketmediği ayrıcalıklarının rahatlığını kaybetmekten korkmasıdır. Eşitlik sözde güzel, pratikte içşelleştirme gereken bir kavramdır ve biz bu noktadan çok uzakta olduğumuzu hissediyoruz.

 

Merceği şiddet gören kadınlardan şiddet uygulayan erkeklere çevirmek gerek

Kıbrıs’taki egemen erkeklik hallerini sorunsallaştırma vaktimiz çoktan geldi de geçti bile. Her erkek bu egemen erkeklik hallerini benimsemese de, neredeyse her erkek eril kültür tarafından bu halleri benimsemeye zorlanmakta, eğer askere gitmezse, ava gitmezse, gece kulübüne gitmezse, içinde bulunduğu sosyal ve siyasi ortamları domine etmezse erkek sosyalleşmesinden dışlanma tehdidiyle yüz yüze gelmektedir. Yani erkeklik, doğanın ve kadının sömürüsüyle eşleştirilmekte, bu da cinayet gibi sonuçlara ulaşılmasında büyük etken oluşturulmaktadır. Dolayısıyla, merceği şiddet gören kadınlardan şiddet uygulayan erkeklere çevirmenin ve bu konuda toplumsal bir yüzleşme yaşamamızın vakti geldi diye düşünüyoruz.

 

“Ben senin bildiğin erkeklerden değilim: “Tuhaf”tan “Paşam”a bir toplumsal cinsiyet hikayesi” sahnelendi

Berk İnanYKP-fem ve Kuir Kıbrıs Derneği, Nefret Cinayeti Mağduru Trans Bireyleri Anma Günü dolayısıyla üçüncü kez etkinlik düzenledi. Önceki senelerde trans aktivist Esmeray’ın tek kişilik performansları ve Türkiye ve Kıbrıs’tan trans bireylerin katılımıyla gerçekleştirilen panellerle trans bireylerin toplumda karşılaştıkları sorunlara dikkat çekilirlen, bu sene T-Club aktivisti Berk İnan, tek kişilik performansı “Ben Senin Bildiğin Erkeklerden Değilim: “Tuhaf”tan “Paşam”a bir Toplumsal Cinsiyet Hikayesi” ile konuya duyarlı kişilerle buluştu. Berk İnan, kadından erkeğe transseksüellik tecrübesini izleyicilerle paylaşarak, geçiş süreci önesinde, süreç boyunca ve sonrasında ailesiyle, devlet kurumlarıyla, sosyal çevresiyle yaşadıklarını aktardı ve ilgili soruları yanıtladı.

YKP-fem, etkinlikle ilgili yaptığı açıklamada, coğrafyamızda trans bireylerin yaşadıkları sorunların görünmez olduğunu ve düzenledikleri etkinliklerin esas amacının yerelde bir trans örgütlenme oluşuturulmasına katkıda bulunmak olduğunu belirtti.

Aktivist Erm An’ın etkinlik öncesi yaptığı konuşmanın tam metni:

Rita Hester, 20 Kasım 1998’de ABD’nin Boston şehrinde kendi evinde göğsüne aldığı 20 bıçak darbesiyle öldürüldü. Dünya trans hakları hareketi Rita Hester cinayetini sembol haline getirerek, her yılın 20 Kasım gününü Nefret Cinayeti Mağduru Trans Bireyleri Anma Günü olarak çeşitli etkinliklerle toplumun gündeminde tutmaya devam etmektedir.

Dünya’da halen trans bireylere yönelen saldırı şiddet ve cinayetler devam etmektedir. Kıbrıs’da ise toplumun tüm LGBT (Lezbiyen, Gey, Biseksüel, Trans) bireylere karşı sergilediği tutum görmezden gelmek ve hiçe saymaktır. Trans Bireyler kimiklerinden dolayı işsiz kalmakta ve kamusal alanlarda görünür olamamaktadırlar. Bir bireyin ölümü sadece biyolojik olarak değil aynı zamanda toplum içindeki varlığının hiçe sayılması ile de gerçekleşmektedir. Bu cinayetlere “Dur!” demek, kamuoyunun dikkatini trans bireyleri hedef alan nefret suçları ve nefret cinayetlerine çekmek, yetkilileri de konuya duyarlı olmaya çağırmak amacıyla bugün bu etkinliği son üç yıldır olduğu gibi YKP- Fem, Kuir Kıbrıs ve bu sene de aramızda olan T-Club dayanışması ile gerçekleştimekteyiz.

Konuya duyarlı herkesi, trans toplumunu hedef alan cinayetlere, ayrımcılığa, toplumsal dışlanmaya ve yetkililerin sessizliğine karşı sesimize ses katmaya davet ediyoruz.

Şimdi sahneyi Berk İnan’a bırakıyorum,

Umarım güzel bir akşam geçirirsiniz.

12219535_723659994432789_657162176735207965_n

Tuhafiye İkinci El ve Takas Pazarı 4 Ekim’de

tuhafiye1Tuhafiye İkinci El ve Takas Pazarı, 4 Ekim Pazar günü 1984 Bahçe’de açılıyor.

YKP- FEM’den verilen bilgiye göre, saat 16:00’da başlayacak pazarda ikinci el kıyafet, kitap ve ev eşyalarının yanında, el yapımı ürünler ve üreticilerden doğrudan standlara gelecek organik gıdalar da satışa sunulacak.

YKP-FEM’den yapılan açıklamaya göre, her ay düzenlenen Tuhafiye İkinci El ve Takas Pazarı, aşırı tüketime ve seri üretime alternatif olarak ürünlerin kullanım sürelerini uzatmayı, parasız ihtiyaç gidermeyi ve dayanışma pratiklerini geliştirebilmeyi hedefliyor.

Etkinliğe tüketim alışkanlıklarını kırmak isteyen ve başka bir üretimin mümkün olduğuna inanan herkes davetlidir!

YKP-fem’den İkinci El ve Takas Pazarı

ykpfemYKP-fem’in geçtiğimiz yıldan beri gerçekleştirdiği İkinci El ve Takas Pazarı bu ay da 28 Haziran Pazar günü 1984 Bahçe’de açılıyor. Saat 16:00’de başlayacak olan Pazar’da yine birbirinden renkli ikinci el ve el yapımı ürünler ile aracısız satılacak mahsul ürünler  yeni evlerini aramaya devam edecek.

YKP-fem’den yapılan açıklamaya göre, her ay olmak üzere gelenekselleşen İkinci El ve Takas Pazarı, aşırı tüketime ve seri üretime alternatif olarak halihazırda üretilmiş ürünlerin kullanım hayatlarını uzatmayı, parasız ihtiyaç gidermeyi ve dayanışma pratiklerini bildiğimiz piyasa kuralları dışında geliştirebilmeyi hedefliyor. YKP-fem, tüketim alışkanlıklarını kırmak isteyen ve başka bir üretimin mümkün olduğuna inanan herkesi bu Pazar saat 16:00’da İkinci El ve Takas Pazarı’na davet ediyor!

İşçi hakları, kuir hakları, bizim haklarımız!

11292612_10101598464476281_431056671_nYKP-fem, Kuir Kıbrıs, faq, Sispirosi Atakton, Faşist Tehdide Karşı İnisiyatif ortak açıklaması şöyle:

17 Mayıs Uluslararası Homofobi, Bifobi ve Transfobi Karşıtlığı Gün (IDAHOBIT ) vesilesiyle sözde normların dışında olan kişilere empoze edilmeye çalışılan her türlü baskı biçimini eleştirmeyi fırsat biliriz. Bu baskı biçimleri cinsiyetçiliği, heteroseksizmi, ırkçılığı, türcülüğü, yaş ayrımcılığını, fiziksel yapabilirliğe dayalı ayrımcılığı, sınıf ayrımcılığını ve HIV pozitif insanların damgalanmasını içerir fakat bunlarla sınırlı değildir. Buna bağlı olarak, norm dışı cinsel yönelim, toplumsal cinsiyet, cinsellik, cinsel kimlik/ifadesi, vücudu, arzuları, ırkı, yaşı, fiziksel yeterliliği toplumsal norm ve ideallerden sapma gösteren bireylere yönelik eşitsizlikler yaratılıp daimileştirilerek, ayrımcılıkların oluşmasına temel teşkil etmekte ve hatta birçok durumda birden fazla kimlikte toplumsal normların dışında sayılan bireylerin çoklu ayrımcılık biçimlerine maruz kalmalarına sebep olmaktadır.

Sırf kapitalizm bizlere daha çok ticari ürün satabilsin ve istediği gibi konumlandırabilsin diye her birimiz, bize dar gelen kutulara sığdırılmaya çalışılıyoruz. Bizler, gururla, başta toplumsal cinsiyet ve cinsellikle ilgili olmak üzere, içinde yaşamaya zorlandığımız sistemlere ve buna bağlı sömürü biçimlerine bir karşı duruş ifadesi olarak kuirliğimizi ilan ederiz. Kuirler sürekli gözetim altındadırlar; disiplin edilmeli, cezalandırılmalıdırlar, çünkü ikili değer sistemlerine sığmamaktadırlar, normlardan sapmıştırlar, çünkü tek başına varlıkları bile ataerkil sisteme bir tehdittir.

Biliyoruz, çünkü tecrübe ediyoruz; homoseksüellere gülünmekte ve ‘yeterince kadınımsı/erkekimsi olmadıkları’ için taciz edilmektedirler. Trans* bireylerle dalga geçilmekte ve acımasızca öldürülmektedirler. Biseksüeller kafaları karışık gibi algılanmakta ve tabularla dolu bir cinsellik algısının içinde görünmez kılınmaktadırlar. Kadınlar mütamadiyen erkek bakışının incelemesi altındadırlar. Lezbiyenler henüz doğru adamı, onları yerlerine yerleştirecek /doğru yola getirecek ‘gerçek bir erkek’ bulamamışlardır. HIV pozitiv olan insanlar şeytanlaştırılmakta ve toplumdan dışlanmaktadırlar. ‘Dizginlenmemiş bir cinsel hayat’ sürdükleri damgasını taşımak zorunda kalmaktadırlar, onlar yüzkarasıdırlar. Aseksüeller görünmezleştirilmekte ve sürekli olarak cinsellik içermeyen ilişkiler arzuladıkları veya hiç ilişki istemedikleri için yargılanmaktadırlar. İnterseks bireyler vücutlarında tıbbi müdahaleye ve rızaları bile olmadan tek bir kalıba girmeye zorlanmaktadırlar. Çokaşklılık veya diğer norm dışı ilişkiler, heteronormatif, çekirdek aile kurumunun dayattığı hiyerarşik ve tekeşli idealleri bozmakta ve bireyler tekeşli ilişkiler kurmadıkları veya sadece bir kişiyi sevmedikleri için suçlanmaktadırlar.

Sınıfsal sömürü üzerinden kendini var eden ve derinleşen kapitalist sistem altında ayrımcılığa uğrayan gruplar ve baskı altında yaşamaya zorlanan tüm insanlarla mücadelemiz ortaktır. Mültecilerin Itaka’ya yolculuğu Akdeniz’de son buluyor. Onların ‘çıplak yaşamları’ ‘çıplak ölümlere’ dönüşüyor. Maalesef, bazı hayatların yaşamaya, bazı ölümlerin de yasını tutmaya değer bulunmadığı bir dünyada yaşıyoruz.

Eşitsizlik, baskı ve ayrımcılık birbirleriyle günlük hayatlarımızda kesişiyor ve bize doğrudan yönelmemiş bile olsalar yaşam alanlarımızı tanımlıyorlar. Heteronormatif patriarkal kapitalizm tarafından baskı altına alınan bir toplumda, işçilerin hakları bizim haklarımız, kuir hakları herkesin haklarıdır.

Herkesi 5 Haziran’da saat 19:30’ da, Kaymaklı’daki “Social Space Kaymakκιν’de” ‘Pride’ adlı filim gösterimimize katılmaya davet ederiz. Film 1980’lerde Thatcher Britanya’sı zamanında geçen gerçek bir hikaye. Zorluklarla yüzleşmenin ne demek olduğunu bilen bir grup gay ve lezbiyen aktivist grevde olan madencileri desteklerler. Etkinlik, film gösterimi ve öncesinde, o dönemlerde İngiltere’de bulunan ve 1984 olaylarında yer almış, bize 80’ler İngiltere’sinin durumu hakkında kısaca bilgi verecek bir katılımcıyla, gündeme getirilen konular hakkında bir söyleşiden oluşacaktır. Etkinliğe Kıbrıs’ın kuzeyinden katılmak isteyenler için Ledra Palace sınır kapısından saat 19:00’da arabalar kalkacaktır.

‘Senden çok daha büyük, çok daha güçlü bir düşmanla savaştayken, varlığından hiç haberdar olmadığın bir arkadaşın olduğunu bulmak, işte bu dünyadaki en güzel duygu. Burda ne yaptığımızı görebiliyor musun? Biz tarih yazdık!’ Pride Filminden alıntı.

YKP-fem’den ikinci el ve takas pazarı 12 Nisan’da

ykpfemYKP-fem’in geçtiğimiz yıldan beri gerçekleştirdiği İkinci El ve Takas Pazarı bu ay da 12 Nisan Pazar günü 1984 Bahçe’de açılıyor. Saat 11:00’de başlayacak olan Pazar’da yine birbirinden renkli ikinci el ve el yapımı ürünler yeni evlerini aramaya devam edecek.

YKP-fem’den yapılan açıklamaya göre, her ay olmak üzere gelenekselleşen İkinci El ve Takas Pazarı, aşırı tüketime ve seri üretime alternatif olarak halihazırda üretilmiş ürünlerin kullanım hayatlarını uzatmayı, parasız ihtiyaç gidermeyi ve dayanışma pratiklerini bildiğimiz piyasa kuralları dışında geliştirebilmeyi hedefliyor. YKP-fem, tüketim alışkanlıklarını kırmak isteyen ve başka bir üretimin mümkün olduğuna inanan herkesi bu Pazar saat 11:00’de İkinci El ve Takas Pazarı’na davet ediyor!

İşten atılmadan öz denetime: Özgür Kazova işçileri direnişlerini anlattı

kazova 1 kazova kazova2 kazova3YKP-fem’in koordinasyonuyla Kıbrıs’a gelen Özgür Kazova’dan kadın işçiler, dört aylık maaşlarını ve kıdem tazminatlarını almadan işten çıkarılmalarıyla başlayan direniş süreçlerini etkinliğe katılanlarla paylaştı. Etkinlikte yaşanılan süreci anlatan Özgür Kazova işçisi Aynur Aydemir, haftada üç eylem yapan, patronlarının evine yürüyüşler düzenleyen, direniş çadırı kuran işçilerin Gezi direnişi sonucunda oluşturdukları dayanışma ağlarının da mücadelelerini güçlendirmesi sonucunda önce fabrikayı işgal edip daha sonra gerçekleştirdikleri internet kampanyası ile yıllardır ilişki kurdukları iş makinelerinin sahibi olmalarının sürecini anlattı.

Gelinen noktada iş makinelerini yeni bir binaya taşıyan işçilerin, önce işbirliği ve dayanışma ile yanyana geldikleri sanatçılarla şimdi hep beraber üretim şekillerini değiştiriğini anlatan Ezgi Bakçay da, Özgür Kazova direnişinin yurt dışındaki diğer kooperatiflerle geliştiriyor olduğu ilişkilerin, bu tür bir üretim modelinin Türkiye’de daha da yaygınlaşabilmesinin yolunu açtığını vurguladı.

YKP-fem ise 8 Mart sürecinin yıllar önce başka bir coğrafyadaki kadın dokuma işçilerinin baş kaldırısıyla başladığını hatırlatarak, bu 8 Mart’ta tekstil işçileri olan Özgür Kazova’dan kadın işçilerin direniş deneyimlerini dinlemenin mücadeleye umut aşıladığının altını çizdi. Türkiye’de 1.5 milyon civarında tekstil işçisinin bulunduğunu ve aile fertleriyle beraber bu sektörün 6 milyon kişiyi birebir etkileyen bir sektör olduğuna vurgu yapılırken, bu sektörde yaşanan sömürünün en çok kadın işçileri olumsuz etkilediği ve Özgür Kazova direnişi bu bağlamda da heyecan verici bir deneyim olarak yorumlandı.

Özgür Kazova işçileri daha sonra ürettikleri Patronsuz Kazaklar’ın satışını yaptı ve Lefkoşa’da düzenlenen 8 Mart yürüyüşüne katıldı.

YKPfem’den 8 Mart etkinliği: Bir Direniş Öyküsü: Patronsuz Kazaklar

ykpfem (2)8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü çerçevesinde YKP-fem “Bir Direniş Öyküsü: Patronsuz Kazaklar” adı altında Özgür Kazova İşçileri ile söyleşi ve Patronsuz Kazak satışı düzenliyor. YKp-fem’in daveti üzerine adamıza gelecek olan Özgür Kazova İşçileri tüm zorluklara rağmen aşırı üretim, tüketim ve kar hırsıyla bezenmiş kapitalist düzen içerisinde sol görüş ve politikalar doğrultusunda alternatif bir üretim modelini var etmek için uğraş veriyor. Şubat 2013’te 4 aylık maaşları ve kıdem tazminatları ödenmeden işten çıkarılan Kazova tekstil işçileri tam bir sene haklarını aramışlar, bir süre fabrika önünde çadır kurarak eylemlerine devam etmişler, 28 Haziran 2013’te ise kapatılmış fabrikayı işgal edip bozuk makineleri tamir ederek bu sefer patronsuz olarak üretime tekrar başlamışlardı. 28 Eylül’de de fabrika önünde patronsuz üretimin ürünü giysilerle bir defile düzenlenmişlerdi. Mücadelelerine devam eden işçiler son olarak “yüzde 100 koton, yüzde 100 yün, yüzde 100 patronsuz ürünler” sloganıyla Özgür Kazova Tekstil Kooperatifi’ni kurmuştur.

Eşitlikçi paylaşıma dayalı bir ekonomik modeli olan patronsuz Kooperatif’in amaçları arasında tüm dayanışmacı ekonomi örgütlenmelerine, emek mücadelelerine yardım etmek ve uluslararası özgürlük mücadelelerinin bir parçası olmak bulunuyor. Üretimden koparılmış Kıbrıslı Türk toplumunun ve tahakküm altında yaşayan tüm kadın emekçilerin yüreğine bir umut tohumu serpeceğini inandığımız bu direniş öyküsünü dinlemek ve Patronsuz Kazak satışına katılarak Özgür Kazova İşçilerine destek vermek isteyenleri 8 Mart 2015, Pazar günü saat 14:00’te 1984 Bahçe’ye bekliyoruz.

ykpfem (2)