Pişkinlik halleri, marazi duygusallıklarına – Özkan Yıkıcı

yazarın tüm yazıları -->

Konuyu daha iyi kavramak için, yakın günleri şöylesine sıralayalım. Elbet, makamsal konumu da gözeterek yanyana koyacam…. Saray seçimlerinde olnanlara, yapılan direk ve baskıyla örtüşen tutumları tekrardan hatırlatmaya gerek var mı? Sonuçta Türkiyenin istediği ve müdahalelerle bazı kuyulardan çekip çıkardığı Ersin Tatarı  saraya görkemli muhteşem reklanlarla taşıdı. Kısaca belirtik: işbirlikçiliğin istenen kurallarına uygun “lider” olacaktı. Öyle sarhoş olup zaten kanun manun dinlememeyi de gelenekselleştirdi ki basit kuralları dahi ya yerine getirmedi veya daha ehlikelisi yapmaması gerekenleri de yaptı. Yerine vekaleten başbakan atamadı, istifasını vermedi. Yine sanki Sarayda deyil de yönetiminin başıymış gibi de kanunsuzluklarına ikili katlama da ekledi: partizanca atamalar yaptı. Sanmayın Korona salgını nedeniyle ihtiyaç sonucu sağlık çalışanı görevlendirdi; tam aksine iş yapılmayıp dışarda partizancılık yapacak yandaşlama yerleşimler atadı. Daha bu unutulmadan hemen şu veya bu şekilde B.M. kontrolunda olduğu sanılan Kayıplar komitesinin başkanını ve bazı çalışanları görevden alıp oraya da yandaşlama kıyaklama görevlendirme yüzünü ortaya serdi. Bunları ya susarak veya pişkince savunarak pişkinlik dangadunga örneklemleri incileri sıralıyordu.

Bitmedi; adaya Erdoğan gelince lider olduğunu veya sarayda Cumhur etiketli yapılınmaya çalışındığını unutup, işbirlikçi gösterişe geçti. Örneğin, sıkılmadan “neyapacaktım: Dinlemiyorlardı beni. Telefona sarılıp cumhurbaşkanıma anlatım” diyordu. Bir cumhur ötekine Cumhurbaşkanım deyişi valilerde dahi pek görülen tutum deyildi. Maraş açılımı ve Konya belediye gerçeğini de görmezden gelip bu toprağın “KKTC toprağı olduğunu da hep söylemeye devam etti. Devam etsem, makale dolar. Ama şunu da ekleyelim: işbirlikle bir yere geldiği ve onların dediği ile politika uygulayacağını haykırdı. Nitekim, bunu Anastasiyadise yüzüne karşı söyledi. B.M. temsilcisine de aynen tkrarladı. Yine de sanki hiç bunlar olmamış gibi de hayat devam ediyor. ****

Türkiyenin müdahaleleri herkes tarafından hem bilinir hem de tanık olunur. Ama, gariptir hem kabulenir, hem de marazi hikayeler dökülür. Kimisi de normal hayatın parçası olarak kabullenip, bu ilişkiden çıkar sağlar. İşbirlikçiliğin tadını bazısı bakanlık, bazısı müdürlük, bazısı öncelikli işe girmeği, havadan teşvik almayı ve daha kötüsü, muhbircilik yapıp yalanla ötekini suçlayıp kendine göre başarı çizen garip bir koşul ortaya çıkarıldı. Ama, ikilemlilik denilen kural da var: bunu son Taçoyun BRT prokramındaki konuşmalarında yakalıyoruz. Muhelefete karşı Türkiye kendilerini destekledikçe, vekil bakan yaparken, birçok olumsuzluklarını kapatırken, gerektiği anda onlar için direk darbe derecesinde müdahaleler olurken sevinirken, bağımsızlık kandırmacalarıyla işleri yürütürken, bazen tersi de olur. Aslında, bunu direk Denktaşla acı şekilde yaşayanlardan birisiydi. Son UBP kongresine müdahaleler gelince, başlangıçta kendini de destekleneceğine inandığı için sesi çıkmadı. Ne zaman kendisi de adaylıktan şu veya bu şekilde çektirilip kongre de yerle bir oolunca, hala Katar hikayesindeki engelemeyi açıklayamazken, birden oda marazilere döndü! Türkiyenin müdahalesinden şikayet etmeye başladı. Oysa düne kadar pişkinliğin daniskasıyla bağımsız ve demokrat laflarıyla pişkince en kirli partizanlıkla yandaşlama oynunda oda vardı.****

Devam edelim: hesapta belediyelerimiz bağımsız. İçişlerine de bağlıdırlar. Böyle yazılır ve böyle açıklamalarla işler yürür gibiydi. Oysa herkes bilir ki belediyelerin projelerini önceleri direk elçilik şimdilerde Elçilik, koordinasyon heyeti gibi kuruluşlar onaylar. Her belediye elçiklik veya heyet kapılarına gider birşeyler çıkarır. Yeni Erenköy derebeyine ben zamanında “sen bunları neden işe aldın? Vasıfları ne” diye sorunca: “Elçilik dedi”  diye yanıtladı. Elbet, belediyeler derebeyleşirken, elçilik ve ya heyetlere bağımlı olurken, onlara da yandaşlama işe alma kıyakı da brakıldı. Son Mağusa olayı sanırım en net son acı örnektir. Heyetlerden ve son zamanlarda direk Fuat Oktaydan onaylı destekler belediyelerin hallerini sıralıyor. Öyle sıralıyor ki son dönemde belediyeler arası ayrışmalar sonucu bazı yandaş ve işbirlikçi belediyelerin dahi şikayetnameler söylemeye başladığına da tanık olduk.******

Maraşa girmeden olmaz: bisiklete binen elçinin bir sokağa hem de 12 Mart dönemi Ankara sıkı yönetim komutanı Semih Sancarın adını vermesine ne demeli? Ayni gün saraydaki yeni işdahlı “liderimiz” ise Maraşın KKTC toprağı olup onu açacaklarına karar veriyordu! Tıpkı Konya belediye başkanı ile Turizm bakanının Türkiyeden gelip direk Maraşa gidip açıklama yaparken Tatarın ayni sahneleri kendi çenberinde yeniden tekrarlaması gibi.*****

  1. Kıbrısı konuşurken Türkiye gerçeğinden koparmamak gerektiğini yeniden hatırlatalım. Beraberinde K. Kıbrısta erk sadece hükümet veya saray olmadığını da bilerek konuşalım. TC Elçisinin gücü hükümetin üstünde. Veto hakıyla bakan dahi atamayı engelediğine hep tanık olduk. Ordunun hem de önemli sayıda varlığı da malum. Devamında önce yardım heyeti, sonradan koordinasyon komitesi adıyla ekonomik denetim mekanizmaları da kuruldu. Yetmedi, direk dışişleri bakanı Çavuşoğlu müdahaleleri veya son sözü söyleyecek Fuat Oktay gerçekleri gibi kurumsal ağ yönetimleri oluşturuldu. Bunları yaşamın her alanında yakalamak mümkün. Nİfus ise sayısı bilinmeyen yapıda 74 öncesi K. Kıbrıs topraklarındaki yerel nifusun artık azınlıkta olduğu kesin. TC kökenli nifusun zaten çoğyunlukta olduğu da malum. Üstüne üstün, kaçak veya deyişik kılıflarda deyişik ülkelerden çalışandan, sermayedar, ve öğrenci adıyla da yoğun insan dolduruldu. Bunalr hep gelişigüzel yerleştirilip kentsel doğa birçok başka sorun da yaratıldı… Dinlerken, bu nedenle kimin nerde olduğu veya işbirlikçilikle faydadcılık paydası önemlidir.

Şunu gayet güzel yakalarsınız: adamına göre konuşmak. Başka şekliyle, sizin konuyu bilip bilmediğinizi anladığı zaman da başka masal anlatılır. Yine de yerel ahalinin önemli kısmı sıkışınca geçmişteki kurgulanan marazileri dizerler. Çok madur edilip direniş destanlarıya donatma paradokslarımız meşurdur. İşbirlikçilikle faydalanıp,kendini başka göserme adına marazicilik de yapılır. Bol parası olan veya hırsızlık  yapan birçok insan dönüp, size kendinin çektilerini dürüst olduğunu anlatır. Bundan nasıl madurlaştığı marazilerini sıralar. Her alanda kendine has yerel tipi mafyacılık da oluştu. Diket edin; genel kendi içinde kötülükleri örtme adına konuşmama ve koruma duyguları da örgütsel potansiyele dönüştürüldü.

Kısaca, pişkinlikle faydalanma ile marazilerle kendini acındırıp destanlaştırma tüketim işbirlikçi kültürü K. Kıbrısın galiba en koruyucu kültürü haline doğru geliyor.

- Advertisement -spot_img
- Advertisement -spot_img

Diğer yazıları

6,005BeğenenlerBeğen
796TakipçilerTakip Et
1,118TakipçilerTakip Et
47AbonelerAbone

YKP basın açıklamaları