Geldiğimiz sonuç nedir? – Ulus Irkad

Must read

ulusNe 1974 sonrasında ne de 1974 öncesinde aslında demokratik bir sistemde yönetilmedi Kıbrıslıtürkler. Hep baskı altındaydılar ve de bu sistemde sol denilen, örgütlülük denilen veya muhalif denilecek eleştirel düşünceye pek yer verilmedi. Liderlik kendine ciddi muhalefet  yapanları ya tehdit ederek göçettirdi, ya da tehdit edip sessizleştirdi. Liderlik eleştirel düşünceye açık olmadı. Bir padişahlık sultası gibi yönetildi toplum. Toplumu yöneten liderler de  bu dikensiz gül bahçesinde muhalefet de olmayınca memleketi güya yönettiler ve rahat nefes aldılar. Aslında yöneten, kafalara dayatılan tabancaydı. Toplumun beniletilen ruhuydu.Ama şu da bir gerçekti  ki toplumda ciddi bir eleştirel düşünce olup liderlik ve yöneteneler devamlı kontrol altında olsaydılar bugün sadece bir kısmı görülen buzdağının altında görülmeyen  kısımlar  da görülecekti. İşte  bu baskılar yüzünden toplumda eleştirel düşünce veya bilimsel düşünce pek yayılmadı veya etkin olamadı. Neydi mesela eleştirel düşünce bunu da görmemiz gerekmektedir: Bilim nedir? Gerçeği ortaya çıkarmak, gerçeğe yaklaşmaktır. Bizde ise esasında yapılan gerçekleri  gizlemek olmuştur ve bu konuda gerçeğin ortaya çıkmaması için resmi ideoloji  uydurulmuştur. Bilim, sınırsız bir düşün özgürlüğünü, sınırsız ifade özgürlüğünü gerekli kılmaktadır. Resmi ideoloji ise, yasaklarla ayakta duran bir kurumdur. Aslında resmi ideoloji devletin idari ve cezai yaptırımlarıyla korunan ve kollanan bir ideolojidir. Resmi ideolojinin direktiflerine uyulmadığı takdirde  eleştiri yaptığınız zaman bazı idari ve cezai yaptırımlarla karşılaşmak büyük bir olasılıktır. Bu durum bilim ortamının gelişmesini de engeller. Pek tabi ki resmi dideolojiye sahip bir devlet demokratik bir devlet değildir. Burada ifade özgürlüğü yoğun bir baskı ve kısıtlama altında olduğundan bir devletin demokratik olmasından söz edemeyiz.İşte bu yüzden Kuzey Kıbrıs demokratik değildi ve içteki yasalar da maalesef baskı yasalarıydı. Bu yasalara göre de öncelikle devleti vatandaşlara karşı korumak gerekmekteydi. Suçlu devlet karşısında vatandaştı. Düşman vatandaştı. Böyle olunca da vatandaşın eleştiri yapması durumunda mahkemelerde devlet karşısında hesap  vermesi gerekmekteydi. Devlet kutsal olduğu için eleştirilemezdi. Aslında 1985 yılından beri yürürlükte olan anayasa böyle bir mantiktan geliyordu ve maalesef bizde hiçbir değişikliğe de uğramamıştı.

Batı aydınlanmacılığında eleştirel olmayan hiçbir zihinsel-entellektüel çaba, bilim tanımına dahil edilemez. Bu tür bir bilginin, Akademi çatısı altında ve isminin önünde çok sayıda akademik ünvan bulunan adamlar tarafından üretilmiş olması bu gerçeği değiştirmez.Bizde bilimsel entellektüel alanın bir ölçüde çorak oluşu, eleştirel düşüncenin azgelişmişliğinin doğrudan sonucudur.

Şimdi tüm bunları gözönünde aldığımızda baskılarla kırk yılda geldiğimiz sosyal, kültürel ve de ekonomik durumun  aslında bir tükeniş noktası olduğunu herkes söylemektedir. Büyük bir ahlak bunalımı var. Bugün bozulmayla karşılaşmamış devlet kurumu yok. Toplumun güvenliğiyle sorumlu devlet kurumlarının ise geldiği nokta içler acısıdır. Rüşvetlerden sözedilmekte ama ya daha önce alınanlar ve hiç duyulmayanlar? Belli ki bu çeşit davranışlar bir devamlılığın şimdilere kadar gelmesidir. Kuzey Kıbrıs’ta devlet adamlığı veya liderlik yapanların, eleştiri yapanlara karşı acımasızlıkları ve de eleştiri yapan örgütlerin bilhassa YKP’nin  karşılaştığı anlayışsızlıkları nasıl yorumlayacağız şimdi? Her siyasi açıklamasının ertesinde YKP’nin 25 yıldır karşılaştığı sabotajlara ne demeli? Kurulduğu tarihten itibaren Türkiye Dışişleri Bakanlığı dahil, tüm resmi mercilerin bu partiye karşı yüklendikleri baskıcı insiyatifler? Hele hele devletin başında olanların veya  ağızlarından köpükler çıkarak “İnanmayın bunlara bunlar toplumun ancak %1’ini temsil ediyor” deyişleri…Peki bu %1’e rağmen toplumun topluca bugün yolkolması ve hala daha birçok insanımızın Londra kapılarında buradaki iflaslardan sonra ekmek kapısı bulmaya çalışmasına ne ad vereceğiz? Ya seçimlerin sürgit devam etmesine rağmen, meclisin hiçbir fonksiyonunun olmaması ve de geldiğimiz süreçte seçim bie yapılmasa durumun aynı olduğu analizlerine ne ad vereceğiz? Seçimle bir durumun olamayacağı da açık değil mi? Bilen var mı? Bunca bombalama, bunca baskı ve de bunca yoketme tehditlerine ve de bir cinayetten sonra bugün toplumun geldiği noktada tükenişi nasıl yorumlayacağız? Haksız mıydı onca eleştiri? Toplumun geldiği yokolma noktasında bunca eleştirinin haklı olduğunu görüyoruz ama efendiler yeraltındaki  militer unsurlarla toplumu beniletip bu yokoluşu kapatmaya, gizlemeye çalışıyorlardı. Oysa güneş balçıkla sıvanmazdı ki? Sıvayamadılar nitekim. Şu anda Krak çıplak hem de aydınlıklar içinde kralın çıplak olduğu görülmekte.

Kuzey Kıbrıs’ta yepyeni Türkiye’nin  tüm müdahalelerinden uzak bir yapılanma gerekiyor. Ve Kuzey Kıbrıs insanının kaderine sahip çıkarak masada söz söyleme hakkı olması gerekmekte. Hiç vakit geçirmeden bir çözüme gidip Kuzey Kıbrıs’ın hem siyasal, hem sosyal, hem demokratik, hem kültürel hem de hukuksal bir istikrara gitmesi gerekiyor. Başka bir alternatif de kalmamıştır. Yokolmakta olan toplumun fazla beklemeye de bir takati kalmamıştır.

Kuzey Kıbrıs insanının üç-beş kişi mecliste ense şişirecek, birkaç işadamı da ceplerini dolduracak diye artık daha fazla beklemeye takati kalmamıştır. Vakit kaybetmeye de…Yeniden bir yapılanma gerekiyor, hem de 1974 yılında başladığımızın tersi bir yapılanmaya…

- Advertisement -spot_img

More articles

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

- Advertisement -spot_img

Latest article