Egemenlerin oyununu bozma zamanı – Kemal Güçveren

Must read

Bu kaçışlar, nereye kadar sürecek? – Özkan Yıkıcı

Hala yaşananları görmezden devam denilsin. BRT kurumu her haberinde bize Ersin Şov sunup sanki normal halmiş gibi de hükümet kurma temaslarını anlatıp haberleri noktalasın....

Garantörün oyunlarına devam – Alpay Durduran

Akıncı seçimlere yakın ununu eleyip eleğini de astığı görüşmelerde artık bizim kuşak yapmadığına göre başkası da yapamaz demiş olmasına rağmen yine seçileyim de Allah...

Kadına şiddet ve KTÖS – Yılmaz Parlan

Kadın cinayetleri, şiddeti ve istismarı insanlığın ve o toplumun yegane ayıbıdır. Kadınların öldürülmesi, sistematik şekilde şiddete uğramaları aslında o ülkede hukuk sisteminin çalışmadığını, iflas ettiğini...

Corona, herkes gibi beni de etkiledi vücut sağlığımı bozmadı ama yaşamımı çok etkiledi. Yıllardır egemenlerin medyayı kullanarak nasıl algı oluşturduğunu hep konuştuk bugün ise çok kısa sürede bunu nasıl başardıklarını yaşayarak görüyoruz. Halkın nasıl etkilendiğini anlamak için çok büyük araştırmalara gerek yoktur, şöyle bir başımızı çevirip etrafa bakarsak etkilerini görebiliriz. Herkes panik içinde “aman bana bulaşmasın” hastalığına bulaştı. Elbette hastalığı küçümseme anlamı çıkarılmamalıdır. Bizler için tek bir hayat dahi çok önemlidir. Hiç kimsenin hiçbir nedenle ölmesini kabul etmiyoruz. Yaşam hakkı en önemli insan hakkıdır. Bu nedenledir ki bizler yıllardır ülkemizde ve Dünyadaki tüm yaşamımızı etkileyen çevre sorunlarına, ekonomik ve siyasi yapılanmalara karşı çıkmaya çalışıyoruz. Nedir bunlar? Küresel sermayenin yada diğer adıyla emperyalizmin doymak bilmez kar hırsıyla Dünyanın her yanında yarattığı savaşlar, ve bu savaşlar nedeniyle yaşananlar, her yerde yüzbinlerce ölüm milyonlarca göç ve bu göç yollarında denizlerde, kapalı konteynerlerde havasızlıktan ölen on binlerce masum insan ki bunların çoğu çocuk ve kadınlardır. İnsan tacirlerinin insafına bırakılan çaresiz insanlar ve ayrıca bunlar üzerinden oluşturulan şantaj politikaları.

Dünyanın her yanında ve ülkemizde yaratılan çevre felaketleri dağlara taşlara kadar her yer talan ediliyor. Sanki sonsuz topraklara sahipmişiz gibi her yer beton yığınları ile dolduruldu. Ülkemiz bu yükü çekemez bir hal aldı. Üç beş sermaye gurubunun çıkarları sanki halkın çıkarıymış gibi davranıldı. Şimdi ise canımızın bekçileri rolüne soyundular. “Eğer birisinin bu günkü durumunu öğrenmek istersen dününe bak, yarınını öğrenmek istersen de bu gününe bak” diye bir anlamlı söz var.

İşte tamda şu soruyu sorma zamanı, ülkemizde ve Dünya’nın diğer ülkelerinde eğer insan hayatına bu kadar çok önem veriyorsaydılar bunca zamandır yaşananlar ve halen yaşanmaya devam eden bu ölümler bu acılar niye? Eğer insan hayatı çok önemli ise sağlık alanında yapılanlar nasıl açıklanacak. Halk sağlığına ne kadar önem veriliyor sağlık sistemi özelleştirilerek hastaları birer müşteri gibi gören sistemleri kimler kurdu? Bu sistemlerin savunuculuğunu yapanlar bugün hepsi birer aziz gibi ortaya çıkıp sağlığımızı korumak için her şeyi yaptıklarını söylüyorlar. Ve maalesef bizler de bunlara kanıyoruz. Büyük büyük bilim insanları saatler boyunca televizyonlarda konuşuyorlar ama konuştuklarını toplasanız 2 dakikayı bile doldurmaz. Temizlik evet en önemli davranışlardan biri olmalı evet ama bizler bunu zaten hep anlattık okullarda öğretmenlerimiz hijyeni hep anlattılar.

Evet esas sorun şu Aziz Nesin’in dediği gibi “Biz Türkler birtakım nedenler yüzünden düşünmesini öğrenememişiz. Düşünmesini bilmiyoruz oysa düşünmemiz gerekiyor. Hem de çok düşünmemiz gerekiyor. Bir an önce düşünmesini öğrenmeliyiz. Ve her konuda yeni baştan düşünmeliyiz.

Ve bize bugüne dek niçin düşünmeyi öğretmemişler, öncelikle de bunu düşünmeliyiz.”

Ancak bu söylenenler sadece Türkler için değil bütün dünya insanları da kendilerine uyarlamalıdırlar, Aziz nesinin bu anlamlı sözlerini.

Ülkemizde ve tüm Dünyada yapılan sadece vahşi kapitalizmin nasıl daha çok kar edeceğini planlamak ve hayata geçirmektir. Ancak bunları hayata geçirirken de hep “reform” yapıyorlar. Hep insanların refahını artıracakmış gibi söylemlerde bulunuyorlar. Ne yazık ki bu söylemlerini hep “büyük büyük” bilim insanlarına onaylatıp onlar eliyle allayıp pullayıp sunuyorlar. Koca koca üniversitelerde insan yetiştiren profesörler de bunları onaylıyor ve genç insanları ‘yetiştiriyorlar’.

Eğitime verilen önem nedir? İşte bunu sorgulamanın zamanı tamda şimdidir. Nasıl bireyler yetiştirilmesi hedefleniyor. Bilimsellikten uzak sorgulamayan her söyleneni sorgusuz kabul eden, dogmacı eğitimi öne çıkaran, birbirini koruyan değil, birbirinin önüne geçmeye çalışan yarışmacı bir eğitim modeli, öğrenmeye değil ezbere dayalı bu eğitim modeli ne yazık ki kolay idare edilebilinen bir toplumu oluşturur.

Yine “çok güzel” söylemlerle iktidara talip olan siyasilerimiz de her zaman çeşmenin başına oturmayı beceriyorlar. Burda gözden kaçırmamamız gereken önemli bir nokta vardır. Kendilerini hep emekten yana, halktan yana gösteren ve kendilerine ‘sol’ felsefeyi referans aldıklarını söyleyen siyasi partilerdir. Çünkü bu siyasi partiler toplumlarında kazandıkları güveni hiç çekinmeden sermayenin hizmetine sunuyorlar. Gerçekleri toplumun gözünden kaçırmayı çok kolay becerebiliyorlar. Nerdeyse sağ iktidarların yapmayı beceremediklerini çok daha kolay bunlar yapabiliyor. Bunlar toplumlarına ihanet ediyorlar.

İhanetleri de ayrıca toplumlarda inanılmaz moral çöküntülerine sebep oluyor ve toplumların gücünü de yok eden bir durum oluşturur.

Tıpkı büyük şair Nazım Hikmet’in “AKREP GİBİSİN KARDEŞİM” şiirinde dediği gibi: “Demeğe de dilim varmıyor ama –kabahatin çoğu senin, canım kardeşim!”

Bu sorumluluktan hiç kimsemiz kaçamaz hepimiz payımıza düşeni almalıyız. İşte şimdi tam da özeleştiri zamanı. Bugüne kadar gücümüzü nerelere harcadık? En önemlisi bu acımasız kan emicilere karşı savaşmamız gerekirken, aynı kulvarda olduğunu söyleyen insanların ve örgütlerin kavgalarını yaşadık. Niçin mi, “ben daha doğru söylerim” diye. Ve biz didişirken onlar parsayı toplayıp gittiler.

Maalesef bugün de bunun farkına varamıyoruz. Bugüne kadar toplumdan çaldıklarının hesabını vermelerini istemeliyiz. Sağlıkta bu kadar yetersizsek bu bugün coronadan olmadı, trafikte bu kadar sorunumuz varsa bu da bugün coronadan olmadı, eğitimde bu kadar sorun varsa bu da bugün coronadan olmadı. Ve diğer tüm sorunlarda bugün ortaya çıkmadı.

Peki yine ne yapılmaya çalışılıyor? Bunların sorumlusu sanki çalışanlardır. Hemen ellerini çalışanın cebine soktular ilk fatura çalışanlara kesiliyor.

Bu zor zamanda, tam da dayanışmamızı göstermemiz gerekir. Egemenlerin oyununu bozma zamanı. Toplumun yardımına koşmalıyız, ama, egemenlerin isteklerine boyun eğerek değil.

- Advertisement -

More articles

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

- Advertisement -

Latest article

Bu kaçışlar, nereye kadar sürecek? – Özkan Yıkıcı

Hala yaşananları görmezden devam denilsin. BRT kurumu her haberinde bize Ersin Şov sunup sanki normal halmiş gibi de hükümet kurma temaslarını anlatıp haberleri noktalasın....

Garantörün oyunlarına devam – Alpay Durduran

Akıncı seçimlere yakın ununu eleyip eleğini de astığı görüşmelerde artık bizim kuşak yapmadığına göre başkası da yapamaz demiş olmasına rağmen yine seçileyim de Allah...

Kadına şiddet ve KTÖS – Yılmaz Parlan

Kadın cinayetleri, şiddeti ve istismarı insanlığın ve o toplumun yegane ayıbıdır. Kadınların öldürülmesi, sistematik şekilde şiddete uğramaları aslında o ülkede hukuk sisteminin çalışmadığını, iflas ettiğini...