yaklaşımlarÖzkan YıkıcıLekoşa, Adıyaman ve Ankara üçgeninden - Özkan Yıkıcı
yazarın tüm yazıları:

Lekoşa, Adıyaman ve Ankara üçgeninden – Özkan Yıkıcı

Yeniçağ podcastını dinleyin

Beklediği gibi Lefkoşadan hem madurlar hem de siyasilerden oluşan kafile, Adiyamana yeniden yolculuk yaptı. 26 Nisandaki davaya katılıncak. Orada birçok beklenti vardı. Daha öncesi olanlar ise gündemi sıcak tutuyordu. Arada sadece siyasilerin gidişlerini sorgulayanların da olduğunu eklemeden olmaz. Yine de mahkemeye gidildi. Altı Şubat depremiyle oluşan felaketin Adiyaman ayağındaki Kıbrıslıların da adalet arayışlrı kimisi katılımcı kimisi de izleyici olarak gidildi.

Burada bir noktayı belirtmeden edemiyecem: önceki ayrgılamada mahkeme Gazi ünüversitesinden bilir kişi teknik raporu istedi. Ben ozaman kendi birikim bilgimle Gazi ünüversitesi bilir kişi raporunun beklenen biçimde çıkmayacağını hemen belirtim. Erken öngörü olsa da kuşkularımla olasılığını anlatmaya çalıştım. Bana ayni kafa atışlarıyla tepki gösteriliyordu: “siz zaten neyi beyeniyorsunuz: sizin gibi dar kafalı solcular, bu konuları pek bilmez” laflarını önümde veya arkamda dedikodu şekliyle yapan kesimler oldu. Çoğuna yanıt dahi vermedim. Yanıtı geçmeyecek kısa zamanla hayatın vereceğini bilir durumdaydım. Öyle de oldu: 26 Nisan Adiyaman mahkemesi sonuçta Gazi ünüversitesi bilir kişi raporunu kaul etmeyip, yerine daha teknik rapor hazırlatılmasını karara bağladı.

Bana laf atanlara elbet söylesem, onlar yine bahanelerle atıp tutacaklar. Çünkü işleri hamasi işbirlikçi düşüncenin tutsaklığı cenderesinde debelenip duruyorlar.

Sonuçta mahkeme kararıyla yine yeni rapor da beklenerek ertlendi. Tutuklu ve serbes yargılanan kişiler aynen önümüzdeki yargıya dek aynen kalıyordu. Fakat, en azından şu konu yeniden düşünülüp daha geniş alanda sorgulamak da önemlidir.

Konu Türkiyede yaşandı. Altı Şubat depremiyle gerçekleşti. Birçok olgu havada uçuşurken, bazı pratikler de uyarı veriyordu. Örneğin olaydan yani 26 Nisan öncesi Perşenbe günü Türkiye gerçekli önemli iki yargı sorgusu vardı. Birincisi T24 sitesi veya Sendika Org TR de yayınlanan Gökçen TaTahıncıoğlununnmakalesiyle de anlatılan olay vardı. Değremin önemli yıkımını yaşayan ve ne yazık orada Kıbrıslılar dahi öldüydü. Nedense bunlar örgütlenmediği için sadece Adiyamanla konu öne çıkarılıyor. Neyse, o Kırıkhanda var ya hem de yıkılmamış hastahane binası vardı. Bu binada olan hastaların ölmesi de konu oldu. Yıkılmayan fakat ölen hastalar sözkonusuydu. Örtülmeye çalışındı. Fakat, sonunda ihmal ve ilgisizlik sonucu ölüme terkedildikleri anlaşıldı. Ama tüm belgelere karşın yargıda adım atılamadı. Sıkıştırma geciktirme ve savcılık oyunlarıya Kırıkhandaki yıkılmayan hastahane binasından hastalar boğularak resmen öldü. Yani boğulma demek onlara ilgi gösterilmeyer ve o bölümler terkedilerek resmen ağır haleriyle boğularak öldüler. Konuyla ilgili dileyen yukardaki Gökçen Tahıncıoğlunun Perşenbe günkü makalesini okur.***İkinci olay da 25 nisanda bu defa Çorlu katliyamı mahkemesi vardı. Önceleri çok olaylı oldu. Yedi yıl sürdü. Bazı cezalar verilse de yeyterli olmadığını bizat tanıdıklarını kaybeden ayleler tarafından belirtildi. Öyle ki uzun sün mahkemeler sonucu dayak yemeler, salondan atılmalar belgelerin verilmeme olayları sık sık yaşandı. Aslında Adiyaman olayında K. Kıbrıs gerçeğinin olması ve burada bazı etkinlikerle mesaj verilmesi, konunun daha geniş duyulmasını yaratı. Ama bizdeki eksiklik şu: hem de adiyaman yargılama gerçeğine rağmen, hala TC yargı sisteminin nerelerde olduğu konusunda pek konuşmak isteyen de yok. Buda öteki eksik ve sırıtacak olgudur.

***

Tüm bunlar birikip Cuma günü Adiyaman  yargısı sürdü. Ama devamı da var: bilmem kaç kişi Cumartesi hem de Ankarada avukatların önemli yürüyüşünden haberi var. Baroların düzenlediği eylemin özünde hukuk katliyamı ve avukaltlara karşı genişleyen saldırı ve tutuklamalar olmaktadır. Türkiyeye yargıya giderken, orda hem de Altı Şubat gibi önemli doğal ile siyasal saydamlaşmalı cinayet oluşurken, istemeden yargı konusunun da devamında ele alınması şart. Tıpkı Altı Şubat ile sadece deprem değil, siyasi rantdan tutun hukuksuzlukların tümünün de birlikte alınma zorunluluğu gibi.

Bu birikimle pek de alışılmayan avukatların Ankarada eylem yapması önemli adalet gelinen aşmasının da aynasıdır. Buna benzer bir eylem kısa zaman önce de oldu. Konu yine Barolara müdahale etme idi. Ozaman şimdiki elçi Metin beyin meslektaşları Ankara girişinde dövülürkenki tavır da hala korkunç sayfa gibi akıl kaydına uğradı.

Kısaca, bizi de saran davayla Türkiyenin Altı Şubat depreminden yargısına uzayan geniş alanlı acılarla dolu yolculuğun bir kavşağını daha aştık. Belirsizlik ile sınırlama gölgesinde hala birşeyler bekleniyor. Beklenmekle kalmayıp harekete geçme ise olandan oluşan kuşkuların da etkisi olduğu kesin. Fakat, Türkiye gerçeği ile konuya yaklaşmak önemlidir. Nasıl ki Altı Şubatın yıkımının bazı can yakıcı durumları hasır altı edilmek isteniyorsa, yargının da zaten tartışmalı şekliyle yol alırken, kamuoyu baskısı oldukça önemlidir. Bakalım Adiyamanda Kıbrısı da sarmalayan Altı Şubat felaketinden neleri öğreneceğiz. İlk öğrendiklerimiz, isgenderundan Maraşa bazı benzer otel davalarının nasıl örtüldüğüdür. Buda kulağımıza küpe olsun. ayni yani

- Advertisement -spot_img
- Advertisement -spot_img
5,999BeğenenlerBeğen
796TakipçilerTakip Et
1,253TakipçilerTakip Et
248AboneAbone Ol

yazılar

Yeniçağ Podcastını dinleyin