yazılarKıbrıs iktibasBahara Girerken - İsyanın Sesi - Layık Topcan
diğer yazılar:

Bahara Girerken – İsyanın Sesi – Layık Topcan

Yeniçağ podcastını dinleyin

Orjinal yazının kaynağıozgurgazetekibris.com

İlkbahar, bahar veya ilkyaz, doğa döngüsünde kış ile yaz arasındaki mevsim.
Dün 22 Mart’tı, baharın ilk günü. Newruz!

Baharın gelişi genellikle yenilenme ve umutla ilişkilendirilir. Gökyüzü maviye bürünse de yeryüzü yeşilin en güzel tonlarına sahip olsa da baharın müjdesi kalplerimize ulaşamıyor.

Çünkü gölgeler var aramızda; hukuksuzluğun, ahlaksızlığın, suça teşvik etmenin, suça göz yummanın, suça ortak olmanın gölgesi!

Sevgili Sibel Siber, okumakta olduğu “İmparatorluktan Cumhuriyet’e, Tıbbiye’nin ve Bir Tıbbiyeli’nin Öyküsü” isimli kitaptan, 18. yy. sonu Osmanlı dönemini anlatan bir paragrafı paylaştı geçen gün sosyal medyadaki profilinde.

Hoca olamayacak nitelikteki öğrenciler ve yüksek mevkilerdeki ailelerin yakınları ve çocukları, bazen okula bile uğramadan çeşitli iltimas ve rüşvetlerle icazetler (diploma) aldılar, hatta hocalığa atandılar… Bu sahte diplomalı hocalar, eğitimin kalitesini düşürdüler. Medreselerden yetişen kadılar da makamlarını para karşılığı sattılar. Böylece hukuk sistemi bozuldu, rüşvet yaygınlaştı, halkın adalete, eğitime inancı sarsıldı…

Ne kadar da tanıdık değil mi? Ne kadar da benziyor bu son günlerde yaşanan, polise ve askere kadar bulaşmış olan “sahte diploma”, “kolay diploma”, “rüşvet” skandalına!

Siyaset ve kamu en baştan en dibe pisliğe bulaşmış ve biz uyumuşuz” diye yazmış sevgili Nurper Moreket sosyal medyada.

Belki de ta en baştan bu yana böyleydi zaten! Bu düzen, taa en baştan itibaren ganimet kültürü üzerine kuruldu çünkü!

Kurulan bu çıkarcı, ganimete ve rica ile yaşamaya dayalı düzenle, sadece bir avuç bilgili, dürüst, iş bilen, hukuka saygılı bürokratlar ve siyasetçi ile 80’li yılların ortasına kadar ancak sürüne sürüne gelebildik.
1985’ten itibaren kimlikle ülkeye giriş getirilince ipini koparan geldi buralara!

1985’ten itibaren çöküş süreci derinleşti, tutanın elinde kalan ya da hukuksuz ve haksızca dağılan terk edilmiş mallar bitmeye başladı.

Ganimet bitti, rant aldı yerini 2004’ten sonra…

Dağlar, ormanlar, hali araziler dağıtılmaya başlandı bu defa. O da yetmedi, daha çok, daha büyük inşaat yapabilmek için imar hakları arttırıldı ha bire, adeta havada mülkiyet verir gibi!

Dağlar, ovalar, kıyılar bina yığınlarına dönüşmeye başladı, önce Karşıyaka’dan Esentepe’ye kadar Girne’de.

Ve sonra 2015 yılından itibaren, sinekli bakkaldan hallice ticarethaneler niteliğindeki adı üniversite olan işletmelerin yaygınlaşması ile öğrenci adı altında her türlü insan ve faaliyetleri ile birlikte doldu buraları.

İskele bölgesi tanınmaz hale dönüştü, daha çok, daha büyük binaları, oralarda yaşayan, buralara yabancı farklı kültürleri ile “kalabalıklardan” oluşan yeni nüfus toplulukları ile…

Ve son 10 yılda mafyatik ilişkiler kökleşti. Kumarhaneli oteller, araba galerisi ya da benzin istasyonu açar gibi, her köşede açılan sözde üniversite olan ticarethaneler, gece kulüpleriyle, ahtapot gibi kara para aklama, insan ticareti, uyuşturucu trafiği, sahte diploma, usulsüz reçete yolsuzluğu, haraç kesme, kaçakçılık, hasılı mafyatik ilişkiler sarmalına girdi ülke!

Ülkenin sosyal ve çevresel taşıma kapasitesi eşiklerinin taşmasının doğal bir sonucu olarak suç türlerinin ve sayılarının artması tesadüf değil yani!

Her gün bir hazmedilemeyecek olayın haberi düşüyor gündeme! Tsunami gibi yutuyor adeta bizleri bu sahte diploma, reçete yolsuzluğu, çevre talanı, arazi peşkeş, rüşvet, yolsuzluk, hukuksuzluk haberleri!

Kent ve çevre hakları, bu beton yığınlarının arasında sanki bir lüks! Yeşil alanlar, parklar, temiz hava ve su; hepsi rantın gölgesinde kaybolmuş. Doğanın sessiz çığlığı duyulmaz, görülmez olmuş. Betonun soğukluğu, insanların ruhlarına işlemiş.

Aç gözlülük, kısa yoldan köşe dönme hırsı, rant peşinde koşma hevesi, yolsuzluk hüküm sürüyor sokaklarımızda. Her köşe başında ahlaksızlığın yankılarıyla çınlıyor.

Suça göz yuman gözler, toplumun ışığını söndürüyor. Hukuksuzluğun soğuk gölgesi altında eziliyoruz. Bahar geldiğinde, çiçekler açıp kuşlar ötse de içimizdeki kış hiç bitmiyor, çünkü gözlerimiz kapalı.

Ve biz, suça ortak olmanın ağırlığı altında eziliyoruz, suça teşvik eden zihinler kadar, suça göz yuman gözler unutmayın ki; sessizlik de bir suça ortak olmaktır. Her birimiz, sessiz kalmayı seçerek suç ortağı oluyoruz.

İsyan
İnsan haklarıymış, kentli haklarıymış, çevre hakkıymış, barış özlemiymiş, toplumsal cinsiyet eşitliğiymiş, her şey safsata adeta! Sanki başka gezegende yaşıyoruz! Boş geliyor her şey!

Ne bu böyle ne bu yurt sevmezlik halleri, her gün bir başka ayıbın haberi, çevre talanı, arazi peşkeşi, reçete yolsuzluğu, sahte diploma!

Çok mu ütopik yoksa, barış, insan hakları, kendi irademiz, kimliğimiz, varlığımız için kavga etmek, kent ve çevre hakları için, toplumsal cinsiyet eşitliği için, rantçı, üçkağıtçı egemen anlayışa karşı mücadele etmek, barış için ömrümüzü adamak!

Bu düzen böyle gitmez!
GİTMEMELİ!
YETER ARTIK!

İçimizdeki isyanın sesini yükseltelim. Umutsuzluğa karşı direnelim!
Unutmayalım ki; her gölgenin bir sonu vardır. Ve her kışın ardından mutlaka bir bahar gelir.

Umutlarımızı yeşertmek, adaleti sağlamak bizim elimizde. Yeter ki gözlerimizi açalım ve sesimizi yükseltelim.
Bu bir çağrıdır her birimize; YETER ARTIK! HADE, NEYİ BEKLİYORUZ?

Haksızlığa, adaletsizliğe, hukuksuzluğa, çevre talanına karşı çık, susma, eyleme geç!

Baharın gelişi, sadece doğanın değil insan ruhunun da uyanışı olmalı. Hukuksuzluğun, ahlaksızlığın, suça teşvik etmenin, suça göz yummanın, suça ortak olmanın gölgesinden çıkıp, gerçek bir baharı karşılamak için…

Hep birlikte harekete geçme zamanı.

Ahlaksızlığın zincirlerini kır, suça karşı duruşunu sergile. Çünkü her birimiz, daha iyi bir gelecek ve dünya için sorumluyuz.

- Advertisement -spot_img
- Advertisement -spot_img
5,999BeğenenlerBeğen
796TakipçilerTakip Et
1,253TakipçilerTakip Et
233AboneAbone Ol

yazılar

Yeniçağ Podcastını dinleyin