yazılarKıbrıs iktibas“21 Aralık 1963’te iki toplumlu çatışmalar patlak vermişti... 60 yıl sonra hala...
diğer yazılar:

“21 Aralık 1963’te iki toplumlu çatışmalar patlak vermişti… 60 yıl sonra hala bunun bedelini ödüyoruz…” – Nikolaos Prakas

Yeniçağ podcastını dinleyin

Orjinal yazının kaynağıcyprus-mail.com
alıntı yapılan kaynakyeniduzen.com

CYPRUS MAIL’de Nikolaos PRAKAS’ın 17.12.2023’te yayımlanan yazısını özetle derleyip Türkçeleştiren Sevgül Uludağ/YENİDÜZEN

***  21 Aralık 1963’te Kıbrıslırumlar’la Kıbrıslıtürkler arasında toplumlararası çatışmalar başladı… Aradan 60 yıl geçti ve biz hala bunun bedelini ödüyoruz…

***  60 yıl önce, yeni oluşturulmuş Kıbrıs Cumhuriyeti fanatizmle parçalanmış ve Kıbrıslırumlar’la Kıbrıslıtürkler’in oluşturduğu hükümet parçalanarak, Lefkoşa’nın ortasında bir yarık açılmıştı: Yeşil Hat’tı bu… Politikacıların fanatizmin bedelini gündelik yaşamlarında bu iki toplumlu şiddeti yaşayan Kıbrıslırumlar’la Kıbrıslıtürkler ödeyecekti…

***  Her iki tarafın da kasten yanlış bilgilendirmeleri ve ötekini suçlama oyunlarıyla karşılıklı güvensizliğe yardım ve yataklık edilmiştir… Eksik olan tek şey, vahşi bir yangını başlatacak bir kıvılcımdı ki o da 21 Aralık 1963’te meydana gelmiştir.

***  Kıbrıslırum tarafındaki egemen söylem, 1963 yılında Kıbrıslıtürkler’in bir isyan başlatarak, bozmak istedikleri Cumhuriyet’ten etkili biçimde kopmaları şeklindedir. Kıbrıslıtürk tarafındaki resmi söylem ise Kıbrıslırum çoğunluğun hiçbir zaman kendilerini eşit ortak olarak görmemiş oldukları ve çatışmayı provoke etmek üzere 1960 anayasasını ortadan kaldırmaya çalışmış olmalarıdır: Kendileri, Kıbrıslırumlar tarafından başlatılan şiddete yalnızca tepki gösteren kurbanlardı…

***  Gerçekten de Cumhuriyet oluşturulur oluşturulmaz, Kıbrıslırumlar’la Kıbrıslıtürkler arasındaki gerginlik başgöstermişti… Ayrı belediyler ve vergiler konusu hükümette bir çıkmaz yaratmıştı. 1963 yılında Anayasa Mahkemesi, Başpiskobos Makarios’un anayasanın 173’üncü maddesini yürütmekte başarısız olduğunu karar altına almıştır – bu madde,  Kıbrıslıtürkler’in ayrı belediyeler oluşturmasını öngörmekteydi. Makarios, bu Anayasa Mahkemesi kararını görmezden gelme niyetini, daha sonra deklare edecekti.

***  Sonrasında ise anayasanın 13 maddesinin değiştirilmesini önerecekti. Bu değişiklik önerileri arasında Kıbrıslırum Cumhurbaşkanı ile Kıbrıslıtürk Cumhurbaşkan Muavini’nin veto haklarını kaybetmeleri, Kıbrıslıtürkler’in ayrı belediyeler istemekten vazgeçmeleri, yasamada karar alınırken her bir toplumun salt çoğunluğuna ihtiyaç duyulmasının ortadan kaldırılması ve kamu görevine alımlarda gerçek nüfus oranına göre (82:18) hareket edilerek, Kıbrıslıtürkler için öngürlen daha yüksek rakamdan vazgeçilmesi konuları bulunmaktaydı…

***  Bu anayasal anlaşmazlıkların doruğa vardığı noktada Kıbrıslırum İçişleri Bakanı Polikarpos Yorgacis’in taslağını hazırladığı “Akridas” planı ise, anasanın “istenmeyen öğelerden” temizlenmesi ve iktidar paylaşımının çalışmasına olanak vermek çağrısını içermekteydi. Plan, bu önlemlere direniş gösterecek olurlarsa, Kıbrıslıtürklere yönelik organize bir saldırı öngörmekte ve şöyle demekteydi: “Planlı veya göstermelik bir Türk saldırısı olacak olursa, mümkün olan en kısa sürede kuvvet kullanarak bunu durdurmak kaçınılmazdır çünkü eğer birkaç gün içerisinde durumu kontrol altına almayı başarırsa, o zaman dıştan bir müdahale haklı gösterilemez veya bu mümkün olmaz…”

***  Bunu tetikleyen şey, Aralık 1963’te meydana gelecekti, bu dönem “Kanlı Noel” olarak bilinegelmiştir. 21 Aralık 1963’te, bir Kıbrıslırum polis devriyesi göstermelik olarak kimlik kontrolü yapmak üzere bir Kıbrıslıtürk çifti, Lefkoşa’nın Türk mahallesi eşiğinde durdurmuştu. Düşmanca bir kitle toplanmış, silahlar patlamış ve iki Kıbrıslıtürk öldürülmüştü…  Aynı gün, paramiliter TMT’den (Türk Mukavemet Teşkilatı) silahlı Kıbrıslıtürkler, Yorgacis’e sadık Kıbrıslırumlar’la çatışmaya girmişti. Çatışma hızla tırmanmış ve Lefkoşa’dan Larnaka’ya, Mağusa’ya, Leymosun’a, Baf’a ve Girne’ye doğru yayılmıştı.

***  Yalnızca 24 Aralık günü 31 Kıbrıslıtürk ve 5 Kıbrıslırum öldürülmüştü… Küçük Kaymaklı’ya, Kumsal’a, Kaymaklı’ya ve başkentin başka bölgeleri ile yakınlardaki köylere saldırılar yapılmıştı… Hala “kayıp” olarak listelenmiş olan Kıbrıslıtürkler’in çoğu 1963-64 yıllarındaki bu toplumlararası çatışmalarda “kayıp” edilmiştir. O günlerin gazeteleri Kıbrıslıtürkler’in o günlerde ve o günleri izleyen haftalarda zorla evlerinden göç etmelerine ilişkin haberlere yer vermekteydi. Times gazetesine göre evlerinden kaçmalarını zorlamak maksadıyla Kıbrıslıtürkler’e karşı tehditler yapılıyor, ateş ediliyor ve yakma girişimleri yapılıyordu…

***  Bir Türk işgalinden korktuğu için Makarios, Britanya üslerinden askerlerin iki taraf arasına yerleştirilmesi yönünde bir Britanya önerisini kabul edecekti. Bu barış gücünden ilk Britanyalı (İngiliz) askerler, 27 Aralık’ta Lefkoşa’da devriye gezmeye başlayacaklardı, bu, bir ateşkesin yürürlüğe girmesinden hemen sonraydı ve bu barış gücü, ateşkese uyulmasını sağlamaya çalışacaktı. Bu gözetim altında 545 Kıbrıslıtürk esir, 26 Kıbrıslırum esirle değiş-tokuş edilecekti.

***  Britanya kuvvetlerine komuta eden Britanyalı general, Lefkoşa’da üzerinde uzlaşma sağlanan bir ateş-kes hattını, yeşil bir pennayla haritaya çizecek ve böylece “Yeşil Hat” deyimi ortaya çıkacaktı…

***  Nisan 1964’te Kıbrıslıtürkler, Goççina’da bir köprübaşı oluşturacaklardı, bu adanın kuzeyindeki Dillirga bölgesindeydi, buraya Türkiye ile yurtdışından silah, gönüllüler ve malzeme gönderilecekti. Yabancı silahlar ve askerleri büyük bir tehdit olarak gören Makarios ise, EOKA lideri George Grivas’ı, adadaki Kıbrıslırum askerlerin komutanı olarak başlarına geçmesi ve bu köprübaşına bir saldırı düzenlemesi için kendisini  Yunanistan’dan adaya dönmeye davet edecekti. Türkiye ise buna karşılık savaş uçaklarını göndererek Kıbrıslırum mevzilerini bombalayacaktı. Bir Türk askeri tırmanışı tehlikesi ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin bir ateşkes çağrısı ise, bu cepheleşmeye son vermişti. Birleşmiş Milletler Barış Gücü UNFICYP Kıbrıs’ta, Mart 1964’te oluşturulmuş ve o günlerde daha çok Britanya barış gücünden askerlerden oluşmaktaydı… Pek az kişi aradan 60 yıl geçmiş olmasına karşın UNFICYP’in hala burada olacağını düşünebilirdi…

***  Şimdilerde işgal altında bulunan Akatu köyünden Maria Gregori adlı Kıbrıslırum kadın, o dramatik günleri, hem köyünde yaşananları, hem de Lefkoşa’nın 1960’lı yılları ortalarında yaşadıklarını aktaracaktı bize – kendisi Hrisallinyodissa’da bir terzide çırak olarak çalışmaktaydı Lefkoşa’da… 1963 ve 1964’teki ilk çatışmalardan sonra henüz Akatu’da ailesiyle yaşıyordu, ilkokulu bitiriyordu… “Köyümüzde Kıbrıslıtürkler yoktu ancak yakın köylerden pek çok işçi gelirdi köyümüze” diye anlatıyor. 1963-64 sonrası bu durumun değişmediğini hatırlıyor, o dönemde pek çok Kıbrıslıtürk kendi köylerinde veya kentlerdeki bölgelerde enklavlarda yaşamaktaydı… “Her zaman yaptıkları gibi insanlar çalışmaya geliyordu” diyor ve bunun 1974’teki işgale kadar devam ettiğini hatırlıyor.

***  Gregori, köye gelen Kıbrıslıtürkler’le birlikte ailesinin yanyana çalıştığını, tüm işçiler çalışmayı bitirdiğinde annesinin herkese kahve yaptığını da hatırlıyor… Çatışmalardan ve başkent ile diğer Kıbrıslıtürk bölgelerindeki katı gerçeklikten haberdarmışlar ancak Akatu’daki hayat, her zamanki gibi devam ediyormuş. Fakat Gregori 1965 yılında Lefkoşa’ya gittiğinde gerçekler yüzüne çarpıvermiş çünkü o zamana kadar bu şehir ortadan ikiye bölünmüş durumdaydı…

1963-64te-kucuk-kaymaklida-yakilan-bir-ev.jpg
1963-64’te Küçük Kaymaklı’da yakılan bir ev…

27-aralik-1963te-ingiliz-askerleri-bm-baris-gucu-askerleri-kibrisa-gelmeden-once-bu-gorevi-ustlenmisti.jpg
27 Aralık 1963’te İngiliz askerleri, BM Barış Gücü askerleri Kıbrıs’a gelmeden önce, bu görevi üstlenmişti…

***  Hrisallinyodissa’yı tarif eden Akatulu Maria, burasının ilk toplumlararası çatışmaların başladığı yer olduğunu, Kıbrıslıtürkler’in de bulunduğu Aykasiyano bölgesi yakınlarında pek çok terkedilmiş ve boş ev gördüğünü aktarıyor… Başkentte bazı mahalleleri ortadan ikiye bölen barikatları da hatırlyor, “biz Kıbrıslırumlar’ın bu barikatlardan geçmemize izin yoktu” diyor… “Ancak o günlerdeki Yeşil Hat, biraz daha belirsizdi… Şimdilerde terkedilmiş ve ara bölgede kalan yerlerde hala insanlar yaşıyordu, bölünmüş olmasına karşın” diye hatırlıyor. 1974’teki Türk işgalinden öncesinde de bazı Kıbrıslırumlar’ın terkedilmiş olan bazı Kıbrıslıtürk evlerine yerleşmiş olduklarını da hatırlıyor…

***  Kanadalı araştırmacı Richard Patrick’in 1970’li yıllarda yaptığı araştırma, dönemin en güvenilir kayıtları olarak kabul edilmektedir. 1960’lı yılların sonlarında Patrick, UNFICYP’te (BM Barış Gücü) görevli bir subaydı ve London School of Economics’te siyasi çoğrafya üzerine bir doktora öğrencisi olduğu için Kıbrıs çatışmasına ilgisini buradaki araştırmasıyla perçinlemişti. Bu araştırma “Siyasi Coğrafya ve Kıbrıs Çatışması, 1963-1971” başlığıyla yayımlanacaktı.

***  Araştırma bulgularını özetleyen Patrick, şöyle yazmıştı: “Aralık 1963 ile Ağustos 1964 döneminin genel eğilimleri gayet açıktır… ENOSİS (Yunanistan’la birleşme) ile TAKSİM’e yönelik çatışan düşünceleri uygulamak maksadıyla çeşitli şiddet grupları tarafından kararlar alınmaktaydı… Şiddet, bir göçmen hareketine sebep oldu ki bu da varolan nüfus alanlarını değiştirecekti…”

***  Patrick’e göre bunu izleyen dönemde Kıbrıslıtürkler’i ve ellerinde bulundurdukları toprağı yönetmek maksadıyla bir Kıbrıslıtürk sivil ve askeri yönetim geliştirilmişti… “Bunun sonucu ise, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin de fakto bölünmesi demekti” diyor Patrick.

***  Patrick araştırmasında Kıbrıslıtürkler’in çoğunluğunun ancak Kıbrıslıtürkler öldürüldükten, kaçırıldıktan ya da kendi köylerinde veya mahallelerinde Kıbrıslırumlar’ın tacizine uğradıktan sonra göç ettiklerini yazıyor. “Çoğu göçmen en fazla birkaç ay içerisinde evlerine geri dönmeyi bekliyordu ve işte tam da yakın zamanda geri döneceklerine ilişkin bu varsayım nedeniyle yerlerinden ayrılmışlardı” diyor. Bu bulgular ise, Kıbrıslıtürkler’in enklavlarda toplanmalarının, etnik ayrılık isteyen katı görüşlü Türk politikacıların hesaplı bir hareketi olduğuna ilişkin iddialara gölge düşürmektedir.

***  Patrick gözlemlerine devamla şöyle yazmaktadır: “Göçmenlerin çoğu kendi insiyatifleriyle yerlerinden ayrılıp göç ettikten sonrasına kadar herhangi bir resmi idari örgütlenme olmamıştı göçmen hareketlerini yönetmek üzere…”

***  Piskobu yakınlarında, Leymosun’un kıyısında bulunan Kıbrıslıtürk köyü Evdim’den iki Kıbrıslıtürk de Cyprus Mail gazetesine konuştular ve köyde bir enklavda yaşadıkları yıllardaki hayatlarını anlattılar. Sözkonusu iki Kıbrıslıtürk, isimlerinin açıklanmasını istemediler, onlara göre bölgede birkaç karma köy varmış fakat Evdim, sadece Kıbrıslıtürkler’in yaşadığı bir köydü. Herhangi bir çatışma hatırlamıyorlar ancak köyde kalmak zorunda olduklarını hatırlıyorlar, Türkiye’den yiyecek ve malzeme içeren yardım paketlerini hatırlıyorlar… Köyden ayrılmalarına izin olmadığı için daha önce bölgeden geçen otobüslerin de köylerine gelmekten kaçındığını hatırlıyorlar.

***  Evdimli Kıbrıslıtürkler’den biri, “Türkiye’de öğrenim gören akrabalarımızla iletişim kuramıyorduk” diye hatırlıyor… İletişim Leymosun ile Lefkoşa arasında kurulan iki barikatla bloke edilmiş vaziyetteymiş. “İlkokul ikinci sınıfta karnemi alamamıştım çünkü yollar kapalıydı, kolayca hareket etmek mümkün değildi ve Lefkoşa’yla iletişim kuramıyorduk, enklavdaydık, böylece ikinci sınıf karnemi almakta oldukça zorlanmıştım” diyor. 1963 ve 1964 yıllarındaki çatışmalar ardından komşu köylerden ayrılarak Evdim’e gelen Kıbrıslıtürk göçmenleri de hatırlıyor bu iki Kıbrıslıtürk’ten birisi… “Bir sabah kalktık ve aniden köyde pek çok insanın toplanmış olduğunu gördük” diyor.

***  Kıbrıslırumlar’la tüm iletişimin kesilmiş olup olmadığını sorduğumuz bu Evdimliler’den biri, “Tarlaları bizim tarlalarımıza komşu olan Kıbrıslırumlar’la 1963 sonrası dahi selamlaşıyorduk” diye anlatıyor. Bu Evdimliler’den biri ilk çatışmalar ardından kardeşlerinin bir Kıbrıslırum kadına tarlasındaki ürünleri toplamakta yardım ettiğini de hatırlıyor. Her ikisi de durumun birkaç sene sonra sakinleştiğini ve her ikisinin de Leymosun’a gittiklerini, birinin ise Leymosun’daki Kıbrıslıtürk lisesine devam edebildiğini aktarıyor. Hatta bu iki Evdimli, bir Kıbrıslırum dul kadından bir ev kiralamışlar. Fakat birkaç sene sonra, hem Kıbrıslıtürk, hem de Kıbrıslırum polislerinin devriyeleri ve şiddet artınca, onlardan bu kiraladıkları evi boşaltmaları istenmiş… Mal sahibi dul kadın orada kalamayacaklarını çünkü her iki tarafta da milliyetçilerin durumu kötüleştirdiklerini ileri sürmüş.

***  Cyprus Mail gazetesine konuşan Kıbrıslırumlar da, Kıbrıslıtürkler de, 60 yıl önceki çatışmaların başlangıç olduğunu ve “milliyetçilik adına insanların en korkunç suçları işlemek için gerekçe bulduklarına” dikkat çektiler.

***  Eski Cumhurbaşkanı Glafkos Kliridis’in kızı olan Keti Kliridis, “Cepheleşen bir dünyada köprüler kurmak ve bölünmüş Kıbrıs” başlıklı kitabında 60’lı yıllarda yaşananların acısını şöyle anlatıyor: “1990’lı yıllarda çatışmaların çözümü gruplarına eşim Kostas ile birlikte katıldığımızda, ilk toplumlararası çatışmaların yaşandığı ve Lefkoşa’nın ilk bölünmesine yol açan 1963 sonrasında, Kıbrıslıtürkler’le iletişimden yoksun kaldığımı yavaş yavaş anlamaya başlamıştım…” Yeniden canlandırılan iletişim aracılığıyla kendinden bir parçayı da bulmaya başlamış… “Benim için yurdumun öteki tarafını kaybetmek, yalnızca bir yeri kaybetmek değildir, aynı zamanda benim için Kıbrıs’ın geçmişi olan insanları da kaybetmektir…”

1964-yilinda-bm-baris-gucu-devriye-gezerken.jpg
1964 yılında BM Barış Gücü, devriye gezerken…

1964te-kibrisin-hali-boyleydi.jpg
1964’te Kıbrıs’ın hali böyleydi…

- Advertisement -spot_img
- Advertisement -spot_img
5,999BeğenenlerBeğen
796TakipçilerTakip Et
1,253TakipçilerTakip Et
259AboneAbone Ol

yazılar

Yeniçağ Podcastını dinleyin