yazılariktibasPartileri ayarlama enstitüsü - Kemal Can
diğer yazılar:

Partileri ayarlama enstitüsü – Kemal Can

Yeniçağ podcastını dinleyin

Orjinal yazının kaynağımedyascope.tv

Geçen hafta, peş peşe gelen istifalarla öne çıkan İYİP, güncel gelişmeler nedeniyle olduğu kadar, ertelenmiş yapısal sorunlar dolayısıyla da derli toplu bir değerlendirmeyi hak ediyor. Bir taraftan başlangıçtan itibaren her türlü kavramın ve iddianın uluorta kullanıldığı ama çoğunlukla altının dolmadığı, derin ve çok taraflı bir karmaşa var, diğer taraftan da fazla kullanılmış siyasi kredilerin temerrüde düşmesini izliyoruz. Ancak peş peşe gelen istifalarla oluşan İYİP gündeminin, hem gerekçeleri hem sonuçları itibarıyla birbirinden epey farklı dinamiklerle ilgili olduğu görülüyor. Mesela istifaların hepsini -özellikle yöneticiler ve vekilleri- aynı pakette konuşmak pek mümkün değil. Zaten verilen tepkilerin benzer olmamasından da anlıyoruz. Olsa olsa zamanında aynı boşluğu kullanan farklı dinamiklerin eş zamanlı serbest kalmasından bahsedilebilir.

İYİP’in yeni ortaya çıkmış gibi konuşulan ama başından beri sırasını bekleyen ontolojik bir meselesi var. Şimdilerde dışardan yapılan yorumlarda ve içerden gelen değerlendirmelerde, “İYİP’in çizgi değiştirdiği veya değiştireceği” konuşuluyor. Elbette bu konuşmaların kaynağı bizzat Akşener’in “kuruluş ayarlarına dönüş” sözleri. Ancak çok da eskiye gitmeyen İYİP hikâyesine bakınca, kuruluş ayarlarından bahsetmek gerçekten mümkün mü? Ayrıca bir değişiklikten bahsetmek için, önceden tanımlı bir çizginin varlığı gerekmez mi? Kimse birbirini kandırmasın, İYİP ne bir siyasi çizginin, ne bir uyumlu kadronun ne de net bir ideolojik yörüngenin temsilcisi olarak ortaya çıktı. Kendisini ihtiyaçlar için bir imkân olarak sundu ve bu ihtimali canlı tutabildiği yere kadar yürüyebildi.

Fil hafızasına ihtiyaç yok. İYİP, MHP’de Bahçeli karşısındaki -birbirinden epey farklı- genel başkan adaylarının olağanüstü kongre kararı aldırma çabasının içinden çıktı. (Birlikte yola çıkan o isimlerin bugün epey farklı yerlerde olması hiç rastlantı değil.) Haziran 2015 seçimi sonrası, Bahçeli’nin iktidar ittifakına yönelmesi, MHP içinde önemli şaşkınlık hatta rahatsızlık yaratmıştı. Genel siyasi zemin de, artık ittifaklar ve bloklar siyasetine doğru ilerliyordu. Olağanüstü kongre cesareti, işte buradan kaynaklandı ama süreç iktidarın desteğiyle “yargı darbesi” yiyerek akim kaldı. Ancak rahatsızlık, arayış ve yeni denge ihtiyacı, bu siyasi hikayenin partileşerek devamını sağladı. Başarılı “referandum testi” pozitif, 15 Temmuz’la iltisaklı sayılma tehlikesi ise negatif motivasyonla cesareti ve gayreti devam ettirdi.

Bugün fabrika ayarı veya kuruluş prensipleri olarak ileri sürülenler, kronolojinin parti kurulduktan sonraki kısmına ilişkin ve fazlasıyla sentetik. Zira siyasi etiket, parti kurulduktan sonra yazıldı. Katılması sağlanacak yeni kadrolar, dikkati çekilecek seçmen grupları ve muhalefet blokunda sağlam bir yer lazımdı. Daraltıcı olacağı söylenmesine rağmen aslında baştan kaybedileceği bilindiği için, MHP ile milliyetçilik yarışına soyunmak pek akıllıca olmazdı. Yıllardır (ve halen) devam ettirilen “merkez sağın toparlanması” hülyasını “sağ” etiketinden kurtararak kullanmak ise “kapsayıcı” ve CHP’ye rahatsızlık vermeyecek seçenek gibi duruyordu. Ayrıca bu tercih, Akşener’in liderliğini besleyecek hatta garanti altına alacaktı.

İYİP ilk andan itibaren, kendisini bir imkân olarak siyasi arenaya sundu. MHP’nin mevcut halinden rahatsız, 90’larda gelişmiş seküler kıyı milliyetçiliği için makul bir adres olabilirdi. Partisiz kalmış veya mevcut sağ iktidarla irtibatı kesilmiş sağ seçmen ve kadrolar için bir seçenek olabilirdi. AKP iktidarından rahatsız ama çeşitli “engelleri” yüzünden CHP’de siyaset yapamayacaklar için yeni bir kapı olabilirdi. Ayrıca muhalefet için artık -ve hala geçerli sayılan- siyasi amentü haline gelmiş, “karşıdan oy almak” fikrinin gerçeğe dönüşmesini sağlayabilirdi. Yeterince cesaretlendirilir ve desteklenirse ülkenin sert fay hatlarında makul diyalog zemininin tarafı bile olabilirdi. Özetle, herkese iddialı ihtimaller öneren bu “merkez”, siyasetin hizmetine sunuluyordu. Açıkçası bu arzın hazır bir talebi vardı.

Bu genişlikte imkan ve ihtimalleri aynı anda -ve hiçbir şey yapmadan- telaffuz edebilmek, çok muğlak bir çizgi ve geniş siyasi belirsizlikler gerektiriyor. İYİP’in bugün müstakil siyaset sayılan başlangıç kriterleri, bu yüzden bir netlik içeremezdi, içermedi. Önerilen imkanlar, varsayılan ihtimaller ve çok daha önemlisi acil ihtiyaçlar o kadar yüksekti ki; hangi politikalarla, hangi kadrolarla, hangi liderlikle, hangi siyasi-ideolojik önceliklerle ve bunu nasıl yapacağının sorgulanması, biraz ayıp karşılanıyordu. Akşener ve İYİP herhangi bir keramet göstermeden, “kaz getirecek yer sayılıp tavukların esirgenmediği” bir odak oluvermişti. Sınırlı sayıda insanın dile getirdiği şüpheci sorulara, “bize parmak sallıyorlar” diye kızan Akşener, şimdi “bu parti ne kuş ne deve” diyerek istifa eden arkadaşlarını izliyor.

Akşener, merkez sağı toparlama, yüzde 30’ların üzerine çıkma, başbakan olma gibi kendi cenahına yaptığı vaatleri pek karşılayamadı. Bunun kendi dışındaki sebeplerini sıralayarak ve suçlularını göstererek çözüm arıyor. Bazı analizlerde, sürecin asıl mağduru olduğu değerlendirmeleriyle destek bulduğu bile oluyor. Ancak İYİP’in bir imkan sayılması, resmi, yarı resmi ve gayrı resmi siyasi danışmanlardan daha geniş bir dış çevrede de ciddi destek bulmuştu. Yeterince cesaretlendiren ve taltif edilen sağcılığın “makule” çalışacağı inancı yüksekti. En önemlisi de güçlü bir sağ partinin muhalefette olmasından yüklü bir getiri umuluyordu. Bunun için İYİP’in “makul” olması veya gücünü göstermesi, özetle iddiasının hakkını vermesi yerine, bu iddianın tartışmasız kabulü, desteklenmesi ve “cesaretlendirilmesi” bekleniyordu.

İYİP ve Akşener, açık ve örtülü biçimde ileri sürdükleri hiçbir iddianın ya da imanın gereğini yerine getirmekte sorumluluk kabul etmezken, kendileri için başkaları tarafından vehmedilen “hasletlerin” kalkanları arkasında “siyaset” yaptı. Bugün İYİP ve aslında sadece kendisinin taşıyıcı olmasını liderlik güvencesi saydığı için Akşener, varlık sebebi ve gereği olarak öne sürdükleri “imkân siyasetinin” sonuna geldi. Artık muhayyel imkanlarla çağırabileceği kimse olmadığı gibi, elinde sadece seçeneksizler kalmış olabilir. Başta yapılmadığı için şimdi dönülecek bir ayar da mevcut değil. Bir tarafta iddiasının altını doldurmadığı için veya vaat edilen ikbal kapılarını başka yerde bulmak için istifa edenler, diğer tarafta yüz kızartıcı ithamların uçuştuğu atışmalar ya da “partide beğenmediğim şeyler var, izliyorum” diyen merkez yöneticileri. Bu şartlarda ayarı zaten kim verecek?

- Advertisement -spot_img
- Advertisement -spot_img
5,999BeğenenlerBeğen
796TakipçilerTakip Et
1,253TakipçilerTakip Et
259AboneAbone Ol

yazılar

Yeniçağ Podcastını dinleyin