Nükleer karşıtı haber ve yazılaranti-nükleer yazılarPutin'in öpücüğü: Akkuyu Nükleer Santrali! - Yusuf Karadaş
diğer yazılar:

Putin’in öpücüğü: Akkuyu Nükleer Santrali! – Yusuf Karadaş

Yeniçağ podcastını dinleyin

Orjinal yazının kaynağıevrensel.net

Her ne kadar Erdoğan’ın hastalığının gölgesinde kalmış olsa da Akkuyu Nükleer Santralinin erkene alınan açılışını yaklaşan seçimler öncesinde Putin tarafından iktidara gönderilmiş bir ‘öpücük’ olarak değerlendirmek yanlış olmaz. Bütün risklerine rağmen ve inşaat devam ederken tesise Rusya’dan ilk yakıtın getirilmesi nedeniyle yapılan törenin asıl amacının Akkuyu Nükleer Santralini iktidarın seçim propagandasının bir aracına dönüştürmek olduğuna şüphe yok.

Ancak Rusya’nın teşvikiyle ve iktidarın seçimlerden önce Erdoğan ve Esad görüşmesinin gerçekleşmesi hedefiyle Moskova’da gerçekleştirilen Türkiye, Suriye, Rusya ve İran savunma bakanları ve istihbarat şefleri arasındaki görüşmelerde de beklenen sonuçların alınamaması, Putin’in desteğinin hesap edilen sonuçlara ulaşmaya yetmeyeceğini gösteriyor. Erdoğan’ın doğrudan katılması beklentisini dile getirmesine rağmen Putin’in açılışa video konferans ile katılmakla yetinmesi de iktidara verdiği desteğe rağmen seçimlerde muhalefetin kazanması halinde kendi hareket alanını daralmak istememesi ile açıklanabilir.

Akkuyu Nükleer Santrali ile ilgili tartışmalara geçmeden önce Türkiye’nin enerji alanında Rusya’ya olan bağımlılığa bir göz atmak gerekiyor.

Enerji Piyasası Düzenleme Kurumunun (EPDK) verilerine göre Türkiye 2021’de ithal ettiği 58 .70 milyar metreküp doğal gazın yüzde 44.87’sini Rusya’dan ithal etti. Rusya’nın önceki yıllarda Türkiye’nin ham petrol ithalatında yaklaşık yüzde 18 olan payı, 2022’de neredeyse iki katına çıktı. 2003 yılında faaliyete geçen ‘Mavi Akım’ ve 2020’de faaliyete geçen ‘Türk Akımı’ doğal gaz boru hatları ile ilgili anlaşmalar, enerji alanında Rusya’ya bağımlılığı kalıcı hale getirdi. Türkiye’nin toplam enerji ihtiyacının yüzde 35’ini doğal gaz ve yüzde 27’sini de petrolden karşıladığı hesaba katıldığında enerji alanında Rusya’ya olan bağımlılık daha görünür hale geliyor.

Özellikle Ukrayna savaşı nedeniyle ABD ve AB’nin uyguladığı ambargo karşısında Putin’in “Türkiye’de Avrupa için bir gaz merkezinin kurulması” önerisini yapması ve Erdoğan’ın bu öneriye dört elle sarılıp bu merkezin Trakya’da kurulması için talimat vermesi, Putin’in Erdoğan’ın neden iktidarda kalmasını istediği konusunda fikir veriyor. Buna geçen yıl Türkiye’ye giren kaynağı belirsiz paranın rekor seviyeye ulaşmasını (2022’nin ilk 8 ayında 28 milyar dolar) da eklemek gerekiyor. Ukrayna savaşından sonra Türkiye’nin Rusya’nın ticari faaliyetleri için bir transit ülke haline gelmesi bir tarafa 2021 yılı verilerine göre Türkiye’nin Rusya’ya ihracatının 5.5 ve ithalatının ise 27.5 milyar dolar olması, bu ilişkilerdeki eşitsizliği çarpıcı bir biçimde ortaya koyarken Türkiye’nin Rusya için taşıdığı önemi de açıklıyor.

Açılıştan önce Akkuyu Nükleer Santralini ziyaret eden Hazine ve Maliye Bakanı Nurettin Nebati, bu santralin Türkiye’nin enerjide dışa bağımlılığını azaltacağını söylüyor. Öncelikle Türkiye’nin enerji ihtiyacını yerli üretimle karşılama oranı 1990’lı yıllarda yüzde 48 civarında iken bu oranı yüzde 25’lere düşürenlerin bağımlılığı azaltmaktan söz etmesi, Erdoğan’ın “Eyy” diye başlayan emperyalistlere kafa tutma propagandası gibi arka plandaki bağımlılık ilişkilerinin üstünü örtme amacını taşıyor. İkincisi ve daha önemlisi, Akkuyu Nükleer Santrali, yapılan propagandanın aksine Rusya’ya verilen ciddi imtiyazların yanı sıra enerjide de (dışa) bağımlılığı önemli oranda arttırıyor.

Taşıdığı riskler nedeniyle büyük tartışmalara neden olan ve bütün itirazlara rağmen Rus devlet şirketi Rosatom’a yaptırılan Akkuyu Nükleer Santrali, 1200 megavat’lık dört reaktörden oluşuyor ve 2026’da tamamlanmasıyla birlikte Türkiye’nin enerji ihtiyacının yüzde 10’unu karşılaması bekleniyor. Santralin ihalesinde Rosatom’a teknik ömrü 60 yıl olarak tahmin edilen santrali 25 yıl boyunca işletme, 15 yıl boyunca reaktörler tarafından üretilen elektriğin yüzde 70’inin 12.35 sent/kWh’lik bir ortalama fiyat üzerinden satın alma gibi önemli ekonomik imtiyazlar tanınıyor. Bunun yanı sıra anlaşma ile Rosatom liman kurma ve işletme hakkını da elde ediyor.

Verilen imtiyazlara bakınca Çiğdem Toker’in de daha önce vurguladığı gibi bu anlaşmaya ‘Akkuyu kapitülasyonu’ demek daha doğru görünüyor. Herhalde bu anlaşmanın enerjide bağımlılığı nasıl azalttığını anlamak için anlaşmaya değil, yine Nebati’nin gözlerindeki ışıltıya bakmak gerekiyor!

Burada tartışmamızın temel konusu olmamakla birlikte nükleer santrallerin yarattığı tehdit ve Akkuyu Santralinin Kuzey Anadolu fay hattına yakın bir bölgede olmasının yol açacağı riskler konusunda uzmanların uyarılarını ve uzmanların yaptıkları uyarıları dinlememesinin ülkeye ne kadar büyük bedeller ödettirdiğini son depremlerde çok acı bir biçimde gördüğümüz iktidarın tutumunu da not etmeden geçmeyelim.

Öte yandan özellikle enerji alanında Rusya’ya bağımlılığı büyük oranda arttıran bu anlaşmalar, Türkiye’nin ekonomik ve askeri olarak batı emperyalizmine olan bağımlılığını da ortadan kaldırmıyor. İlişkilerin böylesine gergin olduğu bir dönemde 2022 yılı verilerine göre; Türkiye, ihracatının yüzde 40’ını ve ithalatının yüzde 25’ini AB ile yapıyor ve buna ABD ve İngiltere’yi de ekleyince tablo daha belirgin hale geliyor. Elbette buna askeri olarak NATO’ya olan bağımlılığı da eklemek gerekiyor. Bu durum Türkiye tekelci burjuvazisinin ve onların siyasi temsilcilerinin bugünkü koşullarda batılı emperyalistlerle kurdukları askeri ve ticari ilişkileri değiştirme ya da bunlardan vazgeçme şansının ne kadar az olduğunu ortaya koymakta kalmıyor, Rusya’yla kurulan ilişkilerin de sınırlarını belirliyor.

Her şeye rağmen dünyanın içinden geçtiği süreçte kendi politikaları için en kullanışlı seçenek olarak gördüğü Erdoğan yönetimine Putin tarafından gönderilen öpücüğün onu iktidarda tutmaya yetip yetmeyeceğini yakında hep birlikte göreceğiz. Ancak şurası açıktır ki; emperyalistlerin iş birlikçi gerici yönetimlere gönderdikleri ‘hayat öpücükleri’ halklar için felaketten başka bir şey getirmiyor. Gelinen yerde Erdoğan yönetiminin politikaları Türkiye’yi her iki emperyalist güce daha bağımlı kılmakla kalmıyor; ciddi gerilim ve çatışmalara gebe olan böylesi bir süreçte onların müdahalesine de daha açık hale getiriyor. Oysa tarih bize halkların demokratik barışçıl bir gelecek kurmalarının şu ya da bu emperyalist güce umut bağlamaktan değil, iş birlikçi burjuva gericiliklere ve onların emperyalistlerle kurdukları bağımlılık ilişkilerine karşı mücadeleden geçtiğini öğretiyor.

- Advertisement -spot_img
- Advertisement -spot_img
5,999BeğenenlerBeğen
796TakipçilerTakip Et
1,253TakipçilerTakip Et
199AboneAbone Ol

yazılar

Yeniçağ Podcastını dinleyin