Yaşamak gerekir, konuşturtmak şart! – Özkan Yıkıcı

Must read

Önemli gibi söylenen ve içeriği sığ olan gündemlerle kuşatıldık. Son dönemin gündem demeç algı yarışı da Kıbrıs sorunu ve tıkanmanın sorumlusu algı operasyonu! aAslında içi boşaltılan veya bilgi verilmeden yüzeysel sözlerle haklı olma yarışı başladı. Bu defa daha sığ bilgi ve probaganda algı savaşı daha bir yoğunlaştı. Ayni şekilde, Onca Türkiyeleşme konumuna karşın, dünya Türkiye Almanya krizi veya Cumhuriyet gazetesi davasını tartışırken, onca Türkiyeleşme gerçeğine karşın, Kuzey kIbrısta sanki böyle bir ülke yokmuşcasına gündem akıp gidiyor. Olmazların olmazı halindeki Türkiye Kuzey kIbrısta hem de dünya konuşurken, burada tısı dahi çıkmıyor. Böylesi bir cendere içine sokulup brakıldık. Bunnları yaşarken, konuşturtmak ve yazmanın önemini görev gibi kabulendim. Şimdilik sesizler ve ilgisizler kervanını izlerken, enazından yarın Türkiye böyle çalkalanırken, nasıl böylesi Kıbrıs oluştu veya Kıbrıs görüşmelerinde savrulan gerçeklere karşın, neden böyle sığ tartışma oluyor meraklılara da incelemek için arşivde bilgi de brakmış olacam. Benim, araştırırken, ençok canım sıkılan nokta, bize belli bir bilgi birikimi ve arşivin brakılmamasıdır. Bunları da düşünrek, hem Kıbrıs, hem de Türkiye yörüngesinden konuları yazma roluna soyundum…..

Yeni bir Kıbrıs görüşme dönemi daha tıkandı. Aslında ne ilk nede son olacak. Net olan, yine ayni yöntemin sonuna gelinmesidir. Belli ki Kıbrıs sorunu denilirken, yüzeysel sığ algılarla ve kendini kurtarma duruşlarla bu dönem de tartışılmaya çalışılınıyor. Öyle ki baştan bu defa kamuoyu tüm zorlayıcı probaganda algılarına rağmen, bir şey olacağına insanların önemli kısmı inanmadı. Bolca, medya probagandası ve Akıncı şovlarına rağmen, bu defa kamuoyu fazla ilgi göstermedi. Göstermediği için de sorular derinliğine sorulmadı, nelerin masada görüşülüp tıkanmanın hangi noktada olduğu da sorgulanmadı. Aslında bu koşullar Türkiyenin AKP rejimine ve buradaki saray erkanına iyi geldi. Sorgulama olmaması ve hat ta sıraya girip dizlimle sonucunda da pek de içsel eleştiriler de olmadı. Belli ki onca tıkanma olurken, nedenlerinin sorgulanmaması, sistemin politikacılarına iyi geldi. Diledikelri derecede yanlış söylemle karşıtı suçlama kolaycılığı da oluştu.

Görüşme anında Akıncının ve eşlik edenlerin tısı çıkmazken, ipler Çavuşoğlunun elinde olurken, kamuoyundan da neden soruları gelmeyince, saray erkanı yavaş yavaş probaganda algısına girişti. Hep ayni sığ yüzeyselik işlendi: “Biz gereken esnekliği göserdik* Rumlar karşılık vermedi* Masadan onlar kaçtı” esrumanlar hep kulanıldı. Aslında, sistemi savunanlar memnun oldukları için, bu probadandaya girmeyerek, yine statikonun devamı için haklı oldukları duruşunda kaldılar. Birlikte takınılan tavır sonrası, birileri bu utançtan kurtulma çabasıyla bu kez “Guteresin parametreleri” sığlı algısına sarıldılar. Fakat, nedense bilgi ve içerik yok….

Yeni adımlar zaten koşulların söylenmeden Türkiyeleşen Kuzey Kıbrıs gerçeği ile yoluna devam ediyor. Buna direnç de yok. Zaten böylesi kitlesel potansiyel de epey eridi. Adanın bağımsızlığını dahi ağzına alan kesim iyice daraldı. Saray erkanı klasik Akıncı gerçeği ile “evimizin önünü emizleyelim” itirafına dahi başladılar. Hep, B.M. gelecek çabalar “Godoyu Beklerken ki gibi” garip probagandalar yapılmaktadır. Kimse Kıbrıs sorununa eklenen yeni kanburları ve Emevi Sünnileşme yoluna da karşı durmadan teslim olmaya devam ediyor.

Bu İsviçre yolculuğun ayıtıcı özelliğini soracak olursanız, eleştirel Kıbrıs federal konusu olmadı. Neden uzlaşılamadığı sorgusu veya kendi yanlışlarını arama yöntemi olmadı. Kısır şekilde Rum suçlanarak, oda bilgiler olmadan yapılan atışlarla, tatmin olup, kendini aklama çamur banyosu gibi yapılmaktadır.En mutlu olan iki kesim, saraydaki Akıncı şurası ile Türkiyenin AKp kesimi oldu. AKP resmen masada ağırlığını koymasına rağmen, söylenemeyecek “dört özgürlük gibi” masaya kolayca koydu. Ülkeler tek eleştiri yapmadığı alan da Kıbrıs oldu. Akıncı ise kendi dönüşlerini, saray huzurunu da koruyarak adeta teslimiyetin kolayca yutulmasını başardı. Bunlar gayet memnun. Ben tekrar ısrarla soruyorum: Masada neler konuldu* Neler görüşüldü* Tıkanma nerede oldu”…. İlk kez bunca sığ öğrenme ile karşıt kolaycıl suçlama ile görüşme dönemi yaşandı. Akıncının temel başarısı bu! Ayni konumda ve eldeki bilgielrle Eroğlu olsaydı, sayın çözümcü iki parti ne yapacak tı?******

Biz “Türkiyesiz olmaz” derken, Türkiyede olanları konuşmama sansürünü de gayet münasip şekilde uyguluyoruz. Son olay ibret verici…. 24 Temuzda başlayan Cumhurieyt yargılanma sürrecini tüm dünya yazıp tartışırken, onca içeleşen Kuzey kIbrıs bunu hiç konuşmak istemiyor. Türkiye büyüsü bozulmaktan korkuluyor! Oysa, olmaz sa olmazımız Türkiye Cumhurieyt yargılanması ile resmen önemli hukuk dersi ile gelecek izlerin mesajları akıyor.

Türkiyenin kökleşmiş gazetelerinden Cumhurieyt de aKP otoriteleşen devletden nasibini aldı. Tutuklanan önemli sayıdaki gazeteci ve yöneticilerin davaları başladı. Aylardır nerden tutuklu olduklarını dahi bilmeden hapiste olan insanların davası adeta inanılmazları gayet kolay tiyatro gibi akıcı halde gerçekleştiriyor.

Türkiye muhalefetine ince bir eleştiri yapacam: Cumhurieyt gazetesi davasını birkaç muhalif kesim epey iyi yayınla veriyor. Ancak, içimden bir ses; “Keşke ayni duyarlılığı ve ortak haberleştirmeği Özgür Gündem gibi öteki gazetelerde de” gerçekleştirselerdi! Belki de Cumhurieyt rezaleti yaşanmazdı. Aynen Güneydoğuda katliyamlar olup, botrumlarda insanlar yakılırken ki sesizleşme gibi…..

Cumhurieyt davası yayınla ve gidrek medya sayesinde dünyalaşırken, ne denli saçmasapan idiyalarla da hapse atılıp uzun cezalar istendiği Türkiye tipi hukuk ta anlaşılıyordu. Sanıklar Fetoculuktan suçlanırken, bu olayda rol alan savcıların eskiden Fetocu oluşları herhalde tesadüf değildir!Dahası, soruşturmayı açan ve Cumhuriyet mensuplarını tutuklatıran savcı şimdi tutuksuz şekilde Fetocu olmakla suçlanıyor. Hadi bunun la kalmayalım. Güray Öz köşe yazarı, telefonla pide istiyor, pide getiren kişinin sonradan fetocu olmasıyla oda Fetocu örgüte yardımcı olmakla suçlanıyor!

Katri Gürselin hikayeleri birbaşka; imza yetkisi olmayan yönetim kurulunda imza atan, danışman oldu diye suçlu olan tuhaf gerekçelerle Fetocu yardımcılığı yaptı. Hele Atalay Beyin ki banbaşka senaryo! Evini tamir etirdiği kişinin oğlu Feytulahcılarla iş yapmış! Demek ki oda yardımcı oldu! Buna nedemeli? Hele şu genel suçlamaya bakın: Cumhuriyet neden çizgi değiştirmiş! Demek ki Fetoculara yardım edecekmiş!

Ahmet Şık gayet net sorgusunu yaptı: “Tıpkı Feytulah karşıtı dokunursan yanarsını” bu kez yeniden yaşatı. Kendinin dün Fetulah güleni eleştirdiği için tutukanırken, şimdi de tam aksi Fetocu olarak tutukladıklarını söyledi. Yazdığı eserlerle de nedenli haklı olduğunu da vurguladı. Üstelik, tam da 1009 yıl önce ilan edilen Basın gününde yargı karşısında oluyorlardı!

Daha anlatacak çok acayiplik vardır. Ama, bu yargılama tarihi boyunca Fetoculara karşı mücadele eden Cumhurieyt gazetesi Feetoculara yardımcılıktan sorgulanıyor. Türkiye medyası buna yer vermiyor. Dünya ise nasıl bir noktaya gelindiğinin şaşkınlığı ile olayı anlamaya uğraşıyor.

Not: ben yazıyı yazarken, Cumhuriyet davası devam ediyordu. Yine, açlık grevinde olan iki akademisyen hapiste 141 gününü doldurdu. Acı haberleri korkusu hep içimizde. Ama, ekranda sarayın utanmaz konuşmacıları “Türkiyesiz olmaz* Mutlaka garantörümüz olmalıdır” sözlerini tekrarlayıp, “güzel öneriler yaptıklarını” anlatmaya uğraşıyor. Sol adıyla, barışçıl imajla böyle konuşma olunca, benim girişteki serzenişim yanlış mı?

- Advertisement -spot_img

More articles

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

- Advertisement -spot_img

Latest article