YKP Kurultayı Olağan Birinci Toplantısı Parti Meclisi Çalışma Raporu

    57

    16 Haziran 1991

    1960’ların ilişkileri 70’lerde zorlandı

    1974’ten sonra toplumumuz yeni bir ortam içinde geleceğe daha umutlu bakar ve yaşamının normale döneceğini düşünürdü. Siyasal çalışmalar bu durumdan etkilendiği için canlanmış ve yeni yeni partiler ortaya çıkmıştı. Bayraktarlık, geri plana çekilmiş ve ile genel seçimden sonra kaldırılmıştır.

    Ancak, 1960’ların alışkanlık ve ilişkileri canlı idi. Yeni siyasal yaşama katılım bu nedenle çok genç kuşaklara aitti. Yaşlı kuşak yine de, iktidar yanlısı veya Türkiye’ye yakın akım ve örgütlere katılmıştı.

    Yaşlı kuşağı ürküten perde gerisi güçler olmasaydı, zaman bu çekingenliği yenecekti. Türkiye’deki canlı siyasal yaşamın etkisi ile toplumumuz tarihte ilk kez iradesini egemen kılacaktı.

    Gerçekte, demokratik kurallar Kıbrıs sorununu Kıbrıslı Türklerin haklarını ileri sürebilmek için uygulanmaya başlanmış gibiydi. Tüm göstergeler partilere ajanlar sokulduğunu, egemen çevrelere yarananların ödüllendirildiğini, polis asker ve etkili yerlerdeki memurların muhalifleri düşman görmelerinin sağlandığı ve okulların muhalefetin politikalarının düşmana yaradığını öğrettiğini gösteriyordu. Demokratik organlar oluşturulacak ama Türkiye destekli iktidar bunların işe yaramamalarını sağlamak için gerekli önlemleri alacaktı.

    1970’ler demokratik görünen ama demokrasinin bir sonuç yaratmaması için gizli açık önlemlerin alındığı bir uygulama ile geçti. Kayrılanlar yükseldiler, kayrılmanın verdiği rahatlıkla yolsuzluğa yöneldiler ve hesap sorulmayacağını anladılar.

    Sonuçta, devlet yozlaştı. Çevre bozuldu. Ucuz işgücü ve ucuz mal rekabeti üretici kesimleri yıktı, Türkiye’den dalga dalga göçmen getirilerek nüfus tutturma uğraşı sürdürüldü, tutunamayan geri gidip Türkiye’de Kıbrıslılar aleyhine hava yarattı ve Kıbrıslıların göçü hızlandı.

    Göçü zorlaştırmak için Avustralya temsilcisinin engellenmesi bile denendi.

    Umut muhalefette görülüyordu. Ancak muhalefet de durumdan etkilenmekte idi ve oportünizm perde gerisindeki güçlerle dayanışma talepleri yapıyordu.

    Kıbrıs sorunu, çözülmüyor, çözülmesini engelleyecek tüm uygulamalar sürüyordu. Rum malları yağmalanıyor, iki ekonomiyi birbirinden uzaklaştıracak önlemler alınıyor, Türk Lirası tedavüle sokulup Kıbrıs Lirası sahipleri mahvediliyor, alt yapı yatırımları uydurulmuyor, geleneksel üretim yerini valiz ticaretine bırakıyor ve hayat seviyesi üretici-emekçi için aşağıya indiriliyor, her devalüasyonda, toplum temelinden sarsılıyordu.

    Sol kesimler canlılığı koruduğu için umut sürüyor ve 1981 seçimleri bekleniyordu.

    1980 sonrası siyasal oluşumun şekillenmesi

    1980 yılı, UBP-Denktaş iktidarının yıpranması, 1974 sonrasının umutlu havasının yapay olduğunun anlaşılması ve azınlık ruhsal durumun sarsılması yılı olurken Türkiye’de de Özel Harp Dairesi’nin iktidarını pekiştirmesi ve sosyal gelişme isteklerini budaması için ortamın olgunlaştığı yıl oldu.

    1.a Bu durumun, Kıbrıs’ta muhalefetin güçlenmesi ile ilk göstergesini ortaya koymuş, yerel seçimlerde TKP ve CTP bir atılım sergilemişti. UBP; Lefkoşa, Girne ve Lefke gibi büyük şehirlerde seçimleri kaybetmiş ve 1981 yılında yapılacak olan genel seçimlerde muhalefetin iktidar olması olasılığı gündeme gelmişti.

    Bu, Türkiye ve iktidar (!) çevreleri için bir uyarı olduğu gibi fırsatçılar için de bir uyarı idi. Muhalefet o zamana kadar zor bir meslek iken, şimdi ödüllendirilebilecek bir meslek olmuştu ve iştah kabartıyordu. Fırsatçılar muhalefete akarak zaten dengesiz olan durumu iyice dengesizleştirmiş oldular.

    UBP yıkılmakta idi, ama muhalefet de güçlenmiyordu.

    1.b 1981 seçimleri, aday kavgaları ve müdürlük, müsteşarlık pazarlıkları ile başlamış ve koalisyon görüşmeleri ile perde arkasında sürüp gitmişti. Sonunda iyi, geçinilmesi öğütlenen İsmet Kotak’ın o zamanki partisi DHP ile TKP-CTP muhalefetinin meclisteki toplan sayısı salt çoğunluğa ulaşmıştı.

    Muhalefetin siyasi ahlak anlayışı daha bugünkü kadar bozulmadığı için Türk Birliği Partisinin milletvekili, hesapların dışında tutularak 21’lik bir çoğunlukla iktidar umuluyordu.

    UBP’nin oyları %42 dolayına düşmüş, muhalefet arasında ise ona karşı iktidar seçeneği oluşmasına engel oluşturuyordu. Bu nedenle Kenan Evren, 12 Eylül faşist darbesinin başı olarak Kıbrıs’taki durumu;

    “Komünistler kuvvet kazanıyor. (…) İlk seçimde tahminim sol gurup iktidarı ele alacaktır.” diye algılıyordu.

    Muhalefetin Başbakan adayı Alpay Durduran, bir gurup arkadaşı ile “muzur unsurlar” olarak görülüyor; CTP’de “hükümette asla görev verilmez” diye değerlendiriliyordu.

    O günlerde T.C.’nin darbesi sadece DHP’ye inmiş gibi göründü. Ancak, T.C. hem güçle tehdit eder, hem de satın alırdı. Onun için darbe çok yönlü oldu. TKP’nin hükümet kurması engellendi, UBP ile koalisyona itildi ve iştahlar tahrik edildi. TKP’nin iştahlarının tatmin edilmemesi her türlü oportünizme ve hesaplaşmaya kapı açtı. Dün UBP ile görüşülmez diyenler, o gün altın fırsattır dediler; dün “devrim” diyenler, “gerçekçi olun Anayasa var, devrim olmaz” dediler ve şahsi ihtiraslarının peşinde koşanlarla muhalefetin ipliğini pazara çıkardılar.

    Devrin T.C. Devlet Başkanı Evren ve Kıbrıs’ı ziyaret eden Ulusu, “12 Mart’ı yaptık Orduyu temizledik; 12 Eylül’ü yaptık sivil cepheyi temizledik.” Diyerek kurdukları rejim,i Kıbrıs’ta da uygulamamaktan üzüntü duyduklarını belirttiler. Nurettin Ersin bunu 81 seçiminden önce “12 Eylül’ü Kıbrıs’ta da yapmadığımıza pişman olduk”, demişti. Evren, “12 Eylül’ü Kıbrıs’ta yapmadığımıza bizi pişman mı edeceksiniz?” derken, Ulusu, “Pişman olanlar var.” ile yetinmişti.

    1.c 1981-85 arası, karışıklık dönemi olmuştu. 1983’te KKTC ilan edilmişti. KKTC’nin ilanının boş çaba olduğu, KTFD’den farklı olmayacağı ve bir süre sonra Denktaş rejiminin, T.C. ile işbirliği içinde hiçbir şey olmamış gibi davranmak ve göstermek zorunda kalacaklarını söyleyen muhalefet KKTC ilanına olumlu oy vermişti. Bu olumlu oyun kullanılmasında baskı unsuru olan oportünistler, biraz sonra “gerçekçi (!) olmayan politikalar peşinde koşanların zor karşısında işte böyle çelişkiye düşeceklerini” ileri sürmüşlerdi.

    KKTC ilanı böylece, muhalefetin haklılığını göstereceğine ve Kıbrıs’ta tek yanlı adımlarla bir şey elde edilemeyeceği dersini vereceğine, muhalefetin başında patladı. Oportünizm, döneklik ve kaypaklığını gerçekçilik olarak sunup muhalefette köşeleri tuttu. Ön planda görülen sözde ilkesel tartışmalar, aslında, geri plandaki “boyun eğ, boyun eğdir; ödülünü al!” İş’arına uygun olarak çıkar kavgalarını saklıyordu.

    Muhalefet, yanlışları gösterir ve haklı çıktıkça güçlenir. Yani iktidarın yanlışları ile beslenir. Ama Kıbrıs’ta muhalefet KKTC ilanı gibi vahim bir hatayı göstermekle güç kazanacağına, KKTC’ye sahip çıkıp güç kazanmaya kalktı. Çünkü içinden yaralandı.

    Nitekim Denktaş, bir gazetecinin kitap haline de getirdiği anılarında, muhalefetin içine hücrelerini yerleştirdiklerini açıkladı.

    O zamanki tehlike TKP idi ve TKP, Anayasa hakkındaki politika konusunda da çatlayınca hemen bir ay sonra yapılan seçimlerde üçüncü parti durumuna düştü ve tabii yeni kurtarıcılar, batırıcılarla el ele partiyi “Akılcı” ve “Gerçekçi” bir çizgiye oturttular (!)

    Yeni ana muhalefet partisi CTP yıllardan beri sürdürdüğü muhalefetle işbirliği arayışlarına artık kendi öncülüğünde kaydı ile devam edebilirdi.

    Ne yazık ki dünya olduğu yerde kalmamakta ve çok boyutlu gelişmeler olmaktadır. Sovyetlerdeki değişmeler ve Sovyet modeli sosyalizmin kanlı geçmişi ana muhalefet CTP için engel olacaktı.

    CTP, zamanla kendine ve sosyalizme inancını yitirmiş ve geçmişteki radikal görüşlerini kendine ayak bağı olarak nitelemeye başlamıştır.

    Yeni Kıbrıs Partisinin doğuşu

    1.d T.C. Büyükelçisi 1985 seçimleri için Türkiyeli oyları bölünmüşlükten kurtarmak ve “Anavatanın emrinde zamanı geldikçe kullanmak için YDP’yi kurdurmuştu. Ancak, Türkiyeli yeni yurttaşların UBP iktidarından memnun olmamaları halinde denetlenmeleri olanaksızdı. Onun için T.C. elçiliği ve çoğu örnekte görüldüğü gibi ordu çevreleri bu yeni yurttaşların gerçek hamileri olarak kalmalı ve sürekli uyumsuzluk, sonunda UBP-YDP koalisyonun da bozulmasına ve YDP’nin milletvekillerinin %75’inin istifa ederek UBP’ye nefrete ve YDP’nin dizginlerinin kopmasına yol açtı.

    1.e 1981 bozgununu yaşayan Denktaş, Bayan Denktaş’ın açık desteği ile parti kuran oğlunun (Sosyal Demokrat Parti) arzusuna da uyarmış izlenimi vererek partiler üstü görünümü yaratmaya çalıştı. 1981 yılından az önce de, sonra da Türkiye’nin, diğer bir tabirle Özel Harp Dairesinin Denktaş’a öğüdü, günlük işlerden uzak görünmek ve sorumluluğu UBP’ye yıkmak gibi.

    1985 seçimlerinde Denktaş, bu hüviyeti ile %70 oyla yeniden seçilmişti. UBP ise %36 oy almıştı.

    1990 seçimleri yeni düzenlemeler gerektirirdi. YDP’nin ele avuca sığmaz durumu, TKP’nin üçüncü parti durumuna düşüp içinden parçalanması, CTP’nin ana muhalefet partisi olması, Kotak’ın İrsen Küçük ile yeniden siyaset sahnesine dönme çabaları, oyların serbestlemesine ve UBP’nin %36’nın da altına düşüp ne olacağı belirsiz bir ortama yol açabilecekti. Dahası Denktaş’ın katılacağı seçimde de bu havadan etkilenecekti. T.C. elçisi, TKP ve CTP’yi elçiliğe çağırarak:

    1. Türkiyelilerin yurttaşlıklarına itiraz etmemelerini,

    2. Türkiye’nin garantörlük hakkının bileğinin gücü ile aldığını, bunun tartışılmamasını, ve

    3. Temel İnsan Hak ve Özgürlükleri ihlal ediliyor diye Türkiye’yi eleştirmemelerini buyurdu. Tabii, uyup uymadıklarını izleyeceklerini, uyana hükümet yolunu açan Türkiyeli oylarını kanalize edeceklerini söyleyerek, önlerine ödülü astı.

    T.C.’nin Özel Harp Dairesi destekli bu havuç ve kırbaç politikası önce TKP’yi etkiledi. Sonrada CTP’yi.

    TKP, kendi içinde maceracı sol ve Rumcu unsurlar keşfetti ve partinin eski yönetici kadrolarının önemli bir kısmını tasfiye etti. Artık yöneticiler, akıllı ve gerçekçi politikalar uygulayacaklar ve “Anavatanla” kardeşçe ilişkiler kuracaklardı. Bunun için de “Anavatanı” rahatsız eden CTP ile ilişkiler kesilmeli idi. TKP, birleşme görüşmesi yaptığı CTP’yi tekkeci davranıp CTP’yi kapatarak birleşmek istemiyor diye suçladıktan sonra, KKTC’yi kabul ettiğini açıklamaya zorladı. Sonra da KKTC haini, Rumcu diye saldırıya geçti.

    1.f TKP’nin, şovenizmle oy toplamaya çalışması Kıbrıslılar Dayanışma Derneği hareketini doğurdu. Bu dernek, form ve konferanslarla siyasal yaşamın tabularını yıkmaya başladı. Anavatanın Kıbrıs olduğunu gösterdi, garantiler ve garantörleri sorguladı, Türkiye’nin yardımının gereksizliğini kanıtladı ve egemenlik hakkının olmamasının yozlaşma, ucuz işgücü ve ucuz mal rekabeti ve göç nedeni olduğunu tartıştırdı. Yanıt bombalı bir saldırı oldu ve KTHH imzalı bildirilerin sahipleri ilk fiili eylemi yaptılar.

    1990 seçimleri yaklaşırken, egemenlik hakkı, göç ve nüfus yapısının değişimi, talimatla yönetimin ağırlığını hissettirmeye başlaması yepyeni bir siyasal anlayışı gündeme getirdi. KKTC ilanı kurucu meclis dönemi felaketini yaşayan toplumumuzun UBP’nin oylarını %36’ya indirdiği halde, muhalefetin de muhalefet olmaktan vazgeçtiği veya vazgeçmeye başladığı; CTP’nin ana muhalefet olmanın dayanılmaz ağırlığı altında ezildiği bir dönemde Yeni Kıbrıs Partisi kuruldu.

    Tabulardan arınmış yurtsever bir çıkış, görülmekten korkulan katı ve acı gerçekleri tanımlayıp Ortaya koyunca Türkiye Dışişleri sözcüsünün Türkiye Radyo Televizyon yayınlarında Saldırısı ile karşılaştı. Olayı, Kıbrıs Türkünün sesi diye sunulan Bayrak R.T.’sı da naklen yayımladı.

    Kıbrıs’ın Türk yönetimi kendi içine yapılan dünyaya açık bir müdahaleyi, halkının parası ile yayımlarla da destekledi. Sözde liderleri de, anavatan’ı rahatsız eden bir hareket aralarından çıktığı için özür dileme kuyruğuna girdiler.

    1990 seçimleri ve YKP

    Yeni Kıbrıs Partisi, T.C. makamlarının kullandığı yetkiler çıkarılınca geriye kayda değer bir Devlet yetkisi kalmadığı ve eğitim ile kültüre kadar varan müdahalelerle Kıbrıs Türkünün siyasal, sosyal, ekonomik ve kültürel olarak yaşamının her alanının işgal edildiğini belirtmekte idi.

    Meclis, YKP ile yeni bir havaya bürünüyordu. Devlete yani topluma ait servetlerin yağmasına ses çıkarmayarak seçmeni darıltmama, her şikayet edenle beraber, haklı haksız ayırt etmeden şikayet ederek destek kazanmaya çalışma, maaşlarla ilgilidir diye çarpık kadrolaşma yasalarına UBP’yle oy kullanma gibi oportünist politikalar dahil egemenlik hakkı konusunda ödünsüz mücadelenin örnekleri veriliyordu.

    Seçim yılı ise yaklaşıyordu.

    2.a CTP, ilk işbirliği önerisini YKP’ye yaptı. Bu yaklaşmadan, TKP’nin elçinin istediği ödünü verdiğini ve CTP’ye saldıracağını belirttiler. Anlaşma kısa sürede sağlandı ve YKP’nin işbirliği için hazırladığı bildirgeyi CTP aynen kabul etti. İki komite kurularak ayrıntıları kararlaştırma kararı aldılar.

    Yurtsever işbirliği sağlamak için YKP’nin hazırladığı bildirge:

    1. Kıbrıslı Türklerin yurtlarında egemen olmaları için Türkiye iktidarının müdahale etmemesini,

    2. Türkiye’nin müdahale araçlarının kaldırılması için fiilen yapılması gerekenleri, ve

    3. Ucuz işgücü ile mal rekabetinin önlenmesini, içeriyordu.

    4. Meclise primli seçim yasası sunulunca telaşa kapılan partileri, anavatan’ın incinmeyeceği (?) bir program etrafında birleştirerek;

    1. Bunlara kızanların, UBP’de birleşerek muhalefet oylarının toplam olarak azaltmayı,

    2. Türkiyelilerin yurttaşlıklarına bir daha ses edememelerini,

    3. Muhalefetin de seçenek olmadığını, UBP’den farklı bir ahlaka sahip olmadıklarını ve oy uğruna her kılığa girebileceklerini göstermeyi, ve

    4. Seçimi kazanmayı başarsalar da, yasaya aykırı olarak oluşturulacak bu naylon parti ile seçilenlerin milletvekilliğini yasal olarak iptal etmek olasılığı elde etmeği, sağlayacak bir oluşum DMP yaratıldı.

    Bunun, Özel Harp Dairesi elamanlarından olan Kıbrıs’ta görev yapmış adamlar tarafından TKP’ye telkin edildiğini ve elçilikle ordunun UBP’ye alternatifin ancak partiler birleşirse sağlanabileceğini belirttiklerini CTP liderliği belirtmiş, bunu, kapılıp gidilecek bir girdap olarak nitelemişti. Daha bir yıl önce (1989), TKP’lilerin temizlik yapıldıktan sonra ordunun TKP’yi destekleyeceklerini belirttiklerini söylediğini zaten bilen YKP, CTP’nin, aralarındaki antlaşmaya uymasını ve yurtsever seçim işbirliği programının çerçevesinde hareket edilmesini istedi. YKP’nin, Kıbrıs sorununu etkileyecek ve zora sokacak başlıca unsurlara ters bir birleşmeyi kabul etmeyeceğini ve halkın bu birleşme nedeniyle UBP dışındakilere daha çok oy vereceğine inanmadığını belirtti. Daha dün savunulan politikaların tersini söylemeye başlayan ve hatta fiilen uygulayan partilerin şaşkınlık yaratıp UBP’yi aklamaya gideceğini ve tüm partilerin güvenirliğini yok edeceğini ileri sürdü.

    CTP, YKP’nin uyarılarına hak verdi ise de bir süre taktik oyun yapacağını, bozma sorumluluğunu diğerlerine yükleyip kurtulacağını belirtip süre istedi. Ama sonunda belirttiği girdaba katılıp gitti.

    YKP-3 muhalefet partisinin birleşmesi karşısında, tek başına seçime katılmayı ve seçim ortamını propaganda amacıyla kullanmayı kararlaştırdı.

    Aslında, seçim propagandasının çağdaş demokrasilere layık bir biçimde sürmesi için yıllar öncesinden alınmış olması gereken tedbirler vardı, ama tam tersine tedbirler alınmış bulunuyordu. Hiç değilse derhal alınabilecek olanların alınması için istemler ileri sürmek ve bu olumsuz ortamda, Türkiye’de muhalefete karşı açıkça taraf olduğuna göre, bu istemler yerine getirilmediği takdirde seçimleri boykot etmek için YKP girişim yaptı.

    Seçim için derhal alınması gereken önlemleri CTP ve kamuoyuna duyurdu ve boykot çağrısı yaptı. Ancak DMP aracılığı ile seçimi kazanacağı hayaline kapılan partiler buna destek olmadılar.

    3.a Seçimde Denktaş ve UBP Türkiye’nin, elçilik, ordu, istihbarat, özel harp dairesi, TRT ve basın’ın desteğini aldı. İngiliz yasalarına aldırmadan borsa oyunları ile bol kazanç elde eden Nadir’in sığınma yerinin güvenliği söz konusu olduğu için seçim öncesi hamle yapan Nadir basını ile de desteklendiler.

    Ham hayallerle kurulan DMP’nin ortakları CTP ve TKP ise Özel Harp Dairesi, elçi ve komutanın destek olmasını boşuna beklediler. TKP’ye, partiler yasasını çiğneyerek yetki delegasyonları ile katılan Kotak’ın TKP’nin Denktaş’a karşı aday gösterilmemesi isteği, YDP tarafından da desteklenmişti; ama YKP’nin adayına oy kaçmaması gibi takdik hesaplar yapan CTP, TKP’yi “ya bağımsız bir aday olarak (İsmail Bozkurt) birini gösterin, ya da CTP aday gösterecektir” diye zorladığı için seçim her iki alanda da sürüyor ve anavatan desteğinin bu nedenle ortaya çıkmadığını varsayıyorlardı.

    Bir kısmı “anavatan” desteğinden o kadar emindi ki tek tehlike olarak YKP’ye fazla oy gitmesini görüyordu.

    Anavatan’ın desteğinden Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin sonuna kadar umutlar kesilmediği için, “anavatan”’ın etkin ve fiili garantisi, yerleşiklerin emekçi oldukları ve koçan dağıtılması gibi konularda giderek artan dozda şovenizme sarıldılar ve Rum’a attığı kovanlarla Derviş Eroğlu’nu tartacak kadar ileri gittiler.

    3.b Cumhurbaşkanlığı seçimi YKP’nin tahmini gibi sonuçlandı. CTP ve TKP, herşeyi unutmaya hazır olduklarını göstermek için Cumhurbaşkanlığı seçimini meşru kabul ettiler ve Bozkurt’u Denktaş’la görüştürüp kutladılar, aralarında yalnız nüans farkı olduğunu vurguladılar. Mecliste Denktaş’ın yemin etmesi için çoğunluk sağladılar.

    Türkiye hiçbir zaman hiçbir Kıbrıslı ile anlaşma yapmadı. Hep dedi ve yapılmasını bekledi. CTP ve TKP’nin gayrı resmi kulaklarına üflenenleri taahhüt saymasını umursamadı ve Denktaş’ı seçtirdikten sonra, UBP’yi de seçtirdi.

    CTP ve TKP’nin Türkiye’nin kendilerini UBP’yi cezalandırmak için seçtiğini sanmaları ve öyle göstermeye çalışmaları için bir neden yoktu. İnanmaya hazır oldukları, bu tercihi yapacak, bekleyin diyen bir iki kişiye- ki muhtemelen kontr-gerilla uzmanı idiler; inandılar.

    Türkiye’nin, YDP başkanı Üçok’un adaylığını iptal ettirmemek için UBP’nin başvurusunu geri çektirdiğini, mahkemenin bu oyuna alet olduğunu gördüklerinde uyanmalı ve tüm seçimin bir senaryoya göre oynandığını, kendilerinin de eli mahkum aktörler arasına konduğunu idrak etmeli idiler.

    UBP yolsuzluklarına çare diyen TKP, CTP ve YDP koalisyonunu düşünebileceklerini sanabilmeleri kendini beğenmişlikten başka bir şey değildir. Belediyelerde, Peyak’ta ve diğer kooperatif bankalarında keyfi uygulamalar, kredi limitlerini serbestçe aşmalar, partizanca baskı ve tehditler bilinen şeylerdi. Türkiye’nin gizli örgütleri huy değiştirip hak, hukuk ve etkinlik arayacak olsa bile bunlarda bunu bulamayacağı açıktı.

    Milletvekilliği seçimi de Türkiye ve Asil Nadir’in baskısı altında sonuçlandı. UBP, yalan ve kandırmadan başka bir şey söylemez hale gelen DMP karşısında günahlarının doğal olduğunu kabul ettirme şansı elde etti ve iki ay önce hayal bile edemeyeceği oranda oy alarak seçimi kazandı. DMP ancak UBP’den nefret edenlerin oyunu alabildi. YKP bu sonucu da önceden duyurmuştu.

    YKP, bu seçimde daha da az oy aldı. Çünkü DMP, bu kez YKP’nin kazanma şansını daha az gösterip aman yardım edin, UBP gitsin mesajını iyi kullanmıştı.

    3.c Seçim sonrası daha büyük rezalet oldu. Bu kez de seçim kazanamazlarsa her şeyin sonu olur diye propaganda yapan DMP, yenilgiden sonra aşırı tahrik edilen iştahları kabartılanların baskısı altında kaldı. Milletvekillerinin, parti üyeleri üzerinde bir saygınlığı olmadığı için, “sizi sırtımızda taşıyoruz bir işe yaramıyorsunuz.” diyebilenler bu kez, her şeyin sonu ise sizin de sonunuz oldun diyerek meclisi boykota zorladılar.

    Demokrasi olduğunu göstermek Türkiye için bir ölçüde önem taşırsa da bunu abartmak ve vitrin süslerinden bir kısmını kaldırmakla tehdit etmek kolay değildi. Türkiye pazarlık etmez, tehdide de boyun eğdiğini göstermez; bunu Kıbrıslı iyice anlamalıdır.

    Yerel seçimler de boykot edildi; ama kimse pazarlığa kalkmadı.

    YKP, seçim propagandasını en iyi kullanan parti oldu. Hem Kıbrıslı Türklerin egemenlik hakkı olmadığını, hem de seçimin nasıl sonuçlanacağını kanıtlamış ve DMP seçimi kaybedince muhalefetin onulmaz yaralar alacağını, ortakların da dağılacağını göstermişti.

    Ancak UBP’ye duyulan nefret, yine de muhalif oyların en katılarının DMP’ye oy vermesinden dolayı çok az oy almıştı.

    4.a CTP ve TKP, mecliste %45 oyun temsil edilmediğini göstere göstere erken seçim sağlayacağını sanmaktaydı. Bu sanıyla YDP’nin yanlarından ayrılmamasını sağlamak istiyordu. Bu amaçla bir süre daha kamp değiştiren YDP’nin saldırılarını görmezden gelmeye çalıştılar.

    Bu da yapay bir durumdu. Seçimi taktik hesaplardan ibaret sayan anlayış Denktaş’a karşı aday gösterildiği için ve bir kısmı da CTP’yi aralarına aldıkları için bozguna uğradıklarını ileri sürdürüyordu. Bir kısım ise YKP’yi araya alıp yeni bir cephe oluşturmayı düşlüyordu. Bölünme dipte sürerken çatıda bu yapay durumu sürdürmek olanaksızdı.

    Kotak, boykotu kırarak girdiği mecliste yeni bir parti doğurdu. Hür Demokrat Parti.

    Ergün Vehbi, boykotu kırıp girdiği mecliste kaldı ve Denktaşların SDP’ye katıldı.

    UBP içinde tam ayıklayamadığı ve husumet duyduğu kişilerin etkinliğini kırmak için Denktaş, Milliyetçi Adalet Partisi olarak bir parti kurulmasına yardımcı oldu. Taner Etkin’in bazı Türkiyelilere MAP’a geçmelerini söylediği Kenan Akın tarafından BRT’den açıklandı. Her ne kadar BRT sansür koydu ise de Kenan Akın, mecliste bunu tekrar açıkladı.

    Böylece siyasal hayata, sarı sendikalardan sonra yeni yeni sarı partiler de katıldı.

    BRT’ye ve TAK’a talimat verilerek mecliste temsilcisi olan partiler diğerlerinin önüne geçirildi.

    4.b Mecliste boykot nedeniyle 12 sandalye boş kalmıştı. Ara seçim yapıp doldurulması Ekim ayına bırakılarak sarı partilere fırsat verildi. Ancak perde gerisinde, Denktaş’ın elediği UBP içindeki hasımlarının ödüllendirilmesi ve meclise girmelerinin sağlanması olanağı, parti içindeki mücadelelerde kullanıldı. Hasımları susturmak için milletvekilliği ve bakanlık vaatleri verildi.

    Bir süre, kabinede değişiklik yapılacağı beklendi ise de, Eroğlu’nun ara seçiminden sonraya kabine değişikliğini yapacağı açıklandı.

    4.c CTP ve TKP ara seçimlere katılıp yüksek oranda oy almayı ve UBP’yi “çoğunluğunu yitirdi, erken seçime gitmelidir” diye zorlamayı hesaplıyor.

    5. Bu durum, egemenlik hakkı olmayan bir toplumda seçim mekanizmalarının nasıl çalıştığını ve yozlaşmanın her tarafa nasıl sirayet ettiğini gösterir. Tüm savlar ve karşı savlar boş olmaktan öteye gitmez ve düzenin özüne karşı çıkmadan politika yapılamayacağını, yapılan çıkar kavgasından başka anlamı olmadığını gösterir.

    5.a YKP, bu ortamda sorunun özüne muhalefeti sürdürmektedir. Güvenini yitiren kitleleri sürükleme zorluğu ile karşı karşıyadır; ama haftalık bir gazete çıkarmakta, organlarını canlı tutmakta, siyasal nitelikli toplantılar düzenlemekte Rum siyasal örgütleri ile temas etmekte, yabancı misyonlarla görüşmekte ve Londra’da etkinlikler göstermektedir.

    Daha önemlisi, tüm üyeleri ile siyasal kararlar oluşturma ve programının genel nitelikli kararlarını ayrıntıya kavuşturma gayreti göstermektedir.

    Bu amaçla Parti Sekreteryası on dokuz ay içerisinde 70 toplantı yapmış olup ürettiği şu siyasal kararlarla programını zenginleştirmiştir. Asil Nadir olayı, Körfez krizi, eğitim, kültür, sınırlı-sorumlu şirketler, bütçe politikası, valiz ticareti, merkez bankası, iş yasası, toplu iş sözleşmesi ve muhtemel ara seçimler üzerindeki parti görüşleri açıklığa kavuşturulmuştur.

    Parti Meclisi ise bu süre içerisinde ikisi olağanüstü olmak üzere 20 kez toplantı gerçekleştirmiş olup, parti politikalarının ongunlaşması ve üretilen kararların hayata geçirilmesine katılmıştır.

    5.b Genel ortamın siyasal çalışmadan soğuması, Sovyet düzeninin çöküşünün buna eklenmesi, etkisini YKP’lilerde de duyurmuştur. Çalışmalar yeterli düzeyde değildir. YKP üyelerinin üstün potansiyelinin çok azını kullanabilmektedir.

    Örgütlenme çalışmaları kuruluşu itibarı ile %100 oranında bir ilerleme olmasına rağmen, henüz, istenilen düzeye ulaşmadığının da bilinci içerisinde aralıksız bir uğraş olan örgütlenme çabalarını sürdürmektedir.

    Kıbrıs Sorunu

    6. YKP’ye alışılagelmiş milli davaya ihanet suçlaması dışında;

    1. Kıbrıslılık şovenizmi,

    2. A.T.’yi kurtuluş görme,

    Suçlamaları yöneltilmişti. YKP, şovenizmi reddeder. Bu sonuca ulaşanların savladıkları gibi YKP, hiçbir kimseyi küçük görmez ve kimsenin evrensel hukuk kurallarından insanca muameleden yoksun bırakılmasını istemez.

    YKP, Kıbrıs sorununun karşısındaki esaslı engellerden birisi olan yurttaşlık konusunun engel olmaktan çıkarılması ve herkesin insanca muamele görmesi arzusundadır. Programı bağlayıcıdır ve başka partiler gibi programını propaganda aracı olsun diye değil, her YKP’liyi bağlasın diye yapmıştır.

    A.T.’nin bir kurtuluş değil, fazladan bir güvenlik ve sosyalizm doğrultusunda mücadelede uluslararası yeni olanaklar veren bir fırsat olarak gördüğünü her vesile ile açıklamıştır.

    6.a Ayrıca CTP ve TKP’lilerden sekter olmak ve federal çözümü tek isteyen parti olduğunu ileri sürmek suçlamaları, YKP’ye yöneltilmiştir.

    YKP, federal çözümü engelleyeceği açık olan Türkiye’nin etkin ve fiili garantisini savunmak, tahsis ve mücahitlik hizmetlerine koçan dağıtmak ve nüfusumuzdan fazla sayıda dağıtılmış yurttaşlıkları hukuki saymak konularında ısrarlı olanların fiilen federal çözüm istemediği inancındadır. Bunu çürütecek bir karşı iddia yerine bu suçlamalarla karşılaşmakta ve ayni zamanda birçoğu da böyle iddiaları olmadığını söylemektedirler.

    Buna bir de ekonomik eşitliği eklediler. Anlamını ise açıklamadılar. Federasyonda ekonomik eşitlik olsun derken siyasal eşitlikle ayni kefede dile getirmektedirler. Siyasal eşitlik bir ön koşuldur, ekonomik eşitliğinse önkoşul olmadığını ileri sürdüklerine bakılırsa tüm çabanın propaganda ile sınırlı olduğu ortaya çıkmaktadır.

    YKP, Cuellar’ın hazırlattığı çerçeve taslağı hakkındaki görüşleri temel alan bir andlaşmadan yana olduğunu açıklamıştır. O nedenle görüşleri görmek isteyen herkes için açık ve ayrıntılı olarak net haldedir.

    Kıbrıs sorunu egemen çevrelerin içtenlikle sağlamak istediği bir sonuca gitmektedir. Uluslararası bir sorun olduğu için bu sorunun çözümü için baskılar gelmekte ona göre politikalarını ayarlamaktadırlar. Siyasi partilerle hiçbir dönemde diyalog istememişlerdir. İstekleri, partilerin dış baskılara göre ayarladıkları politikalara göre “milli” tepkiler göstermeleridir.

    İkide birde ayarlanan egemen çevrenin Kıbrıs Türk politikası, siyasal partileri peşinde sürüklemekte ve hiçbir etkileme şansı olmadığı halde gereksiz bir tartışma sürüp gitmektedir.

    YKP, bu kavgalara zaman zaman bulaştırılmaya çalışılmaktadır. Ancak egemen çevreler artık umutlarını bitirdiği için, basını saldırtıp da tartışmaya katmaktan vazgeçmiş görünmektedir.

    YKP, federasyonu yalnız kaçınılmaz olduğu için değil, toplumun çıkarına olduğu için de ister.

    Toplumlararası Temas

    7. YKP, Rum siyasal partileri ile ikili ilişkiler kurduğu gibi Ledra Palace toplantılarına da katılmaktadır.

    Rum siyasal partileri, ne yazık ki kalıplaşmış “Rum” görüşleri çerçevesinden pek az ayrılmakta ve Şovenistlerin saldırılarından çekinmektedir. O kadar ki partilere katılan veya katılmayan siyasal akımlar onlardan çok daha renkli ve cesur hareket etmekte, birçok Rum da partilerden çok daha gerçekçi değerlendirmeler yapmaktadır.

    Kıbrıslıların ayrılığı sürerken, ilerde iki ayrı bölgede yaşamları zorunluluk haline gelmiştir. Bu iki bölgenin oluşmasına yardımcı olmak bir andlaşmayı kolaylaştıracak ve ileride iki toplum arasındaki sorunların çözümüne kapı açacaktır.

    Rum liderliklerinin, Türkiye korkusunu yenmeleri, iki bölgenin oluşmasına yardımcı olmalarına engel olmamalıdır; tam tersine korkunun gerçeğe dönüşmesine bu konuda yardımcı olmalarına yardım edecektir.

    ADİSOK, diğer partiler arasında gerek yapı, gerek politik program olarak temayüz etmiştir. YKP ile, üç ortak bildiri yayınlamış ve Türklerle iyi geçinmeyi politikasının parçası yapmıştır.

    Diğer Rum partilerinin de Türklerle andlaşma arzu ve yeteneğini gösterme yarışı yapmaları, seçimlerde bundan yararlanacaklarını hesap etmeleri yeni ve olumlu bir gelişmedir.

    CTP ve AKEL’in ADİSOK’un yakınlık gösterme yarışına engel olma çalışmaları bu yarışın gelişmesine engel olmuştur. ADİSOK’un düzenlediği basın toplantısına, güney’de düzenlenen açık oturuma katılmadılar ve gazetelerinde yer vermediler. Temaslara önem vermedikleri ve kendi sekter amaçlarını düşündükleri anlaşıldı. Gene de Türklere yaklaşmanın oy kazandıracağını hesap etmeleri, partilerin kamuoyu hakkında ortak değerlendirmelerini gösterir: Rum insanı, Türklerle diyalog kuranı destekler.

    8. Kuzey ve Güney kesiminde yer alan siyasal gelişmelerin gösterdiği bir gerçek vardır. Siyasal partiler meclislerde etkinlik yaparken güçlü bir yürütme, Kuzeyde Türkiye’nin denetiminde gerçek iktidarı oluşturucu iken, Güney’de Kıbrıs’a özgü başkanlık rejiminin karakteri nedeniyle meclisten kopuk bir güç olarak ortaya çıkmaktadır.

    Ortak özellik, iki tarafta da iktidar partisinin bulunmaması ve “ulusal” politikaların milli birlik ve beraberlik içinde ele alınması dayatmasının, yürütme aracılığı ile sağlanmasıdır.

    1960 Anayasası, demokratik başkanlık rejimlerinin meclis tarafından önleme ve dengeleme “check and balance” kurumlarını içermemişti. İki toplumun ve Ada’nın geleceği başkan ve yardımcının istencine terkedilmişti. Bu durum Güney’de sürüp gitmiş ve başkanın tutumu Kıbrıs sorununun çözümüne engel olarak trajedi yaratmıştı.

    Güçlü başkanın olduğu yerde hukuk devletinin gelişmesi de zorlaştığı için Güney’de demokrasi tam yol gidememiş ve meclis, halkın katılımının en güçlü olduğu yer olarak, ikinci derecede bir yer haline gelmiştir.

    Kuzey’de meclis hukuken güçlü ise de Türkiye’nin gücü Denktaş’a eklenince başkanlık rejiminden daha kötü bir durum oluşmuştur.

    Sonuç şaşırtıcı değildir. Her iki tarafta da partiler güçlenememiş ve halk dalkavukluğu, oportünizm ve kaypaklık, politika ve politikacıya güvensizliği, demokrasiyi yaralayacak kadar artırmıştır.

    Halkın, seçimlerle ve partilere katılarak seçimler arasında, istencini egemen kılabileceğini umması ve meclis yoluyla her şeyi yapıp karşısına kimsenin dikilemeyeceğini algılaması gerekir. Ancak o zaman hukuk devleti ve demokrasi oluşacaktır.

    Bu noktada partilere, o güne kadar oportünizm ve halk dalkavukluğundan uzak durmak ve oy artırmaya, bu yollardan çalışmamak düşer. YKP, bu tutumu benimsemiştir. Halkın içinden, egemenlik hakkına sahip çıkanların ve Meclis’in en büyük güç olmasını isteyenlerin artmasını sağlamak için uğraş verecek ve onların artışından başka yollarla oy toplamaktan kimsenin kazanç sağlayamayacağını göstere göstere zamanla yarışacaktır

    Sonuç

    YKP, içinde bulunduğumuz bu koşullarda, sırf seçim sonuçları ile ilgili itirazlar yerine, mücadelenin siyasal bir içeriğe kavuşturulmasının gerektiğine inanmaktadır. Seçim ve sonuçları, seçimden var olan ve seçimden sonra da süren ülkemizdeki pek çok olumsuzlukların sonucudur.

    Bu olumsuzlukların temelinde mevcut statüko, yanı Kıbrıs sorununun çözümsüzlüğü yatmaktadır. Kıbrıs sorunu bir andlaşmaya bağlanmadığı için yönetimimizi el altında tutmak amacıyla Türkiye hükümetleri, toplumumuza hiçbir temel konuda karar alma ve önlem getirme hakkı ve olanağı bırakmamaktadır.Bunun sonucu olarak, toplumumuzun egemenlik hakkı kullandırılmamaktadır.

    Türkiye hükümetleri, istemedikleri görüşlerin seçim kazanıp başa geçmemesi için seçimlere müdahale etmekte, destekledikleri bugünkü yönetimin halk denetiminden uzak kalıp yozlaşmasına ses çıkarmamakta, demokrasiye ters tekelleşmelere, işlerine geldiği için fırsat tanımaktadırlar. Bunlardan kaynaklanan hızlı göç, yeni yurttaş yazımı ile kapandıkça yok oluşumuza ve kendi yurdumuzda azınlığa düşmemize aldırmamaktadırlar.

    Bugün iktidarda, göç ve azınlığa düşme tehlikesine ses çıkarmayan, ve suiistimale batmış bir ihanet cephesi görünmektedir, ancak arkasında asker-sivil T.C. bürokrasisi vardır.Bu cepheye karşı tüm yurtseverlerin ortak mücadelesi kaçınılmaz görülmektedir.

    YKP, sorunların temelinde Kıbrıs sorunun çözümsüzlüğünün yattığını kabul edenleri, uluslar arası kabul gören federal bir andlaşmayı benimseyenleri bir araya gelerek bir güç oluşturmasını ve en başta bu toplumun egemenlik haklarını savunmaya ihanet içinde olanlara karşı uluslar arası dayanışmaya çekinmeden omuz vermeye çağırmaktadır.

    Başarı varlığımız için şarttır.