Son Siyasal gelişmeler: YKP PARTİ MECLİSİ YENİ BİR YOL ÖNERDİ

Must read

YKP Parti Meclisi Kıbrıs sorununu görüşerek artık yeni bir yol aramanın zamanın geldiğine karar verdi. Parti meclisinde görüşülen öneride yer alan Paket antlaşma kararının iptalini ve kuzey için AB müktesebatının çözümü engelleyici gelişmeleri durduracak kadar indirilemeye başlanmasını ve AB’nin ülkesi olan Kıbrıs’ın tümünün hakkında sorumluluk alarak Kıbrıslı Türk yurttaşlarının sorunlarına çare aramasını ve Kıbrıs sorunun çözümünde rol almasını isteyen kararı onayladı.

Bu konudaki görüşlerini zenginleştirerek gündeme getirmeye çalışan YKP siyasi muhalefetin ve barış için savaşmakta olan sivil toplumun dikkatini çekmeye ve onlara görüşmelerin alternatifi olduğunu ve bunun da gene görüşmelerle ama uygulamayı sağlayacak bir çerçeve içinde yürütülmesiyle hayat verilebileceğini göstermeye başladı. Başka çare yok umut da kalmadı demekten vazgeçilmesi için ve AB’nin kendi ülkesi olan Kıbrıs’ın durumuna bigane kalmamasının istenmesi gerektiğini göstermek için YKP çalışmalara başladı.

Bunda sonra YKP’nin barış çabalarında bir önerisi vardır ve bunu ilerletmeye çalışacaktır. Yeni bir yol gösterilmesi gerektiğini BM de görmekte ve taraflara takvim ve yol haritası olmaktan başka bir şey olmayan New York toplantıları ve BM özel temsilcisinin mekik diplomasisi uygulamalarının başlatması bunu kanıtlamaktadır. Ancak paket antlaşmadan vazgeçilmezse taraflar sözde ilerleme kaydederek görüşmeleri uzatma şansını elde bulundurmaktadırlar. Buna olanak tanımamak için teferruata yer vermeyen çerçeve bir uygulama antlaşması görüşülmeli ve yani paket görüşmeden vazgeçilmelidir. Çerçevenin yapılması için de AB devreye girip zamana oynamayı engellemelidir.

Zaman artık çok zararlı olmaktadır. Onun yeni oldubittilere karşı önlem alınmalıdır. Nüfus yapısının değiştirilmesi çözümü olanaksız hale getirmektedir, engellenmelidir. Muhaceret ve yabancı işgücü girişinin kuralları AB müktesebatına uygun hale getirilmelidir, ekonomik koşullar politikanın Türk lirasına göre düzenlenmesi ve Türkiye sermayesinin kontrolsüz girişi ve her tarafı işgal etmesi çözümün uygulanmasını tehdit etmektedir. Kıbrıslı Türklerin göçü çözümü olanaksız hale getirmekte ve bu yeni yapı çözümden sonra da Kıbrıs’ın denetimini Türkiye’ye verecek bir yapı oluşturmaktadır. AB bunları engellemezse Kıbrıs anomalisi çözülemeyecek hale gelecek ve bunun utancı AB’nin üstünde kalacaktır.

Kıbrıs sorunun çözümünü BM kararlarına ve Avrupa Konseyi’nin desteğine rağmen sağlayamayan bir AB dünyada siyasi bir rol üstlenemeyecek kadar yara alacaktır.

Kıbrıs bir yol ayrımına gelmiştir.

 

SİVİL TOPLUM HAREKETLİLİĞİ DEVAM EDİYOR.

Türkiye’nin taşıma nüfusunun ihtiyaçları diyerek anayasaya ve Kıbrıs’ın tarihi yapı ve kültürüne ters müdahaleleri ile güya Kıbrıslılara yardım diye kurulmasını sağladığı kuruluşları birer birer kendi insanlarına ve sermayesine devretmenin yollarını zorluyor ve dini inançlarını yayacak uygulamaları dayatıyor. Mali durumunun TC yardım ve direktifleri ile sokulduğu durumdan bilistifade yönetime TC KKTC protokolleri ile ve yönetime soktuğu kendi personeli ile kuzeye hâkim olan Türkiye artık Kıbrıslılara kayda değer bir yetki bırakmıyor.

Tek işlev olarak bu yönetimin masraflarını karşılamak ve bunu da protokolde gösterilen sınırlar ve şartlarla sağlamak işlevi kalmış bulunuyor.

Bu durum sivil toplumu sürekli alarmda tutuyor. KTHY ile göze batan devralma uygulaması, KTP ile devam etmiş, elektrik dairesi ve telekomünikasyon hedefe alınmıştır. Bakanların dahi bunlar stratejiktir öyle şey olmayacak demesine TC elçilik ve yardın heyeti beş para değer vermemiştir. Artık yönetimin içindeki adamlarıyla bakanlara rağmen Kıbrıslı ama yasal olmasa da Türkiyeli personelin emirlerine kendini bağlı hisseden memurlar eliyle işlerini yürütüyorlar. Onun için barış ve erimeye karşı savaşım Türkiye’nin sultasına savaşım halinde yürüyor.

Ancak büyük fedakârlıklarla sürdürülen savaşıma çare olacağına inanılan bir güç birikimi oluşturulamıyor. Çünkü Türkiye’nin elindeki mali güç ve tüm ekonomik sektörlerin devlet desteğine muhtaç hale getirilmiş olması dolayısıyla çoğunluğun tehdit edilmesi büyük bir faktör. Bunlara karşı çıkılması halinde Türkiye’nin cezalandırmaya kalkacağından ve hatta yeni nüfus yapısıyla sivil toplumu ezeceğinden korkanlar vardır.

 

FAZİLERE KURBAN OLANLAR İÇİN ÇARE DE ANKARA’DAN

Uyduruk KKTC faizlerin arttırılmasının TL’nin enflasyonu yüzünden ortaya çıktığı biliniyor.12 Eylül rejiminin bastırdığı monetarist kapitalist para politikasının gereği olarak enflasyona endeksli faiz tespiti Özal’la beraber Kıbrıs’a dayatılmıştı. Ancak birleşik faiz gibi tarihi olarak mahkûm edilmiş uygulama Türkiye’ye özel olarak dayatılmıştı. Batı eğitimli muhasip veya ekonomist kişilere bakanlık yolu açılınca popüler gazetelerin ekonomi sayfalarında görülen dâhiyane görüşleri sözde egemenliği olan KKTC’ye getirme çabaları gene fos çıktı. “Dur bakalım benim alanım” diyen TC organları faiz yasasını da Ankara’dan ithal etti. Meclise de onaylaması kaldı. “Biz olsak Türkiyelileri ikna ederdik diye şişinen aymaz muhaliflere de edebiyatı kaldı. DP de bankaların tehditlerine boyun eğerek “ama bankaları da batırmamalıyız” savunmasına geçti.

Devlet desteği istemeden ayakta kalabilen kerhane, kumarhane dışında tek sektör olan bankalar korunması gereken biçareler diye takdim olmaya başladı.

Türkiye politika değiştirince çoğu battı ama hapis hayatını otellerde ve yurt dışı seyahatinde geçiren dışında hiçbir sorumlu hesaba çekilmediydi. Banka oldun mu istersen bat karada ölüm yok.

Yasa tasarısı doğ fare doğurdu hesabına geldi. Bileşik faiz kalkmadı, makul bir borç tavanı konmadı ve faizleri tespit için Ankara’nın memuru yetkilendirilerek enflasyona endekslendi. Hâlbuki devlet bile enflasyona endeksli ücret yani hayat pahalılığını ortadan kaldırmaya mecbur oldu ve anayasaya karşı suç işleyerek kararname geçirdi.

Mazbata mahkûmlarının akıbetini kararlaştırmak için seçilince mazbatalarını alan mebuslar göreve çağrıldı. Amma esasında tamamen haksız ve insafsız olarak bankalarda oluşan hayali faiz alacaklarını ödemeye çalışan ve hapsedilmekten korkan namuslu insanlara çar düşünülmüyor. Ödeme gücü olduğu halde ödemeyi reddettiğine inanılarak veya karşılıksız çek vermekten mahkûm olarak mazbata yollananlar yüksek faizden ezilen masumların korunmasını haklı çıkaramayacağını anlatmaya çalışıyorlar.

Faizler ve sözleşmeler ve anayasaya bakın devlet masumları hile, sıkışık duruma girenlerin sıkışıklığını istismar edenlere karşı korunmaları gerektiği yazılıdır. Bunun için bir yığın önlem getirilmiştir. Amma bunlarla ilgilenecek yasal komite kurulması, kredi şirketlerini ve faizle para verenleri kaydetmek ve denetlemek için mukayyit atanması gibi önlemler alınmamıştır. Bir yönetim düşünün ki yasanın emrettiği görevlendirmeyi yapmaz, yasada kaymakama verilen görevin kaymakam tarafından yapılmasını sağlamaz! O yönetime ne denir ve buna rağmen böyle insanlara oy vererek vatanına hizmet ettiğini sanan halka ne denir!

- Advertisement -

More articles

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

- Advertisement -

Latest article