KIBRIS’TA ÇÖZÜME GİDECEK MİYİZ? – Ulus Irkad

Must read

Hukusuzluk Kıbrıs’ta her iki toplumun da başına çok belalar getirmiştir.Kıbrıs’ta bir çözüme gitmemek her gün için başka yeni yeni sorunları ortaya çıkarmakta. AB’ye girmekle de  Kıbrısrum tarafının kurtuluşunun gerçekleşmediği ortaya çıkmıştır. Her iki tarafta çözüme karşı unsurlar elbette bulunmakta. Hatta bu unsurlar çeşitli şekillerde ortaya çıkıp başka rollerle de çözümü engelleyebilmektedir ama tek başına AB’ye girmenin veya tek başına kurtulmanın da bir çözüm olmadığı ortaya çıkıyor Kıbrıs’ta. 1974 yılından sonra da kurtulma tek taraflı olamadı. 1974 sonrası yaşanılanlar da bir çözüm getirmedi bizlere. Aynı şekilde Kıbrıslıtürkler de tek başlarına başkaldırarak 2000’li yıllarda kurtulacaklarını sanmışlardı. Hatta referandum sonrasında belli bazı unsurlar ortaya çıkan suni konut patlamasından ötürü de bu zenginliğin veya refahın bir sonuç getireceğini sanmışlardı ama şu anda görüyoruz ki bu tip patlamalar veya tek yanlı gelişmelerin kalıcılığı da olmamıştır.1963 sonrasında , Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Kıbrısrum egemen kesiminin eline geçmesi nasıl ki bir fayda sağlamadı ve sonuçta da 1974 olayları ortaya çıkarak o rahatlık çok kolay bir şekilde ortadan kalktı; şu anda da aynı şekilde 1974 sonrasında  Kuzey’de rahat bir konuma gelen Kıbrıstürk egemenleri maalesef 2000’li yılların başlarında artık bu rahatlığın ancak bir 30 sene sürdüğünü farketmişlerdir. Hiçbir refah veya rahatlık doğal süreci içerisinde devam edememekte ve sonuçta hukuksal ve insanal bir temeli olmadığından sona ermektedir. Yani Kıbrıs probleminde bir toplumu görmezlikten gelip bir sonuca gitmeniz kalıcılık getirememektedir. Bu aradan uzun bir müddet geçse bile sonuçta sarsılmaktadır. Çok kültürlü hayatın olduğu ülkelerde, vatandaşlarının karşılıklı yarar ilkesiyle yaşamlarının bir doğasal denge durmuna geldiği,hayatın karşılıklı saygıya dayandığı, birbiri içerisinde yer aldığı , o hayatı homojenleştirmek istediğinizde de tüm dengelerin  ortadan kalkarak homojen hayata rahat verdirmediğini deneyimlerle görmemiz gerekmektedir. Tarih de esasında bunları isbat etmiştir. Aynı ülkede yaşayan bir unsuru ortada yokmuş gibi ihmal edip siyasal tezler öne sürdüğünüzde bu unsurun tepkisi veya mevcudiyeti sizi, öne sürdüklerinizle zor durumda bırakmaktadır. Almanya’da yaşayan altı milyon yahudiyi ortadan kaldıran Hitler, esasında onları ortadan kaldırırken kendi toplumunun da ipini çektiğini, kendi toplumunu da ortadan kaldırdığını anlayamamıştı.

1954 yılında adanın self determinasyonu için BM’ye başvuran Makarios, orada isteklerini yapamamış hatta o dönemlerde BM’de bile büyük bir müdahale ile karşılaşmıştı. Makarios, self-determinasyon ilkesini Yunanistanla entegrasyon için kullanmaya çalışıyordu ki bu dünya dengelerini bile ortadan kaldıracak bir durumdu. Kendi içinde yüzlerce azınlık yaşayan Peru, Hindistan gibi ülkeler, bu durumdan korkmuşlardı çünkü bu ülkelerin yüzlerce parçaya bölünmesi de gerçekleşebilirdi. Bu tip bir isteğe karşı BM’nin merkezi oldukça hassastı ve karşı çıkan ülkeler de olmuştu. Hindistan’ın BM temsilcisi Krişna Mennon’un BM’de yaptığı konuşmalar hala da anımsanmaktadır. Krişna Mennon Kıbrıslırumların self-determinasyonunun olduğu gibi Kıbrıslıtürklerin de self-detyerminasyonu olduğunu öne sürüyordu. Makarios self determinasyonu öne sürüp enosis yapmayı planlarken, büyük bir tepki ile karşılaşmıştı. 1983 yılında da aynı şekilde Kuzey Kıbrıs egemenleri büyük tepkilerle karşılaşacaklardı. BM’de olanlar, başka bir ülkenin ordusunun da yardımıyla , üstelik bu ordu sadece Kuzey’in değil, Güney’in de garantörüyken ve Kıbrıs’taki varoluşunu da  Kıbrıs Cumhuriyeti’nin garanti andlaşmalarına göre sağlarken, “Garanti Andlaşmalarına” ters olarak bir başka devlet kurulamazdı. Nitekim şu anda bu ordu 1960 yılındaki hakları çerçevesinde de Güney’e petrol konusunda garantör olduğu iddiasıyla müdahale etme hakkı da bulabiliyor. Nasıl ki 1963-64 yılında Kıbrıslıtürklere yapılan saldırı ve hukuksuzluklar bir onay görmeyip haksızca kurulan kumpaslardı ve bir temeli olmamıştı, arkasından gelen yanlışların da bir temeli ve kalıcılığı olamayacaktı. Nitekim Annan Planı öncesi ve sonrası yaşananlar da buna bir örnekti. Bunun yanında uzlaşmaya doğru yapılan yakınlaşmalara karşı çıkmak da suçtu çünkü hiç olmazsa uzlaşmalarla iki toplum bir ortak nokta bulabilirdi ve bu uzlaşma iki toplum arasındaki bölünmeyi önleyebilirdi.

Kıbrıs Cumhuriyeti AB’ye girerken aslında Türkiye’nin de iznini almak mecburiyetindeydi ki, iddialara göre Türkiye ilgilileri 1990’larda bu izni, Gümrük Birliği’ne girme karşılığında vermişlerdi. Yani bağırmalara bakmamalı, esasında yapılanlara bakıp, o günlerde Türkiye Cumhuriyeti’nin hangi andlaşma ve gizli uzlaşmalarla bu hakkı Kıbrıslırumlara niye verdiğini görmek gerekmektedir. Daha sonra da Kıbrıslırumların bu hakkı haksız kullandıkları konusunda da demeçler vermek aslında pek işe yaramamaktadır. Yapılanlara bakmak aslında en doğrusudur. Şu anda Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Akdeniz’de petrol aramasından ötürü, Kıbrıslıtürklerin hakları öne sürülerek birçok iddia ve tepki öne sürülmektedir. Peki 1964 yılı , 4 Mart kararı ile Kıbrıs Cumhuriyeti’ni işgal edenlerin yarattıkları defacto durumu Türkiye Cumhuriyeti de tanımadı mı? Yani bir bakıma 1963-64 olaylarıyla işgalci durumuna gelenlerin burada statükolarını devam ettirmeleri için 4 Mart 1964 kararı şimdiki sorunları yaratmadı mı?

Sen ne kadar iddia edersen et, şimdiki Kıbrıs Cumhuriyeti ilgilileri haksızca buraya kurulmuştur desen bile,  aynı ilgilileri  4 Mart 1964 kararında da tanımış oluyordun. Tabi ki bunları tanımak, Kıbrısrum ilgililerinin veya egemenlerinin haksızlıklarını  ve Kıbrıslıtürkleri ihmal etmelerini devam ettirecekleri anlamına gelmiyor.  Doğu Akdeniz’de Kıbrıslıtürklerin de petrol ve doğal gazdan ötürü haklarını bu yapılanlar örtmüyor. İhmallerin belalar getirdiği gerçeği ortadadır ve bu Kıbrısrum egemenleri için de geçerlidir. Her ihmal ve hukuksuzluk maalesef Kıbrıs körbatağında devamlılık arzetmemiştir. Kıbrıs’ta kalıcı olacak olan uluslararası hukuk, adalet, demokrasi, insan hakları ve emeğe saygı değerleri temelinde yükselecek demokratik bir yapının kurulmasıdır.

İhmalleri ve sorunları ortadan kaldırmak için Kıbrıslıtürklerin kendi ülkelerinin egemenleri olarak tüm sorunları da ele alarak Kıbrıslırumlarla adil bir şekilde bir çözümde buluşmaları gerekmektedir.

Unutulmasın ihmaller ve görmezlikten gelmeler yüz yıldır çok belalara sebep olmuştur ve bu belalar devam etmektedir. Kıbrıs tarihinin bu şaşmaz gerçeği Türkiye ve Yunanistan için de geçerlidir. Acil bir çözüm talebi şu anda da kapımız çalmıştır. Kıbrıs sorununa çözüm bulmak görevimizdir. Bir çözüm bulunmazsa kısır döngü içinde cebelleşerek tekrar bir bela ile karşılaşma tehlikesi vardır. 1974 yılında olduğu gibi, yaratmış oldukları değerleri terk edip hayatlarına tekrar sıfırdan başlayan insanların ülkesi olmamak için tüm sorunların masada çözülmesi gerekliliğini tarih bize göstermiştir.

Başta Türkiye ve Yunanistan olmak üzere tüm Kıbrıslıların akıl ve izan çerçevesinde eşit ve demokratik bir Kıbrıs’ı yaratarak bir an önce huzura ve mutluluğa gidecek bir çözüme ulaşmaları şarttır. Olmazsa, her zaman için belalar kapımızı çalacaktır…

- Advertisement -

More articles

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

- Advertisement -

Latest article