YKP Sekreteryası, 30 Ağustos’ta Girne açıklarında Filo Denizcilik’e ait Filojet yolcu feribotunun su alarak yan yatması sonucu yaşanan felaketi değerlendirdi. Açıklamanın tamamı şöyle:
30 Ağustos’ta 259 yolcu ve 8 mürettebatla Girne Limanı’ndan Taşucu Limanı’na hareket eden Filo Denizcilik’e ait Filojet yolcu feribotu, denize açılışının kısa süre sonrasında Girne açıklarında su almış ve yan yatmıştır. Hayatını kaybedenlerin ailelerine, yakınlarına, halen kayıp olan ve endişeli bekleyiş içindeki yakınlara ve kurtulan tüm yolcu ve mürettebata acılarını ve zor saatlerini yürekten paylaştığımızı ifade ederiz.
Ancak acımızı taziye mesajlarına hapsetmeyeceğiz: bir yolcu feribotu limandan çıkışının kısa süre sonrasında durup dururken su almaz. Türkiye basınında ortaya atılan ve Kıbrıs basınına da yansıyan bir dizi ciddi iddia (geminin daha önce başka kazalara karıştığı, atıl durumda kaldıktan sonra onarımlardan geçirildiği, hasar görmüş ve onarım yapılmış bölgelerinden su almış olabileceği, mürettebat listelerindeki tutarsızlıklar dahil) bu felaketin bir “deniz işi” ya da “kader” olmadığını, önceden bilinip önlenebilecek yapısal soru işaretleri barındırdığını göstermektedir. Bu iddiaların doğruluğunu tartmak YKP’nin değil, yetkili makamların işidir. Gemi Mühendisleri Odası da açıklamasıyla geminin bakım ve denetim geçmişinin ayrıntılı biçimde incelenmesi gerektiğini vurgulamış, konuya teknik bir çerçeve koymuştur. YKP olarak Ulaştırma Bakanı Erhan Arıklı ve Ulaştırma Bakanlığı’ndan somut biçimde talep ettiğimiz şudur: gemiye verilen sefer izinlerinin dayandığı denetim raporları, bakım kayıtları, ruhsat süreçleri ve mürettebat evrakları belgeleriyle ve gecikmeksizin kamuoyuyla paylaşılmalı; basında yer alan iddialar tek tek yanıtlanmalı; başlatılan soruşturmanın hangi kurum tarafından, hangi bağımsız teknik heyetle yürütüldüğü şeffaf biçimde ilan edilmelidir. Tıpkı Kumyalı silo faciasının ardından İş Sağlığı ve Güvenliği çerçevesinde talep ettiğimiz gibi, deniz taşımacılığındaki son beş yıla ait denetim ve müfettiş raporlarının da bir bütün olarak kamuoyunun önüne serilmesini istiyoruz. Aksi hâlde hesap sormak yerine hesap örtmenin ortağı olunacaktır.
Bu tablo, Kumyalı silo faciasının ve son yılların onlarca ölümlü iş cinayetinin deniz taşımacılığındaki eşdeğeridir. Hepsi aynı örüntünün parçaları: kamu denetim yapısının zayıflatıldığı, kamu hizmetlerinin özel şirketlere terk edildiği, denetimin kâğıt üzerinde bırakıldığı bir düzenin insan bedelleri. Devlete ait tek havayolu KTHY’nin siyasi kararla batırılmasından bu yana Kıbrıs’ın kuzeyinde sivil ulaşım bir kamu hizmeti olmaktan çıkarılıp Ankara’ya “bağlantısallık” adı altında peşkeş çekilen bir özel şirket işine dönüştürülmüştür. Aynı devlet, 20 Temmuz’da Doğu Akdeniz Gemi Trafik Hizmetleri Sistemi’ni büyük törenlerle devreye almış; Gazimağusa merkezli olmak üzere Karpaz, Sadrazamköy (Livera) ve Çayırova’ya (Agios Theodoros) ASELSAN yapımı SERDAR 7M radarlarını “Mavi Vatan’ın yeni gözü” adıyla yerleştirmiştir. Ancak aynı devlet, Girne Limanı’nın hemen açığındaki yolcu teknesinin denize elverişliliği için, seferden önce ve sefer sırasında gerçek zamanlı bir sivil koordinasyon ve denetim mekanizması kurmamıştır. Askeri gözetim için milyonlar dökülürken sivil deniz güvenliği bir tesadüfe, hava koşullarına ve şirket vicdanına terk edilmiştir. GTH sistemi Filojet’i kurtaramamıştır; çünkü kurtarmak için değil, gözetlemek için kurulmuştur.
YKP olarak yıllardır dile getirdiğimiz gerçeği bir kez daha yineliyoruz: adanın etrafındaki denizlerde sivil güvenlik ve arama-kurtarma, iki toplumun ortak koordinasyonuyla kat kat güçlendirilebilir. Kıbrıs Cumhuriyeti tarafındaki liman ve deniz otoritelerinin kaynak ve deneyimi ile kuzeydeki personel ve varlıkların ortak bir sivil çerçevede işletilmesi, bu tür felaketlerde müdahale kapasitesini büyütür ve doğrudan hayat kurtarır. Gerçek “bağlantısallık” Ankara’ya değil, adanın iki yakasına, birbirine olmalıdır. Bunun ön koşulu ise adanın koşulsuz askersizleştirilmesidir: kaynakların askeri-stratejik önceliklerden çıkarılıp sivil güvenlik hizmetlerine yönlendirilmesi ancak bu çerçevede mümkün olacaktır. Askersizleştirme sivil güvenliğin önündeki engel değil, tam tersine ön koşuludur.
Yeni Kıbrıs Partisi bir kez daha altını çizer: bir yolcu gemisinin bir yaz gününde limandan çıkışının hemen ardından su alıp yan yatması ne kaderdir, ne kaçınılmazdır, ne de “denizin işi”dir. Bu, denetimin özel şirketin kâr hesabına, sivil ulaşımın Ankara bağımlılığına, deniz güvenliğinin askeri gözetim önceliğine terk edilmesinin somut bedelidir. Ulaştırma Bakanlığı hesap vermelidir; ancak bu hesap sadece bir bakan değişikliğiyle kapatılacak bir hesap değildir. Adanın her iki yakasından tüm sivil toplum örgütlerini, denizcilik ve ulaştırma meslek birliklerini, sendikaları ve bağımsız yurttaşları; Filojet’in hesabını Ulaştırma Bakanlığı’ndan, denetim zincirinden ve bu ihmal düzenini üreten siyasi çerçeveden birlikte sormaya, iki toplumlu ortak sivil deniz güvenliği talebini yükseltmeye çağırıyoruz.



