YKP Genel Sekreteri Murat Kanatlı, BM Genel Sekreteri Antonio Guterres’in Kıbrıs ziyaretini tamamlamasının ardından Lefkoşa’da yaptığı basın toplantısını değerlendirdi. Açıklamanın tamamı şöyle:
Genel Sekreter’in ziyaret sonu açıklaması, Kıbrıs’ta alışık olduğumuz diplomatik nezaket metinlerinden biri değildir. Herkes basın toplantısından kendi ezberine uyan cümleyi seçip paylaştı; oysa metnin bütünü tam da bu ezberleri bozuyor. Metin dikkatle okunduğunda iki lidere de, kuzeydeki yönetime de, garantör Türkiye’ye de açık uyarılar içermektedir. Konuşmanın tamamı BM’nin sitesinde kayıtlıdır (https://webtv.un.org/en/asset/k1q/k1qdpku8gh) ve her Kıbrıslının kendi gözüyle okumasını öneriyoruz.
Birinci uyarı, güven artırıcı önlemler başlığındadır ve bir tarafa değil, iki lidere birden yapılmıştır. Genel Sekreter, “tüm Kıbrıslıların günlük yaşamlarında fark yaratabilecek güven artırıcı önlemleri belirlemek ve uygulamak için çabaları iki katına çıkarmanın elzem olduğunu” söylemiş ve “iki lidere bu çabaları yoğunlaştırmaları için çağrıda bulunduğunu” belirtmiştir. Bu cümle bir tebrik değil, bir karnedir. İçinde iki eylem vardır: belirlemek ve uygulamak. Ve açık bir ölçü konmuştur: günlük yaşamda fark yaratmak. Yani söz vermek, komite kurmak, “olumlu atmosfer” açıklaması yapmak bu ölçüyü karşılamıyor. Kıbrıslılar geçiş noktasında kaç saat beklediğine, elektriğin kaç saat kesildiğine, mülkünün akıbetinin ne olacağına, cebindeki paranın ne kadar eridiğine bakacaktır.
İkinci uyarı, sürecin nereden başlayacağına ilişkindir. Genel Sekreter, “güven inşası, metodoloji ve esasa dair yeterli hazırlıkların ardından, halihazırda elde edilmiş yakınlaşmaları dikkate alarak yeni bir 5+1 toplantısı toplamaya karar verdiğini” açıklamıştır. Bu satır, BM’nin sıfırdan yeni bir model aramadığının, müzakere müktesebatını ve Crans Montana’ya kadar elde edilenleri koruduğunun ilanıdır. “On yıllar boyunca denenmiş ve tükenmiş çözüm modelleri geçmişte kaldı” diyenlere cevap, aynı gün, aynı metinde verilmiştir.
Üçüncü uyarı, sahaya ilişkindir: “BM’nin Kıbrıs’taki Barış Gücü’nün hem ara bölgedeki hem de BM tarafından belirlenen ateşkes hatlarındaki zorunlu yetkisine saygı gösterilmesi gerektiğini vurgulamak isterim” denmiş, Barış Gücü’nün “etkinliğinin tüm tarafların iş birliğine bağlı olduğu” eklenmiştir. Bu cümlenin muhatabı belirsiz değildir. Pile’de ara bölgede tek taraflı yol ve imar girişimleriyle fiili durum yaratmayı marifet sayanlar, BM araçlarının üzerine dozer sürülmesini savunanlar, “bu yol mutlaka yapılacak” restini çekenler bu çağrının muhatabıdır. Ertuğruloğlu ve ara bölgede kabadayılık siyaseti yürüten yerel yöneticiler soruyu cevaplamak zorundadır: Genel Sekreter saygı ve iş birliği istiyor, dinleyecek misiniz? Kıbrıs Türk toplumunun BM Barış Gücü ile kavga ederek kazanacağı hiçbir şey yoktur.
Dördüncü ve bizce en önemli bölüm ise kapanıştadır. Genel Sekreter, “Kıbrıs konusunda başarılı bir sonucun bölgede önemli bir istikrar sağlayıcı etkisi olacağını güçlü bir şekilde düşündüğünü”, buna karşılık “eğer Kıbrıs kendi sorunlarına bir çözüm bulamazsa, büyük ölçüde alevler içinde olan bir bölgede tanık olduğumuz risklere karşı çok daha savunmasız hale geleceğini” söylemiştir. ‘Guterres neden geldi, umut var mı’ tartışmasının cevabı bu iki cümledir ve her yere asılmalıdır. Çözüm bölgesel istikrarın parçasıdır; çözümsüzlük ise Kıbrıs’ı alevler içindeki bir coğrafyada savunmasız bırakır. Askersizleştirmeyi ve garantörlüğün sona ermesini yıllardır talep eden YKP’nin söylediği de tam budur: bu ada bir cephe hattı değil, ortak vatandır.
Buna karşılık aynı gün üretilen açıklamalar ezberin ne kadar güçlü olduğunu gösterdi. TC Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Öncü Keçeli, “on yıllar boyunca denenmiş ve tükenmiş çözüm modellerinin geçmişte kaldığına” dikkat çekip “egemen eşitlik ve eşit uluslararası statü” formülünü yineledi. TC Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Kabine toplantısı sonrasında aynı çizgiyi tekrarladı. Kuzeydeki yönetimin dışişleri ise “adada iki egemen devlet gerçeği yok sayılarak yürütülecek bir sürecin başarıya ulaşmasının mümkün olmadığını” duyurdu. Kısacası Türkiye tuttuğu pozisyondan milim kımıldamadı ve BM’nin “elde edilmiş yakınlaşmalar” vurgusunun tam karşısına geçti.
Ezber yalnızca bir yakada değil. Hristodulidis, Genel Sekreter’in “elzem” dediği güven artırıcı önlemleri “5+1 görüşme için ön şart değil, olursa iyi olur” diyerek ikinci plana itti. Aynı gün hem müzakere müktesebatına sıkıca sarılmak hem de Kıbrıslıların günlük yaşamını doğrudan etkileyecek adımları “olursa iyi olur” seviyesine indirmek tutarlı bir tutum değildir. Kıbrıslıların günlük hayatı kimsenin pazarlık kozu olamaz.
Kuzeyde son haftalarda “bu kez farklı olacak” iddiası büyük ölçüde “metodoloji” kavramına yüklendi. Ancak aynı ağızlardan Türkiye ile “tam uyum içinde” çalışıldığı da söylenmektedir. Türkiye ise aynı gün “iki devlet” demektedir. O halde ya bu metodolojinin varacağı yer federal çözüm değildir, ya da “tam uyum” söylemi gerçeği yansıtmamaktadır. Bu çelişki açıkça izah edilmedikçe, Kıbrıslı Türklerin önünde duran şey “yeni bir yöntem” değil, işgalin yasallaşmasına giden ve Kıbrıslı Türkleri 80 milyonun içinde eritecek bir yoldur. Bunu görmek için kâhin olmak gerekmiyor; iki açıklamayı yan yana koymak yeterlidir.
YKP, güven artırıcı önlemlerin Genel Sekreter’in koyduğu ölçüyle, yani günlük yaşamda ölçülebilir fark yaratacak biçimde ve takvime bağlanarak açıklanmasını talep eder: yeni geçiş noktalarının açılması; elektrikte iki tarafın daha kalıcı şekilde enterkonnekte edilmesi; yeşil hatta izlenen model ile doğrudan ticaret tüzüğünün uygulamaya konması; mülkiyette adım adım hayata geçirilebilecek modellerin masaya yatırılması; askeri bölgelerdeki kayıp kazılarına engelsiz izin verilmesi; ve Kıbrıslıların alım gücünü eriten Türk Lirası sarmalından çıkış için adanın tümünde ortak para birimi hedefinin gündeme alınması. Bunların hiçbiri kapsamlı çözümün tamamlanmasını beklemeyi gerektirmiyor; hepsine bugünden başlanabilir.
Genel Sekreter, ziyaret boyunca Kıbrıslıları dinlediğini ve aldığı en net mesajın ilerleme talebi olduğunu, Kıbrıslıların “liderlerinin uzlaşma yapmasını ve çözüme giden son kilometreyi yürümesini” istediğini söyledi. Bu mesajın sokakta karşılığı vardı: “Birleşik Kıbrıs” İki Toplumlu Girişimi’nin çağrısıyla ara bölgede ve Lefkoşa’nın her iki yanında yükselen “Şimdi Federal Çözüm” sesi, Kıbrıslı Türk gençlerin Genel Sekreter’e yazdığı ortak mektup, iki toplumlu teknik komitelerde yıllardır emek veren insanların ısrarı, bu ziyaretin en umut verici tarafıydı. YKP, bu sürecin sadece bir izleyicisi değil, takipçisi ve parçası olacaktır. Bu nedenle adanın her iki yakasından barıştan yana tüm Kıbrıslıları (sivil toplum örgütlerini, sendikaları, meslek birliklerini, gençlik ve kadın hareketlerini, bağımsız yurttaşları) çözüm sürecini gerçek anlamda ileriye taşıyacak her eyleme, buluşmaya ve girişime omuz vermeye çağırıyoruz. Masadaki oyalama taktiklerine karşı sokaktaki ısrarımızla cevap verelim.
Yeni Kıbrıs Partisi bir kez daha altını çizer: 5+1 masası kurulana kadar geçecek süre boş bir bekleme odası değildir, tam da güven artırıcı önlemlerin hayata geçirileceği süredir. Bu süreyi “her şeyi konuşalım, hiçbir adım atmayalım” oyunuyla harcamak isteyenlere, iki bölgeli iki toplumlu siyasi eşitliğe dayalı federal çözüm, koşulsuz askersizleştirme ve garantörlüğün sona ermesi talebimizle cevap vereceğiz.
Güven artırıcı önlemler lafta değil, hayatımızda olacak; federal çözüm için sokakta buluşmaya devam!



